Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > Havas ilmi & Gizli ilimler > Havas Kursu & Havas Dersleri


Ledün ilmi - Muhyiddin ibn Arabi KS


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 07.05.24, 11:15
Üye
 
Üyelik tarihi: 22.01.24
Bulunduğu yer: samsun
Mesajlar: 57
Forum Puanı: 8
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

anne baba adım ve doğum tarihim, doğum yerim bilgisi kafi midir_?

Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 24.05.24, 00:30
NGB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NGB NGB isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Dost Üye
 
Üyelik tarihi: 12.06.22
Bulunduğu yer: 🕋
Mesajlar: 6,583
Forum Puanı: 22052
Etiketlendiği Mesaj: 178 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Hakel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Devamı varmı acaba yada kitabin ismini verirmisiniz acaba devamını okumak istiyorum
alıntılı cevap yazsa idin uyarı lambası yanardı üstte.
Lamba yanınca bizde bakardık görürdük olay nedir diye.
Haliyle konuyu tararken kaza ile mesajı gördüğüm kitabın adını değil resmini atayımda merak eden temin etsin okusun.Diyeceğim samimi bir şekilde okursanız manevi dereceniz 1 tık atlarsınız kısa net.





Alıntı:
tuleytula Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
anne baba adım ve doğum tarihim, doğum yerim bilgisi kafi midir_?
konu ledün ilmi o ilimde bu bilgiler iş görmez.
Sen bakım yapanlara ulaş sanırım bakım amaçlı sordun.

__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 03.06.24, 19:27
NGB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NGB NGB isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Dost Üye
 
Üyelik tarihi: 12.06.22
Bulunduğu yer: 🕋
Mesajlar: 6,583
Forum Puanı: 22052
Etiketlendiği Mesaj: 178 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart



Ledün ilmi konusuna uygun bir örnek.
Konuda geçen 12 imamdan Musa Kazım KS haliyle kendisi
Resullulah SAV torunu.Yemin ederek nasıl adamın Mekkeyi göremeden öleceğini haber vermiş.





Mübareğin duası istiyen 3-7-11 adet okusunda.
İşte bazısı sorup sormadan araştırmadan langır lungur zikir çekenler oluyor kalplerden geçeni bilemeyiz.
Misal bunu olduki birisi inad edip ben hergün 1000-5000 10000 okurum derse sonrada seccade yerden kesilip uçan seccade moduna geçerse sorumluluk kabul edilmez.
Çünkü mübareğin kim olduğunu iyi bilin derim.




Konu ledün ilmi.
Bu ilim okuma ile sahip olunmaz.
Allah CC lutfu kereminden kulunun durumuna bakar.
Kul kıvama geldi ise ledün ilmini verir.
Verdi isede tüm kütaphaneyi açmaz.
Ara ara verir.Yoksa tüm kütüphaneyi açsa bi anda beynin insan % 20 lik kısmını kullanıyor işte o beyin sanırım % 100 dolar.Haliyle varlık yokluk ne varsa sahip olur bilgi açısından.
--------
Şimdi bir ledün ilmi verelim.1 elden.
Kaynak soran meraklı melahat din kardeşimiz olursa onunda işte ilmin neresinde olduğuna siz karar verin.
-----
Cenabu Rabbül Alemin herkese rüya gösterir.
Gördüğünüz rüyalar rahmani olursa sırlar içerir.İşte sırlardan bazıları hayatınıza yön verir.
Rahmani rüyayıda gösteren Allah CC olduğu için kimisi şunu zannedebilir.Şu duayı okusam yada şu zikri çeksem olurmu.OLMAZ.
Dikkat et kocaman yazdım.OLMAZ.
Cenabu Rabbul Aleminin keyfinin kahyası değiliz o ister gösterir ister göstermez.Layık olana derece makam mertebe veriyor.

-------------

Rüyanda Cin suresi görürsen eğer oldu ki lutuf etti gösterdi ise. Kısa öz doğru yoldasın. Allah CC seni Salih kul olarak kabul ediyor.Bundan dolayıda sana yol veriyor. Ne yolu.Yarattığı cinlerin şerrinden berat almış oluyorsun.Buraya dikkat berat aldın.Berat demek onay gibi düşünün.

