![]() |
Aleviler neden amin yerine Allah Allah der?
Aleviler, neden Amin yerine Allah Allah der?
Eğer mesele Hakk ve hakikate dolayısiyle doğruya yönelmek, uymak ise, o zaman yanlışlardan arınmak gerekir. Amin kelimesinin, Kur’an-la olan bağlantısına baktığımızda; Kur’an-a ait bir kelime olmadığı gibi, Kur’an-ın hiç bir yerinde de geçmez. Amin kelimesi Müslüman alemine, Hz.Muhammed’in Hakk’a yürümesinden takriben 200-300 sene sonra ortaya çıkmaya başlayan hadislerle gündeme gelmiştir. Ve bilimsel kökeni, eski Mısır’ın en büyük tanrısı olan Amon(Amen, Amun, Ammon)’a dayanır ve „saklı olan“ demektir. Mısır Kıralı Amon’un, Israiloğulları ve diğer kölelerinin karnını doyurduğu için; Kendisine şükranlarını sunmak ve isminin anılmasını ister. Böylece her dafasında yemeğe oturup kalkarlarken Amen diyerek Kralları Amonu anmışlardır. Dolayısiyle Zamanla Amen(Amin) kelimesine; Öyle olsun, hoşnut olsun manaları yüklenmiştir. Örneklersek; Allah kabul etsin dediğinizde, cevaben; „Öyle olsun, hoşnut olsun, “ denilmiş oluyor ki, Allah bilir manasında değildir. Bir çok dillere değişmeden geçmiş olan Amen kelimesi, Arapça’ya da „Amin“ olarak geçmiştir. Farklı dillere geçiş sürecinde ise cümlenin başında veya sonunda kullanış ve içeriğine göre farklı anlamlar yüklenmiştir. Amin, kelimesinin tarihçesi. „Saklı“ anlamına gelen Amon(Eski Mısır Kıralı) daha sonra, Ra(güneş tanrısı) ile birleşerek(MS. 1800 yy.) dini törenlerde “AMEN” adı ile anılmaya başlanılmasiyle beraber, kendisine yücelikler atfedilen Mısır’ın en güçlü(gerçek, görünmeyen yaratıcı) tanrısı olmuştur. Kölelerine yemekten önce-sonra ve hatta hayatın her alanında bir ritüel haline getirilerek; Amin-Amen şeklinde anılması sağlanmıştır. 400 yıl boyunca Mısır Kırallığına köle olan Yahudiler, bu kölelik devrinden sonra da bu dini ritüelleri devam ettirmişlerdir. Amen kelimesi, Yahudilikten Hiristiyanlığa onlardan da Islam’a “Amin“ olarak geçmiştir. Allah Allah, demedeki mana ise; Duanın, yalvarışların, zikirlerin doğruca Allah’a yönelik olduğu için sonuçta kabul edecek olan da, olmayan da yine Allah’tır. Isra süresi 110’cu ayet’te; De ki, „Ister Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın, hangisiyle yakarırsanız yakarın, engüzel isimler/Esma-ül Hüsna O’nundur“. Dolayısiyle Allah Allah denince, tamamını-genelini kapsar. Çünkü bütün manaların, sırların, Allah’ın güzel isimlerini ve olgularını içeren, bünyesinde toparlayan tek isim „Allah“ ismidir. O zaman zikir, dua, çağırma, yalvarış Allah’ın adıyla başlar ve Allah’ın adıyla da biter. Yapılan duanın hayırlı veya hayırsız olduğunu, kabul edilip edilmiyeceğini insanoğlu bilemez o takdir bir tek Allah’a mahsustur. Çünkü Allah; Olan biteni önceden bilendir ve en doğrusunu da yine o bilir, yani kabulünü Allah’a bırakmak en doğrusudur. Bir gerçek vardır ki, o da Allah’ın kendisidir. |
Enteresan bir bilgi ilk defa duyuyorum bunu
Peki o kadar alim ülema hocalar var bunun bir yanılgı oldugunu hiç mi fark edip düzelme yoluna gitmişler birde bir çok şeyi araştırırken islam dininde yeri olmadıgı tamamen şaman inanılı ile bağlantılı oldugu ortaya çıkıyor neden güzel saf ve temiz olan din inançı böyle çarpıklıklarla kirletilmwsine müsaade ediliyor |
Alevi kardeşlerimiz hiçbir mezhebi kabul etmezken bir amin kelimesinemi takılmışlar vay be, amin aman olamazmı yani aman ver aman diliyorum olamazmı hani amon amen varya buda aman yada amin neden olmasın sunuçta birşey dileme anlamı çıkıyor, arkadaş ekşiden filan almış galiba.
