Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > islam & Tasavvuf > Allah Dostları & Evliyalar


BEŞİKTAŞLI YAHYA EFENDİ hayatı


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 18.12.23, 20:05
Kâf-u Nûn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.01.19
Bulunduğu yer: ..
Mesajlar: 347
Forum Puanı: 2962
Etiketlendiği Mesaj: 8 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart BEŞİKTAŞLI YAHYA EFENDİ hayatı

900 (1495) yılında Trabzon’da doğdu. Beşiktaşî Yahyâ Efendi, Müderris, Molla Şeyhzade olarak tanınır.
Hayatına dair ilk bilgiler Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-şuarâ’sında, Âlî Mustafa Efendi’nin Künhü’l-ahbâr’ında, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-şuarâ’sında ve müridlerinden Şâban Efendi’nin soyundan gelen Mehmed Dâî’nin Menâkıb’ında yer alır. Daha sonra yazılan eserlerde ise genelde bu kaynaklara atıf yapılmıştır. Babası Şâmî Ömer Efendi, annesi Afîfe Hatun’dur. Bazı kaynaklarda babasının Amasyalı olduğu kaydedilir (Âlî Mustafa Efendi, vr. 472b). Ömer Efendi’nin Trabzon’da kadılık yaptığı dönemde II. Bayezid’in oğlu Şehzade Selim Trabzon sancak beyi idi. Bu dönemde Ömer Efendi ile şehzade arasında bir dostluk kurulduğunu tahmin etmek mümkündür. Yahyâ Efendi’nin doğumundan birkaç gün sonra Şehzade Selim’in oğlu Süleyman’ın dünyaya gelmesi muhtemelen iki aileyi birbirine daha da yakınlaştırmıştır.
Nitekim Şehzade Süleyman’ın annesinin sütü yetmeyince Afîfe Hatun’un şehzadeyi de emzirdiği ve Yahyâ Efendi ile Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi oldukları belirtilmektedir. Ömer Efendi’nin Trabzon’dan sonra nerede görev yaptığı bilinmemekte, ancak Şam’a döndüğü ve orada vefat ettiği kaydedilmektedir.

Yahyâ Efendi çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Trabzon’da geçirdi. Atâî onun bu dönemde sık sık şehir dışında bir mağarada inzivaya çekildiğini ve bunun yedi yıl sürdüğünü belirtir. Onun aynı dönemde Trabzon’daki medreselerden birinde tahsilini tamamladığı tahmin edilebilir. Yahyâ Efendi, Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkışının ardından Şehzade Süleyman’ın maiyetinde ailesiyle birlikte İstanbul’a gitti (Mehmed Dâî, vr. 13a-b). İstanbul’da tahsilini Zenbilli Ali Efendi’nin yanında tamamladı (Âlî Mustafa Efendi, vr. 473a). Hocasının vefatı üzerine günlük 15 akçe ile Canbaz Mustafa Medresesi’nde müderrislik görevine başladı. Ardından Hacıhasanzâde, Efdâliye, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa, Üsküdar’da Mihrimah Sultan medreselerinde ve 960 (1553) yılında Kadızâde Ahmed Şemseddin Efendi’nin yerine tayin edildiği Sahn-ı Semân Medresesi’nde müderrislik yaptı. Göreve tayininden iki yıl sonra Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi olayı sırasında saraydan çıkarılan annesi Mâhidevran Sultan’ın yeniden saraya alınması için Kanûnî’ye yazdığı bir arîza yüzünden araları açıldı ve görevinden uzaklaştırıldı; ardından günlük 50 akçe ile emekliye sevkedildi (a.g.e., vr. 473a). Âşık Çelebi, Yahyâ Efendi’nin bu duruma çok üzüldüğünü nakleder. Kanûnî Sultan Süleyman’ın Yahyâ Efendi’yi görevinden azletmekle birlikte faaliyetlerine pek müdahale etmediği anlaşılmaktadır. Daha sonraki yıllarda padişahın şeyhe altın ve gümüşten hediyeler gönderdiği, şeyhin de bahçesinde yetiştirdiği bazı ürünleri padişaha yolladığı rivayet edilir (Kınalızâde, II, 883). Görevinden ayrılmasından sonra kendi imkânlarıyla Beşiktaş’ta geniş bir arazi satın aldı ve hayatının geri kalan kısmını burada kurduğu dergâhta geçirdi (bk. YAHYÂ EFENDİ KÜLLİYESİ). Onun Boğaz kenarında, Hz. Mûsâ ile Hızır’ın buluştuğu yer olarak kabul edilen Hıdırlık adını verdiği bölgeye rüyasında gördüğü bir şahsın işaretiyle gidip tekkesini kurduğu belirtilir (Âlî Mustafa Efendi, vr. 473a; Mehmed Dâî, vr. 15a-b). Bazı kaynaklarda Yûşa‘ peygamberin Beykoz’daki makamının Yahyâ Efendi tarafından keşfedildiği anlatılır. Kınalızâde Hasan Çelebi onun Anadolukavağı’nda Yoros’ta bir mescid, medrese ve hamam yaptırdığını yazar (Tezkire, II, 883). Menâkıb’da da Yahyâ Efendi’nin sık sık Yoros’a giderek dinlendiği ifade edilir. 9 Zilhicce 978 (4 Mayıs 1571) tarihinde kurban bayramı gecesi vefat eden Yahyâ Efendi’nin cenaze namazı bayram namazından sonra Ebüssuûd Efendi tarafından Süleymaniye Camii’nde kıldırıldı ve dergâhının bulunduğu yere defnedildi. Cenazeye devlet erkânı, ulemâ ve halktan büyük bir kalabalık katılmış, II. Selim’in emriyle dergâhın bulunduğu yere bir türbe inşa edilmiştir.

