

<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Havas Okulu - Sizden Gelenler</title>
		<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Mon, 27 Jul 2026 17:23:05 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.havasokulu1.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Havas Okulu - Sizden Gelenler</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Ömür dediğin...</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/105194-omur-dedigin.html</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 21:17:52 GMT</pubDate>
			<description>Bu gün benim doğum günümmüş. insanların çoğu kutlar sevinç duyar doğum günü olduğu için. Pek doğum günü kutlama kültürü olan birisi değilim. Lakin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu gün benim doğum günümmüş. insanların çoğu kutlar sevinç duyar doğum günü olduğu için. Pek doğum günü kutlama kültürü olan birisi değilim. Lakin ben üzüntü ve hüzün mutluluk bir arada yaşıyorum.. Üzüntümün sebebi ömürden giden 1 yıl daha oldu. Rabbime ne kadar yakışır bir kul oldum düşüncesi. Şu fani dünyada fırsatlar elimizdeyken Hz. Allaha gerektiği gibi kulluk edebilirsen diğer tarafta kafan rahat edersin.. Çeşitli hayat silsilesi ile geçen ömür.. inişli çıkışlı. gerçi yaşımız küçük amma.. Vesselam..</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Allah dostu1</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/105194-omur-dedigin.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ruh Neden unutmayı kabul etti?</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/105101-ruh-neden-unutmayi-kabul-etti.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 23:13:21 GMT</pubDate>
			<description>RUH NEDEN UNUTMAYI KABUL ETTİ. 
 
Derler ki... 
Ruhun en büyük fedakârlığı dünyaya gelmesi değildir. 
Unutmayı kabul etmesidir. 
Çünkü hatırlayan bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>RUH NEDEN UNUTMAYI KABUL ETTİ.<br />
<br />
Derler ki...<br />
Ruhun en büyük fedakârlığı dünyaya gelmesi değildir.<br />
Unutmayı kabul etmesidir.<br />
Çünkü hatırlayan bir bilinç için sınav olmaz.<br />
Hakikati zaten bilen biri... Hakikati seçmiş olmaz.<br />
Bir düşünün.<br />
Eğer doğduğunuz gün kim olduğunuzu hatırlasaydınız...<br />
Kimseye bağlanır mıydınız.<br />
Korkar mıydınız.<br />
Ölümü gerçek sanır mıydınız.<br />
Hayır.<br />
O zaman bu dünyanın hiçbir anlamı kalmazdı.<br />
Belki de unutmak bir ceza değildi.<br />
Oyunun başlayabilmesi için gerekli olan tek şarttı.<br />
Ve belki de bütün ruhsal yolculuk...<br />
Yeni bir şey öğrenmek değil.<br />
Bilerek unuttuğunu yeniden hatırlamaktır.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Yetim</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/105101-ruh-neden-unutmayi-kabul-etti.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çok bilmek, çok bakmak bizi yoruyor..</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/105008-cok-bilmek-cok-bakmak-bizi-yoruyor.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 23:13:01 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bir şarkı çalıyor yan odada, dikkatimi çekiyor bir cümlesi: "Zırhı paslanmış bir kahraman gibiyim."  
 
Eski zamanlarda yaşamış insanlarla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bir şarkı çalıyor yan odada, dikkatimi çekiyor bir cümlesi: &quot;Zırhı paslanmış bir kahraman gibiyim.&quot; <br />
<br />
Eski zamanlarda yaşamış insanlarla kıyaslanamayacak kadar çok bilgiye sahibiz. <br />
<br />
Peki bu iyi bir şey mi? <br />
<br />
Sadece yaşadığı mahalleden, köyden ya da şehirden haberdar olan insanlarla, dünyanın bize en uzak ülkesindeki bir hadiseden anında hem de görüntülü ve sesli olarak haberdar olan bizleri bir kıyaslayalım... <br />
<br />
Ekonomik ve siyasi gelişmeleri, istatistikleri, savaşların acılarını, açlığın hallerini, yoksullukları, günahları, fitneleri ve daha yüzlerce şeyi görüyor, hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Oysa bu kadar çok bilgiye katlanacak kadar takatimiz yok! <br />
<br />
Olup biten ne varsa görmek ve çok sık görmek; olup biten ne varsa duymak ve çok sık duymak; sadece alışma eşiğimizi düşürüyor ve bağışıklığımızı artırıyor. <br />
<br />
Heyecanını ve gayretini yitirmiş cesetlere dönüşüyoruz! <br />
<br />
Yüzlerce insanın bir kalemde katledilmesine de, bombardımanları canlı yayında seyretmeye de alışıyoruz. Tek damla gözyaşına hasret göçüp gidiyoruz bu dünyadan. <br />
<br />
Bu kadar çok olumsuz hadiseye muhatap olan ruhumuz her şeyden ümidini kesiyor ve içimizde biriktirdiğimiz bilgilerle öylece hareketsiz kalakalıyoruz.<br />
<br />
Biliyoruz bilmesine ama, bildiklerimizle ne bir şerri düzeltmeye kolumuz kalkıyor, ne de yolumuzdaki bir taşı ayağımızla kenara itmeye mecalimiz var. <br />
<br />
Şarkıda söylendiği gibiyiz, &quot;zırhı paslanmış bir kahraman gibi.&quot; Öyle ya zırhın paslanmışsa ne kadar kahraman olursan ol, hareket kabiliyetini yitirmişsen, hareketsizliğe alışmışsan bir işe yaramaz, çok şey biliyor olman seni selamete ulaştırmaz. <br />
<br />
Bu çok bilen ama paslanmış halimizle o kadar savunmasız bir haldeyiz ki, gelen geçen bir darbe vuruyor imanımıza! <br />
<br />
Çok bilmek, çok bakmak bizi yoruyor... <br />
<br />
Hayber Yahudilerinden birinin siyâhi kölesi olan Habeşli Yesâr aklıma geldi. <br />
<br />
Hani imân eder etmez Hayber'de çarpışan ve şehit olan Yesâr. Onu savaş meydanlarına atılmaya ve şehid yapmaya sadece Allah'ı ve Resulü'nü bilmek yetmişti... <br />
<br />
Bu paslanmış kılıklardan kurtulmak için bize yetmeyen ne peki? Neyi bilmiyoruz da bize yetmiyor?</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Skoda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/105008-cok-bilmek-cok-bakmak-bizi-yoruyor.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kınadıklarımızın sınandıkları ile sınandık mı hiç?</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104945-kinadiklarimizin-sinandiklari-ile-sinandik-mi-hic.html</link>
			<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 23:13:01 GMT</pubDate>
			<description>“Kadın dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. Ben onu ayartmak istedim ama o bundan uzak durmaya çalıştı. Eğer ona emrettiğim şeyi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>“Kadın dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. Ben onu ayartmak istedim ama o bundan uzak durmaya çalıştı. Eğer ona emrettiğim şeyi yerine getirmezse hapse atılacak ve aşağılanmışlardan olacak.”<br />
