

<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Havas Okulu - Ölüm & Kabir & Kıyamet]]></title>
		<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 11 Sep 2026 21:22:10 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.havasokulu1.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title><![CDATA[Havas Okulu - Ölüm & Kabir & Kıyamet]]></title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Ölüm ve Dirilik Yaratılmış mıdır?</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/106036-olum-ve-dirilik-yaratilmis-midir.html</link>
			<pubDate>Tue, 08 Sep 2026 18:09:10 GMT</pubDate>
			<description>Sorulsa ki, Bu Ölüm ve Dirilik Yaratılmış mıdır? Evet, İkisi de Canavar Suretinde Yaratılmıştır. Nitekim Hakk Teâlâ Kelâm-ı Kadiminde Buyurur, “Ölümü...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sorulsa ki, Bu Ölüm ve Dirilik Yaratılmış mıdır? Evet, İkisi de Canavar Suretinde Yaratılmıştır. Nitekim Hakk Teâlâ Kelâm-ı Kadiminde Buyurur, “Ölümü ve Diriliği Ben Yarattım!” Fakât Yukarıda da Belirtmeğe Çalışıldığı Gibi Bu Ölüm Denilen Şey, Gâyet Büyük Bir Şeydir. O Kadar Büyüktür ki, Bütün Yaratılmışlardan Büyüktür, Heybetlidir. Onu Kim Görürse, Görür Görmez Ölür. Ölümden Söylenebilecek Kadarını Söyleyeyim ki, Ölümü Hatırlayınca Nasıl Büyük ve Heybetli Bir Şey Olduğunu da Bil ve Düşün ve Nefsini Onunla Korkut. Bunun İçin de Kulağını Biraz Benden Yana Tut ki, Haber Vereceğim Mesele ÖLÜM’dür.<br />
<br />
Aziz! Hakk Teâlâ, Bu Ölümü Gâyet Büyük Yarattı. O Kadar ki, Bütün İnsanlar Sayısınca, Yeryüzünde Bulunan Bütün Canavarlar Sayısınca, Ay, Güneş ve Bütün Yıldızlar Sayısınca Ölüme Baş Verdi. O Başların Her Birinde İkişer Göz, Ağız ve Kulaklar Vardır ve Bütün Yaratılmışlar Gibi Elleri Vardır. Bu Heybet ve Heyet İçerisinde Gâyet Ulu Olur.<br />
<br />
Hakk Teâlâ Hazretleri Ölümü Bütün Yaratılmışlardan Önce Yarattı. Bedenlerden Dört Bin Yıl Önce de Canları Yarattı. Nitekim Rasül-u Zişân da Böyle Buyurmaktadır, “Allahû Teâlâ Rûhları Cesetlerden Dört Bin Yıl Önce Yaratmıştır.”<br />
<br />
Rûhlardan Dört Bin Yıl Önce de, Yaratılmışların Rızıklarını Yarattı. Rızıklardan Üç Bin Yıl Önce de, Ölümü Yarattı. Ölüm, Bütün Ağızları ve Dilleriyle Bir Kerre Bağırıp Zemzeme Edince, Bu Sesten Bütün Melekler Sersemlediler ve Korkuya Düştüler. Nihâyet, Melekler Niyâz Ettiler:<br />
<br />
&#9644; “Yâ Rabb! Bu Gürültü Ne Gürültüdür ki, Hepimizi Korkuya Düşürdü ve Tesbihimizi Unutturdu?”<br />
<br />
Hakk Teâlâ Hazretleri Buyurdu:<br />
<br />
&#9644; “Bu Gürültüyü Koparan Ölümdür. Yerde ve Gökte Ne ki Varsa, Bu Ölüm Hepsini Fâni Eylese Gerektir!”<br />
<br />
Her Nefs, Ölümü Tadıcıdır.<br />
<br />
[Âl-i İmrân Sûresi: 185]<br />
<br />
Melekler Yalvardılar:<br />
<br />
&#9644; “İlâhî! N’olaydı Biz Onu Göreydik?”<br />
<br />
Hakk Teâlâ Hazretleri Buyurdu:<br />
<br />
&#9644; “Hazır Olun, Şimdi Görürsünüz.”<br />
<br />
Sonra, Ölüme Emretti:<br />
<br />
&#9644; “Ey Ölüm! Bütün Kanatlarını Aç ve Ağzınla Zemzeme Eyle!”<br />
<br />
Ölüm Derhâl Harekete Geçti ve Uçtu ve Meleklere Kendisini Gösterdi. Melekler, Bu Heybet ve Azâmetle Ölümü Görüp Zemzemesini İşitince, Her Biri Olduğu Yerde Baygın Düştü. Bir Yıl Kadar Baygın Yattıktan Sonra Kendilerine Geldiler ve Niyâz Eylediler:<br />
<br />
&#9644; “İlâhî! Bu Ölümden Büyük ve Heybetli Bir Şey Yarattın mı?”<br />
<br />
Hakk Teâlâ Hazretleri Buyurdu:<br />
<br />
&#9644; “Bütün Mahlûkâtın Arasında, Bundan Büyük Kimse Yaratmadım.”<br />
<br />
Sonra, Yine Hakk Teâlâ’nın Emriyle Ölüm Vardı ve Yerinde Sakin Oldu. Hakk Teâlâ Melekü’l-Mevte Buyurdu:<br />
<br />
&#9644; “Yâ Azrâil! Var Sen Ölümün Üzerine Müekkel Ol. Ne Zamanki Kullarımın Canını Almayı Sana Emredersem, Çek Ölümü Onun Üzerine Götür ki, Ölümle Fâni Olsun ve Ölümün Tadını Tatsın!”<br />
<br />
Azrâil Aleyhisselâm Bu Emri Alınca Ölümün Yanına Gitti:<br />
<br />
&#9644; “Ey Ölüm!” Dedi, “Hakk Teâlâ Beni, Sana Gönderdi. Hakk’ın Kullarının Canlarını Alacağım Zaman, Seni O Kimsenin Üzerine Götüreceğim, Sen de Bana İtaât Edeceksin.”<br />
<br />
Ölüm, Kendisine Cevap Verdi:<br />
<br />
&#9644; “Hoş Geldin, Ben de Sana Allahû Teâlâ’nın Emriyle İtaât Ederim Ama Seni de Cebrâil’i de, İsrâfil’i de, Mikâil’i de ve Bütün Gök Halkını da Öldürsem Gerektir.”<br />
<br />
Bu Suretle Azrâil Aleyhisselâm’a Mutî’ Oldu. Azrâil Aleyhisselâm da Ölümü Allahû Teâlâ’nın Buyurduğu Yere Götürür Hem Kimin Eceli Gelirse Ölümü Görür, Fâni Olur, Toprağa Karışarak Toprak Olur.<br />
<br />
Evet, Bu Ölümün Vâsfı Kaleme Gelmez. Bu Kadar Söylediklerimiz Kifâyet Eder. Maksat, Nefse Ölümün Heybetini Bildirmek ve Bir Korku Hâsıl Etmektir. Nefsi, Dünyâdan İğrendirip Tiksindirmektir. Âhiret Amelleriyle Meşgûl Olmasını Temin Etmektir. Onun İçin Bu Kadarı Yeter Fakât Şunu da Haber Verelim ki, Ölümü de Hakk Teâlâ Hazretlerinin Emriyle, Yahya Aleyhisselâm Cennet ile Cehennem Arasında Boğazlasa Gerektir.<br />
<br />