Yahyâ Efendi’nin ailesi hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Mehmed Dâî, onun İstanbul’a geldiğinde Kanûnî Sultan Süleyman’ın hemşirezadesi Şerife Hatun’la evlendiğini yazmaktadır (Menâkıb, vr. 14b). İbrâhim ve Ali isminde iki oğlunun şeyh unvanı taşıması kendisinden sonra meşihatı bunların üstlenmiş olabileceğini akla getirse de haklarında herhangi bir bilgiye rastlanmadığından bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün görünmemektedir. Hocazâde Ahmed Hilmi, Odabaşı Şeyhi Mustafa Efendi’nin hayatından bahsederken onun Yahyâ Efendi’nin torunlarından Emetullah isminde bir hanımla evlendiğini kaydeder (Ziyâret-i Evliyâ, s. 137). Divan edebiyatının kadın şairlerinden Hubbî Hatun’un da (ö. 998/1590 [?]) Yahyâ Efendi’nin torunu olduğu rivayet edilir.

Yahyâ Efendi’nin hayatında Osmanlı merkezî iktidarı ile ilişkileri önemli olup bu ilişkiler hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi verilir. Yahyâ Efendi ile Kanûnî Sultan Süleyman arasında Trabzon’da başlayan dostluk İstanbul’da devam etmiş, onun İstanbul’a gelmesini Kanûnî istemiştir. Bu dönemde Kanûnî’nin Yahyâ Efendi’ye ve ailesine karşı saygı duyduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Kanûnî’nin İstanbul’da inşa ettirdiği ilk mescid Yahyâ Efendi’nin annesi Afîfe Hatun’un adını taşımaktadır. Kanûnî Sultan Süleyman kendisinden birkaç gün önce doğan Yahyâ Efendi’ye ağabey diye hitap eder ve zaman zaman ziyaretine giderdi. Yahyâ Efendi’nin devlet işlerine karışacak cesareti göstermesi de bu yakınlığı ortaya koymaktadır.
Yahyâ Efendi birçok konuda Kanûnî’ye arzlar yazmış, talep veya tavsiyelerde bulunmuştur. Meselâ bir şiirinde İran şahının faaliyetleri hususunda padişahı uyarmış, kızılbaş hareketinin bir fitne olduğunu ve mutlaka bastırılması gerektiğini belirtmiş, bu konuda babasını örnek almasını istemiştir (Divan, vr. 34a, 39b). Hatta kızılbaşlarla mücadele esnasında her türlü şiddete başvurulabileceğini söylemiştir. II. Selim de Yahyâ Efendi’ye büyük saygı gösterir, onu ziyaret eder, bazı konularda kendisine danışır, bazan da hediyeler gönderirdi (Mehmed Dâî, vr. 65b-68b).

