

<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Havas Okulu - Hayat Dersleri & Hikayeler]]></title>
		<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2026 12:35:08 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.havasokulu1.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title><![CDATA[Havas Okulu - Hayat Dersleri & Hikayeler]]></title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>insan...</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/hayat-dersleri-hikayeler/105395-insan.html</link>
			<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 06:54:03 GMT</pubDate>
			<description>O, dünyaya geldiğinde sol kolu diğerinden belirgin biçimde kısaydı. 
 
Doktorlar, bu kolun normal şekilde gelişmeyeceğini söylediler. Vücudu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>O, dünyaya geldiğinde sol kolu diğerinden belirgin biçimde kısaydı.<br />
<br />
Doktorlar, bu kolun normal şekilde gelişmeyeceğini söylediler. Vücudu büyüyecek, yıllar geçecek, çocuk büyüyüp adam olacak fakat sol kolu adeta çocukluk çağında kalacaktı. Kırk yaşına ulaştığında bile o kol, on iki yaşındaki bir çocuğun kolundan daha büyük olmayacaktı.<br />
<br />
Fakat onun asıl imtihanı kolunun kısa olması değildi. İnsan bedenindeki bir eksikliğe zamanla alışabilir. Asıl zor olan, insanın sığınacağı kimselerin yokluğuna alışmasıdır.<br />
<br />
Annesi onu taşıyamadı.<br />
<br />
Babası onu kabullenemedi.<br />
<br />
Biri giderken arkasına bakmadı, diğeri ise onun hayatında hiç bulunmamayı tercih etti. Henüz merhametin ne olduğunu öğrenmeden, terk edilmenin ne demek olduğunu öğrendi.<br />
<br />
Çocukluk yıllarında insanların bakışlarıyla büyüdü. Bazıları acıyarak, bazıları küçümseyerek, bazıları da merakla bakıyordu. Çocuklar kolunu soruyor, büyükler onun yanında fısıldaşıyordu.<br />
<br />
O ise her defasında sol kolunu elbisesinin içine saklamaya çalışıyordu.<br />
<br />
Bir zaman sonra şunu fark etti,<br />
<br />
İnsan bedenindeki kusuru elbisesiyle örtebilir, fakat başkalarının dilindeki kusuru örtemez.<br />
<br />
Bu sebeple insanlardan kaçmak yerine, onların sözlerini kalbine almamayı öğrendi.<br />
<br />
Bir işi yapamadığında hemen yardım istemedi. Önce uzun uzun düşündü. Sağlıklı insanların iki eliyle birkaç saniyede yaptığı işleri, o tek eliyle yapabilmek için başka yollar buldu.<br />
<br />
Ayakkabısını bağlamayı, düğmelerini iliklemeyi, kitap taşımayı, yazı yazmayı, düşmeden kalkmayı ve kimseye yük olmadan yaşamayı öğrendi.<br />
<br />
Her zorluk onu biraz daha susturdu. Her susuş onu biraz daha düşündürdü.<br />
<br />
Tefekkür, onun için rahat bir odada yapılan zihni bir faaliyet değildi. Yaşadığı şeylerin içinde saklı olan hikmeti arama çabasıydı.<br />
<br />
Neden böyle yaratıldığını yıllarca düşündü.<br />
<br />
Bir gün şu neticeye vardı,<br />
<br />
Belki de Rabbim bana eksik bir kol vermedi. Bana, insanın kuvvetinin bedeninde olmadığını öğretmek için başka türlü bir beden verdi.<br />
<br />
O günden sonra kolunu saklamayı bıraktı.<br />
<br />
Çünkü insanın kendisinde bulunan bir şeyi utanılacak hale getiren, onun varlığı değil, ona yüklediği manadır.<br />
<br />