Ölümün Vâsfını Öğrenmek İstersen, Ölülere Sor ki, Sana Haber Versinler. Şu Ölmeden Önce Ölen Kimseler Var Yâ, Onlar Ölümle Buluştu ve “Ölmeden Önce Ölünüz!” Makamına Eriştiler. Onlar, Kendilerini Bu Sebeple Toprak Mertebesine Koymuşlar, Meskenet Evini İhtiyâr Etmişler ve Kanaat Kuşağını Kuşanmışlar ve Dünyânın Bütün Lezzetlerinden El Çekmişlerdir. Onlar, Fakir ve Sabırlıdırlar. Bu Konuda da Söylenecek Söz Çoktur. İnşaAllahû Teâlâ Şimdi İşitirsin!<br />
<br />
[Tam Müzekkin-Nüfus (Eşrefoğlu Rûmi)]</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/"><![CDATA[Ölüm & Kabir & Kıyamet]]></category>
			<dc:creator>Skoda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/106036-olum-ve-dirilik-yaratilmis-midir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cehennemin Gürlemesi</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/106012-cehennemin-gurlemesi.html</link>
			<pubDate>Sat, 05 Sep 2026 16:41:32 GMT</pubDate>
			<description>Hadîs-i Şerifte Buyurulmuştur ki; Kıyâmet Gününde Cehennem Mahşer Yerine Getirildiği Zaman Öyle Bir Gürleyişle Gürler ki, Onun Bu Korkunç Gürlemesi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Hadîs-i Şerifte Buyurulmuştur ki; Kıyâmet Gününde Cehennem Mahşer Yerine Getirildiği Zaman Öyle Bir Gürleyişle Gürler ki, Onun Bu Korkunç Gürlemesi Yüzünden Her Mukarreb Melek ve Nebî, Mürsel Muhakkak Dizleri Üzerine Çökerler.<br />
<br />
Başka Rivâyette de Şöyle Buyurulmuştur; Cehennem (Mahşer Yerine) Getirildiği Zaman –Bu Cehennemin Gelişi Ahâliye Yüz (100) Sene Miktarı Kadar Uzun Olur– Öyle Bir Kükreyişle Gürler ki, Onun Bu Kükreyişinin Korkusundan Mahşer Ahâlisinin Kalpleri Uçar Gider. Sonra Cehennem İkinci Olarak Gürleyince Kalpler Gırtlaklara Dayanır Akıllar Baştan Gider. Nihâyet İbrahim Aleyhisselâm, “Dostluğuma Yemin Ederim ki (Bugün) Senden Ancak Nefsimi İstiyorum!” Der. Mûsâ Aleyhisselâm, “(Seninle Olan) Konuşmama Yemin Ederim ki, Senden Bir Şey İstemiyorum, Ancak Canımı İstiyorum!” Der. Îsâ Aleyhisselâm, “Bana İkrâm Ettiğin Şeye Yemin Olsun ki, Senden Beni Doğuran Meryem’i İstemiyorum. Senden Ancak Canımın Kurtarılmasını İstiyorum!” Der. Muhammed Mustafa Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimize Gelince, O da, “Yâ Rabbi! Bugün Senden Canımın Kurtarılmasını İstemiyorum (Bugün) Senden Ümmetimi İstiyorum!” Diye Niyâz Eder. Bunun Üzerine Yüce ve Büyük Olan Allahû Teâlâ Hazretleri, Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimize Cevap Vererek, “Senin Ümmetinden Dostlarıma Hiçbir Korku Yoktur. Onlar Mahzûn da Olmayacaklardır ki, İzzet ve Celâlime Yemin Ederim; Ümmetin Hususunda (Seni Sevindirerek) Gözlerini Aydın Kılacağım ve Sen Buna İnan!” Buyurur.<br />
<br />
Melekler ise Aziz ve Celîl Olan Allah’ın Huzur-u Mânevîsinde Durup Kendilerine Vereceği Emri Beklerler. Nihâyet Allahû Teâlâ Hazretleri Buyurur; Ey Zebânîler Topluluğu! Muhammed Ümmetinden Olup da Büyük Günâhları İşlemeye Devam Ederek Ölenleri Cehenneme Götürünüz! Onlar Dünyâda iken Emrimi Hor Görüp Hakkımı Hafife Aldıklarından ve Harâm Ettiğim Şeylere Dalıp Gittiklerinden Dolayı Onlara Gazâbım Şiddetlenmiştir. Onlar (Dünyâda) Günâh İşledikleri Zaman İnsanlardan Gizliyorlar, Masiyet İşlemekte Bana Meydan Okuyorlardı. Benim Kendilerine Olan (Sayısız) İkrâmlarımla ve Onları Diğer Ümmetler Üzerine Üstün Kılmaklığımla Beraber Onlar Beni Kendilerini Görenlerin En Önemsizi Sayıyorlardı, Kendilerine Olan Fâziletimi, Nimetimi Tanımıyorlardı!” Buyurur. İşte O Zaman da Zebânîler Erkeklerin Sakallarından, Kadınların da Saçlarından Yakalayıp Onları Cehenneme Götürürler.<br />
<br />
Bu Ümmetten Başka Cehenneme Gönderilen Her Kulun Muhakkak Yüzü Simsiyah Olur ve Ayaklarına Bukağılar, Boyunlarına Zincirler, Laleler Vurulur. Yalnız Bu Ümmet(in Âsileri) Müstesnâdır. Bu Ümmetin Âsileri, Cehenneme Kendi Renkleri ile Sevk Olunurlar. Bunlar Cehennemin Kumandanı Mâlik’in Yanına Vardıkları Zaman Mâlik Kendilerine:<br />
<br />
&#9644; “Ey Şâkiler Gürûhu! Siz Hangi Ümmettensiniz? Bana Sizden Daha Güzel Yüzlü Hiçbir Kimse Gelmedi?”<br />
<br />
Der. Onlar da:<br />
<br />
&#9644; “Biz Kur’an Ümmetindeniz.”<br />
<br />
Derler. Mâlik Onlara:<br />
<br />
&#9644; “Ey Şâkiler Cemaâti! Kur’an Muhammed Aleyhisselâm’a İnmedi mi?”<br />
<br />
Diye Sorar. Bunun Üzerine Onlar Feryâd Edip Ağlayarak Seslerini Yükseltirler. Mâlik’in Bu Sözü Onlara, Rasülullah Aleyhisselâm’ı Hatırlatır. Onlar da:<br />
<br />
&#9644; “Vâh Muhammed! Vâh Muhammed! Ümmetinden Cehenneme Gönderilmesi Emredilen Kimselere Şefaât Eyle!”<br />
<br />
Diye Nidâ Ederler. O Sırada Mâlik’e Tehdit ve Azarlamakla:<br />
<br />
&#9644; “Ey Mâlik! Eşkıya Gürûhunu Azarlamakla, Onlarla Konuşmakla, Onlarla Sıkıntılı Kelâm Etmekle ve Kendilerini Azâba Sokmadan Durdurup Bekletmeyi Sana Kim Emretti?”<br />
<br />
Diye Nidâ Olunur. Mâlik de:<br />
<br />
&#9644; “Ben Onları Şâkilerin En Güzel Yüzlüsü Gördüm (de Ondan Dolayı Konuştum).”<br />
<br />
Der. Sonra:<br />
<br />
&#9644; “Yâ Mâlik! Onların Yüzlerini Siyahlandırma Çünkü Onlar Dünyâda Yüzler Üzerine Bana Secde Ederlerdi. Yâ Mâlik! Onları(n Ellerini ve Ayaklarını) Bukağılarla Bağlama Çünkü Onlar Cünüplükten Yıkanırlardı. Yâ Mâlik! Onları Zincir ve Kelepçelerle Azâblandırma Çünkü Onlar Benim Beyt-i Harâmım’ı Tavâf Ederlerdi. Ey Mâlik! Onlara Katran Elbise Giydirme Çünkü Onlar İhram Giymek İçin Elbiselerinden Soyunurlardı. Yâ Mâlik! Ateşe Emret de, Onların Dillerini Yakmasın Çünkü Onlar Kur’an Okuyorlardı. Yâ Mâlik! Ateşe Söyle de, Onları Amellerinin Miktarınca Yakalasın...”<br />
