Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > islam & Tasavvuf > islam & islami Konular


Hz. Ebubekr Sıddık (ra)


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 05.02.17, 13:29
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 28.04.15
Bulunduğu yer: Nefes Aldığım Yerde
Mesajlar: 14,452
Forum Puanı: 6211
Etiketlendiği Mesaj: 907 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Hz. Ebubekr Sıddık (ra)

Ebu Bekr-i Sıddık hazretleri Peygamberlerden sonra, insanların en üstünüdür.

Aşere-i Mübeşşerenin yani Cennetle müjdelenen on sahabenin birincisidir. Peygamber efendimizin kayınpederi, Hazret-i Âişe'nin babasıdır. Hazret-i Ebu Bekirin Resulullah efendimize fevkalade sadâkât ve sevgisi vardı. Vefatına, Peygamberimizden ayrıldığından duyduğu aşırı üzüntüsü, gammı ve hasreti sebep olmuştur. Çünkü Ona karşı olan, sevgisi ve bağlılığı kelimelerle tarif edilemiyecek kadar çoktur. Peygamber efendimiz de onu çok severdi.

Peygamber efendimizin vefat ettiği gün halife seçildi. Hilafeti 2 sene 3 ay 10 gün sürdü. 63 yaşında iken hicretin 13 (m. 634) yılında Cemaziyel-ahir ayının yedisinde Pazartesi günü hastalandı, 15 gün hasta olarak yattıktan sonra vefat etti. Cenaze namazını Hazret-i Ömer kıldırdı. Peygamber efendimizin kabrinin bulunduğu Hücre-i Seadete defnedildi.

Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın en yakın dostu idi. Ondan hiç ayrılmazdı. Onların bu beraberliği, Mekke'den Medine'ye hicrette de devam etti. Ona mağara arkadaşı oldu. Mağara'da üç gün kaldıktan sonra, ikisi bir deveye binerek yolculuk ettiler. Medine'ye varıncaya kadar Resulullahın bütün hizmetini O gördü. Medine'deki mescid yapılırken Onunla beraber çalıştı. Hiçbir hizmetten, fedakârlıktan geri kalmadı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizle birlikte bütün harplerde bulunmuş, bir kısmında ordu kumandanlığı vazifesi kendisine verilmiştir. Çok şiddetli muharebelerde, Peygamber efendimizin muhafızlığını yapmış, Efendimize karşı bedenini siper etmiştir. Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te müşriklere karşı büyük kahramanlıklar göstermiştir. Tebük harbinde, sancaktarlık görevini yürütmüştür.

Peygamber efendimizin; son hastalıklarında üç gün imamlık görevinde bulunup, onyedi vakit namaz kıldırmış, üç vaktinde de Peygamberimiz, Hazret-i Ebu Bekir'e uyarak arkasında namaz kılmışlardır.

Hicri 10 (m. 632) senesinde, Peygamberimizin vefatı üzerine Eshab-ı kiramın sözbirliğiyle halife seçilmiştir. Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed aleyhisselamdan sonra müslümanların halifesi, yani Peygamberimizin vekili ve müslümanların reisi, Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık olmuştur.

Eshab-ı kiramın en çok ilim sahibi olanlarındandı. Her ilimde müracaat kaynağı olmuştur. İslami ilimlerin bütün meselelerini bilirdi. Nitekim Resulullah efendimiz Onun hakkında "Göğsümdeki marifetlerin, bilgilerin hepsini, Ebu Bekir’in göğsüne akıttım" buyurmuştur, Böylece O, Muhammed aleyhisselamdan sonra insanların en üstünü oldu. Hicrette Onun yol arkadaşı idi. Mağarada beraber idiler. Hayatı boyunca Peygamber efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Her işinde Onun veziri oldu. Bir meselede Eshab-ı kiram ile istişare ederken Hazret-i Ebu Bekir'i sağına, Hazret-i Ömer'i de soluna oturturdu. Görülecek mesele hususunda, önce bu ikisinin reyini, görüşünü sorar, sonra da diğer sahabilerin görüşlerine yer verirdi.

Resulullahtan çok feyizlere kavuşmuş, Kur'an-ı kerimin manasına ve hakikatine ait bütün bilgileri bizzat Ondan almıştır. Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarmak hususunda üstün bir kudret ve maharet sahibi idi. Âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin mana ve hakikatlerine hakkıyla muttali (öğrenmiş) idi. Eshab-ı kiram ve Tabiinin âlimleri, birçok âyet-i kerimelerin tefsirini Ondan alıp bildirmişlerdir.

Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, tasavvuf ilminin bütün yüksek marifetlerine kavuşmuştu. Resulullahın kalbine akıtılan feyizlerin, marifetlerin hepsi Ona da verilmişti. Resulullahtan sonra Allahü teâlâyı en iyi tanıyan ve en çok ibadet eden Odur. Tasavvuf, Resulullahın izinde bulunmak, Onun gösterdiği yoldan ayrılmamaktır, insanların yaratılışları ayrı ayrı olduğu için tasavvuf yolları da ayrılmıştır. Bu ümmetin sonra gelen evliyâsı Resulullahtan gelen feyizlere, nurlara iki yoldan kavuşmuştur. Birisi nübüvvet yolu, diğeri de vilayet yoludur. Müslümanlar, nübüvvet yolunun bütün marifetlerine, Hazret-i Ebu Bekir vasıtası ile kavuşmuşlardır. Eshab-ı kiramın hepsi, Allahü teâlâya bu yoldan kavuştular.

Hazret-i Ebu Bekir'in faziletleri, üstünlükleri çoktur. Bunların herbiri, Kur'an-ı kerimin, hadis-i şeriflerin ve Eshab-ı kiram ile diğer din âlimlerinin haber vermesiyle anlaşılmıştır. Bu ümmet içinde, Peygamberimizden sonra olma saadetinin sahibi Hazret-i Ebu Bekir’dir. Çünkü dini kuvvetlendirmek ve Peygamberlerin efendisine yardım etmek için, malını dağıtmakta, cihad etmekte, yani düşmanlarla şiddetli mücadele etmek ve şanını, şerefini kaybetmekte, öncelerin öncesi odur. Hazret-i Ebu Bekir’in diğer müslümanların en üstünü olmasının sebebi, imana gelmekte, malının çoğunu ve canını feda etmekte ve her türlü hizmette, başkalarının önünde bulunmasıdır.

Resulullah insanları imana davet etti. Ebu Bekri Sıddık iman edenlerin birincisi oldu. Böylece imanda Onun ikincisi oldu. Sonra Hazret-i Ebu Bekir insanları Allah'a ve Resulüne imana çağırdı. Birçokları bu çağrıyı kabul etti. Böylece davette de ikincisi oldu. Her savaşta Resulullahın yanında idi. Bedir'de de Onun ikincisidir. Resulullah hastalanınca, Onun yerine insanlara imam olup, öne geçti. Bu hususta da ikinci oldu. Resulullahtan sonra Onun türbesine defin olunmada da ikincisi oldu. Bunlar hep Ona en yakın olma delilleridir. Allahü teâlâ, Resulünün arkadaşı olarak, Hazret-i Ebu Bekir’i Kur'an-ı kerimde bilhassa bildiriyor ve, "O vakit Resulüm arkadaşına, mahzun olma diyordu" buyuruyor. Üçüncüleri Allahü teâlâ idi. Allahü teâlânın kendisiyle olduğu bir kimse ise, şüphesiz, şeref ve fazilet yönünden diğerlerinden üstündür.

Hazret-i Ebu Bekir'in ismi geçince, Hazret-i Ömer şöyle dedi:
"Ömrümdeki bütün amelimin Ebu Bekrin, bir gün ve gecelik ameli gibi olmasını isterdim. Onun o mesut gecesi ki, Resulullah ile birlikte mağaraya gitti. Mağaraya varınca, "Allah için, ya Resulallah içeri girmeyin! Ben gireyim, içerde zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübarek zâtınıza bir keder, bir elem gelmesin" dedi ve içeri girdi, içeriyi süpürüp temizledi. Sağında solunda bir çok irili ufaklı delikler gördü. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı. Sonra Resulullaha, içeri girmesini söyledi. Resulullah içeri girdi ve mübarek başını Hazret-i Ebu Bekir'in kucağına koyup uyudu.”

Resulullah efendimiz buyurdu ki:

(Bize her nimeti veren ve iyilik eden kimseye karşılığını verdik. Ebu Bekrin iyilik ve ikramının karşılığını veremedik. Hak teâlâ kıyamette ona karşılığını verir. Ebu Bekrin malının fayda verdiği gibi, bir kimsenin malı bana fayda vermedi. Eğer ben dost edinseydim, Ebu Bekri dost edinirdim. Lakin bilmiş olun, sizin sahibiniz, Allahü teâlânın dostudur.) [Mesabih]

(Allah, İbrahim aleyhisselamı halil [dost] edindiği gibi, beni de halil edindi. Ümmetimden birini kendime halil edinseydim, Ebu Bekr’i edinirdim.) [Müslim, Tirmizi]

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
Ebu Bekir bizim seyyidimiz, hayırlımızdır ki, Allah Resulüne hepimizden daha sevgilidir.

Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın vefatından sonra, her geçen gün biraz daha zayıflıyordu. Bir gün kızı Âişe-i Sıddıka validemiz bu zayıflamanın sebebini sordu. Cevabında, Resulullahın ayrılığı böyle zayıflattı buyurdu.

Hazret-i Ebu Bekrin kıymetli nasihatlerinden:

"Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emaneti yerine getirmek en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da, en önde yalan gelir."

“Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa gelecek."

"Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme vaktini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanında pişman olur."

"Ne söyleyeceğine ve ne zaman söyleyeceğine dikkat et!"

Ordu kumandanlarını bir yere gönderdiği zaman, onlara:
"Kadınları öldürmeyiniz, çocuklara, ihtiyarlara dokunmayınız, meyve ağacı kesmeyiniz, mamur yerleri tahrip etmeyiniz, haddi tecavüz etmeyiniz, korkmayınız ve gıdadan başka bir maksatla koyun ve deve kesmeyiniz ve manastırlarına çekilmiş insanlara zarar vermeyiniz" diye emirler ve nasihatler verirdi.

Bir hutbesinde buyurdu ki:
"Ey insanlar, Allah'tan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü mümine, İslam'dan sonra af ve afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir."

"Müslümanlardan hiçbiri, diğerini hakir görmesin! Zira müslümanların küçüğü, Allah yanında büyüktür."

"Allahü teâlâdan, kendisini, kıyamet gününde Cehennem ateşinden korumasını isteyen bir kimse, müminlere karşı çok merhametli ve ince kalbli davransın!"

Bir gün Eshab-ı kirama hitaben buyurdu ki:
"Allahü teâlâ size dünyayı fethettirecek, kapılarını açacaktır. Siz, ihtiyacınızdan fazlasını almayınız!"

"Bilmiş ol ki, sabah namazını kılan kimse, Allah’ın himayesindedir. Allah’ın hakkını küçümseme, zira yüzüstü seni Cehenneme atar."

"Allahü teâlâya olan halis sevginin zevkine varan, dünyalıktan vazgeçer ve bütün insanlardan yüz çevirir."

"Kişinin kelamı, aklının beyanı, faziletinin tercümanıdır."

Bir hutbesinde buyurdu ki:
Bütün hamd ve senalar Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder Ondan yardım dilerim. Ondan af niyaz eder, Ona inanır, Ona güvenirim. Hidayeti Allah'tan bekler, sapıklık düşüklük, şüphe ve körlükten Ona sığınırım. Allah'ın dürüst yürümeyi nasip ettiği kişi dosdoğru yol alır, Onun saptırdığı ise ne bir dost, ne de bir rnürşid bulabilir... Bütün varlığımla inanırım ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. O tektir ve şeriki yoktur. Mülk ve saltanat Onundur, hamd Onadır. Dirilten de öldüren de Odur. Ve O, hiç ölmeyen diridir. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltır. Bütün hayırlar Onun elindedir, O, her şeye gücü yetendir.

Bütün varlığımla inanırım ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve Peygamberidir. Onu bütün insanlığa bir rahmet ve bütün insanlık için bir dayanak ve delil olarak göndermiştir. O gönderildiği zaman insanlar, olabilecekleri hallerin en kötüsü içindeydiler. Bilgisizlik karanlıklarına gömülmüş durumdaydılar. Dinleri uydurma, davetleri yalan ve sahte idi. Allahü teâlâ hakikat dinini Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ile aziz kıldı.

Ey müminler, Allah sizin gönüllerinizi birbirinize ısındırdı. Onun nimeti sayesinde sizler kardeş haline geldiniz. Daha önceleri bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz. Sizi oradan çıkaran O oldu. O halde ey iman edenler! Allah'a ve Onun Resulüne tam uyun! Allahü teâlâ, "Resule uyan, Allah’a uymuş demektir” buyurmaktadır. (Nisa, 3)

Ey iman edenler! Size her işte, her durumda Allahü teâlâdan korkmanızı nasihat ederim. Hoşunuza giden işler kadar, size zor gelen durumlarda da hakikate sarılın. Şunu bilin ki, doğru söz dışında hiçbir kelam hayır ve yarar getirmez. Yalan söyleyen, yaradılış hikmetini saptırmış, bunu yapan ise, helak olmuştur. Ey insanlar! Büyüklenmekten sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi de, ne demek oluyor? Bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsız!..

