

<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Havas Okulu - islam & islami Konular]]></title>
		<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 11 Sep 2026 20:22:01 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.havasokulu1.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title><![CDATA[Havas Okulu - islam & islami Konular]]></title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Vesveseye Karşı Başta Kendime Nefsime Bir Ders - 21. Söz İkinci Makam</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/105726-vesveseye-karsi-basta-kendime-nefsime-bir-ders-21-soz-ikinci-makam.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:08:08 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Vesveseye karşı başta kendi nefsime ders olması maksadıyla okuduğum, Risale-i Nur Külliyatından 21. Söz'ün İkinci Makamı'dır.  
 
-----------------...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Vesveseye karşı başta kendi nefsime ders olması maksadıyla okuduğum, Risale-i Nur Külliyatından 21. Söz'ün İkinci Makamı'dır. <br />
<br />
-----------------<br />
<b><u>Yirmi Birinci Sözün İkinci Makamı</u></b><br />
<br />
Kalbin beş yarasına beş merhemi tazammun eder.<br />
<b><br />
&#1576;&#1616;&#1587;&#1618;&#1605;&#1616; &#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1648;&#1607;&#1616; &#1575;&#1604;&#1585;&#1617;&#1614;&#1581;&#1618;&#1605;&#1648;&#1606;&#1616; &#1575;&#1604;&#1585;&#1617;&#1614;&#1581;&#1616;&#1610;&#1605;&#1616;<br />
 &#1585;&#1614;&#1576;&#1616;&#1617; &#1575;&#1614;&#1593;&#1615;&#1608;&#1584;&#1615; &#1576;&#1616;&#1603;&#1614; &#1605;&#1616;&#1606;&#1618; &#1607;&#1614;&#1605;&#1614;&#1586;&#1614;&#1575;&#1578;&#1616; &#1575;&#1604;&#1588;&#1617;&#1614;&#1610;&#1614;&#1575;&#1591;&#1616;&#1610;&#1606;&#1616; - &#1608;&#1614;&#1575;&#1614;&#1593;&#1615;&#1608;&#1584;&#1615; &#1576;&#1616;&#1603;&#1614; &#1585;&#1614;&#1576;&#1616;&#1617; &#1575;&#1614;&#1606;&#1618; &#1610;&#1614;&#1581;&#1618;&#1590;&#1615;&#1585;&#1615;&#1608;&#1606;</b><br />
<br />
EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesiresinden kesîrü’l-vuku olan yalnız Beş Vechini beyan edeceğim; belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle birşeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.<br />
<br />
<b>BİRİNCİ VECİH – BİRİNCİ YARA</b><br />
<br />
Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfi-i edep çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “Eyvah!” dedirtir, ye’se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi, Rabbine karşı sû-i edepte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:<br />
<br />
Bak, ey biçare vesveseli adam! Telâş etme. Çünkü senin hatırına gelen şetim değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi şetm değildir. Zira, mantıkça, tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise hükümdür.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/"><![CDATA[islam & islami Konular]]></category>
			<dc:creator>murakip</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/105726-vesveseye-karsi-basta-kendime-nefsime-bir-ders-21-soz-ikinci-makam.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>insanların Cennetlik veya Cehennemlik okduğunun Ezelden yazılması</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/105613-insanlarin-cennetlik-veya-cehennemlik-okdugunun-ezelden-yazilmasi.html</link>