<br />
Buyurulur. Ateş ise Onları ve Müstahak Oldukları Azâbların Miktarlarını, Annenin Çocuğunu Tanımasından Daha İyi Biliyor. Onlardan Kimi Var ki, Ateş Onu Ayak Bileklerine Kadar Yakalar. Kimini Dizlerine Kadar Yakalar. Kimini Göğsüne Kadar Yakalar. Bu Suretle Allahû Teâlâ Hazretleri Onlardan, Büyük Günâhları, İsyânları ve (Günâhta) Isrârları Miktarınca İntikam Aldığı Zaman (Dünyâda) Şirk Koşanlarla Muhammed Aleyhisselâm’ın Ümmetinin Âsileri Arasında Bir Kapı Açarak Müşrikler Bunları Cehennemin En Üst Tabakasında Görürler ki, Bunlar Orada Ne Bir Serinlik Ne de İçecek Tadamazlar ve Ağlaşır Bir Vâziyette:<br />
<br />
&#9644; “Yâ Muhammed! Ümmetinin Şâkilerine Merhâmet Et, Rabbin Nezdinde Onlara Şefaât Eyle, Ateş Onların Etlerini Kanlarını ve Kemiklerini Yakıp Bitirmiştir!”<br />
<br />
Derler. Bunların (İmdat İsteme) Haberleri Kendisine Ulaşmadığından Dolayı Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimizin Yanlarına Gelmesi Gecikince Onlar Aziz ve Celîl Olan Rabblerine Nidâ Ederek:<br />
<br />
&#9644; “Ey Rabbimiz! Bizler Dünyâda Sana Hiçbir Kimseyi Ortak Koşmamıştık, Bizler Ancak Günâh İşlemiştik, Hatâ Etmiştik. Senin (Harâm Helâl Diye Ayırdığın) Sınırları Geçmiştik. Bizlere Merhâmet Eyle!”<br />
<br />
Diye Yalvarırlar. İşte O Sırada Muhammed Aleyhisselâm’ın Ümmetinin Âsilerine Müşrikler:<br />
<br />
&#9644; “Biz, Rabbinize ve Muhammed’e Îmânınızın Size Hiçbir Fayda Sağladığını Görmüyoruz?”<br />
<br />
Derler. Aziz ve Celîl Olan Allahû Teâlâ Hazretleri Bu Söze Öfkelenerek:<br />
<br />
&#9644; “Yâ Cebrâil! Git ve Muhammed Ümmetini(n Âsilerini) Cehennemden Çıkar!”<br />
<br />
Buyurur. Cebrâil Aleyhisselâm Onları Cehennemde (Kömür Gibi) Yanmış Olarak Deste-Deste Yani Birtakım Cemaâtler Hâlinde Birbiri Ardından Çıkardıktan Sonra Cemaâtler Hâlinde Hayat Nehri Denilen Cennetin Kapısındaki Irmağın Başına Atar.<br />
<br />
Onlar Bu Suyun İçerisinde Vücûdları En Güzel Şekline, Yani En Güzel Suret ve Cemâle Dönünceye Kadar Kalırlar. Sonra Hakk Teâlâ Onları Yüzlerinde, “Bunlar Muhammed Ümmetinden Olup Rahman Olan Allah’ın Azâd Ettiği Cehennem Adamlarıdır” Diye Yazılmış Olarak Cennete Sokulmalarını Emreder. Onlar Cennet Halkı Arasında Bu Alâmetler ile Tanınırlar. Sonra Onlar Yüzlerinden Bu Yazının Silinmesini Rabblerine Niyâz Ederek İsterler. Hakk Teâlâ da Kendilerinden Bu Yazıyı Siler de, Ondan Sonra Onlar Cennet Halkı Arasında Böyle Bir Alâmetle Tanınmazlar.<br />
<br />
Hâfız Ebû Nuaym, Ebû İmrân el-Cüvenî’den Şöyle Rivâyet Etmiştir; Ebû İmrân Der ki; Bize Şöyle Ulaşmıştır; Kıyâmet Günü Olduğu Zaman Allahû Teâlâ Hazretleri Her Zorbaya, Her Şeytâna ve Dünyâda İnsanların, Kötülüğünden Korkmakta Olduğu Her Şirret İnsana Emrederek Onlar Demir Kelepçelerle Bağlanırlar. Sonra Onların Cehenneme Atılması Emrolunur. Sonra da Üzerleri Kapatılır. Nihâyet Onlar Vallâhi Ebedîyen Ayakları Basıp Duracak Bir Yer Asla Bulamazlar. Yemin Olsun ki Onlar, Hiçbir Zaman Gök Kubbesine Doğru Bakamayacaklar. Zirâ Onlar, Cehennemin İçerisinde Yüzleri Üzerine Ters Çevrilmiş Vâziyette Olacaklardır. Hayır! Vallâhi Onların Gözkapakları Hiçbir Zaman Uyku Tutmakla Düzelmez (Yani Uyku Tutamazlar). Hayır! Vallâhi Onlar Cehennemde Ebedî Olarak Hiçbir Serinlik ve İçecek Bir Şey Tadamazlar. Nihâyet Birçok Zamanlar Geçtikten Sonra Cennet Ahâlisine, “Bugün Kapıları Açınız. Hiçbir Şeytândan, Hiçbir Zorbadan Korkmayınız. Bugün (Dünyâda iken) Geçen Günlerinizde Gönderdiklerinizi Âfiyetle Yiyiniz, İçiniz!” Denilir.<br />
<br />
Ebû İmrân el-Cüvenî Hazretleri Der ki; O Geçen Günler, Vallâhi Bu Günlerinizdir. Sizler Açlığı, Susuzluğu, Şehevî Arzuları Terk Etmek Gibi Hususları İşlemeye Bakın ki, Âhirette En Yüksek Derecelerle Mükâfat ve İkrâmlara Erişesiniz!</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/"><![CDATA[Ölüm & Kabir & Kıyamet]]></category>
			<dc:creator>RamonDelats23</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/106012-cehennemin-gurlemesi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Her nefiste faniliğe isyan vardır</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/106001-her-nefiste-fanilige-isyan-vardir.html</link>
			<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 23:13:09 GMT</pubDate>
			<description>HER NEFİSTE FANİLİĞE İSYAN VARDIR 
 
Nefsin mayasında, fânîliğe isyan vardır. Hazret-i Âdem ile Havvâ Vâlidemiz’in Cennet’te yasak meyveye...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>HER NEFİSTE FANİLİĞE İSYAN VARDIR<br />
<br />
Nefsin mayasında, fânîliğe isyan vardır. Hazret-i Âdem ile Havvâ Vâlidemiz’in Cennet’te yasak meyveye meyletmeleri de, orada ebedî kalacaklarını söyleyen şeytanın bu iğvâsına aldanmaları neticesinde gerçekleşmişti. Ham bir nefs; ölümden hoşlanmaz, fânî misafirhanede yerli edâsıyla oturmak ister, malına-mülküne, makamına-mevkiine sığınarak bunların kendisini kalıcı kılacağını zanneder. Fânî haz ve eğlencelerle meşgul olsa da, sürekli bir tatminsizlik içindedir. Var olanla yetinemeyip hep daha fazlasını ister. Bu ise sınırları zorlamaya, hattâ hayvanlar gibi ölçü ve kâide tanımayan bir hayat arzusuna götürür.<br />
