Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Allah Dostları & Evliyalar (https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/)
-   -   Hazreti Şeyh Hüseyn-i Mansuri Hallac (Kuddise Sırruhu) (https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/17545-hazreti-seyh-huseyn-i-mansuri-hallac-kuddise-sirruhu.html)

Havasokulu 22.07.17 18:11

Hazreti Şeyh Hüseyn-i Mansuri Hallac (Kuddise Sırruhu)
 
Hz. Mansur-ı Hallac kaddesallahu ruhahul aziz, aşık ve sadık idi. Hakayık ve dekayık içinde menendi yok idi. Nice meşayıh O'nun işini musaddak tutardı. Niceleri Onun işinde tekavvuf edip bir söz söylemezlerdi. Bir kısmı da küfre nisbet eylediler. Şeyh Abdullah Hafif, Ebul Kasım, Ebu Said, Ebul Hayr, Ebu Aliyyul Faremedi ve Ebu Yusuf-u Hamedani onun işini kabul ederlerdi. Üstad Ebul Kasım-ı Kuşeyri rivayet etmiştir:
"Eğer ol makbul-ı hak ise halkın reddi ıle merdud olmaz, eğer merdud ise halkın kabuliyle makbul olmaz."
Niceleri Onu cazılığa nisbet eylediler. İmdi ben aceplerim ol kişiyi kim, bir ağaçtan "Enelhak" gelir reva tutar. Halbuki arada ağaç yoktur, söyleyen Haktır. Hüseyin Mansur-ı Hallac'ın vücud ağacından (enelhak) gelir de reva tutmazlar. Halbuki Hüseyin arada yok, diyen Hak'tır. Nitekim Hazreti peygamber sallalahu Aleyhi ve selam buyurur ki:
"Hak Teala Ömer diliyle söz söyler. Burada ne mülhidin ne de kalanın sözü vardır."

Mansur daima taat ve ibadet içinde tevhid ehli idi. Cemaat mezhebinde idi. Onun sermestliği vardı. Nice meşayıh sermestliğinden ona edebsizlik nisbet eylerdi.

Mansur 18 yaşında Tüster'e geldi. İki ay Abdullah Tüsteri hizmetinde bulundu. Tüster'den Basra'ya geldi. Ebu Osman Mekki ile sekiz yıl sohbet eyledi. Yakup Akta ona kızını verdi. Ondan incindi. Bağdad'a geldi. Cüneyd ile buluştu. Cüneyd'e katı imtihanla mesele sordu. Cüneyd incindi cevap vermedi.
"Tez ola ki seni berdar edip ağaca asalar ve etini şerha şerha (parça parça) edeler" dedi. Mansur eyitti: "Beni ağaca astıkları gün sen suretini değiştiresin, ayrık kiyas (elbise) giyesin. Benim katlime fetva veresin"
Kitab naklinde şöyledir: O vakit Bağdad şehrinin ulemaları onu öldürmeye fetva yazdılar. Cüneyd'e de yaz dediler. Cüneyd sofular donunu çıkardı, ulema kıyasını giydi ve eyitti. " Biz onun zahirine hükm ederiz ki tepelemelidir. Batınını Allah bilir."

Hüseyn Mansur Cüneyd'den sualine cevap almadı. Desdur dilemedi. Kalkıp Tüster'e geldi. Bir yıl kaldıktan sonra, halk onun sözlerini kabul eylemez oldu. Bir zaman halk donunu giydi. Bir zaman dünya ehli sohbetinde oldu. Beş yıl Maveraünnehr'de dolaştı. Ehvaz'a vardı. Oradan Kabe'ye geldi. Oradan Basra, ehvaz, Maveunnehr, Hindistan ve oradan da Maçin'e vardı. Bunlara türlü sıfatlar gösterir ve tazyikler ederdi. Yine Mekke'ye geldi. İki yıl orada mücavir oldu. Çün geri geldi, ahvali mütegayyir oldu. Halkı mana ile davet eyledi. Kimse onun halini bilmedi. Mansur'u elli şehirden kovdular.