<br />
Yusuf sûresi, 32. <br />
<br />
Şehir büyük bir haberle çalkalanıyordu. Şehrin önemli isimlerinden olan Aziz’in karısı köle olarak satın aldıkları gence âşık olmuş ve onu ayartmak, yoldan çıkarmak istiyormuş! Kadın, bunun için Yusuf’a tuzak kurmuş ama kadının kocası onları yakalamış! Şehirdeki kadınlar hür bir kadının, bir köleye olan aşkını konuşuyor ve onu kınıyorlardı: “Hür kadın, köleye hiç âşık olur mu? Bu kadın akılsız! Bu kadın utanç verici işler yapmış!” diyorlardı.<br />
<br />
Kadınlar haklıydılar onu kınamakta. Ama kimse onun yerinde değildi. Kimse kınadığının sınandığı ile imtihan olmamıştı. Kadın, kendisi hakkında dedikodu yapan kadınları topladı. Onları bir sofraya oturttu. Ellerine meyve ve bıçak verdi. Yusuf’un içeriye girmesini istedi. Hz. Yusuf içeri girdiğinde kadınlar şaşakaldılar. Onun güzelliği karşısında büyülendiler. Ellerindeki bıçakla meyveyi keseceklerine ellerini kestiler. Hâlbuki daha düne kadar bu konuda kadının dedikodusunu yapıyorlardı. Onlar kadını kınadılar ama kadının imtihanı ile karşılaşınca onlar da kınanacak duruma düştüler. <br />
<br />
Dedikodusunu yaptığımız kimselerin yerinde olsaydık neler yapardık acaba? Unutma! Dün kınadığın, bugün sınandığın olabilir. Birini kınamadan önce onun yaşadıklarını gözden geçirelim. İnsanları kınamak, onların dedikodusunu yapmak ve çekiştirmek kolay. Acaba onların yerinde biz olsaydık nasıl davranırdık? Kaçımız kınadığımız insanların hayatını yaşadık? Onların çektiği sefaleti yaşadık? Onların sokaklarında büyüdük? Onların açlığını ve susuzluğunu çektik? <br />
<br />
Hangimiz mevki makamla sınandık da alnı ak bir şekilde makamın hakkını verdik? Başkalarının hayatı hakkında konuşmadan önce kendimize soralım: “Ben onun yerinde olsaydım nasıl davranırdım?” <br />
<br />
Sınanmadığımız konularda konuşurken gönül incitmeyelim. Birini çekiştirmeden önce empati yapalım. Birini suçlamadan önce onu anlamaya çalışalım. Bizler yargıç değiliz. İnsanları yargılamakla mesul değiliz. Bizler insanlara rehberlik edelim, yol gösterelim. Birini suçlamadan önce onu bir dinleyelim.<br />
<br />
Rabbim bizleri imtihanı kolay olan kullarından eylesin!</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Skoda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104945-kinadiklarimizin-sinandiklari-ile-sinandik-mi-hic.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bütün sınırlara ve bunca habis adamlara direniyoruz !</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104925-butun-sinirlara-ve-bunca-habis-adamlara-direniyoruz.html</link>
			<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 23:13:10 GMT</pubDate>
			<description>Her sabah yüzünü jiletle kazıyan adamlarız biz! Simalarımızda ne doğallık, ne de bir nur kaldı sırf bu yüzden! Barkodlanan, kayıt altına alınan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Her sabah yüzünü jiletle kazıyan adamlarız biz! Simalarımızda ne doğallık, ne de bir nur kaldı sırf bu yüzden! Barkodlanan, kayıt altına alınan mecburiyetlerle yaşıyoruz. Baz istasyonları adım adım peşimizde, hücrelerimizi talandalar. Büyük bir mikrodalga fırının içinde özümüzü yitiriyoruz saniye saniye. Kalbimizin derinliklerine uzanan dijital ellerle çarpılıyoruz, kerahatler uzadıkça uzuyor. Erişilebilir olduğumuz ölçüde varolduğumuzdan söz ediliyor. Bizi şarj kablolarına, adaptörlere, prizlere bağlı endişelere ve sevinçlere mahkum etme niyetindeler. O en sevdiğimiz ezginin orta yerinde başlayan reklamlardan başkası değil ruhumuza kasteden, acımasızca yağmalamaya yeltenen...<br />
<br />
Ama direniyoruz!<br />
<br />
Aşkımızla dalga geçiyor, son kullanma tarihleri biçiyorlar hayallerimize hiç durmadan...<br />
<br />
Biz her sabah yüzünü jiletlerle kazıyan adamlarız. Yanağımıza tutturduğumuz o iğreti gergin gülümsemeyle başımız belada. Ama kalbimiz, o hâlâ nurla aydınlık ve hüzünle dipdiri... <br />
<br />
Kalplerimizin sesini duyuyor ve duyuruyor olmasak çoktan savrulup gitmiştik.<br />
<br />
Kalbini alüminyum folyolara sarıp, naylon poşetlerle streç filmlerle paketlemiş adamlara  nurdan ve kalbin sesinden bahsetsek ne, bahsetmesek ne! Onlar analitik yaklaşımlarla, kendi beceriksizlikleriyle kör kütük sarhoş ve sağır adamlardır...<br />
<br />
Bu adamlar var ya bu adamlar; üzerini kum kaplamış büyük kayalar gibiler, sen onlara bakınca büyük semereli bir dağ zannedersin. Ama ilk yağmurda foyaları ortaya çıkıverir.<br />
<br />
Allahı kainattan sormaktan aciz kalmış, firengî biriktirmiş çer çöp adamlardır bunlar. Çok cümle kurmuş, çok kitap okumuş, ötesi olmasın diye çırpınan adamlar. <br />
<br />
Eskiden ülkelere çizilen sınırları düşündükçe daralırdı yüreğim. Şimdi o sınırlar evimizin kapısına kadar geldi, hatta gövdemize dayandılar.<br />
<br />
Neyseki aşıklar var, neyseki hâlâ bir kalbi olanlar, kalbinin sesini duyuranlar var... Aşksızlar korksunlar en çok, dertsizler utansınlar hallerinden, pes edenler, kalbi sus pus ıssızlaşanlar, memnunlar!..<br />
<br />
Ve biz bütün sınırlara ve bunca habis adamlara direniyoruz her şeye rağmen! Kalbimizin sesine eşlik edip, vargücümüzle &quot;Allah&quot; diyoruz!</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>zunan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104925-butun-sinirlara-ve-bunca-habis-adamlara-direniyoruz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ne istiyorsun ?</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104880-ne-istiyorsun.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:58:22 GMT</pubDate>
			<description>Resim: https://fidansepetim.com/uploads/p/p/2-Adet-3-Yas-Pembe-Renkli-Isparta-Sarmasik-Gul-Fidani-Paketi_1.png?v=1745266006  
 
 
**İstemek odaklı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://fidansepetim.com/uploads/p/p/2-Adet-3-Yas-Pembe-Renkli-Isparta-Sarmasik-Gul-Fidani-Paketi_1.png?v=1745266006" border="0" alt="" /><br />
<br />
<br />
<b><b>İstemek odaklı yaşamımızı sürdürüyoruz.<br />
Bazımız zahirde hayatın bizi oyalayacak tarafı ile doyumsuz bitmek bilmeyen istekleri ile koşturup duruyoruz.<br />
Bazımız batının sırrın, sırrına erişebilmek için tabi ki yine KENDİMİZ için derinliği istiyoruz.<br />
Bu arzu heves talebin çoğunluğu nefsimiz için oluyor. <br />
<br />
<br />
Halbuki Allah her şeyi o kadar nizami yaratıyor ki her şey kusursuz işliyor. Müsebbib-i esbab )<br />