<br />
Nitekim nefsânî arzuların tatmininde aşırı serbestliğin bulunduğu Batı ülkelerinde, uyuşturucu, sapkınlıklar ve intihar çok yaygındır. Uyuşturucu kullananlar, aslında hayatın ağır çalkantıları ve med-cezirlerle dolu gerçeklerinden sıyrılmak, sahte ve vücudu öldürücü bir hayal âleminde dolaşmak için, hayatlarını ve istikbâllerini ziyan etmektedirler.<br />
<br />
Terör gruplarının da bu tarz ilaçlarla mensuplarını kandırarak, intihar saldırısı gibi faaliyetleri gerçekleştirebilecek hâle getirdikleri bilinmektedir. Hâlbuki insanın gerçek tatmini, mânevî ve rûhîdir. Âyet-i kerîmede buyrulur:<br />
<br />
“…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allâh’ı anmakla mutmain olur (huzura kavuşur).” (er-Ra‘d, 28)<br />
İnsan, bu mânevî tatmine ulaşamadığı müddetçe, yanlış limanlarda dolaşmaktan, sefâlet çarşısında saâdet aramaktan kurtulamayacaktır.<br />
<br />
İslâm’ın maddî hususları da ihmal etmeyerek idealize etmesi, çok mühimdir. Çünkü, Budizm ve muharref Hristiyanlığın bilhassa Katolik şubesi gibi yollar, beşeriyeti mutlak bir zühde çağırmışlardır. Vahyin dışında saâdet arayıp fıtratın zıddına hareket ettikleri için, çok menfî neticelere dûçâr olmuşlardır. Bedene ıztırap vermek, ölüyü yakmak gibi yanlışlıklara sapmışlardır.<br />
<br />
İslâm’da ise ifrat derecesinde bir zühd hayatı demek olan “ruhbanlık” yoktur. Ruh ve beden âhengi içinde huzurlu ve dengeli bir hayat vardır. Bir tarafa ehemmiyet verip diğer tarafı ihmal etmek yoktur. Her iki tarafın da hakkını gözetmek vardır. Zira insanın rûhu gibi bedeni de kendisine ilâhî bir emânet olarak verilmiştir. Şu hâdise ne kadar ibretlidir:<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün ashâb-ı kirâma kıyâmetten bahsetmişti. Onlar da çok duygulanıp ağladılar. Sonra içlerinden on kişi Osman bin Maz’ûn’un evinde toplandı. Aralarında Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ali de vardı. Yaptıkları istişâre neticesinde, bundan böyle dünyadan el etek çekmeye, kendilerini hadım ettirmeye, gündüzlerini oruçla, gecelerini de sabaha kadar ibadetle geçirmeye, et yememeye, eşlerine olan muhabbet ve alâkayı azaltmaya, güzel koku sürünmemeye ve yeryüzünde gezip dolaşmamaya karar verdiler.<br />
<br />
Bu haber Peygamber Efendimiz’e ulaşınca, kalkıp Osman bin Maz’ûn’un evine gitti, fakat kendisini evde bulamadı. Hanımına, Osman ve arkadaşlarının kendisine gelmeleri için haber bıraktı. Onlar da bir müddet sonra Peygamber Efendimiz’in huzûruna çıktılar. Efendimiz, karar aldıkları hususları kendilerine tek tek sayarak:<br />
<br />
“–Bu konularda ittifak etmişsiniz, öyle mi?” dedi. Onlar da:<br />
<br />
“–Evet yâ Rasûlâllah! Bizim böyle karar almakta hayırdan başka bir gâyemiz yoktur.” dediler. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
“–Şüphesiz ki ben bunlarla emrolunmuş değilim. Elbette sizin üzerinizde nefislerinizin hakkı vardır. Bazen oruç tutun, bazen tutmayın. Gece hem ibadet edin hem uyuyun. Ben hem ibadet ederim hem de uyurum. Oruç tuttuğum günler de olur, tutmadığım günler de. Et yediğim gibi hanımlarımla da alâkadar olurum. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”<br />
<br />
Sonra ashâb-ı kirâmı toplayıp onlara bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:<br />
<br />
“Birtakım kimselere ne oluyor ki hanımlarıyla alâkadar olmayı, yeme-içmeyi, güzel koku sürmeyi, uyumayı ve meşrû olan dünya zevklerini kendilerine haram kılıyorlar!<br />
<br />
Şüphesiz ki ben size keşiş ve ruhban olmanızı emretmiyorum. Benim dînimde et yemeyi terk etmek, kadınlardan uzaklaşmak bulunmadığı gibi, dünyadan el etek çekip manastırlara kapanmak da yoktur. Ümmetimin seyahati oruç,[6] ruhbanlıkları (takvâları) ise cihaddır.<br />
<br />
Allâh’a ibadet ediniz, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız, hac ve umre yapınız, namazlarınızı kılınız, zekâtınızı veriniz, Ramazan orucunu tutunuz. Siz dosdoğru olunuz ki başkaları da öyle olsun.<br />
<br />
Sizden önceki ümmetler, aşırılıkları yüzünden helâk oldular. Dîni kendilerine zorlaştırdılar, Allah da onlara zorlaştırdı. Bugün kilise ve manastırlarda bulunanlar, onların bakiyeleridir.” Bu hâdise üzerine şu âyet-i kerîme nâzil oldu:<br />
<br />
“Ey îmân edenler! Allâh’ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri kendinize haram etmeyin, haddi aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.” (el-Mâide, 87) (Vâhidî, s. 207-208; Ali el-K&#257;rî, el-Mirk&#257;t, I, 182-183)<br />
<br />
Vehb bin Abdullah -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Selmân-ı Fârisî ile Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anhumâ-’yı kardeş yapmıştı. Bu sebeple Selman, Ebu’d-Derdâ’yı ziyaret ederdi. Bir ziyaret esnâsında onun hanımı Ümmü’d-Derdâ’yı oldukça eskimiş elbiseler içinde gördü. Ona:<br />
<br />
“–Bu hâlin ne?” diye sorunca, kadıncağız:<br />
<br />