Ey insanlar! Çalışın ve nefslerinizi, içinde yer alacakları ahiret için hazırlayın. Önünüzde çözümü zorlaşan şeyleri Allah'ın ilmine havale edin. Öbür âleme geçmeden önce bir şey hazırlayın ki, oraya vardığınızda karşınıza çıksın.

Allah'tan korkun, Onun emir ve yasaklarına iyice kulak verin. Sizden önce gelip geçenlerden de ibret alın. Ve unutmayın ki, Rabbinizin huzuruna mutlaka çıkarılacak ve küçük-büyük bütün davranışlarınızın karşılığını bulacaksınız.

Bununla beraber Allah dilediğini bağışlayabilir. O bağışlayıcı ve affedicidir.

Kendinizi iyi tanıyın, sadece kendi noksanlarınızla meşgul olun. Yardım istenilecek tek kudret sahibi Allahü teâlâdır. Onun dışında hiçbir güç ne yapabilir, ne bozabilir.”

Hazret-i Ebu Bekir’in faziletini bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

(Ebu Bekir, insanların en üstünüdür. Yalnız Peygamber değildir.) [Deylemi]

(Ebu Bekir’i sevmek ve ona şükretmek her mümine vaciptir.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, Ebu Bekir’e “Sıddık” ismini verdi.) [Deylemi]

(Kıyamette, Ebu Bekir’den başka herkese hesap sorulur.) [Hatib]

(Ebu Bekir’in imanı, herkesin imanları toplamı ile tartılsa, hepsinden ağır gelir.) [M.Ç.Güzin]

(Göğsümdeki marifetlerin, bilgilerin hepsini, Ebu Bekir’in göğsüne akıttım.) [Reddi revafıd]

(Her Peygamberin halili vardır. Benim halilim Ebu Bekir’dir.) [Deylemi]

(Cebrail bana geldi. Elimden tuttu. Ümmetimden birinin, Cennet kapısından içeri girdiğini, bana gösterdi. Ebu Bekir dedi ki, (Ya Resulallah! Orada, seninle beraber olmak isterim). Ya Eba Bekir! Ümmetim içinden Cennete en önce sen gireceksin, buyurdu.) [Tirmizi]

Sevgi, bağlılık çok oldukça, faydalanmak da o kadar çok olur. Bunun içindir ki, Hazret-i Ebu Bekir bütün Eshabın en üstünü oldu. Resulullaha bağlılığı da, herkesten çok idi. (Ebu Bekir’in üstünlüğü, namaz ve orucunun çokluğu ile değil, onun kalbinde bulunan bir şey iledir) hadis-i şerifinde bildirilen şey, Resulullahın sevgisidir. (İ. Gazali)


__________________
Sözün kıymetini '' Lal'' olandan,
Ekmeğini kıymetini ''Aç '' olandan,
Aşkın kıymetini ''Hiç'' olandan öğren..

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07.04.17, 09:13
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 21.12.16
Mesajlar: 10,283
Forum Puanı: 6030
Etiketlendiği Mesaj: 1593 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart HZ.EBUBEKİR SIDDIK (Radıyallahu anh)

“Kendini ıslah et ki, insanlar da sana karşı iyi davransınlar.”


