![]() |
|
#1
|
|||
|
|||
|
Kitâbü’l-Azâme’de Hazreti Kâ’b’dan Mervîdir ki; Sâd Sûresi Otuz İkinci Âyet-i Kerîmesindeki “Hattâ Tevâret Bil-Hicab” İfâdesinden Murâd, Yeşil Yakûttan Bir Dağdır. Dünyâyı Kuşatmıştır. Gökyüzünün Yeşil Gibi Görünmesi Onun Rengindendir. O Sebepten Gökyüzüne Hadra = Yeşil Demişlerdir. Denizin de Yeşil Görünmesi Göktendir. Ona da Bahr-ı Ahdar = Yeşil Deniz Derler. Eski Kitaplarda Yazar; Yedinci Kat Yerin Tam Altında Olan Büyük Kayanın Büyük Dallarından Biri Olan Kaf, Aslı Gibi Saf Yeşil Zümrüttendir. Her Ülkedeki Dağlardan Birer Damar Ona Ulaşır. Bir Rivâyette, Zelzele Olacak Olsa, Kaf’a Müvekkel Olan Melek, Hakk’ın Emriyle O Damarı Hareket Ettirip, Sarsıntı Olur. İbn-i Ebû Hâtem Tefsîri’nde, Eski Bâzı Kitaplardan Olarak Bildirilir ki; Dünyâda Olan Denizler Bentas Denizinden Bir Haliçtir. Bentas ise Yeryüzünü Kuşatmıştır. Bütün Denizler Bentas’a Göre Bir Pınar Gibidir. Bentas Ardında Kaynes, Onun Ardında Asam, Onun Ardında Muzlem, Onun Ardında Elmastan Bir Dağ, Onun Ardında Bâki Vardır. Bunların Hepsi Birbirini Kuşatıp, Her Biri Dıştakine Göre Pınar Gibidir. Bâki Tatlı Sudur. Hakk Teâlâ Hazretleri Yarısını Arş’ın Altında Koyup, Onu Bir Araya Getirmek Diledikçe, Bâki Ağlar ve İstiğfâr Eder. Onun İçin Bâki (Ağlayan) Derler. Bâki’nin ise Ardında Arş Vardır. Hepsi Onun Yanında Yok Gibi Kalır.
Yedi Deniz: Bâzı Tarihlerde Yazıyor ki; Kaf Dağının Ardında Yedi Deniz Vardır. Birbiri Ardından Kaf’ı Kuşatmışlardır. Her Birinin İçerisindeki Mahlûkât O Kadar Çoktur ki, Sayısını Allah’tan Başka Bilen Yoktur. Müteaddid Âlemler: Kenzü’l-Esrâr’da Rasül-ü Ekrem Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimizden Mervîdir; Kaf’ın Ötesinde Otuz Dünyâ Kadar Ak ve Berrâk Bir Yer Vardır. İçi Dâima İbâdet Edenlerle Doludur. Hepsi Günâhtan Beri ve Masûm Olup, Âdem Aleyhisselâm ve İblis Aleyhillâne’nin Kim Olduklarını da Bilmezler. Bâzı Kitaplarda Yazıyor; Kaf Ardında Miskten, Onun Ardında Kâfurdan, Onun Ardında Anberden, Onun Ardında Altından, Onun Ardında Gümüşten, Onun Ardında Demirden Yetmiş Yer, Hepsinin Ardında da Yetmiş Bin Âlem Yaratılmıştır. Hepsi Taât Melekleri ile Dolu Olup, Âdem Aleyhisselâm ve İblis Aleyhillâne’nin Ne Olduklarını Bilmezler. Ancak, “Allah Bir, Muhammed Rasülu ve Habîbi!” Diye Şehâdet Edip İbâdette Olurlar. Bâzı Âlimler, Bu Âlemler Hissî ve Aklî Olmayıp, İkisi Arasında Bulunmakla, Keşf ve Hâl Sahipleri Bunlara Misâl Âlemleri İsmini Vermişlerdir Demişlerdir. Harîdetü’l-Acâib Kitabında, Bâzı Müfessirler Demiştir ki; Kaf’ın Ötesinde Parlak Gümüş Gibi Bir Yer Vardır. Uzunluğu Yirmi Bin Yıllık Yoldur. İçerisinde Olan Bütün Melekler Arş’a Bakıp, Rabbü’l-İzzetin Heybetinden Son Derece Hayrette Olduklarından Her Biri, Yanındaki Arkadaşını ve Âdem Aleyhisselâm ve İblis Aleyhillâne’nin Yaratılığını Bilmezler. Kıyâmete Dek Bu Hâl Devam Eder. Bâzıları Dediler ki; “O Gün Arz Başka Arza Tebdil Olur. [İbrahim Sûresi Kırk Sekizinci Âyet-i Kerîme]” Âyetinin Manâsına Göre, Kıyâmette Yeryüzü Tebdil Olundukta, Onun Yerine İşbu Beyaz Arz Döşenir Deniyor. Zeynü’l-Mecâlis’teki Hadîs-i Şerifte, “Kaf Dağının Ardında Beyaz Gümüşten