			<pubDate>Sun, 09 Aug 2026 02:02:12 GMT</pubDate>
			<description>Sual: İnsanların Cennetlik veyâ Cehennemlik Olduğunun Ezelde Yazılması, İyi İşleri Terk Etmelerine Sebep Olmaz mı, Yani Cehennemlik Yazılmışsam, İyi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sual: İnsanların Cennetlik veyâ Cehennemlik Olduğunun Ezelde Yazılması, İyi İşleri Terk Etmelerine Sebep Olmaz mı, Yani Cehennemlik Yazılmışsam, İyi Amel Yapsam da Cehenneme Giderim. Cennetlik Yazılmışsam, İyi İşler Yapmasam, Meselâ Namaz Kılmasam da Cennete Giderim Demezler mi?<br />
<br />
Cevap: Gerek Cennet Gerekse Cehennemden Hangisine Gideceği Yazılmışsa, Oraya Gitmek İçin Gerekli İşler Ona Kolaylaştırılır. Allahû Teâlâ Herkesin Hangi Yolda Gideceğini Ezelde Bildiği İçin Yazmıştır. Cennetlik Kimseye Cennete Gidecek Amelleri Yapmak Kolay Olur. O Amelleri İşler. Allahû Teâlâ’nın Lütfu ile İşi Hayr ile Son Bulur. Cehennemlik Kimseye de, Oraya Gidecek İşleri Yapmak Müyesser Olur. Onları İşler ve Cehenneme Gider. Hazreti Ali Radiyallâhû Anh’ın Bildirdiği Hadîs-i Şerifte Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Eshâbına, “Sizden Hiçbiriniz Yoktur ki, Yerinin Cennet veyâ Cehennem Olduğu Yazılmasın.” Buyurdu. Eshâb-ı Kirâm, “Yâ Rasülullah! Biz Hakkımızda Yazılanlara İtimat Edip, Boşuna Amel İşlemeyelim?” Dediler. Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz, “Amel Ediniz! Her Yapmanız Müyesser Olan İş, Ezelde Takdir Olduğu Şekilde Meydana Gelir. Bir Kimse ya Se’âdet Ehlinden Olup Se’âdet Amellerini Yapar veyâ Şekâvet Ehlinden Olup Şekâvet Amellerini Yapar.” Buyurdu.<br />
<br />
Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem’in Amelleri Terk Etmeğe İzin Vermeyişini Bâzı Mesâbih Şârihleri ve Muhakkikler Şöyle Açıklamışlardır; Çalışmayalım, Alnımıza Yazılanları Görürüz Diyenleri Çalışmaya, Kulluğun Gereklerini Yerine Getirmeye Teşvik Etmişlerdir. Burada Biri Diğerini İptal Etmeyen İki Husus Vardır. Birincisi, Bâtına Ait Olan Allahû Teâlâ’nın Hükmüdür. İkincisi, Zâhirde Kulluk Vâsfıdır. Hakkında Yazılanı Bilemez. Bunun İçin Çalışıp Îmânın Hakîkâtini Elde Eder. Bu Sebeple Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Amel Ediniz Buyurmuştur.<br />
<br />
Âlimler Dedi ki; İnsanın Se’âdet ve Şekâveti, Allahû Teâlâ’nın Hikmetinin İktizası ile Hakîkâtinin Dışındaki İşler Olup, Kazâda İcmalen Hâsıl Olur. Fertlerden Meydana Gelenler, Bu Kazânın Hayr veyâ Şer Tafsilleridir. Tafsilin İcmale Aykırı Olması İmkânsızdır. Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem de Bu Manâda Olmak Üzere, “Dilediğiniz Ameli Yapınız! Her Amel, Kişinin Ezeldeki Takdirine Uygun Olarak Meydana Gelir. Ondan Başka Ameli Yapmağa Muktedir Olamaz.” Buyurmuştur.<br />
<br />
Allahû Teâlâ’nın, Sonra Olmasını İstediği Şeyi Kimse Öne Alamaz. Önde Olmasını İstediği Şey de Sonra Olmaz. Hükmünün Yerine Getirilmemesi Olamaz. Muhakkak İhmâle Uğramadan Meydana Gelir. Hükmettiği Şey Bozulmaz. Bunların Hepsi, Allahû Teâlâ’nın Takdiri iledir. Kader, Her Mahlûk İçin Bir Tahdit, Sınırlamadır. Öyle Had ki, İçerisinde Güzellik, Çirkinlik, Fâide ve Zarar Bulunur. Zaman ve Mekân, Sevâp ve Azâb da Takdir-i İlâhî iledir. Burada Allahû Teâlâ’nın Küllî İrâde ve Kudretinin Büyüklüğü Bildirilmektedir. Çünkü Her Şey Allahû Teâlâ’nın İrâdesi ve Yaratması ile Meydana Gelmektedir. Hattâ Acz ve Zekâ da Allahû Teâlâ’nın Takdiri iledir, Yani