|
Allah ecrinizi zayi etmesin. Çok kafamı karıştıran bir mesele yaklaşık 4 yıldır bu meseleyi taktım kafama. Ağzımdan kaçmadığı surece İbrahim aleyhisselam gibi Rabbena ve tagabbeldua diyorum. İbrahim Suresi 40 ayette gördüğümden beri böyle. Amon, amen sözleri kafamda soru işareti yapmıştı. Hala emin değilim ya biz yoksa Allaha dua edipte Amon'dan duamızın kabul edilmesi istiyoruz gibi... Tek bildiğim bize din diye yutturulandır.. Çok mutlu oldum bu değerli paylaşımınıza.. Kocaman bir soru işareti biz okuyanlara. Cehalet mazeret değildir.. Cezakallahu hayran kesira
|
Amin kelimesi duaya vurulan mühürdür bu mührü diğer dinlere mensup insanlar da kullanır müslümanlar amin der hırıstiyan amen der mısırlı kıptiler amon der sonuçta hepsi duasına mühür yapar bunda yanlış olsaydı peygamberimizden bir hadisi şerif mutlaka olurdu bu kelimeyi kullanmayın diye ,Kaldıki fatihai şerifi okuyunca sonunda amin demiyormuyuz bazı fitneciler hiç fırsat kaçırmıyor sorsan nedir ne değildir islam tarihideki yeri nedir bilmez sağdan soldan bulur kafa karştırır Allah islah etsin ne deyim.
|
Alıntı:
Hangi toplum olursa olsun sevmiyorum bu tür yaklasimlari. Mezhepleri kabul edip bir doğrusu bile bulunmayan kardeşlerimizin fikirlerini de abdest karsilayalim o zaman. |
Yalan kafa karıştırıcı bir bilgi. Fatihadan sonra Amin demek ile ilgili sahih kaynaklarımız da hadis vardır. Bu tür şeylerle kafa karıştırmayın
|
Alıntı:
Ayrıca kafa karıştıran ilk konuyu açan kişi belirtmek isterim. |
Alıntı:
|
Meshep farkliliklari aynı dine inandigimizi değiştirmez benim alevi arkadaslarim var ben Hanifi meshebindeyim çok sorular sordum hepsinin mantıklı açıklaması var en büyük gercekte bizde Allah'a Hz Muhammed'e inanıyoruz dinimizde kuran diyor herkes yanlış biliyor Hz Ali'yi peygamber kabul ediyoruz sanıyorlar o yüzden böyle bir açıklama gereğinde bulundum yanlış anlamayın bilmeyenler için paylastim
|
Sevgili elifelif arkadaşımız. Öncelikle biz herşeyden önce eleştiri yapmanın kural ve kaidelerini öğrenmeli, gereğince saygılı ve kibarca eleştiri yapmalı ve sonrasında kendi düşüncemizi beyan etmeliyiz. Ben sizin mesajlarınızdan özetle şu cümleyi çıkarıyorum “Ben hala Alevi/Sünni inancını kıyaslıyor, Aleviliği mezhep olarak kabul etmiyor ve dolayısıyla saygı duymuyor ve bu bilgileri kabul etmiyorum.” Sizin özünüz budur. Gel gelelim bilgileri ekşi sözlükten aldığımı iddia etmişsiniz. Ben size cevap verirken bin kere okuduğum Alevilik bilgilerini bir kere daha okuyarak (üstelik bir insan ve kültür yapısına sahibim) mesnetsiz bir bilgiye yer vermemek amacıyla size cevap vermek istedim. Bu nedenle bildireyim ki gelmiş geçmiş Alevi alimlerinin dedelerinin kadim dini öğretileridir bu sizlere aktardığım yazılar.. kaldı ki İslam dini son din ve Kur’an son indirilen kitap olduğunu bilerek konuya gelirsek, her dört dinin de bazı ortak değerlere sahip olmasından yola çıkabilir dolayısıyla dinlerin yeşerdiği coğrafyada ki kültürel etkileşimi de yakından incelememiz gerekir. Yukarıda da tam olarak bunu anlatıyor. Nasıl ki Kudüs bütün dinlerin ortak ibadethanesi ise aynı coğrafyada da benzer inanç davranışları ve dil kalıpları olması muhtemeldir. Örneğin Kudüs’te bulunan Haredi Yahudileri eşlerinin Allah tarafından kapalı olması ve kocasına itaat etmesini savunuyorsa İslamiyette de aynı öğretinin olması temelde dinlerin benzer kurallarının olduğu anlamına gelir. Sırf bu yüzden inancımızı yada farklı inanç/mezhep gurubunda ki insanları küçülterek tamamen dinimize ters bir yaklaşımla ötekileştirmeli miyiz sizce?
