

<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Havas Okulu - Allah Dostları & Evliyalar]]></title>
		<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 26 Jul 2026 06:54:20 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.havasokulu1.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title><![CDATA[Havas Okulu - Allah Dostları & Evliyalar]]></title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>MevLaNa ismiyle bize her şeyi anlatmış</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/105268-mevlana-ismiyle-bize-her-seyi-anlatmis.html</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 23:13:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[“Mev” Farsçada ‘Yok’ 
“Lâ” Arapçada ‘Yok’ 
“Nâ” Eski Türkçede ‘Yok’ - ‘Hiç’ demektir... 
&#8203;Mev-lâ-nâ 
&#8203;Aslında Hz. Mevlânâ (k.s) bize ismiyle her şeyi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>“Mev” Farsçada ‘Yok’<br />
“Lâ” Arapçada ‘Yok’<br />
“Nâ” Eski Türkçede ‘Yok’ - ‘Hiç’ demektir...<br />
&#8203;Mev-lâ-nâ<br />
&#8203;Aslında Hz. Mevlânâ (k.s) bize ismiyle her şeyi anlatmış:<br />
&#8203;“Sen âlemde benim ünümü duymadın mı hiç? Ben hiç kimse değilim, bir hiçim, hiç...”</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/"><![CDATA[Allah Dostları & Evliyalar]]></category>
			<dc:creator>muzhganaa</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/105268-mevlana-ismiyle-bize-her-seyi-anlatmis.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bir Hayat, Bir iman, Bir Şahitlik...</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/105130-bir-hayat-bir-iman-bir-sahitlik.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 19:26:49 GMT</pubDate>
			<description>*ASHÂB-I KİRÂM’I TANIMAK 
* 
 
Selamün aleyküm değerli kardeşlerim. 
 
Allah’ın izniyle bu başlık altında her gün bir sahabi efendimizin hayatını ele...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font color="Red"><b>ASHÂB-I KİRÂM’I TANIMAK<br />
</b></font></div><br />
Selamün aleyküm değerli kardeşlerim.<br />
<br />
Allah’ın izniyle bu başlık altında her gün bir sahabi efendimizin hayatını ele alacağımız yeni bir seri başlatıyoruz.<br />
<br />
Maksadımız sadece tarihi bilgi vermek değildir. Sahabe-i kiram, İslam’ı kitap satırlarından değil, Resulullah’ın terbiyesinde hayatın içinde öğrenmiş ve yaşamış bir nesildir. Onlar Kur’an’ın nüzulüne şahit oldular, vahyin hangi hadiselere indiğini gördüler, Resulullah ile hicreti, cihadı, sabrı, fakrı, infakı, itaati, edebi ve teslimiyeti bizzat yaşadılar. Bu sebeple sahabeyi tanımak, sadece “kim ne zaman doğdu, nerede vefat etti?” bilgisinden ibaret değildir. Sahabeyi tanımak, imanın bir insanı nasıl değiştirdiğini, dünya karşısında nasıl durdurduğunu, musibetle nasıl yoğurduğunu ve Resulullah’a bağlılığın hayatta nasıl karşılık bulduğunu görmektir.<br />
<br />
<br />
<br />
<div align="center"><font color="red"><b>Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh.<br />
İman geldiğinde tereddüdü susturan adam</b></font></div><br />
Asıl adı Abdullah b. Ebi Kuhafe’dir. Kureyş’in Beni Teym kolundandır. Yaklaşık 573 yılında Mekke’de doğmuş, 634 yılında Medine’de vefat etmiştir. Resulullah’ın vefatından sonra ümmetin ilk halifesi olmuş ve hilafeti 632-634 yılları arasında sürmüştür. <br />
Fakat Hz. Ebu Bekir’i tanımak, sadece “ilk halife” demekle tamam olmaz. Onun asıl büyüklüğü, makamından önce imanındaki tereddütsüzlükte, Resulullah’a yakınlığında, zor zamanda sarsılmayan sadakatinde ve hakikat karşısında nefsini araya koymamasındadır.  Kur’an-ı Kerim onun Resulullah ile hicret yolculuğundaki mağara hadisesine işaret eder. Tevbe suresi 40. ayette Resulullah’ın mağarada arkadaşına, “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” dediği bildirilir. Bu ayet, Hz. Ebu Bekir’in sadece tarihi bir yol arkadaşı değil, vahyin içinde adı verilmese de işaret edilen büyük bir sadakat şahidi olduğunu gösterir.<br />
<br />
Sahih-i Buhari’de Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh, mağarada müşriklerin ayaklarını gördüğünü ve “Biri ayağının altına baksa bizi görürdü” dediğini anlatır. Resulullah ona, “Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?” buyurur.<br />
<br />