Nakildir: Birgün pamuk anbarının önünden geçerdi. Bir nazar eyledi: Ol pamuk, çiğidinden ayıklandı. Halk onu görüp mütegayyir oldular. Onun için hallac dediler. Hergün 400 rekat namaz kılardı. Onu fariza edinmişti.
"Niçin renç çekersin?" deyene,
"Rahat isteyene rahat haramdır" dedi. "Elli yaşım değin hiçbir kimsenin mezhebini tutmadan dört mezheb içinde ruhsat ile amel etmedim. Azimetle amel ettim. Bu elli yıl içinde kıldığım namazların her birisi için gusl eyledim" derdi.

Birgün birisi Mansur'un boynunda gezen bir akrep gördü. Almak için elini uzattı. Mansur:
"Elini çek, iki yıldır bizimle beraberdir". Dedi.

Nakildir : dörtyüz sofi ile beriyeye girdi. Acıktılar.
"Ya şeyh bize bir pişmiş baş, sıcak gerde (ekmek) yedirsen" dediler.
"Oturun" dedi. Elini hırkasına soktu, bir pişmiş başı, sıcak gerdeye sarılmış olarak önlerine koydu. Yaş hurma dilediler.
"Gelin beni ağaç gibi sallayın " dedi. Salladılar. Yaş rutab (hurma) döküldü. Doyunca yediler.
Sordular:
"Arif'in vakti olur mu?"
"Yok. Onunçün ki vakit, sahibi fevt sıfatıdır. Kendi sıfatıyla aram eyleyen arif değildir. Arif makamı "Limeallah" vakittir.

Sordular "Allah'a yol nedir?"
"İki kademdir. Bir kadem dünyadan götüresin. Taki Allah'a eresin" dedi.
Hulku azim dedikleri odur ki halkın cefası onun gönlüne girmeye, Halıka layık ola.
İhlas bir süzektir, işi onunla süzerler. Şirk ve riya bulanıklarından söyleyen kimse gönülleri helak edicidir.
Dünyayı terk eylemek nefs zühtüdür. Ahireti terk eylemek gönül zühtüdür. Kendini terk eylemek can zühdüdür.

Hüseyn Mansur'a çok düşmanlar ve münkirler zahir oldu. Anı küfre nisbet ve canına kast eylediler. Halifeye haber verdiler. Halife çağırdı:
"Enelhak deme , huvelhak de" dedi. Hüseyn:
"Bizim için de öyledir" dedi. Halifenin veziri İsa onu zindana iletti. Bir yıl zindanda kaldı. Halk gelip meseleler sorarlardı. Sonra yasak oldu. Beş ay yanına kimse bırakılmadı. İbni Ata ile Abdullah Hafif Hazretleri bir defa gelip gördüler. Bir kere de İbni Ata bir ademle haber gönderdi ki:
"Ya Hüseyn! Bu sözü dedin, özür dile zindandan kurtulasın. Hüseyn:
"Ben ne dedim ki anın için özür dileyeyim. Halıkı koyup halka yalvarmazam". Dedi. İbni Ata Mansur'un bu sözünü işitti ve ağladı: "Biz Hüseyn'in onda biri değiliz" dedi.

Nakildir: Birkez Hüseyn'i zindanda bulamadılar. İkinci gece de zindanı bulamadılar. " Kande idin? Diye sordular.
"Ol gece Allaha vardım" dedi. "İkinci gece kande idin? "
"Ol gece de Allah bize geldi, zindanı ondan bulamadılar" dedi.

