
Beden dili, bebek dili..
Beden dili ve konuşma dışında insanın kendisini ifade ettiği başka yollar da vardır. Onun dünyalar kadar geniş ve sırlı iç âlemi, kısmen de olsa bu yolla dışa açılır. Nice hal, ızdırap, umut ve hüzün vardır ki, ancak ağlamakla anlatılır. Bazen de öyle bir mânâ yüklenir ki ağlamaya, onun taşıdığı mânâ, ağlamanın dışında hiçbir tavır ve davranışla anlatılamaz. Kim bilir, belki de yeryüzü için depremler, dağlar için volkanlar ne ise, insan için de ağlamak odur. Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed'in (sas) beyanına göre ağlamak; "Allah'ın rahmetinin bir eseridir..." Hele söz konusu olan bebekler ise, ağlamak Cenab-ı Hakk'ın sonsuz rahmetinin onlardaki küçük bir tecellisidir.3
Bebeğin dünya hayatına ağlayarak başlaması zaruri bir ihtiyaçtır. Zira bu ilk ağlamalar bebeğin akciğerlerinin açılmasına, hava almasına ve kalbin çalışmaya devam etmesine vesile olur. O yüzden yeni doğan bir bebek mutlaka ağlamalıdır. Bebek-lerin % 70-80'i doğar doğmaz kendileri ağlar. Şayet ağlamıyorsa kaba etlerine, ayak altlarına vurularak, sırtı okşanarak uyarılır ve ağlaması sağ-lanır. Bu uyarılmalarla bebeklerin % 99'u ağlar. Buna rağmen ağlamıyorsa, ambu denen bir âlet ile ağzından basınçlı hava verilir, nefes alması hâlâ gerçekleşmemişse, nefes borusuna tüp yerleştirilerek ve gerekirse makineye bağlanarak hava alması sağlanır. Çünkü bebeklerin dünya hayatına ağlayarak başlamaları bebeğin sağlığı için son derece önemlidir.
Kısaca: "Dünyada hangi ırkta olursa olsun bütün yeni doğan bebekler 440 hz yüksekliğinde ve la notasıyla ağlar."