Bir İşi Yapmaktan Âciz Olmak veyâ Zeki, Becerikli Olup Elini Attığı İşi Yapmak Hep Takdir-i İlâhî iledir. Yapılması Gereken İşi İhmâl Ederek, Söze Dalarak veyâ Başka Bir Sebeple Yapmayan Kimseyi Ayıplamak Uygun Olmadığı Gibi, İşlerinde Başarılı Olanları da Yalnız Zekâlarına Bağlamak da Uygun Değildir. Zirâ Bunlar, Allahû Teâlâ’nın Takdiri ve Yaratması iledir. Kamer Sûresi Kırk Dokuzuncu Âyet-i Kerîmesinde, “Biz Her Şeyi Şüphesiz Bir Takdir ile Yarattık.” Buyurulmuştur. Ahlâk, Dış Görünüş, Rızk, Hayr ve Şer, Ecel de Allahû Teâlâ’nın Takdiridir. Ecel, Bir Şeyin Müddetine Denir. Sonra Hayat İçin Çok Kullanıldı. İnsanoğlunun Doğumundan Ölümüne Kadar Geçen Müddete Denir. Ecel-i Müsemma İçin Îmâm-ı Mukâtil, Kabir Hayatıdır Dedi. Ölümden Tekrar Dirilmeğe Kadar Geçen Müddettir. İkrime Rahmetullâhi Aleyh, Levh-i Mahfûz’da Yazılı Olan Âhiret Ecelidir Dedi. Ebülleys Tefsîri’nde ise Ecel-i Müsemma, Kıyâmet Günü Manâsındadır Denildi.<br />
<br />
İslâm Vâlilerinden veyâ Vekîllerinden –İyi veyâ Fâcir Olsun– Her Birisinin Arkasında Cum’a ve Bayram Namazlarını Kılmalıdır. Fâcir Kimse, Günâh İşleyen ve Taâtten Kaçanlara Denir. Bu Konuda, “İyi ve Fâcir Kimselerin Arkasında Namaz Kılınız.” Hadîs-i Şerifi Vardır. Ehl-i Kıbleden Her Ölen Kimsenin Cenaze Namazını Kılmalıdır. Ehl-i Kıble, Namaz Ehli Demektir. Zâhir Hâline Göre Îmân Üzere Öldüğü Kabûl Edilen Kimsenin Cenaze Namazı Kılınır. Çünkü Hadîs-i Şerifte, “Ehl-i Kıbleden Ölen Kimsenin Namazını Kılın!” Buyurulmuştur.<br />
<br />
Beş Vakit Namazı Cemaâtle Kılmalıdır. Sâlih veyâ Fâcir Her Hâlîfe, Emîr ile Allahû Teâlâ’nın Düşmanlarına Karşı Mücahede Etmelidir. Müslümanların Önderi veyâ Ehl-i İslâm’dan Birisi Üzerine Kılıç Çekmemelidir. Çünkü Hadîs-i Şerifte, “Üzerimize Silâh Çeken Bizden Değildir.” Buyurulmuştur.<br />
<br />
[Şir’ât’ül-İslâm, 23, 24.]</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/"><![CDATA[islam & islami Konular]]></category>
			<dc:creator>Skoda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/105613-insanlarin-cennetlik-veya-cehennemlik-okdugunun-ezelden-yazilmasi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yıldız Düşüklüğü ve Burçlar...</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/105526-yildiz-dusuklugu-ve-burclar.html</link>
			<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 14:04:49 GMT</pubDate>
			<description>İnsanların dilinde uzun zamandır dolaşan bazı sözler var. Yıldızı düşük, yıldızı barışmadı,  burçları uyuşmadı, gezegenleri ters,  bu ay şansı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İnsanların dilinde uzun zamandır dolaşan bazı sözler var. Yıldızı düşük, yıldızı barışmadı,  burçları uyuşmadı, gezegenleri ters,  bu ay şansı kapalı, şu saatte işe başlanmaz gibi sözler çoğu zaman düşünülmeden söylenir. Önce basit bir deyim gibi kullanılan sözler zamanla insanın kararlarını yöneten bir inanca dönüşebiliyor. Kiminle evleneceği burçtan soruluyor, hangi gün ticarete başlanacağı yıldızlardan öğrenilmeye çalışılıyor, insanın öfkesi, kıskançlığı, sadakatsizliği ve ihmali doğduğu aya yükleniyor.<br />
<br />
Burada hangi gezegenin hangi eve girdiği, hangi burcun hangisiyle anlaştığı ve doğum haritasındaki çizgilerin ne manaya geldiği bizi ilgilendirmiyor. Bizim sorumuz daha temel ve daha ciddi.<br />
<br />