Yani yanına gelemeye cesaret edemezler ha uzaktan kamiller izler çünkü o beratla sende hafiften bir nurlanma olur sen göremezsin onu Kalp gözü açık olanlar görür.İmanın dereceside alnında yazan yazıdır buda başka sır olsun.İmanın ne kadar kişinin kuvvetli ise alın yazısı ışıl ışıl yazar imanı zayıf olanınki ise sönük yazar imansızı ne siz sorun ne de biz yazalım.
Yazıları kömür karasıdır bildiğin zift rengi.
--------
Selametle.


-------‐---

imam gazali ks
ledun ve tevhid risaleleri eseri var
orda ledün ilmi ile ilgili bölüm 2 sayfa
onlarıda bu konuya yüklüyorum.

Üst mesajda yazmıştık.Kafirlerde nur olmaz diye
burdada 2 ci resimde mübarek anlatmış.










merak eden olursa belli yerleri atıyorumki neyin ne olduğunu anlaşılsın diye.
Misal diyorki direkt kalbe gelir.
Tabii kalpte kalp olmalıki gelmeli.

not:Arabi KS derki bizim eserleri bazı zümre hiç anlamaz haliyle anlamayan da fazla zorlayıp motoru yakmasın


Yazdığım bu bilgiyi hiçbir kaynakta bulamazsınız.
Okuyun geçin aklınızın bir köşesine not edin.
Cenabu Rabbul Alemin kullarını çeşitli imtihanlardan geçirir.
Kulda bu imtihanlardaaynı bilgisayar oyunun oynar gibi level atladıkça belli bir seviyeye gelir.Yani emir ve yasaklara uyup dini vecibeleri yerine getirirsen belli zaman sonra bazı kişilerde olabilir.İşte ne olabilir.
Dua ediyorsun diyelim dünyalık istemedinde manevi bişeyler istedin o anda vucudunda bir tepki oluşuyorsa kişiden kişiye farklı olur.Yani seğirme olabilir yada başka bir şey saniyelik olay onu aklına yaz.

İşte bunu not eder beyninde hafızaya alırsın.Ettiğin duanın kabul olduğunu ilerde anladın diyelim.Başka bir dua ettin acaba vucud aynı tepkiyi verdimi.Buna dikkat etmen gerekir.

Çünkü şöyle düşün 10 kere dua ettin tık yok.Ama 11 ciye geldik gene o tepki var o zaman gene ettiğin duayı düşünüp ne istedim ve kabul etti gibi düşün ayrıca o tepki duanın etmenle amin diyip eline yüzüne sürmen ile geçen süre 1-2 saniyedir.
Dikkat 5-10 saniye değil.

Burdaki sır şu dua etmenle 1-2 saniyede olan olaydır.

Yalnız bu dediğim olayda herkesde olacak diyede kaide yok.Notunuzu alın ilerde ettiğiniz dualarda kendinizi test edin.


__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 28.10.24, 21:54
NGB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NGB NGB isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Dost Üye
 
Üyelik tarihi: 12.06.22
Bulunduğu yer: 🕋
Mesajlar: 6,583
Forum Puanı: 22052
Etiketlendiği Mesaj: 178 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Azîz Mahmud Hüdâyî’nin Tecelliyât
eseriden bazı bilgiler.














Lâ ilahe illallah Muhammedun Resullullah.
Aziz Mahnud Hüdayi Hazretlerinin yazma eser çeviri yapılmamış
paylaştığım son sayfa yani 6 da yazanları dikkatle okumanızı tavsiye ederim.