İşleyişteki sebepler, sonuçlar <br />
Arka planında bize idrak ettirdiği bazen gaflette iken göremeden şikayetçi olduğumuz olaylara bakış açımız.<br />
Vardır bir hikmeti değil <font color="Navy">VAR </font>bir hikmeti boyutunda olmalı.<br />
Bazı kelimeler o kadar normalleşmiş durumda ki zannımca gafletten sebep kolay dile gelir düzeyde.<br />
Bu durumda bazen kişinin izah i açıdan kullanması  gerektiğinden dilden dökülebilir derecede fakat çok mühim bir mevzu.<br />
Şimdi konuşabildiklerimize de takılmayın hep birlikte istişare manası ile yazıldı. Yoksa bir şey biliyormuş gibi konuşmak haddimize değil Her şeyin iyisini yalnızca Alim olan Allah bilir.</b></b><br />
<br />
- <b><b>Yoksa Anı seyredelim hayret etmeye gayret etmeye şükür, fikir, tefekkür  etmeye sayısı yetmeyecek işleyiş söz konusu ki var ki kelam etmek beri dursun sen ortadan kalkıyorsun. Allah bizlere idrak edebilmeyi nasip etsin inşAllah . Şaşırılacak her şey gözünün önünde ama Ama   “<font color="Blue">SEN </font>“ gözünle göremezsin. ne istiyorsun <font color="Magenta">havada uçmak mı denizde yürümek mi ateşte yanmamak mı</font></b></b> :) -<br />
<br />
<b><font size="2"><font color="Navy"><br />
Hepsi masivaullahtır. Kendini çıkart aradan sonra isteklerimize oyalanışlarımıza ettiğimiz kelamlara uğraştığımız işlere şuan normal gelen herşeye “SEN”siz tekrar tefekkür edelim.<br />
<br />
Perde Araya giren vazgeçemediğin “ <font color="Red">SEN </font>” sin o hiç uzakta değil...</font></font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>tevafukk</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104880-ne-istiyorsun.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sihirli kareler</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104815-sihirli-kareler.html</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 19:08:16 GMT</pubDate>
			<description>Herkes bizim Arap-Fars, yani genel olarak İslami vefklerimizi biliyor. Peki, İslam’dan önce Araplarda bu tür vefkler var mıydı? Ayrıca hangi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Herkes bizim Arap-Fars, yani genel olarak İslami vefklerimizi biliyor. Peki, İslam’dan önce Araplarda bu tür vefkler var mıydı? Ayrıca hangi ülkelerde, hangi dönemlerde bu sihirli kareler mevcuttu? Gelin, sihirli karelerin evrimini ele alalım.<br />
SİHİRLİ KARELERİN DETAYLI TARİHİ VE EVRİMİ&#128220; I. ADIM: ANTİK ÇİN (M.Ö. 2200 – M.Ö. 650) — Kozmosun ŞifresiSihirli karelerin dünyadaki ilk çıkış noktası kesin olarak Çin'dir.Lo Shu Efsanesi: M.Ö. 2200 civarında, Çin'in bilge kralı Yu, sürekli taşan ve halka zarar veren Lo Nehri'ni dizginlemeye çalışıyordu. Nehrin içinden kutsal bir nehir kaplumbağası çıktı. Kaplumbağanın kabuğunda siyah ve beyaz noktalardan oluşan 3x3'lük geometrik bir desen vardı.Derin Matematik ve Felsefe: Çinliler bu deseni incelediklerinde, yatay, dikey ve diagonal (köşegen) tüm sıraların toplamının 15 olduğunu gördüler. 15 sayısı, Çin güneş takvimindeki 24 döngünün her birinin gün sayısına eşitti.Yin ve Yang Dengesi: Çin felsefesinde tek sayılar (1, 3, 5, 7, 9) Yang'ı (göksel, eril, aydınlık), çift sayılar (2, 4, 6, 8) ise Yin'i (dünyasal, dişil, karanlık) temsil ederdi. Bu karede Yin ve Yang kusursuz bir dengedeydi, merkezde ise evrenin kalbi olan 5 sayısı duruyordu.Kullanımı: Bu kare, Çin'de I Ching (Değişimler Kitabı) felsefesinin, element teorisinin (Su, Ateş, Toprak, Tahta, Metal) ve geleneksel Feng Şui sanatının temel taşı oldu. Çinliler için bu bir büyü değil, evrenin matematiksel haritasıydı.<br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3348j.jpg" border="0" alt="" /><br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3347j.jpg" border="0" alt="" /><br />
&#128220; II. ADIM: MEZOPOTAMYA (M.Ö. 2000 – M.Ö. 500) — Yıldızların SayılarıÇin'den bağımsız olarak, Babil ve Sümer medeniyetleri sayıların ilahi gücünü keşfettiler.Tam anlamıyla 3x3 veya 4x4'lük kareler çizmeseler de, gökyüzündeki 7 hareketli gök cismini (Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) belirli sayılarla eşleştiren ilk kişiler onlardı.Babillilerin bu astrolojik sayı sistemi, daha sonra Persler ve Yunanlar üzerinden geçerek İslam dünyasındaki gezegen vefklerinin (astrologların saat hesaplamalarının) temelini oluşturdu.&#128220; III. ADIM: ANTİK HİNDİSTAN (M.S. I. Yüzyıl – XI. Yüzyıl) — Canlı Yantralar ve MatematikÇin'den gelen temel fikir, Hindistan'da muazzam bir matematiksel ve manevi derinlik kazandı.Sayı Sisteminin Gücü: Sıfırı (0) keşfeden ve bugünkü sayı sistemini kuran Hintliler, sihirli kareleri sadece 3x3 ile sınırlamadı; 4x4, 5x5 ve daha büyük kareleri geliştirdiler. Bunlara genel olarak Yantra veya Mantra-Yantra dendi.Khajuraho Karesi (Kutsal 34): Hindistan'daki en ünlü sihirli kare, Khajuraho tapınağında kazınmış olan 4x4'lük karedir. Bu karede her sıranın toplamı 34'tür. Ancak Hintliler öyle bir matematik dehası gösterdiler ki, sadece satırlar değil; karenin içindeki her 2x2'lik küçük karelerin toplamı da 34'ü verir.Kullanımı (Tıp ve Din): Hint kültüründe bu kareler Ayurveda (geleneksel tıp) sisteminde kullanıldı. Belirli metallerin (bakır, gümüş) üzerine kazınan kareler, hastalıklardan korunmak, zihni sakinleştirmek ve çakraları dengelemek için tılsım olarak taşınırdı. Ayrıca zenginlik tanrısı Kubera'ya adanan Kubera Kolam kareleri, evlerin girişine çizilerek bereket davet edilirdi.<br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3352j.jpg" border="0" alt="" /><br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3351j.jpg" border="0" alt="" /><br />
&#128220; IV. ADIM: ANTİK ROMA (M.S. I. Yüzyıl) — Harflerin GeometrisiHindistan ve Çin sayısal karelerle uğraşırken, Roma İmparatorluğu dünyası sayıları kelimelere döktü.M.S. 1. yüzyılda (Pompei bulgularıyla kanıtlandığı üzere) SATOR KARESI ortaya çıktı. 5x5 boyutundaki bu kare, sayılar yerine Latince kelimelerden oluşuyordu (Sator, Arepo, Tenet, Opera, Rotas).Her yönden aynı okunan bu palindrom, Roma dünyasında gizli Hristiyan şifresi ve evleri yangından, nazardan koruyan geometrik bir tılsım olarak kullanıldı.<br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3358j.jpg" border="0" alt="" /><br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3360j.jpg" border="0" alt="" /><br />