Allah-u Teala yıldızlara insanların karakterini belirleme, evliliklerini yönetme, rızıklarını açıp kapatma, uğur veya uğursuzluk getirme ve geleceklerini haber verme vazifesi vermiş midir? Vermişse delili nedir? Vermemişse insan kendi ihmalini, kötü ahlakını ve yanlış tercihlerini hangi hakla gökyüzüne yazmaktadır?<br />
<br />
<font color="Black"><b>Bu sorunun cevabı yıldız falcılarının kitaplarında değil, Kur’an’ın ve sünnetin ortaya koyduğu tevhid ölçüsünde aranır.<br />
</b></font><br />
Gökyüzünü incelemek, gezegenlerin hareketlerini hesaplamak, güneş ve ay tutulmalarını önceden belirlemek, takvim çıkarmak ve yıldızlarla yön bulmak ilmi bir faaliyettir. Kur’an da yıldızların karanın ve denizin karanlıklarında yön bulmaya vesile kılındığını haber verir.<br />
<br />
Allah Teala En’am suresinin 97. ayetinde şöyle buyurur,<br />
<br />
<font color="black"><b>O, karanın ve denizin karanlıklarında kendileriyle yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır.<br />
</b></font><br />
Demek ki yıldızların Kur’an’da bildirilen vazifelerinden biri yön göstermek. İnsanın ahlakını yazmak, evleneceği kişiyi seçmek veya ay sonunda eline ne kadar para geçeceğini haber vermek değil.<br />
<br />
İnsanın doğduğu ay da  beraberinde hazır bir ahlak paketi getirmez. Nüfus müdürlüğü doğum belgesinin yanına Bu çocuk gururlu, şu çocuk kıskanç, öteki kararsız olacak diye bir huy cetveli iliştirmiyor. İnsanın yaratılıştan gelen bir mizacı olabilir, fakat ahlakı doğum tarihinin hükmü değil, iradesinin ve terbiyesinin neticesidir. Takvim insanın ne zaman doğduğunu söyler, nasıl biri olacağını değil.<br />
<br />
Kur’an’da ve sahih sünnette yıldız düşüklüğü adıyla bilinen dini bir kavram da yoktur. Resulullah hiçbir sahabinin sıkıntısını senin yıldızın düşük diyerek açıklamamış. Bir kimsenin rızkı daraldığında doğum saatini hesaplatmamış, evliliği bozulduğunda eşlerin burçlarını karşılaştırmamış, öfkeli birine senin yükselenin sert dememiştir. <font color="Red"><b>Resulullah’ın gösterdiği yol dua, tövbe, sabır, tevekkül, istişare, tedbir ve insanın kendi nefsini hesaba çekmesidir.</b></font><br />
<br />
Bir adam düşünün. Bütün ay hesabını kontrol etmemiş, mal alışverişinde dikkatsiz davranmış, borçları birikmiş. Ay sonunda kasada açık çıkınca Merkür geriliyor diyor. Merkür geriliyor olabilir, fakat kasadaki açığı gezegenler değil, tutulmayan hesap büyütmüştür. Gökyüzündeki hareket muhasebe defterini kendiliğinden düzeltmez. İnsan önce kendi ihmaline bakmalı, sonra suçu milyonlarca kilometre uzaktaki bir gezegene yüklemeli.<br />
<br />
Bir tüccar bütün hazırlığını tamamlamış, tam dükkanı açacakken biri Bugün açma, yıldızın yön değiştiriyor demiş. O da açılışı ertelemiş. İş hazır, dükkan hazır, müşteri hazır ama yıldızın keyfi bekleniyor. Halbuki rızık gökten burç yorumu ile değil, Allah’ın takdiriyle gelir.<br />
<br />
Allah Teala Necm suresinin 39. ayetinde şöyle buyurur,<br />
<br />
<font color="Black"><b>İnsan için ancak çalıştığı vardır.<br />
</b></font><br />
Bu ayet her çalışanın dünyada istediği bütün sonuçları mutlaka elde edeceği manasına gelmez. Fakat insanın sorumlu olduğu alanı gösterir. Kulun vazifesi çalışmak, araştırmak, tedbir almak ve Allah’a tevekkül etmektir. Yıldızların hareketini mazeret haline getirmek değildir.<br />
<br />
Resulullah’ın oğlu İbrahim’in vefat ettiği gün güneş tutulmuştu. İnsanlar güneşin İbrahim’in ölümü sebebiyle tutulduğunu söylemeye başladılar. Resulullah bu yanlış düşünceyi hemen düzeltti ve şöyle buyurdu,<br />