Hüseyn zindana girdiğine orada üçyüz kişi vardı.
"Ey zindan ehli dilerseniz sizi azad eyleyeyim, çıkın gidin " dedi. Onlar:
"Eğer elinden gelen bir iş ise, kendini azad edip bu beladan kurtulaydın" dediler. Parmağıyla işaret eyledi. Ellerindeki ol bağlar çözüldü. "Ya zindan kapısı ne olacak? Nice çıkalım? " dediler. Gine işaret eyledi, kapı açıldı.
"Varın gidin" dedi.
"Sen gelmez misin?" dediler..
"Benim Allah'la işim vardır. İşlemeyince olmaz " dedi. Bunlar hep gittiler. Gördüler ki zindanda Mansur'dan gayri kimse yok, ona sordular:
"Azat ettim" dedi.
"Ya sen niçin gitmedin? " Dediler.
"Hak'la benim işim vardır, yerine gelse gerektir" dedi. Bu işe halk hayran kaldılar. Halife "ya öldürün, ya da ağaçla dövün ki ta bu sözden dönsün" dedi. Zindandan çıkardılar, üç ağaç vurdular. O ağacı vuran fadih işidirdi ki her bir ağacı vurduğunda:
"Ya İbni Mansur: La tehaf indel halli diye seda ederdi. (Ben ol üç ağaç vuran zalimin kuvvetine taaccüb ederim ki) ünü işidir havf edip elini tutamazdı. Sonra iletdiler dare asalar nice bin adem çevresinde toplandı. Mansur gözünü yuımdu. (Hak, enelhak) derdi. Hergiz sözünden dönmedi.
O halde iken bir derviş geldi. "Aşk nedir?" dedi.
"Üç gün ne görürsen odur" diye cevap verdi.
Birinci gün, öldürdüklerini, ikinci günü ateşte yaktıklarını, üçüncü günü külünü göğe savurduklarını gördü.
O halde hadim geldi öğüt diledi. " nefsini bir nesneye meşgul eyle yoksa seni başka bir nesneye meşgul eyler ki sen onu görmezsin" dedi.

Mansur' u asmaya götürürlerdi. Eli ayağı on üç yerden bağlı idi. Gülerdi. Sordular:
" Bu halde gülmenin vakti midir?"
"Kurban yerine giderim diye gülerim" dedi. Andan nara urup bu şiiri söyledi.
Ol Aşık'ı sermesti dar ağacına irişdirdiler. Evvel merdiveni öptü. Sonra ayağını bastı.
"Meriveni niçin öpersin? " dediler.
"Erenler miracı asılmaktır" dedi Başının tülbentini, tılsanını giderdi. İki elini kaldırdı ve yüzünü kıbleye yöneltti. Münacatla meşgul oldu. Şibli karşısına geldi . Surei Hicr in 70. Ayetini okudu. Ve:
"Ya Hallac tasavvuf nedir?" dedi.
"Kemter makamı budur ki görürsün".
"Ala makamı nedir?"
"Sana ondan sormaya yol yoktur."
Herbir kişi taşlar attılar. Şibli dahi şer'a muvafakat için gül attı:
Hallac: " aah" etti. Dediler:
"Halk bu kadar taşlar attılar ah etmezsin de Şibli bir gül atınca ah edersin."
"Taş atanlar bilmeden atarlar, mazurdurlar ama Şibli bilip atar, onun için ah eyledim" dedi. Mubarek elini kestiler. Hallac güldü:
"Neye güldün?" dediler. "Bu kez sıfat eli kesilmesin ki onunla himmet üsküfünü (bir çeşit sarık) arş altından aldım, başıma giydim." Ayağını kestiler, tebessüm eyledi ve dedi ki:
"Bu ayakla dünya seferini eylerdim, kesilirse gam değil. Himmet ayağım dursun. Onunla ahret seferini ederim. Elinizden gelirse onu da kesin" dedi. İki ellerini dirseklerine kadar kana buladı ve kanı yüzüne sürdü.
"Niçin böyle yaparsın?" dediler.
"Kan benden gitti. Bilirim ki benzim sarardı. Korktu sanmayasanız diye kanı yüzüme sürdüm ta ki kızıl benizli görüneyim" dedi.
"Dirseklerine kadar niçin süründün?" dediler.
"Aşk abdesti aldım ki, aşk namazının iki rekati dürüst değildir ta ki aşık-ı biçare, kendi kaniyle abdest almayınca."
Bu kez dilini kesmek istediler. "Bir dem sabr eyleyin ki münacat edeyim" dedi ve:
"İlahi ! Bu bana ettikleri rahmeti, senin şer'in ve buyruğun yerine gelsin diye yaparlar. İlahi ! bunların suçu yoktur, kendilerini yarlığa ve ümitlerine eriştir. Padişaha ! Perverdiğara ! Benim elimi ve ayağımı kestilerse senin rızan için ve senin yolunda keserler. İlahi bunları binasib ve mahrum kılma" dedi.
Bu kez iki gözlerini çıkardılar. Bir niceler bu tesir etti ağlaştılar. Sonra iki kulağını kestiler. Ve taş yağdırdılar. Son nefeste surei Şuara nın 18. Ayetini okudu. Akşam namazı vaktinde, kaza gününde, rıza meydanında Hüseyn Mansur can verdi. Onu pare pare eylediler. Her bir endamından avaz işitirlerdi."Hak! Hak! Enelhak!." . Meydan içinde parelerini koyup gittiler.
Ertesi gün geldiler. Gördüler ki meydanın içi " Enelhak" sadası ile dolmuş idi. Diri iken bir yerden gelen "Enelhak" avazı bu kez herparesinden işitiliyordu. Halk: "Bunun fitnesi evvelkinden fazla geldi" dediler.
Bu gece parçalarını bir yere toplayıp ateşe yaktılar, külünü göğe savurdular. Külünden de "Enelhak" avazı gelirdi. Külünün bir azını Dicle ırmağına saçtılar. Dicle üstünde dahi enelhak sadası dolaştı. Aciz ve hayran kaldılar.