SATOR / ROTAS Formu: Bazı antik buluntularda (örneğin Pompei'deki duvar grafitilerinde) kare en üstte ROTAS kelimesiyle başlarken, daha sonraki dönemlere ait taş kitabelerde SATOR kelimesiyle başlar.Pompei Grafitileri: Arkeologların siyah-beyaz çizimlerine dikkat ederseniz; Roma vatandaşlarının daha milattan sonra 1. yüzyılda evlerin duvarlarına ve sütunlara kazıdığı ilk yazılar tam olarak bu şekilde görünüyordu.Kusursuz Simetri: Modern rekonstrüksiyonlarda ve net kabartmalarda, tam merkezde yer alan TENET kelimesinin kare şebekenin tam ortasında nasıl düz bir koruyucu haç (artı işareti) oluşturduğu açıkça görülmektedir<br />
&quot;Roma'daki Sator Karesi (Sator Arepo Tenet Opera Rotas) tarihi süreçte birçok kilise ve kutsal tapınakta bulunmuştur. En ünlü buluntu yerleri şunlardır:Santa Maria Maggiore Bazilikası (Roma, İtalya): 1966-1971 kazılarında kilisenin bodrum katında, MS 4. yüzyıla ait antik bir Roma evinin duvarında bulunmuştur.Siena Katedrali (Siena, İtalya): Ünlü katedralin dış sol duvarındaki mermer taşların arasına kötülüklerden korunma tılsımı olarak işlenmiştir.San Pietro ad Oratorium Manastırı (Capestrano, İtalya): MS 752 yılına ait bu kilisenin ana giriş kapısının hemen üzerindeki mermer cephede kazınmış olarak durmaktadır.Pompei Harabeleri (En Eskisi): MS 79 yılında Vezüv Yanardağı'nın külleri altında kalan Pompei'deki bir spor okulunun sütununda bulunmuştur. Bu, dünyadaki en eski Sator karesidir.&quot;<br />
&#128220; V. ADIM: BİZANS İMPARATORLUĞU (M.S. IV. – XV. Yüzyıl)Bizans döneminde sihirli kareler, Helenistik felsefeyle (Platonculuk) birleşti. Bizanslılar sayıları evrenin mimari şifresi olarak gördüler. 14. yüzyılda Bizanslı bilgin Manuel Moschopoulos, İslam dünyasından aldığı gelişmiş matematiksel vefk tekniklerini Yunancaya çevirerek Avrupa rönesansına öncülük etti.<br />
<br />
&#55357;&#56540; VI. ADIM: PERS VE İSLAM DÜNYASI (M.S. VIII. &#8211; XIII. Yüzyıl) &#8212; Vefk İlminin ZirvesiMüslümanlar; Çin'in denge felsefesini, Babil'in astrolojisini, Hindistan'ın muazzam matematiksel karelerini ve Roma/Bizans'ın harf gizemciliğini alıp tek bir sistemde birleştirdiler.Cabir bin Hayyan ve İhvan-ı Safa, bu karelerin saf matematiksel formüllerini çözdü.Ahmed el-Buni (XIII. yüzyıl) ise sayıların yerine Kur'an ayetlerini, surelerini ve Allah'ın isimlerini Ebced yöntemiyle entegre ederek, bu tarihi evrimi en karmaşık ve en yüksek ruhani seviyeye, yani Vefk İlmi'ne ulaştırdı.&quot;<br />
<br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3361jxox.jpg" border="0" alt="" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Sadi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104815-sihirli-kareler.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Destrüktif egregorlar ve sarkaçlar</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104799-destruktif-egregorlar-ve-sarkaclar.html</link>
			<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 22:04:56 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Resim: https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3338j.jpg  
Bugün ezoterizmin en can alıcı, en gizemli konularından biri olan 'Sarkaçlar'...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3338j.jpg" border="0" alt="" /><br />
Bugün ezoterizmin en can alıcı, en gizemli konularından biri olan 'Sarkaçlar' (yani Pandüller) kavramından bahsetmek istiyorum. Aslında bu konuyu hepimiz bir şekilde duyduk ama derinliğini tam olarak kavrayamadık.Bu kavramdan ilk olarak Vadim Zeland o meşhur 'Gerçekliğin Transörfingi' kitabında detaylıca bahseder. Zeland’a göre sarkaçlar, bizlerin düşüncelerinden ve duygularından beslenen, tamamen görünmez ama çok güçlü enerji yapılarıdır. Ve ne yazık ki bunlar, insanlar tarafından yapay olarak yaratılırlar. Aslında Helena Blavatsky, Elena Roerich ve Nikolay Levaşov da kitaplarında bu konunun derinine inmiş; insanların kendi düşük frekanslı düşünce ve arzularıyla bu yapay enerji parazitlerini, yani 'elementalleri' nasıl kendi elleriyle besleyip büyüttüklerini açıkça anlatmışlardır.Peki bu olay tam olarak ne zaman ve nasıl gerçekleşiyor? Bunlar aslında birer enerji paraziti, görünmez enerji salkımları veya duygusal tuzaklardır. Kafanızda şöyle canlandırın: Karşınıza adeta enerjisel bir ahtapot çıkıyor; dokunaçlarını doğrudan sizin enerji alanınıza, auranıza bağlıyor ve sizi emmeye başlıyor. Sadece sizin düşük frekanslı duygularınızla besleniyorlar. Siz öfkelendikçe, korktukça salınıyorsunuz ve duygularınız tıpkı bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana sallanıyor. Mantık hep aynıdır: Sizi sarsmak, kışkırtmak ve çileden çıkarmak! Bana göre bu yapılar da birer egregordur; ama çok daha agresif, çok daha obur ve negatif anlamda insanın enerjisini, duygularını sömüren bir sistemdir. Tartışmalar, kavgalar, öfke, stres ve dedikodular onlar için adeta bir açık büfe, muazzam bir ziyafettir!Hatta bu durumu sadece felsefi olarak değil, bilimsel olarak da kanıtlayan harika bir isim var: Sofiya Blank. Kendisi Kirlian fotoğrafçılığıyla, yani insan bedeninin biyoenerji alanını (aurasını) özel cihazlarla görüntüleyerek inanılmaz çalışmalar yaptı. Sofiya Blank’ın çektiği fotoğraflarda çok net bir şey görüyoruz: Bir insan stres, öfke, korku veya depresyon anındayken, aurasında adeta enerji emici sülükler gibi duran karanlık plazmoidler, yani sarkaçların uzantıları beliriyor! Bu yapılar insanın biyoenerji alanında delikler açıyor, yaşam enerjisini (vital enerjiyi) sömürüyor. Ama insan ne zaman saf sevgiye geçse, ne zaman içtenlikle şükretse veya dua etse, aurası altın sarısı ve mavi ışıklarla parlıyor; o karanlık yapılar ise bu yüksek frekansta barınamayıp anında yok oluyor.Bunun en büyük örneğini internette yazı okurken ya da haberleri izlerken yaşarsınız. Dikkat edin, haberlerde asla iyi bir şeyden bahsedilmez. Sürekli negatif bilgi pompalanır: Zamlar, gıda fiyatları, benzine, şekere, petrole, altına gelen zamlar, alkolün ya da unun pahalılaşması, vergilerin artması, kiraların uçması, bir şeylerin yasaklanması ya da sürelerin kısıtlanması... İnsan bunları görünce hemen sinirleniyor, memnuniyetsiz ve öfkeli hale geliyor, tepki göstermeye başlıyor. İşte tam o an frekansınız (vibrasyonunuz) düşüyor ve o sarkaçlar anında tepenize biniyor. Bak şuna dikkat et: Psikologlar da 'Haber izlemeyin' diyor. Görüyor musun, bir şeyler nasıl da birbiriyle örtüşüyor? İnternette, telefonda, mesajlarda, yorumlarda ya da yüz yüze fark etmez; ne zaman bir şeyi hararetle tartışmaya, kavga etmeye ya da bu negatifliği paylaşmaya başlarsanız, o ahtapotun dokunaçları direkt size bağlanır.Tam da bu noktada, negatif enerjiden beslenen ve insanı çok kötü bir duruma sokan yıkıcı egregorlar şunlardır: kumarhane (kumar), alkol, sigara, uyuşturucu, kolay ve maliyetli oyunlar, yasa dışı işler, hızlı, kolay ve büyük paralar ile porno bağımlılığı. Pornografi de oldukça fazla enerji tüketir. Ayrıca burada bir kanal açılır ve insanın üzerine inkubus ve sukkubus olarak adlandırılan varlıklar yapışır. Batı ezoterizminde bunlara bu isimler verilirken, bizim kültürümüzde bunlar cinler ve şeytani varlıklardır</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Sadi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104799-destruktif-egregorlar-ve-sarkaclar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Olmuyor, her şey sonuna kadar ulaşmıyor</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104796-olmuyor-her-sey-sonuna-kadar-ulasmiyor.html</link>