Öte yandan Yahyâ Efendi Rüstem Paşa, Sokullu Mehmed Paşa ve Semiz Ali Paşa gibi önde gelen vezirlerle de temas kurmuştur. Kaynaklarda onun saraya sık sık şefaatnâmeler yazarak kendisine başvuranların işlerinin halledilmesine aracı olduğu nakledilir. Ancak bu tavrı devlet işlerine müdahale gibi algılanmış, Rüstem Paşa ve Semiz Ali Paşa ile bazı gerginlikler yaşanmıştır. Rivayete göre Rüstem Paşa, yaptırdığı camiye malzeme temini için Yahyâ Efendi’nin çok önem verdiği mekânlardan Yoros Kalesi’ni yıktırmak istemiş, bunun üzerine Yahyâ Efendi padişaha bir tezkire yazıp paşayı şikâyet etmiştir. Bu müdahaleye çok sinirlenen Rüstem Paşa kalenin hemen yıkılmasını emretmiş, bu amaçla yola çıktığı sırada atından düşmüş, şeyhten özür dilemişse de kabul edilmemiş, neticede çektiği acılar yüzünden ölmüştür (a.g.e., vr. 57a-59a). Bu rivayetin doğruluğu tartışılsa bile Menâkıb müellifi Mehmed Dâî’nin böyle bir olaya yer vermesi Rüstem Paşa ile Yahyâ Efendi arasında bir anlaşmazlığın mevcudiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Anlaşmazlığın temelinde muhtemelen Rüstem Paşa’nın Şehzade Mustafa’nın öldürülmesindeki gayretleri yatmaktadır. Yahyâ Efendi’nin Sadrazam Semiz Ali Paşa ile arasının açık olmasının sebebi ise sadrazamın Yahyâ Efendi’nin bir isteğini yerine getirmemesidir. Atâî’nin verdiği bilgiye göre Yahyâ Efendi, bu davranışı karşısında Semiz Ali Paşa’ya gücenmiş, bir süre sonra sadrazam yakalandığı hastalığın sebebini buna bağlayıp özür dileyince araları düzelmiştir (Zeyl-i Şekāik, s. 149). Yahyâ Efendi’nin, müridlerinden Turak Bey’in bir işini halletmesi için Sokullu Mehmed Paşa’ya da bir mektup yazdığı bilinmektedir. Riyâziyyât, hendese, hikemiyyât, felekiyyât ve tıp ilimlerinde bilgi sahibi olduğu belirtilen Yahyâ Efendi’nin (Âşık Çelebi, II, 798) Kanûnî Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın bir hastalığını tedavi ettiği nakledilir. Evliya Çelebi’nin rivayetine göre Yahyâ Efendi’nin bir diğer uğraşı kuyumculuk sanatıdır. Buna göre Yahyâ Efendi, Trabzon’da yaşadığı dönemde Şehzade Süleyman ile birlikte Kostanta adlı bir zimmînin yanında kuyumculuk sanatını öğrenmiştir (Seyahatnâme, II, 53).

Daha çok bir şeyh olarak tanınan Yahyâ Efendi’nin tarikatı konusunda Üveysî olduğu dışında kaynaklarda bilgi yoktur. Yaygın görüş Hızır ile görüşerek ondan icâzet aldığı yönündedir. Bir tarikat silsilesinin bulunmaması, kendisinden sonra tarikatını sürdüren şeyhlerden söz edilmemesi, kaynaklarda daha ziyade müderrislik yönünün ön plana çıkarılması ve adının dönemin ulemâsı arasında zikredilmesi, onun mutasavvıf kimliğiyle ilgili rivayetlerin Mehmed Dâî’den naklen sonradan geliştirilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Menâkıb dışındaki kaynakların önemli bir kısmında onun sadece Beşiktaş’ta bir dergâh kurduğundan söz edilmekte, bunun yanında şairliği, sultana yakınlığı ve müderrisliğine dair rivayetlere yer verilmektedir. Her hâlükârda Yahyâ Efendi, dönemindeki önemli mutasavvıflardan biri kabul edilse bile bu yönünün kendisiyle sınırlı kaldığı, bir gelenek haline dönüşmediği âşikârdır. Zira vefatından sonra tekkesi Kādirî ve Nakşî meşâyihi tarafından kullanılmıştır.