Hazreti Hüseyn diriliğinde hadimine ısmarlamıştı. Benim külümden Dicle ırmağı taşarsa Bağdad'ı harap eyler. Taşmağa başlayınca hırkamı suya karşı tut demişti. Filhakika öyle yapınca su sakin, saçtıkları kül de hamuş oldu, toplandı bir yere geldi. Ol külü alıp defneylediler. Derler ki yarın kıyamet gününde Arasat olacak, Hallac'ı zencir ile bağlayıp götüreler. Eğer şaşarsa kıyamet kavmini birbirine vura.

Hallac'ı Mansur'un asıldığı gece meşayihten biri namazdan fariğ olunca hafiften bir avaz işitti:
Biz Hallac'a sırrımızdan bir sır gösterdik. Onu fahş eyledi. Her kim sultanlar sırrını fahş eyleye cezası budur.

Şibli de Hallac Türbesi münacatında:
"Bu mü'min ve arif idi. Niçin bu belayı buna eylediler?" Dedi. Hafiften bir avaz geldi ki:
"Ya şibli ' onun için eyledik ki bizim sırrımızı gayra söyledi. Sır saklamayanın cezası budur."
Şibli düşünde Hallac'ı görüp sordu:
"Sana bunca azab eden halka, Hak neyledi." Dedi ki " İki bölüğüne de rahmet eyledi" . "Bir bölüğü benim halimi bilip şefkat ederlerdi. Onun için rahmet eyledi. Diğerleri benim halimi bilmezlerdi. Hak'kın emri yerine gelsin diye azab ederlerdi. Onlara da onun için rahmet eylendi."