			<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 18:22:57 GMT</pubDate>
			<description>Bugün, çok çalışmalarına ve farklı alanlarda pek çok şey yapmalarına rağmen bir türlü mutluluğu yakalayamayan, hiçbir işin sonunu getiremeyen, her...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bugün, çok çalışmalarına ve farklı alanlarda pek çok şey yapmalarına rağmen bir türlü mutluluğu yakalayamayan, hiçbir işin sonunu getiremeyen, her şeyi yarıda bırakan ve hiçbir şeyde başarılı olamayan insanlardan ve durumlardan bahsetmek istiyorum. Ne para kazanabiliyorlar ne de o işlerde tutunabiliyorlar. Peki neden böyle oluyor?<br />
Birkaç gün önce bir konu görmüştüm. Orada bir adam, kırk yaşını geçmiş olmasına rağmen hiçbir şey başaramadığını, tüm işlerinin yarım kaldığını ve sonunun gelmediğini yazıyordu. Bu kişi durumun nedenini arıyor, bunu anlamak ve bu döngüden çıkmak istiyor. Bunu okurken neyi fark ettiğimi, gördüğümü ve hissettiğimi paylaşmak isterim:<br />
Bu kişi işine, kararlarına ve eylemlerine karşı yeterince disiplinli değil. İçinde bir azim yok; zorluklar ve sıkıntılar baş gösterdiğinde hemen pes ediyor. Ya da kendi hayatını, kendi kaderini yaşamıyor ve uğraştığı işleri sevmiyor. Kırk yaşını geçmiş olduğu gerçeğine bakarsak, bu durum neredeyse tüm erkeklerde görülen bir orta yaş krizidir; başarılı insanlarda bile böyle dönemler olur. İnsan yaşlandığını, eskisi gibi gücünün ve fırsatlarının kalmadığını hisseder; kendini yaşlı ve hiçbir şey başaramamış gibi algılar. Her şeyi denemek ister, sanki her şeyi yanlış ve eksik yapmış gibi hisseder. Ancak bu adam bir rutine, bir depresyona girmiş, pes etmiş, havlu atmış ve her şeyi kadere bağlıyor. Her şeyi denemiş ama hiçbirinin sonunu getirememiş; çünkü burada motivasyon, azim, hırs ve çaba yok. Montaj noktası düşmüş, hayat vektörü kaybolmuş, hayati enerji bloke edilmiş. Üstelik kendisini suçladığı gerçeğini de göz önünde bulundurursak; dikkati, enerjisi ve konsantrasyonu geçmişteki hatalarda ve geçmiş zamanda takılı kalmış. Bu insan fiziksel olarak burada, fakat zihnen ve ruhen geçmişte yaşıyor. Psikolojide ve modern ezoterik öğretilerde bu çok tehlikeli bir durumdur; geçmiş, bu insanı orada tutar, ileriye doğru bir adım atmasına izin vermez ve gelecekteki hedeflere harcanması gereken enerjiyi tamamen tüketir.<br />
Ben burada bir sınav, karma veya lanet görmüyorum. Burada kişinin kendi üzerinde çalışması, bir uzmanla görüşmesi ve seanslarla bu durumun derinine inmesi gerekir. Çözüm buralarda bir şeyler aramak, tavsiye istemek veya &quot;havas ilmi&quot;ne başvurmak değildir.<br />
Her şeyden önce, bu durumdaki kişilerin sabırsız ve hırstan yoksun olduğunu, yeterli çabayı göstermediklerini ve çabuk yorulduklarını ya da hemen sıkıldıklarını söyleebilirim. Büyük ihtimalle işlerinizi ve uğraşlarınızı zorluklar ve sınavlar yüzünden bırakıyorsunuz. Oysa hangi işte zorluk yoktur ki? Bir aksilikle veya sorunla karşılaşır karşılaşmaz her şeyi bırakıp hemen başka bir işe, başka bir sektöre geçiyorsunuz; zamanı gelince oradan da mı vazgeçeceksiniz? Her yerde zorluklar, eksiler ve artılar vardır. Eğer azim ve çaba göstermezseniz hiçbir şey başaramazsınız ve bu dünyada hiçbir şey elde edemezsiniz.<br />
Başkaları hakkında konuşmak bizim için kolay: &quot;Bak, onun parası, arabası, evleri, daireleri var, seyahat ediyor&quot; diyoruz. Peki onların nelerden geçtiğini biliyor musunuz? Bunların onlara altın tepside sunulduğunu mu sanıyorsunuz? Kaç sınavdan geçtiler? Kaç zorluk atlattılar, ne kadar çaba harcadılar, kaç kez başarısız oldular, kaç gözyaşı döktüler, nelerden vazgeçtiler ya da neleri göze aldılar? Bunu kimse konuşmaz, kimse bilmez ve bu, o başarılı insanların kapalı bir kitabı olarak kalır. Burada bir konu görmüştüm; bir adam tüm işlerinin ve girişimlerinin her zaman yarıda kaldığını ve asla sonunun gelmediğini söylüyordu. Bu sözlerimin hem ona hem de aynı sorunu yaşayan diğer insanlara yardımcı olacağını umuyorum.<br />
Hataları kendimiz yaparız; ama bu kaçıp gitmek, bırakmak veya kendimizi suçlamak için değildir. Hatalarınıza değerli bir deneyim olarak bakın. Bir şeyi nasıl yapacağınızı bilmeniz çok güzeldir, ancak nasıl yapmamanız gerektiğini de bilmelisiniz. Bazen bunu gözden kaçırabiliriz. Nasıl yapılmaması gerektiğini öğrenmek için ise hata yapmak gerekir; biz tam olarak hatalarımızdan öğreniriz ve deneyim de bununla birlikte gelir. Önce birinci sınıfta okur, sayıları ve harfleri öğreniriz. Sonra onları yan yana getirip okumaya başlarız. Daha sonra daha fazlasını öğrenir, şiirler ve masallar okuruz; en sonunda ise uzun şiirlere ve edebi eserlere geçeriz. Önce temel aritmetiği öğreniriz, ardından daha karmaşık matematiksel denklemlere ilerleriz. İş hayatında da durum aynıdır: Eğer yaşanmış yılların getirdiği bir deneyiminiz yoksa, o alana zamanınızı, dikkatinizi ve çabanızı vermediyseniz, nasıl yüksek bir pozisyonda ve yüksek bir maaşla çalışabilirsiniz ki? Diyelim ki size bu imkan verildi, peki her şeyi yapıp kontrol edebilir misiniz? Hayır. Allah sabredenleri ve emek verenleri sever. Kuantum fiziği, psikoloji, evrenin yasaları, ezoterizm ve teosofi gibi alanlar da tam olarak bunu anlatır.<br />