Burada çok ince bir iman dersi vardır. Hz. Ebu Bekir’in endişesi kendi canı için değil, Resulullah içindir. Resulullah’ın cevabı ise sebepleri aşan tevhid ölçüsüdür, Sayı az olabilir, yol kapalı görünebilir, düşman yakın olabilir, fakat Allah’ın maiyyeti varsa kul yalnız değildir.<br />
<br />
Demek ki Sıddık olmak, hiç korkmamak değildir. Sıddık olmak, korku geldiğinde bile kalbi Allah’ın vaadine teslim etmektir.<br />
<br />
Resulullah onun yakınlığını da açıkça beyan etmiştir. Sahih-i Buhari’de gelen rivayette Efendimiz, “Eğer ümmetimden birini halil edinseydim, Ebu Bekir’i edinirdim, fakat o benim kardeşim ve arkadaşımdır” buyurmuştur. Bu ifade sadece sevgi cümlesi değildir. Resulullah burada Hz. Ebu Bekir’in ümmet içindeki yerini gösterir, Yakınlık iddia ile değil, sadakatle olur. Herkes sevdiğini söyler, fakat sevginin imtihanı zor zamanda yanında durmaktır.<br />
<br />
Hz. Ebu Bekir’in bir başka fazileti de Resulullah’ın son hastalığında ortaya çıkar. Sahih-i Buhari’de Hz. Aişe radıyallahu anha’dan gelen rivayette, Resulullah hastalığı ağırlaşınca “Ebu Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurmuştur. Hz. Aişe onun yumuşak kalpli olduğunu, makamda durunca ağlayacağını söyleyince Efendimiz emri tekrar etmiştir. Bu hadise Hz. Ebu Bekir’in sadece duygulu bir sahabi olmadığını, aynı zamanda ümmetin önünde durabilecek emanet ehli bir şahsiyet olduğunu da gösterir. Yumuşak kalplilik onda zayıflık değil, imanın inceliğidir. Fakat o incelik, vazife geldiğinde geri durmaya mazeret olmamıştır.<br />
<br />
Resulullah onun mal ve arkadaşlık yönünden yaptığı hizmeti de zikretmiştir. Sahih-i Buhari’de, Ebu Bekir’in malı ve arkadaşlığıyla Resulullah’a büyük fayda sağladığı, ayrıca mescide açılan kapılar içinde Ebu Bekir’in kapısının müstesna tutulduğu rivayet edilir. Burada da ayrı bir ders vardır. Hz. Ebu Bekir malını verdi, fakat malıyla kendini büyütmedi. Hizmet etti, fakat hizmetini minnet yapmadı. Yakın oldu, fakat yakınlığını edebe aykırı bir üstünlük davasına çevirmedi.<br />
<br />
Bugün bizim en çok kaybettiğimiz ölçülerden biri budur. İnsan küçük bir hizmet eder, görülmek ister. Bir infak yapar, bilinmek ister. Bir fedakarlık yapar, karşılığında itibar bekler. Hz. Ebu Bekir ise malını, canını, vaktini ve ömrünü Resulullah’ın davasına koydu, fakat merkezde kendisi değil, hakikat vardı.<br />
<br />
Hz. Ebu Bekir’i “Sıddık” yapan şey sadece doğru sözlü olmak değildir. Sıddıkiyet, hakikat geldiği anda nefsin itiraz hakkını kaldırmaktır. Akıl anlamaya çalışır, ama teslimiyet gecikmez. Kalp sarsılabilir, ama itikad çözülmez. Sebepler daralabilir, ama Allah’a güven kopmaz.<br />
<br />
Bu yüzden Hz. Ebu Bekir’in hayatında üç büyük çizgi görürüz.<br />
<br />
Birincisi, tasdik çizgisi, Hak gelince tereddüt etmedi.<br />
<br />
İkincisi, sadakat çizgisi, Zor zamanlarda Resulullah’ın yanında durdu.<br />
<br />
Üçüncüsü, emanet çizgisi, Sevgi, mal, namaz, yol arkadaşlığı ve ümmet sorumluluğu onda emanet bilinciyle birleşti.<br />
<br />
Bugün bize düşen soru şudur:<br />
<br />
Biz hakikati seviyor muyuz, yoksa sadece hakikatin bize itibar kazandıran tarafını mı seviyoruz?<br />
<br />
Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh bize şunu öğretir. İman, sadece kalpte saklanan bir kabul değildir. İman bazen mağarada korkunun içine girer, bazen maldan vazgeçirir, bazen insanı Resulullah’ın yanında yalnız bırakmaz, bazen de ümmetin önünde ağır bir emaneti taşımaya çağırır.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh, imanın tereddütsüz teslimiyet, sevginin bedel, yakınlığın edep, hizmetin de emanet olduğunu ümmete gösteren büyük sahabidir.<br />
<br />
Rabbim bizleri ashâb-ı kirâmı doğru tanıyan, onların faziletini edeble anan ve onların hayatından kendi haline nasip çıkaran kullarından eylesin.<br />
<br />
Âmin.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/"><![CDATA[Allah Dostları & Evliyalar]]></category>
			<dc:creator>HâmûŞî</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/105130-bir-hayat-bir-iman-bir-sahitlik.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hakikati Arayanı Hakikat Bulur...</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/105104-hakikati-arayani-hakikat-bulur.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:52:12 GMT</pubDate>
			<description>Bugün size bir arayışı anlatacağım. 