---------- Post added 05.01.22 at 22:49 ---------- Usülünce ve Alevilik öğretilerine saygıyla eleştiri yapan arkadaşlara saygılarımı sunuyorum |
Bunu ben de hep düşünmüşümdür.
Ama halkımızın yaptığı ya da söylediği şeylerin (nedenini bilmeselerde) hep arka planında doğru bir şeyler olduğunu görmüşümdür. Tırnak kesme ve saç baş yıkama zamanları, gece besmelesiz sıcak su dökmeme, selamun kavlen deme ve aklıma gelmeyen sayısız şeyler. Mutlaka Allah Allah demenin de bir nedeni vardır. Selam ve sevgi ile... |
Alıntı:
Sakin cevabınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Ilminiz artsın, sağlıcakla kalın.gül1 |
İnkârcılara iman etmeleri için, bir kısmına yukarıda işaret edilen pek çok bilgi verilip uyarılar yapılarak sonuçta, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde –sanki kendilerine bu bilgiler hiç verilmemiş, bu uyarılar hiç yapılmamış gibi– hâlâ “Biz atalarımızdan gördüğümüze uyarız, onların yolundan gideriz” dediler. Kur’an, tam bir taklitçilik, bilinçsizlik ve körlük örneği olan bu cevap karşısında, “Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş (lâ ya‘kılûne şey’en), doğru yolu bulamamışlarsa! (lâ yehtedûn)” buyurarak bilgide ve yaşayışta doğruya ulaşmanın iki temel aracını göstermektedir. Bunlardan biri akıl diğeri de hidayettir. Aklı kullanmak kuldan, hidayet vermek Allah’tandır. Bu sebeple kul, aklını kullanıp her konuda doğruya ulaşabilmek için kendisi bakımından mümkün olan bütün sebeplere başvurmanın yanında, Allah’ın “müsebbibü’l-esbâb” (sebeplerin yaratıcısı) olduğunu da asla unutmamalı ve başarıyı daima O’ndan beklemelidir. Kötü niyetli insan ne aklını doğru kullanıp aklın buyruğuna uyabilir ne de hidayete lâyık olabilir. Esasen âyette anılan inkârcıların taklitçiliğe saplanarak akıl ve hidayet yolundan mahrum kalmalarının temel sebebi de Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in uyarılarından rahatsız olmaları ve bu kurtarıcı çağrıya kötü niyetle yaklaşmalarıdır. Bu tutum sadece o dönem taklitçilerine özgü de değildir. Basiretsizlik, bilinçsizlik, kötü niyet, çıkarcılık gibi çeşitli psikolojik zaaflar, kompleksler yüzünden ruhları kötürümleşmiş, şeytanın kışkırtmalarına açık ve dirençsiz hale gelmiş insanlar her devirde “atalarımızın yolu” dedikleri yanlışlara taassupla bağlanarak akıllarını sağlıklı ve gerektiği gibi kullanma, hidayetten nasiplenme imkânlarını kendi elleriyle ortadan kaldırmakta; Allah’ın, kitabı ve peygamberi aracılığıyla bildirdiği hakikatlere karşı direnmek suretiyle dalâlette kalmayı sürdürmektedirler.
yazbahar isimli üyenin mesajındaki ayetin tefsiridir isteyen google dan bakabilir. |
Alıntı:
Kim hakikate karşı geliyormuş. Allah Allah da deriz Amin de deriz. Bıktım yıldım vallahi ya. Tek sıkıntı bu mu kaldı şimdi. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Aynen Fatiha süresinin sonunda (amin) demiyormuyuz? |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:31. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com