Kader, evren ve yüce güçler bizi izliyor; ne kadar kararlı ve yolumuzda ne kadar güçlü olduğumuzu sınayıp kontrol ediyorlar. Eşiğin koruyucusu (eşik bekçisi) ve sarkaçlar (pandüller) vardır. Vadim Zeland'ın &quot;Gerçekliğin Transörfingi&quot; kitabında bunlar detaylıca anlatılır. Teosofide Helena Blavatsky, Elena Roerich ve Nikolay Levaşov gibi Rus teosof, yazar og düşünürler bunu kitaplarında alegorilerle çok güzel ve derinden anlatırlar. Anlaması zordur ama ben yine de kavradım. Onlar, eşiğin koruyucularının varlığından bahsederler. Kimileri buna bakıp, orada gerçekten üst boyutlardan gelen koruyucu varlıkların olduğunu düşünür; kimileri ise bunun insanın hedeflerine ulaşmasını ve büyümesini engelleyen kendi blokajları, korkuları, gölgeleri ve karanlık yanları olduğunu söyler.<br />
Kader yardımıyla hayat, geçilmesi gereken sınavlar gönderir. Bir de egregorlar vardır; bu, her şeyi kesin olarak hesaplayan ve doğru insanları seçen çok net, dijital-bilgi tabanlı bir yapı, bir tür sistemdir. Peki kimi seçer? Hatalardan geçerek yolunu bulanları, çabalayanları, zamanını, enerjisini ve tüm benliğini bu uğurda feda edenleri. İşte bu yüzden onlar zirvede otururlar, bu yüzden yüksek mevkilerdedirler. &quot;İçeridekilerin Kitabı&quot; (The Insider's Book) adında bir kitap vardır; orada sayılardan bahsedilir und 10.000 saatlik çalışmanın herkesi başarıya ulaştırdığı söylenir. Tabii ki bu kesin bir kural değildir ve mutlak bir zorunluluk da değildir; bu olmadan da başarıya ulaşılabilir ya da daha az veya daha fazla çalışmak gerekebilir.<br />
Ama bakın, bu ne kadar büyük bir zamandır! Eğer bunu hiç ara vermeden bütünsel olarak hesaplarsak 1 yıl 2 ay yapar. Standart olarak, günlük 6-8 saatlik baz iş günü üzerinden hesaplarsak ise 5-6 yıl sürer. Bakın, bu harika bir deneyimdir; bir temeldir, beceridir, hatalardır ve bu süreçte kazanılan yeni tecrübelerdir. Bu süre zarfında insan artık her şeyi öğrenir ve bilir; etrafındaki insanlar da onun bildiğini, hak ettiğini anlar ve görür. İşte o zaman evren ve dünya zaten size kapılarını açar, fırsatlar gönderir... Ve o mesleğin egregoru bizzat sizi seçer.<br />
Eğer hayatınızda neşe yoksa ve işleriniz rast gitmiyorsa, bu sizin kaderiniz (ruhsal misyonunuz) değil demektir. Bu, kendi kalbinizi, ruhunuzu dinlemediğiniz, kendi yolunuzda olmadığınız ve sevmediğiniz bir işte çalıştığınız anlamına gelir. Kendinizi zorluyor, yıpratıyorsunuzdur ve ruhunuzun bu hayattaki misyonunu yerine getirmiyorsunuzdur. Bu yüzden kaynaklarınız tıkanır, çakralarınız kapanır; ruh istediğini alamaz, kaynak sağlamayı bırakır ve enerji kanalları tamamen bloke olur</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Sadi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104796-olmuyor-her-sey-sonuna-kadar-ulasmiyor.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Egregor nedir?</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104795-egregor-nedir.html</link>
			<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:50:25 GMT</pubDate>
			<description>Resim: https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3332j.jpg  
Egregor, tek bir enerji-bilgi alanıdır. 
Daha detaylı ve kapsayıcı bakarsak; bu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3332j.jpg" border="0" alt="" /><br />
Egregor, tek bir enerji-bilgi alanıdır.<br />
Daha detaylı ve kapsayıcı bakarsak; bu bir dijital enerji-bilgi alanı, bir yapı ya da bir sistemdir. Görünmez bir psişik akümülatör veya bilgiyle programlanmış bir bulut gibidir. İnsanların dikkati, düşünceleri, enerjileri ve duyguları sayesinde ortaya çıkar; insanlar onu dikkat ve enerjileriyle beslediği sürece de yaşamaya devam eder.<br />
Bu ne olabilir? Din, bilim, spor, futbol, tıp, ticaret, hatta aile ve soy...<br />
Yaratılışı çok basittir: İki veya daha fazla insan (ortak) bir fikir etrafında birleştiğinde, onların zihinsel dalgaları rezonansa girer; böylece her şey birikir ve büyür.<br />
Örneğin, ben dersem ki: 'Benimle olun, beni destekleyin, doğayı korumak için savaşalım.' Bu, otomatik olarak bir doğa egregorudur. Önce ben olacağım, sonra başkası gelecek, sonra üçüncüsü, dördüncüsü... Sonra 10, 20, 50, 90, 100, 170, 200, 500, 1000 ve bu böyle devam edecek. Artık tüm bu insanlar birleşir çünkü niyetleri birdir; düşünceleri, hedefleri tektir. Doğayı seviyorlar, koruyorlar ve esirgemek istiyorlar. İşte tüm bunları örüyorlar, yaratıyorlar; onların titreşimleri, yaydıkları dalgalar rezonansa giriyor, radara yakalanıyor ve artık bu bir egregor oluyor. Sonrasında ne kadar çok insan olursa, o kadar güçleniyor. Düşünün bir kere; damlaya damlaya göl olur, nehirler birleşir ve okyanusları oluşturur.<br />
Dinlerde de durum aynı. Herkes bilir ki en eski dinlerden biri Budizm'dir. Binlerce yıldır insanlar inandı, zaman ayırdı, dikkatini verdi, onu besledi; dini gelenekleri, ritüelleri yerine getirdi. Yüzyıllar boyunca tüm bunlar kökleşti, güçlendi ve çok büyük, kuvvetli bir egregora dönüştü. Hristiyanlık da öyle; iki bin yıldan fazla bir süredir insanlar inanıyor, İncil okuyor, kiliseye gidiyor, her pazar dua ediyor, dini ritüellerini gerçekleştiriyor ve bayramlarını kutluyorlar<br />
Düşünsenize, onların da ne kadar güçlü bir egregoru var! Kiliselerde ikonalar var ve her bir ikona farklı bir alandan, farklı dualardan sorumlu. İsa’nın, Meryem Ana’nın, Timofey’in veya Aziz Nikola’nın ikonaları var. İnsanlar çoğunlukla oraya dua etmeye; şifa bulmak, borçlardan ya da bahtsızlıklardan kurtulmak için merhamet dilemeye geliyorlar. Bunun uğruna da bir hediye, bir şükran sembolü veya bir adak olarak mum yakıyorlar. Her ikonanın yanında, birden fazla mumun dikilebileceği şamdanlar bulunuyor; ayrıca vefat edenlerin ruhu için mum yakıp dua edilecek özel bir yer de var.<br />
İnsanların neden mum yaktığını ve ikonlara dua ettiğini düşünüyorsunuz? Bu bambaşka bir hikaye ama ben bunu ezoterik açıdan, yani egregorun nasıl çalıştığına bir örnek olarak anlatıyorum.<br />
Ateş, zaten canlı bir enerjidir; bir elementtir, sıvı plazmadır. Isı ve ışık yayar. Ateş yandığında bir enerji açığa çıkar ve bu enerji, egregor için bir pil, bir besleme kaynağı görevi görür. Orada çok fazla ikona var, hemen orada mum satılıyor ve neredeyse her zaman o mumlar aralıksız şekilde yanıyor.<br />
Ve tabii ki İslam... Kaç insan bunu düşünüyor, kaç insan Kuran okuyor, namaz kılıyor? Kaç insan zamanını, düşüncelerini, gücünü, enerjisini ve ruhunu buraya yatırıyor? Buradaki hacim muazzam, devasa bir boyutta!<br />