Dümdüz Bir Yer Vardır. Büyüklüğü Yedi Dünyâ Kadardır. Meleklerle Dolu Olup, İğne Bırakılsa Dahi Üzerlerine Düşer. Her Meleğin Elinde Boyu Kırk Fersah Birer Sancak Vardır. Üzerinde Lâ İlâhe İllallâh Muhammedün Rasülullah Yazılıdır. Her Cum’a Gecesi Kaf Dağının Etrâfında Dolanıp, “Ey Rabbimiz! Muhammed Aleyhisselâm’ın Ümmetine Merhâmet Et, Onlara Cehenneminle Azâb Etme!” Diye Yakarırlar. Sabah Olunca, “Yâ Rabbi, Büyük Abdest Alanları ve Cum’ada Bulunanları Mâğfiret Et ve Dilediklerini Ver!” Deyip Ağlayarak Duâ Ederler. “Ne Dilersiniz?” Diye Nidâ Gelir. Bunlar da, “Yâ Rabbi... Dileriz ki Ümmet-i Muhammed’i Mâğfiret Edesin!” Dediklerinde, “Ben Onları Mâğfiret Ettim!” Diye Cevaplanır Buyuruldu. Kenzü’l-Esrâr’da Hazreti Vehb’den Mervîdir ki; İskender Zülkarneyn Kaf’a Varıp, Etrâfında Küçük Dağlar Gördü. “Bunlar Nedir?” Diye Kaf’tan Sordu. “Damarımdır. Her Biri Bir Şehre Ulaşır. Hakk Teâlâ Hazretleri Bir Şehre Zelzele Diledikte, Bana Emreder. Onun Damarını Hareket Ettiririm.” Dedi. İskender, “Ey Kaf! Bana Hakk Teâlâ Hazretlerinin Kudretinden Haber Ver?” Dedi. “Rabbimizin Şânı Büyüktür. Benim Ardımda Boyu ve Eni Beş Yüz Yıllık Bir Sahra Vardır. Onun İçerisinde Safi Kardan Büyük Dağlar Vardır. Onlar Olmasaydı, Cehennem Ateşinin Hararetinden Yanardım...” Cevabını Vermiştir. Cablika ve Cablisa: Mesâlik-i Memâlik Kitabında Yazıyor; Kaf’ın Ardında Doğu ve Batı Taraflarında Birer Şehir Vardır. Doğudakinin İsmi Cablika, Batıdakinin İsmi de Cablisa’dır. Uzunlukları On İkişer Bin Fersah Olup Onar Bin Kapıları Vardır. Her Kapıyı Gece On Bin Kişi Bekler ve Bu Bekçilere Kıyâmete Kadar Bir Daha Sıra Gelmez. İçlerinde Altı Bin Sene Yaşayan Kimseler Vardır. Bunlar Yerler, İçerler ve Evlenirler. Âdem Aleyhisselâm ve İblis Aleyhillâne’nin Yaratıldığını Bilmezler. Üzerlerine Güneş ve Ay Doğmaz. Kendilerinin Nûrları Ziyâsı Yetişir. Dâima Hakk Teâlâ’ya İbâdettir İşleri. Rasül-ü Ekrem Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimiz Buyurdu; Mi’râc’da Cebrâil Aleyhisselâm Beni Onlara Uğrattı. Kendilerini Dâvet Ettim. Hepsi Bana Îmân Getirip, İtaât Edenleri Ümmetin İtaâtkârlarıyla, Âsileri Âsileriyledir.” Tefsîr-i Kebîr’de Bildirilir; Batıdaki Şehrin İki Yüz Yirmi Kapısı Vardır. Muteber Eserlerden Olan Meâricü’n-Nübüvve’de ve Tefsîr-i Teysîr’de, Bu İki Şehrin Halkı İnsandan Olup, Hûd ve Sâlih (Aleyhimüsselâm) Kavminin Arta Kalanlarıdır Deniyor. Bu Söz, Dünyâda Olduklarını Gösterir. Bâzı Malûmat Aşağıda, Sâlih Aleyhisselâm Bâbında Verilecektir. Helû’: Taberî Tarihi’nde Yazıyor; Kaf Dağının Ötesinde Helû’ İsimli Çok Büyük Bir Hayvan Vardır. Her Gün Dört Sahra Otlayıp, Yedi Deniz Suyunu İçer. Bir Rivâyette, Her Biri Dünyâ Kadar Üç Çayır Otlayıp, “Yiyecek Kalmadı, Hâlim Ne Olacak?” Diye Üzülür. Böyle Haris ve Sefih Olduğundandır ki, Kur’an-ı Kerîm’de, “Gerçekten İnsan, Helû’ (Haris ve Cimri) Yaratılmıştır. [Meâric Sûresi On Dokuzuncu Âyet-i Kerîme]” Buyurulmuş ve İnsan Ona Benzetilmiştir. Fâide: Zeynü’l-Mecâlis’te Bildirilir; Her Gün Doğu Tarafından Bir Melek, “Ey İnsanoğlu! Ey Gâfil Varlık! Hakk Teâlâ’dan Size Mühlet, İntikamı Mucip Olabilir. O’nun