Okumaya büyük bir iştiyak duyuyordu. Kitap sayfalarını tek eliyle çevirmek bazen zor oluyordu. Ağır kitapları taşımakta güçlük çekiyordu. Uzun süre yazdığında sağ eli uyuşuyor, omzu ağrıyordu.<br />
<br />
Buna rağmen okumaktan vazgeçmedi.<br />
<br />
İnsanların zahmet görmediği yerde o zahmet görüyor, onların bir defa okuduğunu bazen birkaç defa okumak zorunda kalıyordu. Fakat kolay elde edilen bilgi çoğu zaman zihinde kalırken, zahmetle öğrenilen bilgi insanın hayatına yerleşiyordu.<br />
<br />
Zamanla Arap dili, tefsir, hadis, fıkıh ve tasavvuf eserleriyle meşgul oldu. Harflerin mahreçlerinden kelimelerin manalarına, lafızların zahirinden işaretlerin derinliğine kadar önüne çıkan her meseleye ciddiyetle yaklaştı.<br />
<br />
Havas ve huruf ilmine de yöneldi.<br />
<br />
Fakat bunu insanlar üzerinde tesir sahibi olmak, bilinmeyeni bildiğini göstermek veya kendisini başkalarından farklı tanıtmak için yapmadı.<br />
<br />
Ona göre gizli ilimlerin ilk şartı, insanın kendisini gizleyebilmesiydi.<br />
<br />
İnsanlar arasında makam arayan kimsenin, manaların derinliğine ulaşamayacağını düşünüyordu. Çünkü nefsini görünür kılmaya çalışan kişinin hakikati görebilmesi zordur.<br />
<br />
Yıllar süren tahsilin ardından hayatında yeni bir imtihan başladı.<br />
<br />
Ağır bir trafik kazası geçirdi.<br />
<br />
Doğuştan zayıf olan sol tarafını yıllarca taşıyan bedeni, bu defa sağ bacağından büyük bir darbe aldı. Doktorlar bacağın kurtarılmasının zor olduğunu, kesilme ihtimalinin bulunduğunu söylediler.<br />
<br />
Çocukluğundan beri tek koluyla yaşamaya alışmıştı.<br />
<br />
Şimdi bir bacağını da kaybetme ihtimaliyle karşı karşıyaydı.<br />
<br />
Kendisine,<br />
<br />
Bu kadar imtihanın üzerine bir de bu mu?<br />
<br />
diyenler oldu.<br />
<br />
O da,<br />
<br />
İmtihanın çokluğu, sahibinin unutulduğunu göstermez. Bazen kulun taşıdığı yük arttıkça, taşıyanın aslında kendisi olmadığını daha iyi anlar.<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Aylarca yürüyemedi.<br />
<br />
Bazen geceleri ağrıdan uyuyamadı. Fakat ağrıya sadece bir düşman gibi bakmadı. Acının insanı kendisine döndüren bir tarafı olduğunu düşündü.<br />
<br />
Sağlıklı günlerinde fark etmediği nice nimeti hastane yatağında fark etti. Bir bardak suya uzanmanın, yatakta doğrulmanın, pencereye kadar yürüyebilmenin ve kendi ihtiyacını kendisinin görebilmesinin ne kadar büyük nimetler olduğunu orada öğrendi.<br />
<br />
Bacağı kurtarıldı.<br />
<br />
Fakat eski kuvvetine hiçbir zaman tam olarak dönemedi. Yürürken fazlaca aksadı. Sol kolu zaten kısa ve güçsüzdü. Bedeninin bir tarafında doğuştan, diğer tarafında kazadan kalan izler vardı.<br />
<br />
Ama o, bedenindeki izleri hayatının özeti haline getirmedi.<br />
<br />
Çünkü bazı insanlar başlarına gelen hadiseleri kimlik edinirler. Sürekli terk edildiklerini, mağdur olduklarını, hastalandıklarını ve haksızlığa uğradıklarını anlatırlar.<br />
<br />
O ise yaşadıklarını inkar etmedi fakat onları insanlardan alacaklı olmanın gerekçesi de yapmadı.<br />
<br />
Şöyle derdi hep,<br />
<br />
Çektiğim acılar beni insanlardan alacaklı kılmaz. Hiç kimse, benim yaralarımın bedelini ödemek zorunda değildir. Bana düşen, başıma gelenlerden bir öfke değil, bir merhamet çıkarmaktır. Çünkü acı, insanı ya katılaştırır yahut başkasının yarasını anlayacak hale getirir. Ben ikinci yolu seçtim.<br />
