![]() |
|
|||||||
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|||
|
|||
|
İbnü’l Arabî’ye göre dua, sadece Allah’tan bir şey istemek değildir. Dua, kulun ontolojik hakikatini idrak etmesi, kendi fakrını (mutlak muhtaçlığını) bilmesi ve ilâhî isimlerin kendisinde tecelli etmesine vesile olmasıdır. Bu nedenle dua, psikolojik bir rahatlama yöntemi değil, varlığın en temel yasalarından biridir.
Onun eserlerinde (özellikle el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fusûsu’l-Hikem) dua şu başlıklar altında ele alınabilir: 1.Dua, kulun hakikatini bilmesidir: İbnü’l Arabî’ye göre insanın özü “abd” olmaktır. Abd olmak ise sürekli ihtiyaç halinde bulunmaktır. Bu nedenle dua, insanın eksik olduğunu değil; yaratılışının gereğini kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız; Allah ise Ganî’dir.” (Fâtır 35:15) ayetini ontolojik olarak yorumlar. İnsan dua ettiğinde aslında: “Ben varlığımı kendimden almıyorum.” demektedir. Dolayısıyla dua, benlik iddiasının çözülmesidir. 2.Dua kaderi değiştirmez; kader duayı da içine alır Bu konu İbnü’l Arabî’nin en özgün açıklamalarından biridir. Pek çok kişi şu soruyu sorar: “Allah zaten biliyorsa neden dua ediyoruz?” İbnü’l Arabî şöyle cevap verir: Allah ezelde yalnız sonucu değil, duayı da takdir etmiştir. Mesela; -kul dua edecektir, -dua ilâhî rahmet ismini açacaktır, -rahmet o isim üzerinden tecelli edecektir. Dolayısıyla: dua kaderin dışında değildir. Dua, kaderin gerçekleşme yollarından biridir. 3.Dua ilâhî isimleri harekete geçirir: Allah’ın her ismi ayrı bir tecelli ister. Örneğin: -eş-Şâfî → şifa -er-Rezzâk → rızık -el-Hâdî → hidayet -el-Gafûr → mağfiret Kul dua ettiğinde aslında o ismin tecellisini talep etmektedir. Bu yüzden dua, Allah’ın isimleriyle konuşmaktır. 4.Dua insanı değiştirir: İbnü’l Arabî’nin en önemli vurgularından biri budur. Çoğu insan duanın dış dünyayı değiştirmesini bekler. Oysa önce değişen, dua eden kişidir. Çünkü dua sırasında: -kibir azalır, -tevekkül artar, -benlik yumuşar, -kalp açılır, -ilâhî isimlere uygunluk oluşur. İşte asıl mucize budur. 5.Dua sürekli yaratılışın (Halk-ı Cedîd) parçasıdır: İbnü’l Arabî’ye göre Allah: “Her an yeni bir iştedir.” (Rahmân 55:29) Âlem her nefeste yeniden yaratılır. Bu nedenle dua da her an yeniden gerçekleşir. Dün edilen dua, bugünkü tecelliyi garanti etmez. Her an yeni bir yöneliş gerekir. Çünkü her an yeni bir yaratılıştır. 6.Dua, Allah’ın kul üzerindeki duasıdır: İbnü’l Arabî burada çok derin bir noktaya dikkat çeker. Kul dua etmeye başlamadan önce, Allah onda dua etme isteğini yaratmıştır. Yani: Kul dua ettiği için Allah cevap vermez. Allah cevap vermek istediği için kulu dua ettirir. Bu düşünce şu ayetle ilişkilidir: “Bana dua edin ki size icabet edeyim.” (Mü’min 40:60) İbnü’l Arabî açısından dua etme arzusu bile ilâhî rahmetin başlamış olduğunun işaretidir. 7.Kabul edilmeyen dua yoktur: İbnü’l Arabî’ye göre “reddedilen dua” diye bir şey yoktur. Fakat cevap üç şekilde gelir: -İstenen aynen verilir. -Daha hayırlısıyla değiştirilir. -Başka bir belayı kaldırır veya başka bir zamanda tecelli eder. Kul sadece kendi istediğini görür. Allah ise bütün isimlerin dengesini gözetir. 8.İbnü’l Arabî’ye göre en yüksek dua, belirli bir nimeti istemekten çok, Allah’ın muradına razı olmayı istemektir. Bu yüzden velîlerin duası çoğu zaman şuna yaklaşır: “Allah’ım, bana istediğimi değil; Senin benim için dilediğini nasip et.” Bu, iradenin ilâhî iradeye teslimidir. 9.Dua ve a’yân-ı sâbite: İbnü’l Arabî’nin a’yân-ı sâbite öğretisinde her varlığın ezelî bir istidadı vardır. Dua bu istidadı değiştirmez; fakat onun açığa çıkış biçiminde rol oynar. Başka bir ifadeyle dua, kişiye ait ilâhî istidadın gerçekleşme yollarından biridir. Bu nedenle dua, hakikate aykırı bir talep değil; hakikatin açığa çıkmasına iştirak edebilir. ~Özetle: İbnü’l Arabî’nin düşüncesinde dua: -psikolojik telkin değildir, -kaderi zorlayan bir pazarlık değildir, -Allah’ı ikna etme girişimi değildir. Aksine dua: -kulun abdiyetini idrak etmesi, -fakrını kabul etmesi, -ilâhî isimlere yönelmesi, -sürekli yaratılışa bilinçli katılması, -ilâhî rahmetin tecellisine mazhar olmasıdır. Onun bakışında dua eden insan, sadece Allah’tan bir şey isteyen kişi değildir; Allah’ın kendisinde açmayı murat ettiği bir ismin tecellisine gönüllü olarak iştirak eden kişidir. Bu yüzden dua, insanın hayatındaki en güçlü dönüştürücü amellerden biridir: önce dua edenin kalbini dönüştürür, ardından Allah’ın takdir ettiği ölçüde dış dünyadaki tecellilere vesile olur. |
|
|