İşte bu yüzden, bir insan dinden çıktığında veya onu reddettiğinde, hayatında kötü olaylar yaşanmaya başlar. Bu durum, o dini egregorların intikamcı olduğu ve insanı bırakmak istemediği için onu korkuttuğu anlamına mı gelir? Yoksa her şey bağını kopardığı için o egregor artık bu kişiyi korumuyordur da insan savunmasız kalıp her şey ondan mı başlıyordur? Evet, egregorlar insanı korur; sadece dini egregorlar değil, tüm egregorlar koruma sağlar. Onların tek ihtiyacı beslenmektir: Sizin enerjiniz, ayırdığınız zaman, duygularınız ve dikkatiniz. Bu onlara yeter. Karşılığında onlar da size iyi bir makam, kazanç ve para verirler — eğer bu bir iş egregoruysa tabii ki... Size kaynak, içgörü ve ilham sağlarlar.&quot;<br />
Soy (atalar) egregoru da buna çok güzel bir örnektir. Bir aile egregoru vardır; bir aile yüzyıllar boyunca aynı soyadı taşır ve tarım, bilim, matematik ya da bir üretim kolu gibi belirli bir zanaatla uğraşır. Nesiller boyu atalarının işini devam ettiren aileleri kesinlikle biliyorsunuzdur, değil mi? Örneğin İtalya’daki şarap üreticileri, dünyanın her yerindeki arıcılar, ahşapla uğraşıp mobilya yapanlar veya metalle uğraşıp ferforje parmaklıklar üretenler... İşte hem soyun egregoru hem de o mesleğin egregoru artık bu insanları korur; onlara gereken tüm gücü, enerjiyi ve kaynakları sağlar.<br />
Bu yüzden, bir insan ailesi tarafından kabul edilmediğinde veya anne-babası onu reddettiğinde, soy egregorunun kanalından kopmuş olur.<br />
Aynı şekilde futboldan da bahsedebiliriz. Bu da oldukça geniş, çok büyük ve güçlü bir egregordur. Kaç insan bunu tartışıyor, kaç insan seviyor ve televizyondan izliyor? Kaç insan bahis oynuyor, tartışıyor? Bunu organize etmek için ne kadar büyük paralar yatırılıyor; kaç maç, kaç şampiyona yapıldı ve yapılıyor? Bu, muazzam bir kazanç, insanların dikkati ve zamanı demektir.<br />
Bu sitenin (platformun) bile bir egregoru var! İnsanlar buraya zaman harcadı, dikkatini verdi, üzerine düşündü ve emek harcadı. Bunun için ciddi bir iş gücü ve bilgi gerekiyordu. İnsanlar buraya paralar yatırdı; arka plandaki renkleri, fonu, yazıları ve görselleri tasarlamak için finansçılar, yazılımcılar, tasarımcılar işe alındı. Tüm bunlar o zamanlardan beri inşa ediliyor. Peki, burada kaç tane profil kayıtlı? Kaç insan buraya zamanını, dikkatini ve odağını ayırıyor; kaç insan buradan yardım alıyor?<br />
Egregor her yerdedir ve her şey bir egregordur: Eğitim egregoru, tıp egregoru, sinema endüstrisi egregoru, ateistlerin egregoru, bir şehrin egregoru, bir ülkenin, siyasetin, tarihin egregoru... Herkes bir egregorun içindedir. İnsanın egregordan tamamen kurtulması veya çıkması imkansızdır. Eğer 'Ben hiçbir egregora dahil değilim' diye düşünüyorsanız, tebrik ederim; siz de 'böyle düşünenlerin' egregorundasınız demektir. Çünkü yalnız değilsiniz, sizin gibi düşünen insanlar var ve siz de bu egregoru yarattınız. Türkiye’de yaşıyorsanız Türkiye egregorundasınız, Müslümansanız Müslüman egregorundasınız. Herkesin bir egregoru vardır ve hepsi birbirinden farklıdır.<br />
Bu durum, egregorun sizi nasıl kabul ettiğine, yaşadığınız şehrin ve devletin karmasına bağlıdır. Bazı insanlar kendi şehirlerinde yaşayamaz, normal bir şekilde çalışamaz, hiçbir işleri yolunda gitmez; ama başka bir şehre giderler ve her şey bir anda çözülür. Ya da Dubai’ye gidersiniz, her şeyin harika olacağını düşünürsünüz ama hayır, hiçbir şey yolunda gitmez. Demek ki o şehrin egregoru sizi kabul etmemiştir, ona fayda sağlamamışsınızdır. Ama Tiflis’e gidersiniz, orada her şeyiniz çok iyi olur, işleriniz rast gider; hem şehri hem de insanlarını seversiniz.<br />
Bazı ülkelerin kendi kaderi, kendi karması vardır. Bazı ülkelerde çok fazla deprem olur, bazılarında finansal krizler ya da hastalıklar çok yaşanır. İşte son zamanlarda savaş egregoru da iyice besleniyor ve büyüyor.<br />
Bir insan belirli bir alanı seçip onunla uğraştığında, o alanın egregoru bunu kabul eder ve onun yollarını açar; karşısına doğru zamanda doğru insanları, doğru kitapları çıkarır. Fark ettiniz mi? Eğer matematik çalışıyorsanız, bir yerlerden karşınıza hep sizin gibi insanlar çıkar, o konuyla ilgili kitaplar satılır, reklamlar veya internette kendiliğinden önünüze çıkan öneriler belirir.<br />
İnsanlar kendiliklerinden hiçbir şey icat etmezler. Herkes insan beyninin bilimde ya da diğer alanlarda sıfırdan bir şeyler bulabileceğini, icat edebileceğini düşünüyor; ama hayır! Her şey sizden çok önce, zaten önceden tasarlandı ve icat edildi. Bu bilgiler sadece doğru insanlara ve doğru zamanda verilir. Aslında hiç kimse sıfırdan bir şey yaratmadı veya var etmedi. İnsan beyni, tıpkı bir anten gibi, sadece alandaki (boşluktaki) bilgiyi algılar ve çeker; orada akışlar vardır ve beyin o akışlara bağlanır.<br />
Örneğin, herhangi bir alanda, diyelim ki bir pastayı nasıl süsleyeceğinizi veya kimsede olmayan bambaşka, özgün bir pastayı nasıl tasarlayacağınızı düşünüyorsunuz. Siz o akışa bağlandığınız an, egregor size içgörüler ve ilhamlar fırlatmaya başlar. Çünkü diğer pastacılar da aynı şeyi düşünüyor; orada biri düşünüyor, burada biri düşünüyor, şurada bir kıvılcım çakıyor, burada bir kıvılcım çakıyor ve sonunda devasa bir ateş oluşuyor. Çünkü tüm bunlar tek bir merkez alandır.<br />
Bu tıpkı bir anten, bir uydu gibidir. Bir internet sağlayıcısının, bir operatörün, bir iletkenin, tellerin, kabloların ve Wi-Fi'ın çalışma prensibi neyse, bu sistem de tamamen aynı mantıkla çalışır. Ve Evren, bu sistemi en başından beri tam da bu şekilde inşa etmiştir<br />
Satprem derdi ki: 'Kafamızdaki düşüncelerin %99'u bize ait değildir.' Bizler adeta birer radyo alıcısı gibiyizdir; ayar düğmesini azıcık çevirirsin, siyaset egregorunun dalgasını yakalarsın ve oturup öfkelenirsin; diğer tarafa çevirirsin, yaratıcılık dalgasını yakalarsın. Onun asıl mesajı ise şuydu: Radyoyu tamamen kapatmak ve kendi ruhunun o derin sessizliğini duymak<br />
Kuantum fizikçileri ve diğer ezoterisyenler de tam olarak böyle düşünüyorlar<br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3331j.jpg" border="0" alt="" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Sadi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104795-egregor-nedir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çingeler kimdir?</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104730-cingeler-kimdir.html</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:14:07 GMT</pubDate>
			<description>Çingenelerin Ezoterik Dünyası: Ruhun, Lanetlerin ve Kadim Gücün SırlarıBölüm  
 
Çingenelerin 
 
1: İlk Sorular, Korkular ve GerçeklerBugün...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Çingenelerin Ezoterik Dünyası: Ruhun, Lanetlerin ve Kadim Gücün SırlarıBölüm <br />