 
Bir insanın hakikat uğruna evinden, yurdundan, alıştığı düzenden, bildiği dünyadan nasıl çıktığını...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bugün size bir arayışı anlatacağım.<br />
<br />
Bir insanın hakikat uğruna evinden, yurdundan, alıştığı düzenden, bildiği dünyadan nasıl çıktığını anlatacağım.<br />
<br />
Çünkü bazı insanlar dini bulmaz din onları bulur. Bazı insanlar hakikate yürümez, hakikat onları çeker. Bazı kalpler vardır ki dünyaya sığmaz. Onlara mal yetmez, makam yetmez, baba ocağı yetmez, kavim yetmez, eski inanç yetmez. Çünkü <font color="Black"><b>Allah o kalbin içine bir arayış ateşi koymuştur.</b></font><br />
<br />
İşte Selman-ı Farisi radıyallahu anh böyle bir kalpti.<br />
<br />
Rivayetlerde anlatılır, Selman-ı Farisi, İran taraflarında dünyaya geldi. Babası onu çok severdi. Yaşadığı çevrede ateşe hürmet edilen bir inanç düzeni vardı. Fakat Selman-ı Farisi' nin kalbi, gördüğü şeyle yetinmedi. Bir gün başka bir ibadet haline şahit oldu. Orada bir arayış başladı. Selman-ı Farisi hakikati aramaya başladığında elinde kitaplar dolusu delil yoktu. Önünde geniş yollar yoktu. Kendisini alkışlayan insanlar yoktu. Aksine karşısında ailesi, çevresi, korkular, yasaklar ve bilinmezlik vardı.<br />
<br />
Ama kalbine bir soru düştü!<br />
<br />
<font color="black"><b>“Ben bunun için mi yaratıldım?”</b></font><br />
<br />
İşte insanın hayatını değiştiren soru budur.<br />
<br />
Bir insan bu soruyu gerçekten sorarsa artık eskisi gibi yaşayamaz. Yemeği aynı olur ama tadı değişir. Evi aynı olur ama içi daralır. İnsanlar aynı şeyleri konuşur ama o artık o sözlerin içinde kendini bulamaz. <font color="black"><b>Çünkü hakikat kalbe bir defa dokundu mu, insanın eski dünyası ona dar gelir.</b></font><br />
<br />
Selman-ı Farisi yola çıktı. Bir hocadan diğerine, bir beldeden başka bir beldeye geçti. Hakikati taşıdığını düşündüğü insanların yanında bulundu. Her hocası ölürken onu bir başkasına yönlendirdi. O da vazgeçmedi.<br />
<br />
Düşünün, Bir insan kaç kapıdan dönerse “artık yeter” der? Kaç defa yorulursa “ben aradım ama bulamadım” der? Kaç defa aldanırsa “demek ki nasibim yokmuş” der?<br />
<br />
Selman-ı Farisi demedi.<br />
<br />
<font color="Red"><b>Çünkü arayanın samimiyeti, yorulduğu yerde belli olur.</b></font><br />
<br />
Son hocası ona artık büyük bir haber verdi. Dedi ki, Ahir zaman peygamberinin zamanı yaklaştı. O, Arap diyarında çıkacak. Hicret edeceği belde hurmalık bir yer olacak. İki siyah taşlık arasında bulunacak. O peygamber sadaka yemez, hediyeyi kabul eder ve iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur.<br />
<br />
Bu söz Selman-ı Farisi’nın kalbine düştü.<br />
<br />
Dikkat edin, Selman-ı Farisi mucize aramıyordu. Gösteri aramıyordu. Kendisine makam vaat edilmesini beklemiyordu. O sadece hakikatin alametini arıyordu. Sonra onu Arap diyarına götüreceğini söyleyen bir kafileyle anlaştı. Malını verdi, güvendi, yola çıktı. Fakat ihanete uğradı. <font color="Black"><b>Onu aldılar, götürdüler ve köle olarak sattılar.</b></font><br />
<br />
Burada insanın kalbi durmalı.<br />
<br />
Hakikati arayan bir adam…Evinden çıkmış. Yıllarca gezmiş. Hocadan hocaya gitmiş. Sonunda peygamberin beldesine ulaşacağını sanmış.<br />
<br />