Hallacı astıkları zaman iblisi lain karşısına geldi.
"Sen enelhak dedin, sana rahmet eylediler, Ben "enelhayr dedim" bana lanet eylediler sebebi nedir. Hallac:
"Sen benlik eyledin. Ben benliği kendimden uzak eyledim sebebi budur" dedi.
Alıntı

spacetimereality 31.07.17 09:49

Allah razı olsun

Aliye 12.08.17 09:40

Düşmanın attığı taş yaralamazda insanı,dostun gülü gün gelir acıtır canını

Mansur 12.08.17 09:52

Hz.mansurun katline fetvayi cuneydi bagdadi mi vermisIlk defa duydum hayret icindeyim

Tinda 12.08.17 15:15

Allah razi olsun guzel paylasim

ayperi 17.12.17 12:19

Bu yazıya kati suretle katılmıyorum Hallacı Mansur’un katli tam bir vahşet sahnesidir. En vahşi hayvan dahi kurbanını önce öldürür sonra parçalar oysa o devir de şeriatın sözde koruyucuları cezbe halinde söylenen sözden kişi sorumlu değildir diyenlerdir bu olaydan evvel.
Önce ellerini kestiler sonra ayaklarını sonra gözlerini oydular en sonunda dilini kestiler de öyle ruhunu teslim etti sonra da yakıp küllerini havaya savurdular islamda işkence yoktur ‘Allah zalimleri sevmez’ Mansur idama gider iken hakkını bu insanlara helal etti de Zül intikam hakkı Allahu Tealadan tecelli etti Bağdat halkı ile uleması ve yobaz şeriat korucuları ile lanetlendi,Kerbela Fırat kolunun bir yerinde,Hülagü orayı tahrip etti 400 bin kişinin kafasını kesti,Haccac orda 70 bin kişinin kafasını uçurdu. Bu Allah’ın onlara ‘Benim dostlarımla uğraşmanın karşılığı budur’ cevabı idi. Allah böyle yobazların şerrinden korusun.

yasinrazi 29.11.18 11:44

Allah razi olsun

Lil bin Ali 07.12.18 14:25

ben günde 1000 rekat namaz kılar diye biliyordum

öldürüldügü gün 400 500 tane kıldı diye biliyordum

Lady 11.03.19 11:17

HALLACI MANSUR

Asıl adı Hüseyin bin Mansur’dur. Hallac denilmesinin sebebi şudur: Bir gün, arkadaşı olan bir hallacın dükkanına girdi. Bir işinin görülebilmesi için onun yardımını rica etti. Fakat hallacın gittiği yerden dönüşü biraz uzun sürdü. Geldiğinde; "Ya Hüseyin, senin için bugün işimden oldum" diye söylendi. Hallac-ı Mansur onun endişeli hâline bakarak gülümsedi; "Üzülme senin işini de biz halledelim" diyerek parmaklarını pamuk yığınlarına doğru uzatıverdi. O anda henüz atılmamış pamuk yığınları harekete geçti. Kaşla göz arasında, tel tel saf pamuk bir tarafa, kirli ve süprüntü kısmı ise diğer tarafa ayrıldı. Hallaç şaşırıp kalmıştı. Olay kısa zamanda halk arasında yayıldı. Bundan sonra da ona Hallac-ı Mansur dendi.

Pek çok kerametleri görüldü. Yanına gelenlere yazın kış, kışın yaz meyveleri ikram ederdi. İnsanlara, evlerinde ne yediklerini, ne yaptıklarını, ne konuştuklarını ve kalblerinden geçenleri Allahü teâlânın izni ile haber verirdi. 400 kişi ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç gün geçti. Yiyecek hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir hâle geldikleri sırada ona gelerek hallerini arz ettiler. Hemen elini arkaya uzatıp, 400 kişinin her birine bir kelle ile iki pide verdi.