Gayretli ve çok yönlü kişiliği, iktidar zümreleriyle halk arasında bir aracı vazifesi görmesi, fakirlere karşı son derece cömert davranması Yahyâ Efendi’nin saygı duyulan bir şahsiyet haline gelmesini sağlamıştır. Menâkıb’da yer alan, Gülşeniyye’ye ve diğer tarikatlara mensup bazı kişilerin kendisini ziyaret ettiğine dair rivayetler diğer tarikatlar nezdinde de itibar gördüğünü ortaya koymaktadır. Onun zaman zaman bazı camilerde vaaz verdiği anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi, Ayasofya Camii’ndeki vaazlarını dinlemek için halkın üç gün öncesinden hazırlandığını, caminin bir adım dahi atılamayacak kadar dolduğunu ve cemaatin can kulağıyla şeyhi dinlediğini kaydeder (a.g.e., I, 60). Yahyâ Efendi’nin müridlerinin çokluğuna vurgu yapılsa da iki müridinin ön plana çıktığı ve kendisine hemen her konuda yardımcı olduğu görülür. Bunlar denizlerdeki temsilcisi Baba Turak ile karadaki temsilcisi Hacı Kasım’dır (Mehmed Dâî, vr. 46b-50b). Hacı Ali Efendi ve Koca Köse de dergâha hizmet eden şahsiyetlerdir.

Yahyâ Efendi’yi sadece müslümanların ziyaret etmediği, dergâhın gayri müslimlerin yoğun biçimde yaşadıkları bir bölgede kurulmuş olması sebebiyle çoğu denizci birçok hıristiyanın da onu ziyarete gittiği, bazı konularda kendisinden yardım istediği anlaşılmaktadır. Osmanlı devlet teşkilâtına dair anonim ıslahatnâmeler arasında yer alan Kitâbü Mesâlihi’l-müslimîn’deki bir ifade ile Menâkıb’daki bazı kayıtlar, şeyhin gayri müslimler tarafından müşküllerinin halledilmesinde bir merci olarak kabul edildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Kitâbü Mesâlih yazarı, ödemekle mükellef tutulduğu haracın kendisine ağır gelmesinden şikâyet eden bir gayri müslimin çareyi Yahyâ Efendi’ye başvurmakta bulduğunu kaydeder (s. 108). Menâkıb’da (vr. 54b-55a) şeyhin denizde kaybolan veya boğulma tehlikesi geçiren hıristiyanları kurtardığına ve bu sayede müslüman olmalarını sağladığına dair menkıbelere de sıkça yer verilir. Şeyhin ayrıca bölgedeki gayri müslimlerin dilini konuşabildiği Menâkıb’da yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır. Meselâ kendisini ziyarete gelen metropolitle Rumca konuşmuş, bu duruma şaşıran ulemâya da on beş dil bildiğini söylemiştir (a.g.e., vr. 55b-57a).

“Müderris” mahlasıyla şiir yazan Yahyâ Efendi’nin şiirleri ölümünden sonra bir divan halinde derlenmiştir. Eserin bilinen tek nüshası Millî Kütüphane Fahri Bilge Bölümü’nde kayıtlıdır (nr. 210). Heath W. Lowry, Yahyâ Efendi ile “Muhibbî” mahlasını kullanan Kanûnî Sultan Süleyman’ın şiire Trabzon’daki çocukluk yıllarında başladıklarını söyler. Yahyâ Efendi şiirlerinde dünya hayatını, bazan da kendini sorgulamakta, siyasî ve içtimaî meselelere temas etmekte, zaman zaman beslenme kültürüyle ilgili mısralar söylemekte, Kanûnî Sultan Süleyman’a tavsiyelerde bulunmaktadır.


Yahya Efendi’nin Hızır Aleyhisselam ile buluşup, görüşmeleri o devrin sultanı olan Kanuni’nin kulağına kadar gider. Kanuni sohbetlerinin birinde konuyu Yahya Efendi’ye açar,Yahya Efendi’de ‘padişahtan bir şey saklanmaz diyerek Hızır Aleyhisselam ile görüştüğünü’ doğrular.