Celâlet, Azâmet, Satvet ve Kahrından Korkarsanız, Günâhlarınızı Terk Edin ve “Mücrimler Saçlarından ve Ayaklarından Yakalanır. [Rahman Sûresi Kırk Birinci Âyet-i Kerîme]” Âyet-i Kerîmesini Hatırlayın. Eğer İçinizde İbâdetle Meşgûl Âbidler, Beşikteki Çocuklar, Çayırda Otlayan Hayvanlar Olmasaydı, Muhakkak Hakk Teâlâ’nın Azâbı Üzerinize İnerdi. Haydi, Gidin. Size Biraz Daha Mühlet Verildi...” Diye Seslenir. Yaratılmış Âlemlerin Adedi: Kaf Dağının Ardında Miskten, Ardında Kâfurdan, Ardında Anberden, Sonra Altından, Sonra Gümüşten, Sonra Demirden Yetmiş Adet Yer Yaratılıp, Hepsinin Ardında Yetmiş Bin Âlem Vardır. Biraz Önce Anlatılmıştı. Harîdetü’l-Acâib’de İbn-i Abbâs Hazretlerinden Mervîdir; İnsanlar ve Cinler Bir Âlem, Melekler ve Kerûbiyyûn da Bir Âlem Olup, Yetmiş Bin Âlem Daha Vardır ki, Bunları Allah’tan Başkası Bilmez. Sahâbeden Ebû Saîd Hudrî Radiyallâhû Anh Hazretlerinden Bildirilir; Âlemler Kırk Bin Olup Dünyâ Onların Biridir. Übeyy b. Kâ’b Hazretleri Der ki; Âlemler On Sekiz Bin Melektir. Dört Bin Beş Yüzü Dünyânın Doğu, Batı, Güney ve Kuzeyinin Köşesindedir. Yardımcılarının Sayısını ise Ancak Allahû Teâlâ Hazretleri Bilir. Bu Köşelerden Her Birinin Ardında Beyaz Gümüş Gibi Bir Yer Vardır. Eni Yirmi Bin Yıllık Yoldur. Uzunluğu ise Allah’tan Başka Kimsenin Malûmu Değildir. Rûhâniyyûn Melekleri ile Doludur ve de Bu Melekler Dâima Hakk Teâlâ Hazretlerinin Tesbihindedirler. Yalnız Birinin Sedâsını Dünyâ Halkı İşitseler Takât Getiremez, Ödleri Patlar ve Helâk Olurlardı. Bunların Ötesi Arş-ı Âlâ Olmaktadır. Tâbiînden Saîd b. Müseyyib Hazretlerinden Mervîdir ki; Âlemler Bindir Altı Yüzü Denizlerde Dört Yüzü Karadadır. Dahhak Hazretlerinden Bildirilmiştir ki; Âlemler Yüz Yirmi Sekiz Olup, Altmışı Elbise Giyen Cinsler, Diğerleri ise Elbisesizdirler. Yaratıcı ve Yapıcılarını Dahi Bilmezler. Mukâtil b. Hibban’dan Bildirilir; Seksen Bin Âlem Vardır. Yarısı Karada, Yarısı Deryâdadır. Mukâtil b. Süleyman’dan Mervîdir; Eğer Âlemleri Anlatmaya, Yazmaya Kalksam, Biner Yapraklı Bin Kitap Olurdu. Kâ’bü’l Ahbâr Hazretlerinden Bildirilir; Âlemlerin Sayısını Hakk Teâlâ Hazretlerinden Başka Bilen Yoktur. Vehb b. Münebbih’den Mervîdir; On Sekiz Bin Âlem Vardır. Dünyâ Bunlardan Biridir. Dünyânın Mâmur, Meskûn Yerleri Boş Yerlerine Göre, Sahrada Bir Çadır Gibidir. Dahhak Hazretlerinden Bildirilir; Dört Yüz Yirmi Âlem Vardır. Üç Yüz Altmışı Çıplak ve Yalınayak, Hayvanlar Gibi Akılsız Olup, Yaratıcılarını Bilmezler. Altmışı Akıllı Olup, Elbise Giyerler. Fütûhât-ı Mekkiyye’de Mezkûrdur; Âdem Aleyhisselâm’ın Hamurundan Artan Çamurdan Hurma Ağacı Yaratıldı. Hurmadan da Hardal Tanesi Kadar Arttı. Hakk Teâlâ Hazretleri Kudretiyle Onu Büyütüp Gökler ve Arş’tan Büyük Yaptı. Acâib ve Garâible Süsledi ve Bu Âlemi de Çeşitli Âlemlerle Doldurdu. Hepsi Evliyânın Seyrângâhı Olup, Buna Hakîkât Âlemi Denir. Meşâyihin Onda Acayip Vakaları, Garip Hikâyeleri Uzun-Uzun Anlatılmıştır. Duyan Akıl Sahipleri Hayret İçerisinde Kalırlar. [Mir'ât-i Kâinât]
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Sin Şın'a Girince | Gercek | Derin Konular & Beyin Fırtınası | 0 | 21.08.23 02:13 |