<br />
<font color="Red"><b>Güneş ve ay Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Hiç kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle tutulmazlar.<br />
</b></font><font color="Black"><b>Bu hadis Buhari ve Müslim’de rivayet edilmiştir.</b></font><br />
<br />
Burada gökte gerçek bir hadise meydana gelmiş. Yeryüzünde de gerçek bir ölüm olmuş. İki hadise aynı zamana denk gelmiş. Fakat Resulullah sırf aynı anda meydana geldiler diye aralarında görünmeyen bir sebep bağı kurulmasını reddetti. Resulullah güneş tutulmasını kendi oğlunun ölümüyle ilişkilendirmedi, biz hangi delille bir kimsenin öfkesini Mars’a, kıskançlığını Akrep burcuna ve kararsızlığını İkizler burcuna bağlıyoruz? Bunu düşün…<br />
<br />
Bir adam eşini kırıyor, çocuklarına bağırıyor, dostlarıyla kavga ediyor. Sonra da ben Akrep burcuyum deyip bütün dosyayı gökyüzüne kaldırıyor. Güzel kardeşim, burcun Akrep olabilir ama sokan dil senin, kırılan gönüller senin, hesap da senin. Mahşerde Akrep burcu gelip sana vekaletname sunmayacak.<br />
<br />
Halbuki Resulullah şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<font color="Red"><b>Güçlü kimse insanları güreşte yenen değildir. Asıl güçlü kimse öfke anında kendisine hakim olandır.<br />
</b></font><font color="Black"><b>Bu hadis Buhari ve Müslim’de rivayet edilmiştir.</b></font><br />
<br />
Bir adam da Resulullah’a gelip nasihat istemiştir. Resulullah ona öfkelenme buyurmuş, adam isteğini tekrar edince yine öfkelenme demiştir. Resulullah Burcun ne? diye sormamış. Çünkü öfke, burcun değişmez hükmü değil, insanın terbiye etmekle sorumlu olduğu bir haldir.<br />
<br />
<br />
<font color="Navy"><b>İnanmıyorum, sadece okuyorum sözü de her zaman güvenli değil. İnsan sürekli okuduğu şeyden etkilenir. İlk gün gülmek için okur. İkinci gün arkadaşının burcunu sorar. Üçüncü gün eş adayını eler. Dördüncü gün işe başlamak için Merkür’ün düzelmesini bekler. Beşinci gün Merkür düzelir, bu defa Satürn sorun çıkarır. İnsan bir türlü kendi kararına sıra getiremez.<br />
</b></font><br />
<br />
Bu alışkanlığın son zamanlarda yaygınlaşan başka bir şekli de İptal, iptal, iptal sözü. Birisi hastalıktan, kazadan, ayrılıktan veya başına gelebilecek kötü bir ihtimalden söz eder etmez yanındaki hemen üç defa İptal, iptal, iptal diyor. Bir adam Ya bu iş istediğimiz gibi gitmezse? diyor. Masadaki herkes telaşla İptal, iptal, iptal diye karşılık veriyor. Güzel kardeşim, ortada henüz verilmiş bir karar yok, açılmış bir dosya yok, fakat iptal işlemi tamamlandı. Neyi kimin adına iptal ettiğinizde  belli değil. <font color="Black"><b>Dua etmek, tedbir almak ve Allah’a sığınmak başka şeydir. Belirli bir kelimeyi gizli bir iptal düğmesi gibi görmek başka şeydir.</b></font><br />
<br />
Burç ve yıldız takıntısının bir başka zararı da kader anlayışını bozmasıdır. Kader, Allah’ın ezeli ilmi, iradesi ve takdiriyle ilgilidir. Yıldızlar ise Allah’ın yarattığı varlıklardır. Allah’ın her şeyi takdir etmiş olması, yıldızların insanın ahlakını belirlediği anlamına gelmez. Yıldız düşüklüğü düşüncesinin tehlikeli taraflarından biri de insanı çaresizliğe alıştırmasıdır. Kişi bir müddet sonra ben ne yaparsam yapayım olmaz, yıldızım düşük demeye başlar. Çalışması gevşer. Tedbiri azalır. Kendisini düzeltme ihtiyacı duymaz, çünkü suç kendisinde değil, ulaşamadığı bir yıldız da.<br />