__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 28.10.24, 22:23
Vefalı Üye
 
Üyelik tarihi: 26.04.23
Bulunduğu yer: Şimdilik dünya
Mesajlar: 727
Forum Puanı: 257
Etiketlendiği Mesaj: 70 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Allah razı olsun

Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 28.10.24, 23:19
 
Üyelik tarihi: 10.03.24
Bulunduğu yer: Hollanda
Mesajlar: 240
Forum Puanı: 60
Etiketlendiği Mesaj: 11 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Çokça zikretmeye çalışıyorum lakin ne kadar ihlaslı ne kadar kalpten Allah bilir. Keşke hakkını verebilsek

Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 29.10.24, 09:45
NGB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NGB NGB isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Dost Üye
 
Üyelik tarihi: 12.06.22
Bulunduğu yer: 🕋
Mesajlar: 6,583
Forum Puanı: 22052
Etiketlendiği Mesaj: 178 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yalin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Çokça zikretmeye çalışıyorum lakin ne kadar ihlaslı ne kadar kalpten Allah bilir. Keşke hakkını verebilsek
imanı kuvvetlendirme duası arada 1 oku derim.
çünkü iyi niyetle dua ediyorsun sanırım kabul olur.



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 29.10.24, 10:42
 
Üyelik tarihi: 10.03.24
Bulunduğu yer: Hollanda
Mesajlar: 240
Forum Puanı: 60
Etiketlendiği Mesaj: 11 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
NGB Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
imanı kuvvetlendirme duası arada 1 oku derim.
çünkü iyi niyetle dua ediyorsun sanırım kabul olur.



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Allahu Teala ebeden razı olsun hocam tek arzum duam Rabbimin rızası.

Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 30.10.24, 20:37
NGB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NGB NGB isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Dost Üye
 
Üyelik tarihi: 12.06.22
Bulunduğu yer: 🕋
Mesajlar: 6,583
Forum Puanı: 22052
Etiketlendiği Mesaj: 178 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart



Eski dönemde yaşayan evliyaların bazı eserlerinde La ilahe illallah devamlı çekin hayatınızın merkezine alın demiş.Birde bazısı yazmış bazısı yazmış bazısıda yazmamış.Tevhid çekenin diyor çektiği tevhi göğe kadar bir nur olarak yükseliyor demiş.Yani bugün nasıl laser var aynı o şekil düşün sendee çıkan tevhid göğe doğru laser gibi yanı çubuk kraker gibi gidiyor nur olarak arşa yükseliyor.

Tabii bunu sen göremezsin çünkü Keşif ehli değilsin keşif ehli olanlar görürü diyor.Hatta keşif ehli bazı evlerde nur görür orda yaşayan itikadı kuvvetli ise nur olur o evde işte sapkın olanlarda bol ateşli gördüklerini yazanda var.

İşte geçen bir arkadaşımız rüyasını anlattı bana rüyasında dediği mübarek zat gördüm eeee bana sin çek dedi.
Valla dedim sin mini bırak tevhidden sapma.Belki dedim.O mübarek gördüğün iblisde olur.O senden çıkan nuru görünce hased edip dur şuna oyuın ediyim yoldan saptırayım.

Sin çek der sende başlarsın sin e tevhidi bırakırsın 1 ay sonra mim çek der.1 ay sonra başka birşey devam sonra bir bakmışsın.1 sene sonra artık birşey çekmene gerek kalmadı sen evliya olsun otur oturduğun yere der çıkar.

Yalan yok bende 1-2 rüya gördüm orda esmalarda isimlerden var.Ben tevhid çekiyorum devam ediyorum.Ama o gördüklerimi hergün değilde arada aklıma gelirse çekiyorum.Yoksa hergün çekmem.
Yani demek istediğim tevhidi bırakmayın derim.

SÛFÎ - Tasavvufî hayat tarzını benimseyerek Hakk’ın yakınlığını kazanmaya çalışan kimse.