<br />
Çingenelerin<br />
<br />
1: İlk Sorular, Korkular ve GerçeklerBugün çingenelerden bahsetmek istiyorum. Gerçekte kimdir bu insanlar? Neler yapabilirler? Gerçekten insanları lanetleyebilirler mi? Ettikleri lanetler gerçekten tutar mı? Aslında hayır; eğer insan kendisi korkmazsa ve onların sözlerine inanmazsa, lanetleri asla işlemez. Çingeneler insan duygularını çok iyi okurlar, son derece dikkatli ve kurnazdırlar; bu yüzden birçoğu insanları aldatabilir ya da dolandırabilir.Onların &quot;toprağın çocukları&quot;, &quot;sokak çocukları&quot; ya da &quot;eşiğin insanları&quot; oldukları söylenir. Peki yalan söylemek, dolandırmak ve çalmak onlara serbest midir? Bir cezası yok mudur, bunlara yukarıdan izin mi verilmiştir? Çingenelerin, diğer halkların aksine, kendi kadim bilgilerini, sezgilerini ve majikal (büyüsel) yeteneklerini günümüze kadar eksiksiz bir şekilde korudukları doğru mudur?Bölüm 2: Sosyal Yaşam, Erkek ve Kadın RolleriÇingene topluluklarında erkeklerin ve kadınların dünyası keskin bir şekilde ayrılmıştır:Erkeklerin Dünyası: Erkeklerin kendi işleri, kendi hayatları ve sert bir hiyerarşileri vardır. Genellikle pazar yerleri, mafya ilişkileri, soygunlar ve yasa dışı arka plan işleriyle uğraşırlar.Kadınların Dünyası: Kadınlar ise ya evdedir ya da sokaklarda; tren garlarında, pazarlarda ve yol kenarlarındadırlar. Kadınlar maji (büyü) ile uğraşabilirler ve oldukça güçlü büyüler yaparlar. Ancak bu güçlerini insanları hipnotize etmek veya onlardan çok fazla para koparmak için de kullanabilirler.Bölüm 3: Rus Romanları (Ruska Roma) ve Kaderin ElçileriRusya'da onlarla sık sık karşılaşırsınız; yanınıza gelip &quot;Avucunu aç, bir falına bakayım&quot; ya da &quot;Elinin uğruna bir şeyler ver&quot; derler. Bir anda insanın tüm enerjisini okurlar; kaderini görebilir, gelecekteki belaları tahmin edebilir ve dikkatli olmanızı söyleyebilirler. Kendilerini insanlara bizzat kaderin gönderdiğini, o an karşılarına kimin çıkacağını kendilerinin bile önceden bilmediğini söylerler. Ve gerçekten de hayatınızdaki belaları, şanssızlıkları üzerinizden alıp onları dönüştürme yeteneğine sahiptirler.Piyasada şarlatan çoktur; fakat aralarından gerçek, hakiki bir bilge (Şuvani) çıkarsa, karşılığında sizden hiçbir şey talep etmez, para bile istemez. Öyle anlar olur ki, söyledikleri kelimeler birebir gerçekleşir; insanlar yıllar sonra bile o anı ve o sözleri hatırlar.Genel olarak Rus Romanları oldukça temiz, bakımlı ve estetiktirler. Kıvırcık, simsiyah saçları, dikkat çekici makyajları olur; her yerlerinde bilezikler, yüzükler, kolyeler ve değerli taşlar taşırlar. Dantelli, rengarenk ve kabarık etekler giyerler. Eskiden yaptıkları danslar ve müzikler herkesi büyülerdi. Bugün onlar da herkes gibi modern insanlar olarak yaşıyorlar; bankalara, avukatlara, hastanelere gidiyor, okuyor ve devlet kurumlarında çalışıyorlar. Ancak tüm bu modernleşmeye rağmen, kendi eski geleneklerini hâlä koruyorlar.Bölüm 4: Orta Asya Lulileri (Mugatlar) ve Sokakların KoruyucularıÖzbekistan’da çingenelerin (Luli/Mugat) kendilerine ait özel mahalleleri vardır. Birçoğu hırsızlık ve dilencilikle geçinir. Asla tek başlarına gezmezler; genellikle eşek sırtında gruplar halinde dolaşarak eski, gereksiz demirleri, kıyafetleri ve paçavraları toplar ya da çok ucuza satın alırlar. Oldukça kirli ve pasaklı gezerler. Görünüş olarak Müslümanlara benzerler, ten renkleri çok koyudur ve kendi aralarında Tacikçe konuşurlar.Orta Asya Lulileri sokaklarda yanlarında çocukları ve çantalarıyla dilenerek gezerler. Ellerinde üzerlik (harmala) tütsüsü taşırlar ve etrafı yoğun bir dumanla kaplayarak dolaşırlar. Aslında onların o alanı enerjik olarak temizledikleri, yolların ve sokakların gizli koruyucuları (bekçileri) oldukları söylenir. Ve Lulilerin kapıyı çalıp para istediği durumlar oluyordu. Konuşmaya başlayıp evde büyü olduğunu, eğer bu büyü bozulmazsa ölüm geleceğini söyleyerek insanları hipnotize ediyorlar. İnsanlar korkup onlara para veriyor, onlar ise sonra ne yapıyor, nasıl yapıyorlar bilinmez ama evdeki tüm parayı, serveti ve altınları alıp götürüyorlar Bölüm 5: Çingene Egregoru ve Koruyucu KubbeEzoterik bir bakış açısıyla bakıldığında, çingeneler devasa ve çok güçlü bir &quot;kolektif egregor&quot; altında yaşarlar.Koruyucu Kalkan: Bir çingene bir yabancıyla (gaco) karşılaştığı an, bu ortak egregor devreye girer. Yabancı dünya için zihinsel bir sis perdesi yaratırlar. Dış dünyanın yasaları onlara işlemez gibi görünür; çünkü koruma kalkanları dışarıdan gelen negatif enerjiyi geri yansıtır.Topluluk İçi Ceza: Bu felsefede dış dünyayı aldatmak, onlar için günah değil, düşman bir çevrede hayatta kalma mücadelesidir. Ancak bir çingene kendi soyundan birini aldatırsa, egregor onu anında korumasız bırakır. O kişi magardo (kirlenmiş, dışlanmış) ilan edilir. Enerji boyutunda tamamen çıplak kalan bu kişi hızla solar ve gücünü kaybeder.Bölüm 6: Sezgilerin ve Kadim Bilginin KorunmasıModern teknoloji dünyası insan mantığını öne çıkarıp sezgileri öldürürken, çingeneler bu yetenekleri neden koruyabildi?Yazının Olmaması (Gücün Filtresi): Bilgiyi yüzyıllar boyunca sadece sözlü olarak, anneden kıza aktardılar. Ses tonu ve kan bağıyla aktarılan bilgi, doğrudan DNA'ya kazınır.Sürekli &quot;Alfa&quot; Frekansı: Çingeneler doğayla ve yolla olan bağları sayesinde anında derin sezgi (Alfa/Teta) boyutuna geçebilirler. Karşılarındaki insanın kelimelerine değil; aurasına, göz bebeklerine ve mikro mimiklerine bakarlar. Dışarıdan &quot;büyü&quot; gibi görünen şey, aslında bu psikolojik ve enerjik alanın doğrudan okunmasıdır.Kesintisiz Ata Bağı: Büyük sistemlerin egregorlarına enerji vermezler. Ölmüş atalarının ruhlarının (mulo) her an yanlarında olduğuna, rüyalar aracılığıyla kendilerini uyardığına inanırlar. Bu canlı bağ, sezgilerini devasa bir soy gücüyle besler.<br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3257j.jpg" border="0" alt="" /><br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3259j.jpg" border="0" alt="" /><br />
<img style="max-width: 300px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://www.havasokulu1.com/resimyukle/images/img3266j.jpg" border="0" alt="" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/">Sizden Gelenler</category>
			<dc:creator>Sadi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/sizden-gelenler/104730-cingeler-kimdir.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