<br />
<font color="DarkGreen"><b>Ama din insanı burcunun veya düşmek üzere olduğu söylenen yıldızının mahkumu değil, iradesiyle yaptığı tercihin mesulü kabul eder.<br />
</b></font><br />
Allah Teala İsra suresinin 13 ve 14. ayetlerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
<font color="Red"><b>Her insanın amelini boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için önüne açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız. Kitabını oku. Bugün hesap görücü olarak kendi nefsin sana yeter.<br />
</b></font><br />
Ayet, insanın boynuna yıldızını mı bağlıyor, burcunu mu, yoksa kendi amelini mi? Mahşerde önüne yıldız cetveli değil, amel defteri açılır. Orada Hangi burçtandın? Yükselenin neydi?, Yıldızın yüksek miydi, düşük müydü?  sorusu sorulmayacak…  Akrep burcuna bu kulu neden öfkelendirdin? diye sorulmayacak. Yıldıza onun gayretini neden elinden aldın? denilmeyecek. Merkür de aile içindeki kırgınlıkların şahidi veya suçlusu olarak huzura çıkarılmayacak, çünkü amel defterine burçlar değil, insanın kendi sözleri ve tercihleri yazılır.<br />
<br />
Yıldızlar insana Rabbini hatırlatması gereken ayetlerdir. İnsan göğe baktığında Allah’ın kudretini, yaratışındaki ölçüyü ve kainattaki nizamı düşünmelidir. Gökte milyarlarca yıldız vardır. İnsan bütün o muazzam yaratılışa bakıp yalnızca eski sevgilisinin dönüp dönmeyeceğini merak ediyorsa, <font color="Black"><b>yıldızlarda değil bakışında bir düşüklük vardır.</b></font><br />
<br />
<font color="Sienna"><b>Müminin yolu nettir. Gaybı Allah’a bırakır. Meşru sebeplere sarılır. İstişare eder. Tedbir alır. Dua eder. Karar verdiğinde Allah’a tevekkül eder.</b></font> Kötü huyunu burcuna yüklemez. Hatasını gezegenlere dağıtmaz. İnsanları doğdukları aya göre değil, imanlarına, ahlaklarına ve amellerine göre değerlendirir. İşleri yolunda gitmediğinde yıldız düşüklüğü aramak yerine kendisini ve sebepleri gözden geçirir. Kendi kusuru varsa düzeltir. Kusuru olmadığı halde imtihan ediliyorsa sabreder. Hastaysa tedavi olur. Borçluysa plan yapar. Kırdıysa özür diler. Günah işlediyse tövbe eder.<br />
<br />
Burada söylediklerimiz, meselenin tamamı değil, sadece kapısını aralayacak kadardır. Yıldız düşüklüğü, burçlar, uğur ve uğursuzluk ve insanın kendi fiilinden sorumlu oluşu başlı başına geniş bahisler.  <br />
<br />
Bundan sonrasını da değerli kardeşlerimiz kendi bilgi, tecrübe ve yerinde katkılarıyla tamamlasınlar. Bu meselede söylenecek söz çok, ne kadar konuşursak konuşalım, insanın kendi kusurunu gökyüzüne yazdığı kadar uzun bir listeyi hiçbirimiz tamamlayamayız.<br />
<br />
Allah’ın izni ve keremiyle yıldız nerede durmalı, insan nerede sorumlu olmalı, sebep neyle sabit olmalı, bunları göstermeye gayret ettik.  Dosyayı Merkür’e havale etmedik, yıldızlara da taşeronluk vermedik. <font color="DarkSlateGray"><b>Meseleyi Kur’an’ın ve sünnetin ölçüsüne teslim ettik.</b></font> Artık Akrep burcu günahı üstlenmeye, Merkür de aile mahkemesinde şahitlik yapmaya gelmezse kimse şaşırmasın, ihale başından beri onlarda değildi.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/"><![CDATA[islam & islami Konular]]></category>
			<dc:creator>HâmûŞî</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/islam-islami-konular/105526-yildiz-dusuklugu-ve-burclar.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