Bunun üzerine Kanuni’nin ‘’Biz de kendisini bir görsek’’ demesi üzerine Yahya Efendi’de ‘’İnşallah o da olur sultanım’’ cevabını verir.Günlerden bir gün Yahya Efendi ile Kanuni tebdil-i kıyafet ile bir kayığa binerler, kayık salıpazarın dan hareket ederken genç, yakışıklı ve güzel giyimli bir delikanlı kayığa biner. Kayık denize açılmış iken Kanuni elini denizin sularına daldırarak su ile oynamaya başlar. Su ile oyun oynarken padişahın parmağında bulunan çok kıymetli yüzük denize düşer, Kanuni bu olayı kayıktakilere belli etmez, suyla oynama devam eder.

Kayık Kuruçeşme İskelesine yaklaştıkları sırada kayığa sonradan binen genç elini suya daldırarak yüzüğü denizden alır ve padişaha verir, Kanuni olan bitene bir anlam veremeden genç kıyaya çıkarak gözden kaybolur. Kanuni Yahya Efendi’ye dönerek ‘’Efendi bu genç te kimdi?’’ diye sorunca Yahya Efendi’de ‘’Görmek istediğiniz Hızır Alyehisselam o gençti padişahım’’ diye cevap verir. Bunun üzerine cihan padişahı ‘’Bana neden bir işaret etmedin diyerek Yahya Efendi’ye hayıflanır’’ Yahya Efendi’de ‘’Ben anlatamazdım ama o size kendisini anlattı siz anlayamadınız’’ cevabını verir. Kanuni bu duruma çok üzülmüştür.



BİBLİYOGRAFYA

Yahyâ Efendi, Divan, Millet Ktp., Fahri Bilge, nr. 210.

Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ (haz. Filiz Kılıç), İstanbul 2010, II, 796-799.

Âlî Mustafa Efendi, Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 5959, vr. 472b-473b.

Kınalızâde, Tezkire, II, 882-884.

Kitâbü Mesâlihi’l-müslimîn ve menâfii’l-mü’minîn (haz. Yaşar Yücel, Osmanlı Devlet Teşkilâtına Dair Kaynaklar içinde), Ankara 1988, s. 108-109.

Atâî, Zeyl-i Şekāik, s. 147-149.

Mehmed Dâî, Menâkıb-ı Şeyh Yahyâ Beşiktaşî, Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4604.

Evliya Çelebi, Seyahatnâme (Dağlı), I, 60, 222-223; II, 53.

Peçuylu İbrâhim, Târih, I, 455-456.

Hüseyin Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘: İstanbul Câmileri ve Diğer Dînî-Sivil Mi‘mârî Yapılar (haz. Ahmed Nezih Galitekin), İstanbul 2001, s. 513-517.

Mehmed Nûri, Menâkıb-ı Beşiktaşî Yahyâ Efendi, İstanbul 1313.

Hocazâde Ahmed Hilmi, Ziyâret-i Evliyâ (haz. Selami Şimşek), İstanbul 2005, s. 137.

Osmanlı Müellifleri, I, 200.

Hüseyin Vassâf, Sefîne, II, 61-67.

Nazmi Sevgen, Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi, Hayatı, Menkıbeleri, Şiirleri, İstanbul 1965, s. 3-16.

İsmail Yüce, Beşiktaşlı Yahya Efendi Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri (yüksek lisans tezi, 1992), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 15-69.

Reşat Öngören, Osmanlılar’da Tasavvuf, İstanbul 2000, s. 283-284, 326.

H. Lowry, “From Trabzon to Istanbul: The Relationship between Süleyman the Lawgiver and His Foster Brother (Süt Karındaşı) Yahya Efendi”, Osm.Ar., sy. 10 (1990), s. 39-48.

Meral Asa, “Bir 16. Yüzyıl Portresi Beşiktaşlı Yahya Efendi”, JTS, XXVII/1 (2003), s. 131-160.