------------
Tasavvuf yolunda nefis mücâhedesini sürdürmekte olanlara mürîd ve mutasavvıf, bu mücâhedeyi tamamlayıp kemale ermiş olanlara sûfî denilmektedir (Sülemî, Tasavvufun Ana İlkeleri, s. 10; Hücvîrî, s. 115). Sûfiyye “tasavvuf; tasavvuf ehli kimseler, sûfîler” anlamındadır. Sûfî kelimesine Hz. Peygamber zamanında ve ondan hemen sonraki dönemde rastlanmamaktadır. Ancak Hasan-ı Basrî’nin (ö. 110/728) Kâbe’yi tavaf sırasında bir sûfî gördüğünü ve ona bir şeyler vermek istediğini söylemesi (Serrâc, s. 42) kelimenin I. (VII.) yüzyılda bir unvan olarak kullanıldığını göstermektedir. Sûfî unvanı II. (VIII.) yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Ebû Hâşim el-Kûfî (ö. 150/767 [?]) (Câhiz, I, 366; Câmî, s. 31), Kilâb b. Cerî, Küleyb, Hâşim el-Evkas, Sâlih b. Abdülcelîl (Câhiz, I, 366), Câbir b. Hayyân (İbnü’n-Nedîm, s. 498) ve İbrâhim b. Edhem’in müridi İbrâhim b. Beşşâr (Ebû Nuaym, VII, 346) bu unvanla anıldığı bilinen ilk şahsiyetlerdir. Süfyân es-Sevrî riyânın inceliklerini ve sûfînin nasıl bir kişi olması gerektiğini Ebû Hâşim el-Kûfî’den öğrendiğini söyler.

Kur’an’da ve hadislerde geçmeyen sûfî kelimesinin unvan olarak kullanılmasının sebebi konusunda Serrâc, Kelâbâzî, Ebû Nuaym, Kuşeyrî, Hücvîrî, Şehâbeddin es-Sühreverdî gibi klasik dönem sûfî müellifleri değişik görüşler ileri sürmüştür. Buna göre sûfî, tasavvuf ehlinin kendilerine örnek aldıkları Suffe ashabını ifade eden “ehl-i Suffe” terkibindeki “suffe”, Allah katında ve O’na ibadette ilk sırada olduklarını ifade için “saff-ı evvel” terkibindeki “saff”, güzel sıfatlara sahip bulunduklarına işaretle “sıfat”, kalp temizliğine önem verdikleri için derunî temizliği ifade eden “safâ” ve “safvet”, yemeye içmeye önem vermemeleri ve genellikle bitki yemeyi tercih etmeleri sebebiyle bir çöl bitkisi olan “sûfâne”, giyim ve kuşamlarına önem vermemeleri ve saçlarını uzatmalarından dolayı “enseye sarkan saç” anlamındaki “sûfetü’l-kafâ” terkibindeki “sûfe”, Hakk’a ve halka hizmeti ön planda tutmaları sebebiyle İslâm’dan önce yaşayan ve kendilerini Kâbe hizmetine adayan Benî Sûfe kabilesiyle benzerlik arzettikleri için “sûfe”, başta Hz. Peygamber ve ashabı olmak üzere birçok peygamberin tercih ettiği tevazuun sembolü olan yün elbise giydikleri için “yün” anlamındaki “sûf” kelimelerinden gelmiş olabileceği üzerinde durulmuştur. Bu görüşlerden önemli bir kısmının sûfî denilen kişilere bu unvanın dış görünüşleri dikkate alınarak verildiği, bir kısmının da iç dünyaları itibariyle uygun görüldüğü anlaşılmakta, en çok kabul gören görüşün Arapça dil kuralları açısından da uygun olan son görüş olduğu belirtilmektedir. Serrâc bu son görüşün daha doğru olduğunu teyit etmek için Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Îsâ’nın arkadaşlarına ilim, davranış ve halleri sebebiyle bir isim verilmediği halde beyaz giysileri dikkate alınarak “havâriler” denildiğini (el-Mâide 5/112) örnek olarak kaydeder (el-Lümaʿ, s. 41). Sûfînin “yün giyen” anlamına geldiği kabul edildiği takdirde “tasavvuf” kelimesi de “yün giydi” anlamındaki “tasavvefe” fiilinin masdarı olmuş olur. İlk dönemden itibaren pek çok zâhidin yün elbise giydiği bilinmektedir (bk. HIRKA). Daha sonraki devirlerde zühd hayatını tercih edenlere çoğunlukla sûfî denilmeye başlanmıştır. Zâhid ve sûfîlerin öteden beri bu tür elbise giyen hıristiyan ruhban ve keşişlerin etkisiyle yün elbise giydikleri ileri sürülmüşse de Hz. Peygamber ve ashabının da yün elbise giydiğine dair rivayetler bunun doğru olmadığını göstermektedir.