Yüz kırbaç vurun
Halife, "O, fitne çıkarmak istiyor, onu katledin veya Enel-Hak sözünden dönene kadar dövün" emrini verdi. Ona önce yüz kırbaç vurdular. Hiç ses çıkarmadı. Ölmediğini görünce, ellerini ve ayaklarını kestiler. "Korkudan sarardığımı sanmayın. Kan kaybetmekten sararıyorum" buyurdu. Darağacında "Tasavvuf nedir?"diye sordular. "Tasavvufun en aşağı derecesi, işte bende gördüğünüz bu hâldir." "Ya ileri derecesi?" dediler. "Onu görmeye tahammülünüz olmaz" dedi.

İdam edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hatta tebessüm ediyordu. Bir dostu, gül attı. O zaman inledi. Sebebi sorulduğunda; "Taş atanlar beni tanımaz. Halden anlayanların bir gülü beni incitti" dedi. Ellerinden, bacaklarından sonra dilini de kesmek istediler. İzin isteyip; "Allah’ım, bana senin için bu işkenceyi reva görenleri affet!" diye yalvardı.

Daha sonra dili ve başı da kesildi, cesedi yakıldı, külleri Dicle'ye atıldı. Atılan küller dökülür dökülmez, nehir hemen kabarmaya başladı. Kabaran Dicle'nin suları Bağdat'ı basmak üzereydi. O zaman bir dostu hırkasını Dicle'ye attı ve Dicle bir müddet sonra eski normal hâlini aldı. Hallac bu kimseye, şehit edilmeden önce: "Benim kollarımı, bacaklarımı, başımı kestikten sonra, cesedimi yakıp, külünü Dicle'ye atarlar. Korkarım ki, nehir taşıp Bağdat'ı basar. O zaman hırkamı nehre götürüp at" buyurmuştu.

Sancaktar2187 15.03.19 10:45

Allah razı olsun

Och 04.05.19 17:11

Allah razı olsun

Drogo 30.07.19 09:46

GÜZEL BİR KISSA.

Tarihte Hülagü hanın bir hikayesi anlatılır. Hülagü han,
Cengizhan’ın torunudur. Kadın, yaşlı, çocuk, hamile demeden
bazı kaynaklara göre 200 bin, bazı kaynaklara göre de 400 bin ki-
şiyi katletmiştir.
Cami, hastane, saray ne varsa hepsini yok eder. Kütüphaneleri
ve tarihi eserleri yakar, yıkar. Milyonlarca dini ve ilmi eserin
büyük bir kısmını Dicle Nehri’ne attırır.
Hülagü’nün zalimliğini anlatmak için Dicle’nin günlerce
kan ve mürekkep aktığı söylenir.
Hülagü bir gün, şehrin dışına kurduğu karargâhında, o beldenin
en büyük âlimi ile görüşmek istediğini bildirir.
Bu haber, âlimler arasında korku ve endişeye sebep olur.
Kimse Hülagü tarafından öldürülmek korkusuyla bu davete icabet
etmek istemez.
Bu haber, zamanın genç âlimlerinden Kadıhan’a da ulaşır.
Kadıhan, ufak tefek tıfıl bir gençtir. Daha sakalı bile çıkmamıştır.
Böylesine bir daveti kabul ettiğini söyleyerek Hülagü ile
görüşmeye gidebileceğini bunun için kendisine bir deve, bir keçi,
bir de bir horoz verilmesini ister.
Böyle bir fedainin ortaya çıkması ulema sınıfını rahatlatır.
Çünkü bir kurban bulunmuştur.
Hülagü’nün şerrinden korkan ulema sınıfı bu isteği hemen
karşılar.
Kadıhan, hayvanlarla birlikte çadıra varır. Hayvanları çadırın
dışında bırakarak içeriye girer ve kendini tanıtır. Kendisiyle
görüşmek üzere geldiğini söyler.
Hülagü, genci tepeden tırnağa süzer ve beklediği tipte biri
olmadığını görerek, ‘‘Bana göndermek için bula bula seni mi buldular.
Gönderecek başka birini bulamadılar mı?’’ diye sorar.
Kadıhan gayet sakin bir şekilde ‘‘Görüşmek için iri yarı,
boylu boslu birini istiyorsan, bir deve getirdim. Sakallı yaşlı birisi
ile görüşmek istiyorsan, bir keçi getirdim. Eğer gür sesli birisiyle
görüşmek istiyorsan horoz getirdim. Üçünü de çadırın önüne bı-
raktım. Onlarla görüşebilirsin’’ der.
Hülagü, karşısındakinin sıradan biri olmadığını anlar ve
‘‘Şöyle otur bakalım’’ diyerek kendisine yer gösterir ve ilk sorusunu
sorar.
‘‘Söyle bakalım, beni buraya getiren sebep nedir.’’
Kadıhan gayet sakin bir şekilde; ‘Seni buraya bizim amellerimiz
getirdi. Allah’ın bize verdiği nimetlerin kıymetini
bilemedik. Esas gayemizi unutup makam, mevki, mal mülk
peşine düştük. Zevk ve sefaya daldık. Cenab-ı Hak da bize
verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi’ der.
Hülagü, ikinci sorusunu sorar.
‘‘Peki, beni buradan kim gönderebilir?’’
Cevap çok manidardır.
‘‘O da bize bağlı. Kendimize dönüp ne kadar kısa zamanda
toparlanıp, bize verilen nimetin kıymetini bilir, zevk
ve sefadan, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan
vazgeçersek işte o zaman sen buralarda duramazsın.’’