M. Baha Tanman, “Yahya Efendi Tekkesi”, DBİst.A, VII, 409-412.

Eserlerinden Örnekler

Gazel



Ledün ilmini ehliyle hemân Mevlâ bilür dirler

Mesâil ki ola şer’î anı monlâ bilür dirler



Gönül bahrında meknûnı ne bilsün sâir-i sâhil

Derûn-ı dürr-i deryâyı yine deryâ bilür dirler



Urûc-ı zevk-i rûhânî alâyık ehli bilmezler

Tecerrüd lezzeti neydüğini Îsâ bilür dirler



Belâgat ehli nazm ile ider dil ehlini teshîr

Bu sırrı anlamayanlar anı Esmâ bilür dirler



Müderris sûhte sabr it medâris bâb-ı hikmetden

Yalan olmasun anlar kim seni kimyâ bilür dirler

Sevgen 1965: 11; Yüksel 2003: 32; Demir ve Yıldırım 1997: 127.



Gazel

Ârif ol ey gönül, sen kalma bu kîl ü kâle

Hakk’a yarar iş eyle aldanma az hayâle



Tasarruf içre ömrün i’lâle sarf kıldın

Sarf eder sanırdın kendini bâ’u kâle



Kasdeyledindi Nahvin Nahfine Sarf okurken

Bir câe Zeydün içüm çektin nice melâle



Dil-i mer’î nutka geldi mantıkla oldı nâtık

Lâkin düşürdü dâma anı ol üç makâle



Fenn-i belâgat içre bâb-ı beyân ü bedî’de

Bilemedin Ma’ânî-i kıl bâri âh u nâle



İlm-i kelâm ü Fıkhu ve İksîr ü Fenn-i cifrün

Aslına irmek içün çektin nice itâle.



Tıb ilmi içre cifre vir[d]ün bu ömri cümle

İrişdirmez sanurdun ilmi tamâm kemâle



Fenn-i fenâ’iz içre zann-ı mahâret itdün

Verdi sana kelâle mes’ele-yi kellâ-lehû



Kurrâ’ olam sanuben nice yıl ağızun açdun

Fehmitmidin dirîgâ işmâm ve revm ve imâle



Hikmetçe bu acebdür kimdür hakîm unutdun

Bu cümle hâdisâtı dehre kılup havâle



Kesb-i ma’ârif ile sevdâ-yı hâmını ko

Tekmîl-i nefs idegör kalma bu zevk u mâla.



Bu cümlenün me’âlin istersin ey “müderris”

Bezleyle vârını sun bezm ehline piyâle


Demir ve Yıldırım 1997: 129-130.



Yahya Efendi’nin kudsiye sirruhûnun binâ ettiği madrese-i tıbbiyye hakkındaki güftesidir.



İlm-i tıb içün gerekdir medrese

Ana himmet lâzim olur her kese



Hakk yolında yâr olanlar sıdk ile

Kimi kuvvet harcide kimi kese



Cân-ı Şîrîn aşkına Ferhâd var ise

Gâhi taş taşıya gâhi dağ kese



Cismi i’lâlini tashih itmedin

Niçün olur keş kişiyle kes kese



Âdemün bünyâdını kıldıkda Hakk

Sanmanız kim eyledi bî hendese

Tâlibâ ömrün mühimme sarf kıl

Yelme hayvanlar gibi olmaz sese.



Yol mudur İslâm ehli âkıbet

Olalar muhtâc-ı cühûd nâ kese.



Ey “müderris” erdin ise nez’a sen

Bâkî ihvana çü gerekdir medrese


Demir ve Yıldırım 1997: 134-35.



Gazel

Âlim olanlar bilürler kimyâ

Anı âlem bilmeyicek kim yâ



Nidiğün bilmek dilersen anı sen

Hâlis ol fi’linde eyleme riyâ



Bu mükedder nefsine nûr-ı Hudâ

Tarholıcak Şems olur bulur ziyâ



Nura döner nâr ana kılmaz eser

Olur ibrîz kalmaz anda mâsivâ



Kime sayt olsa kelâmun cevheri

İşini altuni der virür safa



Kâlıbun terk ile kîl ü kâli ko

Pûte-i uzletdedür bu simyâ



Tak-ı cismüni “müderris” eyle hall

Bulasın tâ kim gınâ-yı kimyâ


Demir ve Yıldırım 1997: 131-132.

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Yahya AS Tesbihi NGB Peygamberler 0 31.08.23 00:15
Yahya Şirvani Och Allah Dostları & Evliyalar 0 17.08.20 12:49
Yahya Aleyhisselam Och Peygamberler 0 22.03.20 22:08


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com