Kuşeyrî ve Hücvîrî, sûfî kelimesiyle ilgili görüşlere yer verdikten sonra bunun Arapça bir kelimeden türemesinin uygun olmayacağını, ancak câmid bir lakap olabileceğini belirtmişlerdir (er-Risâle, II, 550; Keşfü’l-mahcûb, s. 115). Bîrûnî ise sûfî kelimesinin Arapça olmadığını, kelimenin kökünün Yunanca’da “hakîm, bilge” anlamına gelen “sophos” olduğunu ileri sürmüştür (Taḥḳīḳu mâ li’l-Hind, s. 27-28). Aynı görüşü Joseph von Hammer de savunmuş ve sûfîleri Hint’te “çıplak bilgeler” diye ifade edilen “gymnosophist”lere nisbet etmiştir. Ancak Arapça uzmanı olan Alman şarkiyatçısı Theodor Nöldeke, “sophos” kelimesinin Ârâmî ve Arap dillerinde bilinmediğini ve kelimenin Yunanca’dan Arapça’ya geçtikten sonra hep sin harfiyle yazıldığını, dolayısıyla sad harfiyle yazılan sûfî kelimesinin “sophos”tan gelmesinin mümkün olamayacağını belirtmiştir. Öte yandan Arap lugat âlimlerinin sûfînin yabancı bir kelime olduğuna hiç temas etmemeleri de yabancı kökenli sayılmadığına delil olarak görülmüştür. Bu gerekçeler, sûfî kelimesini “hikmet” anlamına gelen Yunanca’daki “sophia” veya “teosophia” kelimelerine nisbet edenler için de söz konusudur. Sûfî tabirinin müslüman toplumlarda Yunan felsefesinin tesirini hissettirmeden önce ortaya çıkmış olması da Yunanca ile ilgisi bulunmadığını ortaya koymaktadır.

Sûfî ile ilgili çok çeşitli tarifler yapılmıştır. Bunların önemli bir kısmı tarifi yapanın o anki mânevî halini ya da muhatabının içinde bulunduğu mânevî durum çerçevesinde ona vermek istediği mesajın özelliklerini yansıtmaktadır. Sûfînin sadece bazı yönlerini yansıtan bu tariflerin çeşitliliği tasavvuf yolunda yaşanan hal ve makamların çeşitliliğinden kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede bir yandan sûfînin sürekli daha iyiye ve güzele sahip olma gayreti içinde bulunması, yoklukta sabretmesi, varlıkta karşılıksız dağıtması, ayırım yapmadan herkese iyilikte bulunması, kötülüklere bile iyilikle karşılık vermesi, mal mülk, makam, şöhret gibi dünyevî unsurlara değer vermemesi gibi insanî ve ahlâkî özelliklerine vurgu yapılırken diğer yandan dış görünüşünden çok iç dünyasının düzgün olması, nefsini terbiye edip kalbini saflaştırarak Hakk’a ermesi ve O’nun dostluğunu kazanması gibi mânevî özellikleri dile getirilmiştir. Kuşeyrî, Cüneyd-i Bağdâdî’nin sûfî ile ilgili birkaç tarifini nakleder. Cüneyd’e göre, “Sûfî yer gibidir, kötü olan her şey onun üzerine atılır, fakat ondan sadece güzel şeyler çıkar”; “Sûfî yer gibidir, iyi de kötü de üzerine basarak yürür. Bulut gibidir, iyiyi de kötüyü de gölgelendirir. Yağmur gibidir, ayırım yapmadan her yeri sular”; “Zâhirine özen gösteren bir sûfî gördünüz mü bilin ki içi haraptır” (Kuşeyrî, II, 553). Bu tariflerde sûfînin ahlâkî ve insanî nitelikleri belirtilmekte ve onun ayırım yapmadan herkese faydalı olduğu, bedenle ilgili hükümlerden çok ruhla ilgili niteliklere önem verdiği ifade edilmektedir. Ebû Türâb en-Nahşebî sûfîyi, “Hiçbir şeyin kendisini bulandırmadığı, her şeyin kendisiyle duru ve saf hale geldiği kişidir” diye tanımlamıştır.