“–Kardeşin Ebu’d-Derdâ dünya malına ve zevklerine önem vermez.” dedi. O esnâda Ebu’d-Derdâ hazırlattığı yemeği Selman’a ikram edip:<br />
<br />
“–Buyrun, yemeğinizi yiyin, ben oruçluyum.” dedi. Selman:<br />
<br />
“–Sen yemedikçe ben de yemem.” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Ebu’d-Derdâ sofraya oturup yemek yedi.<br />
<br />
Gece olunca Ebu’d-Derdâ teheccüd namazı kılmaya hazırlandı. Selman ona:<br />
<br />
“–Uyu!” dedi. Ebu’d-Derdâ uyudu. Bir müddet sonra tekrar kalkmaya davrandı. Selman yine:<br />
<br />
“–Uyu!” diyerek onu kaldırmadı. Gecenin sonlarına doğru Selman:<br />
<br />
“–Şimdi kalk!” dedi ve her ikisi birlikte namaz kıldılar. Sonra Selman, Ebu’d-Derdâ’ya şöyle dedi:<br />
<br />
“–Senin üzerinde Rabbinin hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, âilenin hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver.” Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh-, gidip olanları haber verince Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“–Selman doğru söylemiş.” buyurdu. (Buhârî, Savm 51, Edeb 86)<br />
<br />
Yani İslâm’da, ifrat ve tefritten sakınarak îtidâl/denge üzere bir kulluk yaşamak esastır. Bu dengenin ölçüsü de Kur’ân ve Sünnet’tir. Ahmed Hamdi AKSEKİ dinlerin keyfiyetlerini, hulâsaten şöyle ifade etmiştir:<br />
<br />
“Budizm, insana pasif, donuk ve âciz bir hiçliği tattırır. Âdeta miskinliği tâlim eder. (Nefsin arzularını terbiye etmek yerine yok ederek Nirvana’ya ulaşma gâyesiyle ruhları tatmin etmeye çalışır.)<br />
<br />
Buna karşılık; hakkı tutup kaldırmak, mazluma yardım etmek, adâleti tesis etmek gibi aktif ve canlı olmayı, kudret ve faaliyeti gerektiren vazifeler, Budizm’de yoktur. Tek taraflıdır.<br />
<br />
Bunun tam tersi olarak; Yahudîlik, beşer tabiatının yalnız maddî tarafını tatmin eder. Yahudîlik’te de insanî, derûnî, hissî ve vicdanî tecrid kaybolmuştur. Dinleri, dünyada azınlık olan bir toplumun, her türlü entrikayla siyâseten var olma mücadelesine dönüşmüştür. (Geriye yalnız) kavmî bir hamâset kalmıştır. Bu dinden, mâneviyat silinmiştir.<br />
<br />
Hristiyanlık ise, beşer tabiatının muhabbet ve şefkat tarafını tatmin etmek ister, kudret tarafını tatmin edemez. İncil’in «Sağ yanağına bir tokat atana, sol yanağını çevir!» meâlinde olan nassı, bunun en bâriz delilidir. Hristiyanlık’ta ruhbanlık esası, beşerî temâyülleri baskı altına alan veya yok sayan ve tabiata aykırı olan bir şeydir. (Helâl de olsa bütün) dünyevî zevkleri kötü görmek, iyi bir hristiyan olmak için şarttır.<br />
<br />
[Meselâ, beşerî müdâhalelerle aslından tamamen uzaklaşmış olan muharref Hristiyanlığın bozuk telâkkîsine göre, yıkanmak ve temizlenmek, dünyaya değer vermek demekti.<br />
<br />
Müslümanlara ağır zulüm, işkence ve katliamlarıyla bilinen Kastilya Kraliçesi İzabellâ, koyu Katolik idi. Hiç yıkanmadığı için yanına yaklaşılmayacak derecede rezil kokardı. Tarihe Kirli İzabellâ diye geçmiştir. Ömrü boyunca sadece 2 kez yıkanmıştı. Bu ahmakça anlayış sebebiyle halk; Hristiyanlık taassubu yüzünden pis kokan hanımlarını bırakmış, sırf yıkanmaları sebebiyle hayat kadınlarına meyletmiş, yani toplumun uru olan fâhişelik revaç bulmuştu. Böylece aileyi çökerten zinâ hastalığı, ruhları ve nesilleri perişan etmişti. Tahrif edilmiş, insan mahsûlü bir dînin zavallı hâli!<br />
<br />
Katolik ruhbanlar da evlenmezler. Fıtrata aykırı bir hayat sürdükleri için, ruhban sınıfı arasında, eşcinsellik ve çocukları istismar gibi çirkin hâdiseler vukû bulmuştur.<br />
<br />
Yine Hristiyanlık, “Diğer yanağını çevir!” şeklindeki, -güya- saldırmaz duruşu da sürdürmemiştir. Haçlılar, dünyada eşi-benzeri görülmemiş vahşetlere imza atmış, hattâ mezhebi farklı olan kendi dindaşlarına bile katliamlar yapmaktan geri durmamışlardır.<br />
<br />
Katolik Latinlerin, dördüncü haçlı seferinde (mîlâdî 1204) Ortodoks İstanbul’da yaptıkları zulüm, talan, katliam ve yıkım, hâfızalarda öyle yer etmişti ki, iki buçuk asır sonra Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul muhâsarası esnasında;<br />
<br />
“&#8210;Katoliklerden yardım isteyelim.” teklifine karşı Grandük Notaras;<br />
<br />
“&#8210;İstanbul’da kardinal şapkası görmektense, Türklerin sarığını görmeyi tercih ederim!..” demişti.]<br />
<br />
İslâm dînine gelince; bu din, insan tabiatını ve yaratılıştan gelen fıtrî temâyüllerini tatmin etmekte, her birine meşru bir şekil vermekte ve bunlardan hiçbirini baskı altında hapsetmeyip yok saymamaktadır. O, insanlar arasında Allah sevgisine dayanan bir kardeşlik ve buna göre bir yardımlaşma esası kurmuştur. Böylece şefkat ve sevgiyi tahkim etmiştir. Bununla beraber fıtratımızın en ince noktalarına kadar bütün duygularımızı tatmin eden ve aynı zamanda beşerî tabiatımızın öbür tarafını, yani kudret ihtiyacını da temin eden kâideler koymuştur.”[7]<br />
<br />
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi İslâm’da “düalizm / iki veçhelilik” ve bu veçheler arasında “îtidâle riâyet”, en mühim esaslardandır. Bu sebeple İslâmiyet, tecrid prensibini de îtidâlde tutar. İbadetlerde kalbî keyfiyet kadar, şeklî husûsiyetlere de ehemmiyet verir. Sadece gönül temizliği veya hükmî temizlik ile iktifâ etmez, necâsetten tahâreti de şart koşar. Âyet-i kerîmede buyrulur:<br />