dagistani 30.07.19 17:33

Belki o zamanda yaşasaydık taş atanlar içinde bizde bulunacaktık. Allah hepimizi affetsin.

Sevdali 18.08.19 23:29

Rabbim makamlarını alî eylesin

ebu ubeyde bin cerrah 26.08.19 20:53

tarihsel olaylar dığru tahlil edilmelidir. işi ehline havale etmelidir. hallacı mansur tasavvufun tehlikeli sularında yol almış niceleride aynı yoldan geçtiği halde onlar aynı şeylerle muhatap olmamışlar.ruhu şad olsun. benim acizane kanaatim hallaç yüksek mertebende bir Allah dostudur.Allah şefaatine nail eylesin. ibni arabi hakeza yine öyledir. yaşadıkları isitğrak halindeki hadisler bu husuta yorum yapmak haddime değildir.Allah cümlesinden razı olsun.

Lil bin Ali 26.08.19 21:17

ebu ubeyde bin cerrah

hani ibni arabi hz leri sana göre güvenilir bi kaynak deildi . ?

ebu ubeyde bin cerrah 26.08.19 21:37

lil kaynak meselesi farklı bir şeydir.şahsın güvenirliği başka bir şeydir. sonuç itibariyle ibni arabi eserleri avamın anlayacağı bir uslupta değildir.bu sebeplede ibni arabi eserlerinden istifade nerede ise imkanszıdır. işte yanıldığnız temel noktalardan bir tanesi budur. bununda ana sebebi islami terminolojiye karşı yabancı olmaktır.

ebu ubeyde bin cerrah 26.08.19 22:18

zahmet edip 24 dk bu videoyu dinleyenler ne dmek istediğimi bir nebze olsun anlama fırsatı bulurlar.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Zen 24.10.19 13:37

Hallac-ı Mansur “Ene’l-Hak!.. Ene’l-Hak!.. Ene’l-Hak!..” (Ben Hakkım!) diye diye inlerdi.

Halk ikiye bölündü. Bir kısmı zâhire göre hükmetti, Hallac-ı Mansur’u inkâr etti ve sözüyle dinden çıktığını ileri sürdü. Bir kısmı da Hallac-ı Mansur’un bu sözüyle benliğini reddettiğini ve Hakkı dilediğini savundu.

Hallac-ı Mansur mahkemeye çıkarıldı, hapse atıldı, kendisine işkence edildi. “Ene’l-Hak deme! Hüve’l-Hak (Hak Odur) de!” dediler.

Hallac, “Bizim için de Hak Odur!” dedi.