Ebû Bekir eş-Şiblî’nin, “Sûfî halktan ayrılan ve Hakk’a eren kimsedir” şeklindeki tarifi sûfînin Hak’la olan ilişkisini vurgular. Sûfî Allah Teâlâ’nın, “Seni kendime dost edindim” (Tâhâ 20/41) hitabına mazhar olan kuldur. Hücvîrî sûfîyi ve sûfîliği anlattıktan sonra sûfî ile mutasavvıf arasındaki farkı belirtir. “Sûfî kâmil, velî ve hakikat ehli erin adıdır” diyen Hücvîrî’ye göre sûfî nefsinden fâni, Hak ile bâki, nefsaniyetin pençesinden kurtulan ve hakikatlerin hakikatine ulaşan erdir. Mutasavvıf ise sûfî olmanın yolunu tutan, bu yolda nefis mücâhedesi yapan, sûfîler gibi davranmaya çalışan kimsedir. Mustasvif ise bir çıkar sağlamak veya bir mevki ve itibar sahibi olmak için kendini onlar gibi gösteren, ancak onların hiçbir halinden haberdar olmayan ve nasip almayan kimsedir. Mustasvifler murdar ve haram et yiyen kurt gibidir. Kelâbâzî sûfî ile ilgili bazı tariflere yer verdikten sonra sûfîlere ayrıca vatanlarını terkettikleri için “gurebâ”, diyar diyar dolaştıkları için “seyyâhîn”, seyahat ederken ihtiyaç halinde mağaralara sığındıkları için Horasanlılar’ca “mağaralılar” anlamına gelen “şikeftiyye”, zaruret miktarı yiyip genellikle aç oldukları için Şamlılar tarafından “cûiyye”, sahip oldukları şeyleri dağıttıkları için ellerinde bir şey bulunmamakla “fukara”, kalplerini nurlandırmaya çalıştıkları için de “nûriyye” gibi adlar verildiğini belirtir (et-Taʿarruf, s. 21-22). Türkçe’de “sûfî” anlamına gelen sofu kelimesi aynı zamanda “cahil ve ham derviş” (sûfî-i tîredil) anlamında da kullanılır. Yûnus Emre, “Âşıklar ortasında sofuluk satmayalar” mısraında (Yunus Emre Dîvânı, s. 111) bu tür sofulara işaret etmektedir. Sûfî olmadıkları halde mizaç ve tabiat itibariyle onlara benzeyenlere “sûfîmeşrep” denir.


Ladikli Ahmet Ağa nın bir hikayesini yazalım.Bu zatı muhterem 7 lerden imiş.Hızır AS ile arada görüşürlermiş.Belli akşamlar ortadan kaybolur eve sabaha karşı gelir imiş.İşte geldiği zaman bu gittiği yerlerden değişik meyveler getirir imiş.Gittiği dedim otobüs yolculuğu yapmıyor tayyi mekanla gidiyor.Gene köyde günlerden bir gün köylülerle oturup sohbet ederken uyanık köylünün biri şunu sorar.Ahmed ağa der hep diyorsun şuraya gittik buraya gittik.Benim kafama takılan şu ya bu bizim ahmed türkçeden başka dil bilmez.Bu gittiği yerlerde anlatıyor hep yabancı yerler ordaki insanlarla nasıl anlaşıyor acep der.
-Ahmed ağa derki mübarek ister inan ister inanma ben türkçe konuşurum onlarda anlar.Onalrda bana kedni dillerinde söyler ama bana türkçe olarak geliyor konuştukları demiş.Kısacası ledün ilmi olayı.
-Olaya birde şu şekil bakmak gerek dünyada misal 100 çeşit dil olsun.Bazı yerlere melek inse inmeden 7.kat semada dil öğrenme kursunamı gidiyorlar acep bunuda düşünmek gerek.