<br />
“Ey îmân edenler! Allah ve Rasûl’ünün önüne geçmeyin!..” (el-Hucurât, 1)<br />
<br />
Buna riâyet edilmediğinde, gözle görülmeyen ideal unsurlar, en ağır istismarlara uğrayabilmektedir. Bazı sahte sûfîlerin ve istikâmetten sapmış kimselerin; “Bizden şeklî ibadet kaldırıldı.” gibi hezeyanları, bu tecrid ve idealizmin ifratıdır. Mâneviyatta en ileri terakkîye sahip olan Allah Rasûlü’nden kalkmamış bulunan şeklî vazifeler, hiçbir kuldan da kalkmayacaktır. Şu hâdise, bu hakîkati ne güzel îzah etmektedir:<br />
<br />
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri der ki:<br />
<br />
“Bir gün gözümün önünde bir nur peydâ olmuş ve bütün ufku kaplamıştı. Bu nedir diye bakarken, nurdan bir ses geldi:<br />
<br />
«–Ey Abdülkâdir, ben senin Rabbinim. Bugüne kadar yaptığın amel-i sâlihlerden öyle hoşnudum ki, bundan böyle sana haramları helâl eyledim.» dedi. Ancak hitap biter-bitmez, ben bu sesin sahibinin şeytan -aleyhillâne- olduğunu anladım ve:<br />
<br />
«–Çekil git ey mel’un! Gösterdiğin nur, benim için ebedî bir zulmettir/karanlıktır.» dedim. Bunun üzerine şeytan:<br />
<br />
«–Rabbinin sana ihsân ettiği hikmet ve firâsetle yine elimden kurtuldun! Hâlbuki ben yüzlerce kimseyi bu usûl ile yoldan çıkarmıştım.» diyerek uzaklaştı. Ellerimi yüce dergâha açtım; bunun, Rabbimin bir fazl u keremi olduğu idrâki içinde şükürler eyledim.” Bu sözleri dinleyen cemaatten biri sordu:<br />
<br />
“–Ey Abdülkâdir! Onun şeytan olduğunu nereden anladın?” Abdülkâdir Geylânî Hazretleri cevap verdi:<br />
<br />
“–Sana haramları helâl kıldım, demesinden!..”<br />
<br />
İşte bu, her mü’minin ömrü boyunca muhtaç olduğu bir firâsettir. Zira bir kul, sâlih amelleri ve güzel ahlâkı sebebiyle helâl-harama riâyet mükellefiyetinden muaf tutulacak olsaydı, evvelâ insanlığın Hakk’a kulluktaki zirvesi olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz muaf tutulurdu. O’na bile böyle bir imtiyaz tanınmadığına göre, hiç kimseye de tanınacak değildir. Bunun içindir ki Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri:<br />
<br />
“Bir ki*şi*yi ha*va*da uçar*ken bile gör*se*niz, hâ*li Ki*tap ve Sün*ne*t&#700;e uy*mu*yor*sa bu bir (kerâmet değil) istidraç*tır.”[8] buyurmuştur.<br />
<br />
Velhâsıl İslâm’daki tecrid/idealizm, hiçbir zaman gerçeklerden kopmaz. Zâhir ile bâtın arasında, ifrat ve tefritten uzak bir âhenk ve denge tesis eder.<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
<br />
[1] Eflâtun (Platon) hissî ve aklî olarak kavrayabildiğimiz bu görünen âlemden başka, gerçek ve esas bir âlemin var olduğu (“ide”ler, “form”lar âlemi), dünyanın da o âlemin yansımasından ibaret bulunduğu fikrine varmıştır. Gerçeğe tefekkür ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğini, insan rûhunun ölümsüzlüğünü, bedenin ölümünden sonra rûhun ideler âlemine gideceğini savunmuştur. Ancak vahiyden kopuk olduğu için bir Yaratıcı fikrine ulaşamamış ve ideler âlemini kadim zannetmiştir. Eflâtun’un hocası Sokrates, aklı ve vicdanı ile düşünerek; kâinâtın insan için yaratıldığını, görünen her şeyin arkasında başka bir sebep olduğunu, sebepsiz hiçbir şey yaratılmadığını keşfetmiştir. Fakat Sokrates, Atina site devletinin belirleyip dayattığı tanrı inancına karşı çıkıp, herkesin içine doğan sese kulak vermek sûretiyle huzur bulacağını savunduğu için, zehir içirilerek îdam edilmiştir. Sokrates’e göre iyi olan, bedenin değil mânevî yapının iyiliğidir. Bu müsbet düşüncelere rağmen, takipçileri vahiyden kopuk bir yorumlama ile, “iyi” ve “doğru”ya ancak akıl ve düşünce ile ulaşılabileceğini, en büyük fazîletin akılla elde edilebilen “bilgi” olduğunu savunarak, mutlak hakîkatin ancak vahiy ile bilinebileceği gerçeğini ihmal etmişlerdir.<br />
<br />
[2] Bkz. el-Bakara, 279. [3] Bkz. et-Tevbe, 111. [4] Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliyâ, s. 566, İlim ve Kültür Yay. Bursa 1984. [5] Kadı Iyâz, Şifâ, II, 28-29. [6]<br />
<br />
Nefsi tezkiye etmek, riyâzat ve mücâhede ile mânen tekâmül edebilmek, ibret alıp tefekkür etmek gibi gâyelerle, eskiden bir hayli zor olan, uzun ve meşakkatli seyahatlere çıkmak tavsiye edilirmiş. Peygamber Efendimiz bunun yerine, mü’minin çoluk-çocuğunun yanında ve toplumun içinde kalarak bu riyâzat hâlini oruçla yaşamasını tavsiye etmiştir. İbn-i Abbas v’dan rivâyete göre Kur’ân-ı Kerîm’de geçen her “seyahat” kelimesiyle de “oruç” kastedilmektedir. [7] A. Hamdi Akseki, İslâm Fıtrî, Tabiî ve Umûmî Bir Dindir, İstanbul 2004, sf. 31-32. [8] İstidraç: Kerâmetin zıddı olarak; kâfir, münâfık, fâsık ve müteşeyyih kimselerden zuhûr eden bazı hârikulâde hâllerdir. Bu hâller birer ilâhî imtihan olup onları kademe kademe helâke sürükler.<br />
<br />
(Bkz. el-A‘râf, 182-183)</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/"><![CDATA[Ölüm & Kabir & Kıyamet]]></category>