Fakat ne oluyor?<br />
<br />
Satılıyor.<br />
<br />
Zahirde ihanet. Zahirde hüsran. Zahirde kayıp. Zahirde “bitti” denilecek bir nokta. <font color="black"><b>Ama kaderin dili başka konuşur.</b></font><br />
<br />
<font color="Red"><b>Çünkü bazen seni yolda bıraktığını sandığın insanlar, farkında olmadan seni kaderine taşırlar. Bazen ihanet sandığın kapı, seni duana yaklaştıran gizli bir yoldur. Bazen Allah, kulunu özgür yürütmez, kölelik zinciriyle bile menziline götürür.<br />
</b></font><br />
Selman-ı Farisi satıldı. Sonra Medine’ye getirildi.<br />
<br />
Ve Medine hurmalıklıydı.<br />
<br />
Hani ona haber verilmişti ya: “O peygamber hurmalıklı bir beldeye hicret edecek.”<br />
<br />
İşte kader, Selman-ı Farisi zincirle de olsa oraya getirdi.<br />
<br />
Bu noktada şu ayeti hatırlamamak mümkün mü?<br />
<br />
<font color="red"><b>Allah Teala buyurur: Bizim uğrumuzda gayret edenleri elbette yollarımıza iletiriz. Ankebût, 69.<br />
</b></font><br />
Bakın, ayet rahat edenleri demiyor. Hiç yorulmayanları demiyor. Hiç düşmeyenleri demiyor. Bizim uğrumuzda gayret edenleri buyuruyor.<br />
<br />
Selman-ı Farisi gayret etti. Yürüdü. Sordu. Öğrendi. Aldandı. Satıldı. Bekledi. Ama içindeki hakikat ateşini söndürmedi.<br />
<br />
Bir gün Medine’de bir hurma ağacının üzerinde çalışırken bir haber duydu. Mekke’den bir zatın Kuba’ya geldiği, peygamber olduğunu söylediği haberini işitti. Rivayetlerde Selman-ı Farisi’nın o an sarsıldığı anlatılır. Düşünün, yıllardır aradığı haber bir anda kulağına geliyor.<br />
Bedeni hurma ağacının üzerinde. Kalbi ise yıllardır beklediği kapının eşiğinde. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye geldiğinde Selman-ı Farisi hemen koşup teslim olmadı. Çünkü ona alametler söylenmişti. Edep ile, dikkat ile, acele etmeden baktı.<br />
<br />
Önce yiyecek getirdi ve “Bu sadakadır” dedi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashabına yemelerini söyledi, fakat kendisi yemedi.<br />
<br />
Selman-ı Farisi içinden dedi ki: “Bu birinci alamet.”<br />
<br />
Sonra başka bir gün yine yiyecek getirdi ve “Bu hediyedir” dedi. Bu defa Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hediyeyi kabul etti ve yedi.<br />
<br />
Selman-ı Farisi dedi ki: “Bu ikinci alamet.”<br />
<br />
Sonra nübüvvet mührünü görmek istedi. Efendimiz onun ne aradığını anladı. Omuzları arasındaki nübüvvet mührünü görünce Selman-ı Farisi artık kendini tutamadı. O an sadece bir insan iman etmedi. Yılların hasreti secde etti. Yolların yorgunluğu çözüldü. Gurbetin acısı dindi. Hocaların vasiyeti yerine geldi. <font color="red"><b>Kalbin aradığı hakikat, kalbi buldu.</b></font><br />
<br />
İşte burada insanın içi titremeli.<br />
<br />
Çünkü Selman-ı Farisi’nın ağlayışı sadece sevinç ağlayışı değildir. O ağlayış, “Rabbim beni yolda bırakmadı” diyen kalbin ağlayışıdır.<br />
<br />
<font color="red"><b>PEKİ SORALIM O ZAMAN<br />
</b></font><br />
Sen hiç böyle aradın mı? Hiç hakikat için rahatından vazgeçtin mi? Hiç Allah için alıştığın bir şeyi terk ettin mi? Hiç “Ben bu dünyaya sadece yemek, içmek, kazanmak, konuşmak, yaşlanmak ve ölmek için gelmedim” diye kalbinin içine baktın mı?<br />
<br />
Selman-ı Farisi'nın bize en büyük dersi -  Hakikat ucuz değildir.<br />