-----‐----

Ledünnî ilim teorisine ulemanın yaklaşımına gelince, bu teoriyi bahis konusu
yapan âlimlerden biri Gazzâlî’dir. Fahreddin er-Râzî’nin deyişiyle “ledünnî ilmin
ispatı hususunda” bir risale yazmış23 olan Gazzâlî bu risalesinde ledünnî ilim ve
ilham hakkında oldukça açıklayıcı olan şu görüşleri dile getirmektedir:
Bil ki insani ilim/bilgi iki yoldan elde edilir: İnsani öğrenim ve rabbani öğrenim. (...) İkinci yol rabbani talim olup iki yönlüdür. Birisi vahyetmektir. (...) Rabbani talimin ikinci
yönü ilhamdır. İlham, külli nefsin cüzi insani nefsi, bu ikincisinin sıfatlarının kudreti ve
buna yeterliliği, istidadının gücü nispetinde uyarmasıdır (tenbih). İlham vahiy eseridir;
nitekim vahiy gaybi durumun açıkça, ilham ise örtülü bir biçimde ortaya konulmasıdır.
Vahiyden hâsıl olan ilme nebevi bilgi, ilhamdan hâsıl olana ise ledünnî ilim denir. Ledünnî ilim, elde edilmesi bakımından nefis ile Bârî (c.c.) arasında hiçbir vasıtanın olmadığı
ilimdir. Bu ilim saf, temiz ve diğer şeylerden uzak, ince kalplere gayb kandilinden gelen
ışık gibidir.24 (...) Vahiy enbiyanın süsü, ilham evliyanın ziynetidir. (...) Ledünnî ilim ise
hem nübüvvet hem velayet ehlince elde edilebilir. Nitekim Allah Teâlâ’nın haber verdiği
üzere Hz. Hızır için bu durum gerçekleşmiştir: “Biz ona katımızdan (ledünnâ) bir ilim
öğrettik.” (...) Hikmetin hakikati ledünnî ilim sayesinde elde edilebilir. Bu mertebeye
ulaşamayan insan hakîm olamaz.

Gazzâlî bu cümleyi takip eden açıklamalarının sonunda “Külli aklın feyezanından (ifâza) vahiy, külli
nefsin aydınlatmasından (işrâk) da ilham doğar” der.
Mehmet Gel, XVIII. Yüzyıl Osmanlı’sında Tasavvufî Bilgiyi Tartışmak: Saçaklızâde ile Alemî Arasındaki
Ledünnî İlim ve İlham Tartışmasına Dair Bir İnceleme
tahsil etmekten ve öğrenimin zahmet ve yorgunluğundan müstağni kalırlar. Az teallüm
eder, çok bilirler; az yorulur, çok istirahat ederler. (...) İlham kapısı ise kapanmamış, külli nefsin nuru kesilmemiştir. (...) Allah vahiy kapısını kapatmış olmakla beraber rahmeti
sebebiyle ilham kapısını açmış, bu konudaki işleri kolaylaştırmış ve mertebelere ayırmıştır. (...) Bil ki ledünnî ilim –ki ilham nurunun akışıdır– tesviyeden sonra gerçekleşir.



__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 06.12.24, 15:29
Acemi
 
Üyelik tarihi: 13.11.24
Bulunduğu yer: filibe
Mesajlar: 23
Forum Puanı: 26
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
NGB Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Demekki manevi makam derecede kişiden alınıyormuş.
Neden alındığı açıklanmamış ama makamı alınmış.

7 lerden olmuş.Demekki bir hatası olmuşki makamdan alınmış.
Aslında bu hikaye ibretlik hiç bir şeye güvenme gün gelir güvendiğin makamdan olursun.Helede azleden Yaradan ise sıkıntı büyük.

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Keşf ve Ledün İlmi Adalet Diğer Havas Konuları 6 04.07.22 15:51
Ledün İlmi Hayy - Kevser Yeşiltaş caspercrazy Kitap & E-Kitap 2 06.05.22 00:53
Evliyalar-Muhyiddin-i Arabi Dedee Allah Dostları & Evliyalar 1 03.09.21 13:53
Muhyiddin Arabi'ye Hüsn-i Zan. geceadami Allah Dostları & Evliyalar 0 18.10.20 18:21
Ledün İlmi Sahibi Elçiler SiLence Havas ilmi Genel Bilgiler 2 03.04.18 01:28


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:03.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com