			<dc:creator>Skoda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/106001-her-nefiste-fanilige-isyan-vardir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cennet ve Cehennemin ebedi oluşu ve Sırat üzerinde ölümün kesilmesi</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/105989-cennet-ve-cehennemin-ebedi-olusu-ve-sirat-uzerinde-olumun-kesilmesi.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 23:13:38 GMT</pubDate>
			<description>CENNET İLE CEHENNEM AHÂLİSİNİN EBEDÎ OLUŞU VE SIRÂT ÜZERİNDE ÖLÜMÜN KESİLMEESİ VE ÖLÜMÜ KESENİN KİM OLACAĞI 
 
Îmâm Buhârî’nin (Abdullah) b. Ömer...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>CENNET İLE CEHENNEM AHÂLİSİNİN EBEDÎ OLUŞU VE SIRÂT ÜZERİNDE ÖLÜMÜN KESİLMEESİ VE ÖLÜMÜ KESENİN KİM OLACAĞI<br />
<br />
Îmâm Buhârî’nin (Abdullah) b. Ömer Hazretlerinden Rivâyet Ettiği Hadîs-i Şerifte Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimiz Şöyle Buyurmuştur; Cennet Halkı Cennete, Cehennem Halkı da Cehenneme Vardıkları Zaman Ölüm Getirilerek Tâ Cennet ile Cehennem Arasında Durdurulur. Sonra Boğazlanır. Daha Sonra da Bir Münâdi Nidâ Eder ki; Ey Cennet Ahâlisi! Artık Ölüm Yoktur ve Ey Cehennem Ahâlisi! Artık (Size de) Ölüm Yoktur! Bunun Üzerine Cennet Ahâlisinin Sevinci Bir Ferâh Daha Eklenerek Artar ve Cehennem Ahâlisinin de Hüzün ve Kederi Bir Kat Daha Artar.<br />
<br />
Îmâm Müslim’in Ebû Saîd el-Hudrî Radiyallâhû Anh’ın Rivâyet Ettiği Hadîs-i Şerifte Rasül-i Ekrem Efendimiz Hazretleri Şöyle Buyurmuştur; Kıyâmet Günü (Cennet Ehli Cennete ve Cehennemlikler de Cehenneme Ayrıldıktan Sonra) Ölüm (Denilen Nesne) Aklı Karalı (Yani Alacalı) Bir Koç Suretinde Olarak Getirilir ve Cennet ile Cehennem Arasında Durdurulur. Müteakiben Sorulur:<br />
<br />
&#9644; “Ey Cennet Ahâlisi! Sizler Bunu Tanıyor musunuz?”<br />
<br />
Cennetlikler Hemen Boyunlarını Uzatıp Başlarını Ona Doğru Kaldırarak O Koça Bakarlar ve:<br />
<br />
&#9644; “Evet, Biz Onu Tanıyoruz. O Ölümdür!”<br />
<br />
Derler. Sonra:<br />
<br />
&#9644; “Ey Cehennem Ahâlisi! Sizler de Bunu Tanıyor musunuz?”<br />
<br />
Denilir. Onlar da Başlarını Kaldırıp Boyunlarını Uzatarak Ona Doğru Bakarlar ve:<br />
<br />
&#9644; “Evet, Tanıyoruz. Bu Ölümdür!”<br />
<br />
Derler. Bunu Takiben Koç Suretindeki Ölümün (Cennet ile Cehennem Arasında) Kesilmesi Emrolunur ve Derhâl Boğazlanır. Bundan Sonra:<br />
<br />
&#9644; “Ey Cennet Ahâlisi! Sizler Cennette Ebedî Yaşayacaksınız. Artık Bir Daha Ölüm Yoktur ve Ey Cehennem Ahâlisi! Sizler de Karargâhınızda Ebedîsiniz. Artık (Size de) Ölüm Yoktur!” Denilir. <br />
<br />
Bundan Sonra Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimiz Şu Âyeti Okudular; Sen Onları İlâhî Emrin Yerini Bulduğu Vakit ile Hasret (ve Nedamet) Günü ile Korkut. Onlar Hâlâ Gâflet İçerisindedirler. Onlar Hâlâ Îmân Etmiyorlar. Şüphe Yok ki Arza ve Onun Üzerindekilere Biz Vâris Olacağız. Onlar (Nihâyet) Bize Döndürüleceklerdir [Meryem: 39, 40.].<br />
<br />
Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimiz Bu Âyet-i Kerîmeyi Okurken Eli ile Dünyâyı İşâret Etmiştir.<br />
<br />
İbn-i Mâce’nin Rivâyet Ettiği Hadîs-i Şerifte Rasül-i Ekrem Aleyhisselâm Efendimiz Şöyle Buyurmuştur; Kıyâmet Gününde Ölüm Getirilir ve Sırât Köprüsü Üzerinde Durdurulur. Sonra, “Ey Cennet Ahâlisi!” Diye Nidâ Olunur. Cennet Ahâlisi Bulundukları Şerefli Mevkilerden Çıkarılmalarından Korkarak Bakarlar. Sonra, “Ey Cehennem Halkı!” Diye Nidâ Olunur. Onlar da İçerisinde Bulundukları Yerden Çıkarılmalarını Ümit Ederek Ferâh ve Sevinç İçerisinde Bakarlar. Sonra, “Bunu Tanıyor musunuz?” Diye Sorulur. Her İki Tarafın Ahâlisi de, “Evet, Tanıyoruz! O Ölümdür.” Derler. Bunu Takiben Koç Suretindeki Ölümün Kesilmesi Emredilir ve Derhâl O Sırât Üzerinde Boğazlanır. Bundan Sonra Her İki Zümreye (Yani Cennet Halkı ile Cehennem Ahâlisine) Kavuşup Hissetmekte Olduğunuz Şeyde Ebedîsiniz. Artık Ölüm Yoktur!” Denilir.<br />
<br />
Başka Rivâyette Râvî Şunu Ziyâde Etmiştir; Eğer Bir Kimse Sevincinden Ölseydi, Muhakkak (O Gün Sevincinden) Cennet Halkı Ölürdü. Herhângi Bir Kimse de Üzüntüsünden Ölmüş Olsaydı, Muhakkak (O Gün Üzüntüsünden) Cehennem Halkı Ölürdü.<br />
<br />
Îmâm Ebü’l Kâsım b. Kays, Halu’n-Na’leyn Adındaki Kitabında, Şeyh Muhyiddin İbn-i Arabî de Fütuhat-ı Mekkiyye Kitabında, Ölümü Boğazlama İşini Yapan Yahya Aleyhisselâm’dır Diye Zikretmişlerdir. Bunlardan Başkası da, “Ölümü Kesme İşini Bizzât Cebrâil Aleyhisselâm Yapacaktır.” Demiştir.<br />
<br />
Îmâm Ebü’l-Kâsım b. Kays’ın İbâresi Şöyledir; İyi Bil ki (Hadîste) Zikredilen Koçun Kesilme İşini Zekeriyya’nın Oğlu Yahya Aleyhisselâm Yapar ki, Onu Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimizin Önünde, Onun Şerefli Emriyle Boğazlayıp Keser.<br />
<br />
Îmâm Kurtubî Der ki; Bu Hadîsler Sahîh Olmasıyla Beraber, Her İki Tarafın da (yahût Cennet ile Cehennemin) Ahâlisi Bulundukları Yerde, Sonsuzluğa, Uzaklığa Doğru Ölümsüz Olarak Sürekli Kalacaklarının Ebedîliği ve Devamlılığı Hususunda Bir Nasstır. Ayrıca Allahû Teâlâ, Cehennemin Ahâlisi Hakkında, “Öldürülmezler ki Ölsünler (Cehennemin) Azâbından Velev Bir Kısmı Onlardan Kaldırılıp Hafifletilmez [Fâtır: 36.].” Buyurmuştur.<br />
<br />