<br />
Hakikat, boş zamanlarda aranacak bir süs değildir. Hakikat, insanın canını yakmadan ele geçecek bir kelime değildir. Hakikat, insanı bazen babasının evinden çıkarır. Bazen yollara düşürür. Bazen ihanete uğratır. Bazen zincire vurur. Ama samimiyse, sonunda onu Resulullah’ın kapısına getirir.<br />
<br />
Bugün biz hakikati aradığımızı söylüyoruz. Fakat biraz yorulunca bırakıyoruz. Bir dua gecikince kırılıyoruz. Bir kapı kapanınca ümidimizi kaybediyoruz. Bir insan bizi incitince “artık kimseye güvenmem” diyoruz. Bir imtihan gelince “Allah beni neden böyle yaptı?” diyoruz.<br />
<br />
Selman-ı Farisi satıldı ama arayışını satmadı -- Selman-ı Farisi köle oldu ama kalbini köleleştirmedi -- Selman-ı Farisi ihanete uğradı ama Rabbine olan ümidini kaybetmedi.<br />
<br />
İşte hakikat talibinin farkı budur. Bir insanın bedeni bağlanabilir, ama kalbi Allah’a yürüyorsa kimse onu durduramaz.<br />
<br />
Selman-ı Farisi bize şunu da öğretir -  Doğruyu arayan insan, işaretleri hevasına göre yorumlamaz. Ona üç alamet söylendi. O da bu alametleri edeple araştırdı. Sadaka getirdi, baktı. Hediye getirdi, baktı. Nübüvvet mührünü görmek istedi, gördü. Sonra teslim oldu. Yani ne körü körüne atladı, ne de hakikat geldiği halde kibirle direndi. Bugünün insanı iki uçta kayboluyor. Kimisi her gördüğüne inanıyor. Kimisi hiçbir hakikate teslim olmuyor. Kimisi rüyasını din yapıyor. Kimisi ayeti bile tartışma konusu yapıyor. Kimisi en küçük işaretten makam çıkarıyor. Kimisi güneş doğsa “belki lamba yakmışlardır” diyor.<br />
<br />
Bu hikayenin sonunda kendimize dönelim.<br />
<br />
Selman-ı Farisi dinleyip de kendi arayışımızı sorgulamıyorsak, sadece güzel bir hikaye dinlemiş oluruz.<br />
<br />
Soruyorum;<br />
<br />
Bizim arayışımız ne kadar samimi? Biz Allah’ı mı arıyoruz, yoksa Allah’tan gelecek rahatlığı mı? Biz hakikati mi istiyoruz, yoksa hakikatin bize itibar kazandırmasını mı? Biz Resulullah’ın yoluna mı talibiz, yoksa bu yolun bize vereceği manevi unvana mı?<br />
<br />
Ve unutmayın;<br />
<br />
<font color="Black"><b>Selman-ı Farisi , Resulullah’a ulaşmadan önce çok yol yürüdü. Ama asıl yol, Resulullah’a ulaştıktan sonra başladı.<br />
<br />
Çünkü hakikati bulmak son değildir. Hakikati bulduktan sonra ona sadık kalmak asıl imtihandır.</b></font><br />
<br />
Bugün birçoğumuz bir nasihat duyar, duygulanır. Bir kıssa dinler, etkilenir. Bir sohbetten çıkar, “çok güzeldi” der. Fakat hayatına dönünce aynı kırıcı dil, aynı ihmalkar namaz, aynı gaflet, aynı kibir, aynı günah, aynı erteleme devam ederse, o zaman dinlediğimiz şey kalbimize inmemiş, sadece kulağımıza değmiş olur.<br />
<br />
<font color="black"><b>Her arayan bulmaz. Ama hakikati gerçekten arayanı, hakikat bir gün mutlaka bulur.</b></font><br />
<br />
<font color="Red"><b>Ve bugün buradan herkes kendi kalbine şu soruyla dönsün;</b></font><br />
<br />
<br />
<font color="Black"><b>BEN HAKİKATİ ARIYORUM DİYORUM. PEKİ HAKİKAT BENİ BULSA, BENDE NE BULACAK ?</b></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/"><![CDATA[Allah Dostları & Evliyalar]]></category>
			<dc:creator>HâmûŞî</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/105104-hakikati-arayani-hakikat-bulur.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