<br />
Bugün onu tanıyanların çoğu, geçmişini bilmez.<br />
<br />
Bir üniversitenin yakınlarında, sade kıyafetleriyle sessizce gelip gider. Bazen kütüphanede bir öğrencinin karşısına oturur, ona okuyacağı kitapları söyler. Bazen harcını ödeyemeyen bir gencin borcunu gizlice kapatır. Bazen ailesi uzakta olan öğrencilere yemek gönderir.<br />
<br />
Her yıl birkaç öğrenciye burs verir.<br />
<br />
Fakat burs alan öğrenciler, paranın kimden geldiğini bilmezler. Kendisine teşekkür etmek isteyenlere aracı kişiler üzerinden şu cevabı gönderir,<br />
<br />
Bana teşekkür etmeyin, imkan bulduğunuz gün siz de başka birine yardım edin..<br />
<br />
Burs verdiği öğrencilerin arasında tıp okuyan da vardır, ilahiyat okuyan da, mühendislik okuyan da…<br />
<br />
Onların hiçbirinden kendisine bağlanmalarını istemez.<br />
<br />
Kendisini hoca olarak tanıtmaz.<br />
<br />
İlminden bahsetmez.<br />
<br />
Havas ilmiyle uğraştığını ise hemen hiç kimse bilmez. Bilen birkaç kişi de onun bu konuda konuşmaktan hoşlanmadığını bilir.<br />
<br />
Çünkü o, insanların kendisine hayran olmasından değil, fayda görmesinden yanadır.<br />
<br />
Bir gün bilenlerden biri ona,<br />
<br />
Hocam, bunca insana yardım ediyorsunuz. Neden kim olduğunuzu söylemiyorsunuz?<br />
<br />
diye sormuştu.<br />
<br />
Kısa kalan sol koluna baktı. Sonra güçlükle yürüdüğü bacağını öne uzattı ve şöyle dedi,<br />
<br />
<font color="Red"><b>İnsanlar benim kim olduğumu bilseler ne değişecek? Ben vaktiyle terk edilmiş bir çocuktum. Allah bazı kullarını bana vesile kıldı. Şimdi ben de bir başkasına vesile olmaya çalışıyorum. Vesile, kendisini yolun sahibi zannetmemelidir.<br />
</b></font><br />
<br />
Onun hayatından geriye şu ders kalır,<br />
<br />
İnsanın bedeni eksik olabilir, ailesi yanında olmayabilir, hayatı yaralarla başlayabilir ve yürüdüğü yol defalarca kesilebilir.<br />
<br />
Fakat insanın tefekkürü sağlam kalmışsa, her kayıp ona başka bir kapı açabilir.<br />
<br />
Terk edilmek merhametsiz olmaya, engelli doğmak ümitsiz yaşamaya, kaza geçirmek yolda kalmaya mecbur bırakmaz.<br />
<br />
Kimi insanın iki kolu vardır fakat kimseyi tutmaz.<br />
<br />
Kimi insanın iki ayağı vardır fakat hayra doğru bir adım atmaz.<br />
<br />
Kimi insanın bütün imkanları yerindedir fakat bir insanın hayatına dokunmaz.<br />
<br />
O ise tek sağlam koluyla yıllarca kitap tuttu. Güçlükle yürüyen bacağıyla ilim meclislerine gitti. Kendisini terk edenlerin bıraktığı boşluğu, başkalarını sahiplenerek doldurdu.<br />
<br />
Bunu güzel kurgulanmış bir hikaye sanmayın.<br />
<br />
Anlatılanlar bir hayalin değil, yaşanmış bir ömrün izleri. O kişi bugün hala insanların arasında, kimliğini gizleyerek yaşamaya devam ediyor. Ne çektiği acıları anlatıyor ne de ulaştığı ilmi ilan ediyor.<br />
<br />
Peki kimdir?<br />
<br />
İşte orası bende kalsın.<br />
<br />
Bazı insanların ismi bilinmese de bıraktıkları iyilik yeterince konuşur.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/hayat-dersleri-hikayeler/"><![CDATA[Hayat Dersleri & Hikayeler]]></category>