Kezâ, “...Kâfirlerin Derileri, Her Yanıp Piştikçe Azâbı (İyice) Tatmaları İçin Onları Derilerle (Yenileyip) Değiştireceğiz [en-Nisâ: 58.].” Buyurmuştur.<br />
<br />
Yine Allahû Teâlâ Hazretleri, “İşte O Küfredenler (Yok mu) Onlar İçin Ateşten Elbiseler Biçilmiştir. Onların Başlarının Üzerine de Kaynar Su Dökülecektir [el-Hicr: 19.].” Buyurmuştur.<br />
<br />
Bununla da Karınlarının İçerisinde Ne Varsa Hepsi ve Derileri Eritilir. Onlar İçin Demirden Topuz ve Gürzler de Vardır ve Her Ne Zaman Oradan (Çektikleri) Istıraptan (Dolayı) Çıkmak İsterlerse de, Yine İçerisine Doğru Geri Çevrilirler ve Kendilerine, “Yakıcı Azâbı Tadın!” Denilir [el-Hacc: 20, 21, 22.].<br />
<br />
Herkim, “Cehennem Halkı Cehennemden Çıkacaklar, Cehennemin Hepsi Çatıları Çökmüş, Duvarları Üzerine Yıkılmış Vâziyette Boş Olarak Kalacaktır. Cehennem Fâni Olacak ve Zâil Olup Gidecektir.” Derse, O Kimse Sahîh Senetle Nâkledilen Hadîsin İktiza Ettiği Manânın Dışına Çıkmıştır ve Rasülullah’ın Getirdiği Âyetlerle Ehl-i Sünnetin, Âdil Îmâmların İttifâk Ettikleri Şeye Muhalefet Etmiştir. Herkim Mü’minlerin Yolundan Başkasına Uyup Giderse, Onu Döndüğü Yolda Bırakırız (Fakât Âhirette) Kendisini Cehenneme Koyarız. O Ne Kötü Bir Yerdir [en-Nisâ: 115.].<br />
<br />
Ancak İçerisinde Mü’minlerin Âsilerinin Bulunduğu Cehennemin Üst Tabakasından Şefaâtle Mü’minler Çıkınca Orası Boşalır. Başka Yeri Boşalmaz. Orası da Kenarlarında Su Teresi, Su Kerdemesi Denilen Bitki Biten Yerdir. Şöyle Denilmiştir; Bir Şahıs Şam’da Enes b. Mâlik’in Yanına Gelerek Ona Su Kerdemesinin Yenilmesinden Sormuş. Enes de O Sırada, “Bu Bitki, Cehennemin Ağzının Kenarında Biter.” Diye Konuşurmuş. Enes Ona, “Bitkinin Yenilmesinde Bir Beis Yoktur.” Diye Cevap Verdiği Bize Ulaşmıştır. Bunu, Hâfız Ebû Bekr el-Hâtib Rivâyet Etmiştir.<br />
<br />
Bezzâr, Amr b. el-Âs’ın Oğlu Abdullah’tan Rivâyet Ettiği Hadîs-i Şerifte Şöyle Demiştir; Cehennem Üzerine Öyle Bir Zaman Gelecek ki, Rüzgârlar Kapılarını Döver de İçlerinde (Mü’minlerinin Âsilerinden) Hiçbir Kimse Bulunmaz.<br />
<br />
Îmâm Kurtubî Hazretleri Der ki; Bu Hadîs Bize Mevkûf Olarak Rivâyet Olundu. Bu Hadîste, Rasül-i Ekrem Aleyhisselâm’ın Zikri Yoktur.<br />
<br />
Şeyh Muhyiddin-i Arabî’nin Fütuhat-ı Mekkiyye İsimli Eserindeki İbâresi Şöyledir; Biliniz ki, Cehennem Halkı Cehenneme Girdikleri Zaman Üzerlerine Cehennemin Kapıları Öyle Bir Kapanışla Kapatılır ki Ondan Sonra Sonsuz Ebedlerde Sonsuz Zamanlarda Bir Daha Açılma Yoktur.<br />
<br />
Cehennemden, Cehennem Ehlinin Çıkacağı Anlaşılarak Gelen Her Şeyden Murâd İçerisinde Mü’minlerin Âsilerinin Bulunduğu En Üst Tabakasıdır. Mü’minlerin Âsileri Şefaâtle (Oradan) Çıkarlar. Binâenaleyh Gâfletten, Yanlışlıktan Sakınınız.<br />
<br />
Ey Kardeşler(im) Bunu Böylece Biliniz de, Îmânsız Olarak Ölmekten Allah’a Sığınınız!<br />
<br />
Âlemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamd Olsun.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/"><![CDATA[Ölüm & Kabir & Kıyamet]]></category>
			<dc:creator>Skoda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/105989-cennet-ve-cehennemin-ebedi-olusu-ve-sirat-uzerinde-olumun-kesilmesi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kıyamet gününün bir ismi de karşılaşma günüdür.</title>
			<link>https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/105722-kiyamet-gununun-bir-ismi-de-karsilasma-gunudur.html</link>
			<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 23:13:02 GMT</pubDate>
			<description>Alacaklı ve verecekli karşılaşacak.  
Davalı ve davacı karşılaşacak.  
Hırsız ve mal sahibi karşılaşacak.  
Aldatan ve aldatılan karşılaşacak. ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Alacaklı ve verecekli karşılaşacak. <br />
Davalı ve davacı karşılaşacak. <br />
Hırsız ve mal sahibi karşılaşacak. <br />
Aldatan ve aldatılan karşılaşacak. <br />
Haklı ile haksız karşılaşacak. <br />
Sınav yapan ile sınava giren karşılaşacak. <br />
<br />
Amir ile memur karşılaşacak. <br />
Sahte mal satan ile bilmeden onu alan kişi de karşılaşacak. <br />
Karı ve koca, çoluk çocuk herkes karşılaşacak. <br />
Hakim ile mahkum karşılayacak. <br />
Cellat ile maktul karşılaşacak. <br />
<br />
Torpil yapan ile hakkı gasp edilen karşılaşacak. <br />
Başkasının işine girmek için yalan dolan çeviren ile işsiz kalan kişi de karşılaşacak. <br />
General ile er; kral ile vatandaşı karşılaşacak. <br />
<br />
Boynuzlu koç ile boynuzsuz koç da karşılaşacak. <br />
Ülkesinden kovulan ile ülkeden kovan da karşılaşacak. <br />
<br />
Kısacası bizimle en ufak ilgisi olan herkes ile karşılaşacağız. Kaçmak yok, kaçacak yer de yok! <br />
<br />
Zor güne hazırlık için karşılaşacağımız kişi sayısını azaltabiliriz. Bizde hakkı kalan ve olan kişilerle bu dünyada karşılaşmak en iyisi. O güne bırakmayalım.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/"><![CDATA[Ölüm & Kabir & Kıyamet]]></category>
			<dc:creator>Skoda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.havasokulu1.com/olum-kabir-kiyamet/105722-kiyamet-gununun-bir-ismi-de-karsilasma-gunudur.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