İbn-i Atâ haber gönderdi:

“Özür dile ki zindandan çıkarsınlar!”

Hallac, “Ben ne dedim ki özür dileyeyim? Ben Halık’ı bırakıp halka yalvarmam!” dedi. Bir yandan da “Ene’l-Hak! Ene’l-Hak!” diye feryat ediyordu.

Bağdat uleması Hallac’ın katledilmesi için fetva verdi. Nihayet fetva gereğince Hallac idam edildi.

Şiblî, Hallac-ı Mansur’u rüyasında gördü ve sordu:

“Sana azap eden ve seni asan halka Cenab-ı Hak nasıl muamele eyledi?”

Hallac:

“Benim hakkımda halk ikiye bölünmüştü. Bir kısmı benim hâlimi bilirdi. Bana şefkat ederdi. Bir kısmı da benim hâlimi bilmezdi. Şeriatı muhafaza ve Cenab-ı Hakk'ın emrini yerine getirmek için bana azap ederdi. Cenâb-ı Hak her iki bölüğe de rahmet eyledi. Çünkü her ikisi de masumdu!”

Bir derviş rüyada gördü ki, şeytan Hallac-ı Mansur’u görünce şaşırdı ve şöyle dedi:

“Sen ‘Ene’l-Hak’ (Ben Hakkım!) dedin. Ben ‘Ene’l-Hayr’ (Ben hayırlıyım!) dedim. Sana rahmet olundu, bana lânet edildi. Bunun hikmeti nedir?”

Hallac-ı Mansur şu cevabı verdi:

“Sen enaniyetine güvendin ve benlik eyledin. Ben ise enaniyetimi inkâr ettim, benliği kendimden uzak eyledim. Benliğimi Hak'ta gördüm!”

Zerre 26.10.19 02:55

Enel- hak meğer olmuş enel-aşk
Bilinmez bir hazine idim bilinmeyi sevdim

Koca 04.03.26 16:09

Mansûr oğlu Huseyn,Huseyn bin Mansûr :) Cân Huseyn :) Cân Mansûr :) Karmâtî-'İsmâ'îlî Şî'îlerden olan bu velî hakkında kim en büyük yanlış ''Hallâc'' sözü ile ilgilidir.Sanıldığı üzere babasının mesleği yâhûd kerâmetleri nedeni ile değil,bu gün de,dün de bütün Îrânlıların vurguladıkları üzere bir ''Kalaç Türkü'' olmasından ötürü bu söz ile anılmıştır.El-Hakk!Mansûr oğlu Huseyn,Huseyn bin Mansûr bir Kalaç Türküdür!Uş bu ulu kişi,biz Türklerin,yığınlar hâlinde İslâma girmesine vesîle olmuş Türk ırklı bir kişidir.Nitekim ondan sonra,onun bu çabasını,soydan da,yoldan da 'Alevî olan Koca 'Ahmed Yesevî sürdürecektir.Özellik ile Türk/Türkmen tasavvûfunun,tarîkatının gelişmesine en büyük katkıyı kata bilmiş bir ulu kişidir.Horâsânı,Keşmîri,Mâverâ'u'n-Nehri,Tâlekânı,Türkistânı gezerek oralarda yaşayan Türklerin ve hattâ gayri Türklerin İslâma girmesine sebeb olmuştur.Onun etkisi ile İslâma girenlere ''Mansûrî'' deniliyor idi.Çarpıcı bir gerçek şudur kim Mansûr oğlu Huseyn,Huseyn bin Mansûr,12 yaşında hâfiz olmuş bir velî idi ve günde 400 rek'at nâfile salât kılar idi.Allâh Tebârek ve Tekaddes,oğul Huseynin ve baba Mansûrun şefâ'atına nâ'il eylesin :) Eyvallâh :) Cumle evliyâ demine devrânına hû :) 'Aşk ile cânlar :)


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:43.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148