			<dc:creator>HâmûŞî</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/hayat-dersleri-hikayeler/105395-insan.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>El-Ezher...</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/hayat-dersleri-hikayeler/105103-el-ezher.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:38:23 GMT</pubDate>
			<description>*Son zamanlarda genç kardeşlerden sıkça şu soruyu duyuyoruz; 
* 
İslami ilimlerde gerçek bir eğitim almak istiyorum. Arapça öğrenmek, fıkıh görmek,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Black"><b>Son zamanlarda genç kardeşlerden sıkça şu soruyu duyuyoruz;<br />
</b></font><br />
İslami ilimlerde gerçek bir eğitim almak istiyorum. Arapça öğrenmek, fıkıh görmek, usul okumak, tefsir, hadis, kelam ve belagat sahasında sağlam bir temel kurmak istiyorum. Nereye yönelmeliyim? Buraya da yazmak istedim ki belki bir kardeşimize yol haritası olur..<br />
<br />
Çünkü bu soru basit bir okul tercihi değildir.<br />
<br />
Çünkü İslâmi ilimlerde yol arayan kimse, sadece üniversite aramaz. Hoca arar. Usul arar. Dil arar. Terbiye arar. Metin arar. Sabır arar. Kendisini büyütecek değil, önce haddini bildirecek bir kapı arar.<br />
<br />
İşte bu kapılardan biri <font color="black"><b>El-Ezher</b></font>’dir.<br />
<br />
Fakat baştan söyleyelim, El-Ezher’e gitmek, Kahire’ye gitmek değildir Ezher’e gitmek, bir binaya kayıt yaptırmak değildir. Ezher’e gitmek, “ben artık alim olacağım” demek hiç değildir.<br />
<br />
Ezher, talebeye önce şunu öğretir. İlim, sevdiğin kadar değil, sabrettiğin kadar sana açılır.<br />
<br />
Orada insanı ilk karşılayan şey ders programı değildir. Arapçanın ağırlığı karşılar. Metnin sertliği karşılar. Hocanın sükutu karşılar. İmtihanın soğuk yüzü karşılar. En çok da insanın kendi cehaleti karşısına çıkar.<br />
<br />
Çünkü bazı yerlerde talebe ne bildiğini öğrenir. Ezher gibi kapılarda ise önce ne bilmediğini öğrenir.<br />
<br />
El-Ezher’in tarihi, bir üniversite tarihinden ibaret değildir. Kahire’de temeli 970-972 yıllarına uzanan, asırlar boyunca Kur’an, fıkıh, Arap dili, kelam, hadis, tefsir ve usul ilimlerinin merkezlerinden biri haline gelen bir ilim ocağından bahsediyoruz. Üniversitenin tarihini 972’de kurulan Ezher Camii’ne dayanır, 1930’da Usulü’d-Din, Şeriat ve Arap Dili şeklinde üç yüksek okulun teşekkül eder, 1961’de ise modern üniversite yapılanması genişlemiştir.<br />
<br />
Ama Ezher’in büyüklüğü sadece tarihinin eski olmasında değildir. Asıl büyüklüğü asırlardır dünyanın dört bir yanından gelen talebeler aynı kapıda Arapçanın, Kur’an’ın, Sünnet’in, fıkhın, usulün ve akaidin ağırlığına diz çökmüştür.<br />
<br />
Ezher’i dışarıdan seyreden kişi onu sadece “büyük bir üniversite” zanneder. Fakat ilim yolunun ağırlığını bilen kimse anlar ki, orada mesele yalnızca kayıt olmak değildir. Orada mesele, Arapçanın önünde kırılmayı, hocanın huzurunda susmayı, anlamadığın cümleyle saatlerce uğraşmayı, imtihanda terlemeyi, notun kırılmasını, gururun ezilmesini göze almaktır.<br />
<br />
Çünkü ilim insana önce unvan vermez.<br />
<br />
Önce haddini bildirir.<br />
<br />
Bir genç “İslami ilimler okuyacağım” dediğinde kulağa hoş gelir. Fakat iş sarfa, nahve, belagate, usul-i fıkha, hadis usulüne, kelama, mezhepler arası ihtilafa ve metin çözmeye gelince, orada heves ile talebelik birbirinden ayrılır.<br />
<br />
Hevesli olan ilk zorlukta yorulur.<br />
Talebe olan ise anlamadığı cümlenin başında sabaha kadar bekler.<br />
<br />
Ezher’de özellikle İslami ilimler için konuşacaksak bazı ana kapılar vardır. Usulü’d-Din, Şeriat, Arap Dili, İslami ve Arapi İlimler gibi fakülteler. Bugün Ezher modern anlamda çok geniş bir üniversitedir, dini ilimlerin yanında tıp, mühendislik, eczacılık, diş hekimliği, fen, ziraat, ticaret, eğitim, diller ve tercüme gibi fakülteler de vardır. Fakat bizim genç kardeşlere özellikle işaret ettiğimiz damar şudur ki,<br />
<br />
Usulü’d-Din talebeyi akaid, kelam, tefsir, hadis ve davet ilimleriyle yoğurur. Burada insan sadece bilgi almaz, itikadi sınırın nerede başladığını, sözün nerede durması gerektiğini, nass ile yorum arasındaki farkı öğrenir.<br />
<br />
Şeriat fakültesi, fıkhın sadece “helal-haram” cümlesinden ibaret olmadığını gösterir. Delil nedir, illet nedir, kıyas nedir, icma nedir, ihtilaf nasıl anlaşılır, mezhep nasıl okunur, hüküm nasıl kurulur, bunlar talebenin zihnine orada ağırlık olarak iner.<br />
<br />
Arap Dili fakültesi insana şunu öğretir. Arapça sadece konuşulacak bir dil değildir. Kur’an’ın, hadisin, şiirin, hitabetin, belagatin, mananın ve zevkin anahtarıdır. Nahiv bilmeyen cümlenin iskeletini göremez. Sarf bilmeyen kelimenin damarını tutamaz. Belagat bilmeyen mananın inceliğini duyamaz.<br />
<br />
İslami ve Arapi İlimler ise dil ile dini ilimlerin birleştiği ağır bir sahadır. Orada talebe hem lafzın hem mananın yükünü taşımak zorundadır.<br />
<br />
Bir talebe “ben biraz Arapça biliyorum” diye giderse, ilk ciddi metinde haddini öğrenir. Çünkü günlük Arapça başkadır, ilim Arapçası başkadır. Sokakta işini gören cümleyle usul kitabı açılmaz. Pazarda konuşulan Arapça ile fıkıh metni çözülmez.<br />
<br />
Yabancı öğrenciler için de bu hakikat resmi süreçte açıkça görülür. Arapça bilmeyen ve gerekli eğitim belgesi bulunmayan bazı adayların Ezher’in Arapça Enstitüsü’nde iki yıla kadar hazırlık görmesi, ardından seviye tespitine göre ilgili kademelere yönlendirilmesi söz konusudur.<br />
<br />
Yani mesele “ben istiyorum” demekle bitmez.<br />
<br />
Sınav meselesine gelince…<br />
<br />
Dışarıdan bakan zanneder ki üniversite dediğin şey derse girip çıkmak, sonra bir sınava girip geçmektir. Hayır. Ezher gibi bir kapıda sınav yalnızca kağıda yazılan cevap değildir. Talebenin dili ölçülür. Metni kavrayışı ölçülür. Meseleyi tertip edişi ölçülür. Arapçaya hakimiyeti ölçülür. Usulü bilip bilmediği ölçülür. Not kolay verilmez. Geçmek kolay değildir. Ben çalıştım demek, yetmez. Ben medrese gördüm, demek hiç yetmez.<br />
Hoca seni metnin önüne koyar, orada ne olduğun belli olur.<br />
<br />
Bu yüzden Ezher’e gitmek isteyen kardeşler uzun ve ağır bir talebeliği göze almalı.<br />
<br />
<font color="black"><b>Belki bu yazı, bir gün ilim öğrenmek isteyen bazı kardeşlerimize küçük de olsa bir yol haritası olur.</b></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/hayat-dersleri-hikayeler/"><![CDATA[Hayat Dersleri & Hikayeler]]></category>
			<dc:creator>HâmûŞî</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/hayat-dersleri-hikayeler/105103-el-ezher.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