Ümmül Hayır doğurduğu çocukların hiçbirinden “anne” sözü işitmeden toprağa vermenin acısını yüreğinde hissediyordu hep. Bu sefer yeni doğan çocuğunu yaşatmak adına Hacer’ül Esved’e karşı ince bir yakarışla; Allah'ım! O’nu ölümden atik eyle (azad et), onu bana bağışla diye dua eder içten içe. Atik sözü sihirli bir tılsım misali imdadına yetişmişti sanki. Hakeza bu kelime kendisine ilk defa “anneciğim” sözünü duymasına vesile olur da. O büyük yaşlara geldiğinde bile Atik olarak anıldı. Zaten onun çocukluğu da bir hoştu, öyle ki çocuk yaşta yetişmiş bir insan gibi davranıyordu. Bu yüzden arkadaşları onu Ebubekir künyesi ile andılar hep. Gençliği ise pazar pazar dolaşarak geçti, derken bu pazarlar sayesinde ticarette alması gereken yerini alır da.
Ta çocuk yaşta Muhammed b. Abdullah ile yakın bir arkadaşlık bağı kurmuştu. Belli ki; aralarında Kalu- bela’dan beri yazılmış bir bağ vardı. Diğer çocukluk arkadaşları arasında sadece samimi arkadaş olarak onu tercih etti hep, hatta zaman zaman ortaklaşa beraber ticarette yaptılar.
Cahiliye yaşantılarının hiçbirini yaşamamıştı, ne bir puta tapmış, ne de bir damla olsun ağzına içki almış, yani bir temiz bir hayat tarzına sahipti.
Baba ve anne karar verdi oğlunu evlendirmeye, zira evlenir de. Derken bu evlilikten Abdullah isminde çocuğu olur. İkinci evliliğinde ise ilerisinde Peygamber eşi olacak Aişe doğar.
Hira dağında oku emrini Peygamber dilinden dinleyince tereddütsüz iman etti, derhal dini tebliğ için işe koyulup; sırasıyla Osman b. Affan, Abdurrahman b. Avf, Bilal b. Ebi Rebah, Halid b. Said gibi daha nicelerin Müslüman olmasına vesile oldu.
Din uğruna işkence gören Bilal-i Habeş-i sahibinden satın alıp hürriyetine kavuşturan odur. Meğer annesinin doğduğunda ona Atik demesi boşa değilmiş. Çünkü Atik azad etmek demekti. Yani o her feryadı işittiğinde Atikliğin gereğini yapmaktan geri durmayan merhamet abidesiydi.
Allah Resulü Mescid-i Haram’da namaz kılarken boğazına doladıkları izharı görür görmez müdahale etmesinin akabinde onu sille tokat bayıltırlar, ama ilginçtir uyandığında ilk sözü: O’na bir şey oldu mu sorusu olmuştur. Bu söz dostun derdiyle dertlenmenin nasıl bir şey olduğunun bir göstergesidir. Anlaşılan O önce canan, sonra can diyebilecek bir karaktere sahip sadık bir dosttur. İşte zikredilen bu sadık sözler hemen etkisini gösterir de. Nitekim Allah Resulü’ne ölümüne derin sevginin varlığını sezen annesi onun sadık duruşu karşısında Müslüman olur da. Derken ayılır ayılmaz hemen annesinin Müslüman olduğunu huzurda Habibullah’a bildirmenin heyecanını paylaşacaktır.
Allah Resulü Miraç’a seyrüsefer eylediğini anlattığın da, müşrikler derhal Ebubekir’e koştular;
— Ya Ebubekir! Senin arkadaşın bir gecede Mekke’den Mescidi Aksa’ya, oradan göklere çıktığını, yeniden buraya döndüğünü söylüyor.
Ebubekir hiç düşünmeden:
— O ne diyorsa doğrudur. Yani; “Saddak” der
Bundan böyle onun bu teslimiyet örneğinden dolayı Allah Resulü tarafından ona Ebubekir Sıddık denilecektir. O artık bundan böyle sahabe arasında Sıddıkıyet makamında tek örnektir. Öyle ki; ashabın arasında Allah Resulüne mağara arkadaşı olma şerefi de ona nasip olur. Böylece kişi sevdiği ile beraberdir hükmün ilk seçilmişliği böyle tescillenmiş olur.
İki can yoldaş Hicret için yola koyulmuş, üç gün mağarada beraber baş başa kalıp Medine'ye yol alacakları sırada bir atlı süvarinin arkadan yetişeceği sırada ani bir refleksle Allah Resulünü uyarma ve haber verme şerefi de yine ona ait bir zişan olarak kalır. Netice malum; Süraka atı ile birlikte kumlara üç kez gömülüp amacına ulaşamayacaktır.
Mekke de kızı Aişeyi nişanlayıp Medine de nikâhının kıyıldığını tatma şerefi de ona ait bir duygu seli.
Bedir savaşı sonrası esirlerin öldürülmesi gerektiğini söyleyen arkadaşlarının tam tersine, onlardan fidye alınması fikrini dahiyanece ortaya koyup tasdikini sağlayan ilk diplomat tavrı da ona has bir meziyet.
Allah'ın Resulü vefatına yakın hastalığından dolayı mescide gidemez olmuştu, yerine Ebubekir kıldırsın emri gereği hastalık süresince on yedi vakit namaz kıldırma şerefi de ona has bir zişan.
Habib-i Huda'nın vefatıyla ‘Her nefis ölümü tadacaktır’ hükmünden hareketle sadece; Allah bakidir ifadesiyle Hz. Ömer’in; ‘Kim Muhammed öldü derse boynunu vururum’ celalli sözlerin önüne geçmeyi başaracak metanet örneği sergileyebilen can yürektir o. Dahası var. Şöyle ki; Allah Resulünün vefatının ilk şokunu atlatan birkaç Hazrecli kendi aralarında yangından mal kaçırırcasına ‘Kim halife olacak’ sorusu yerine ‘Halife hangi kabileden’ sorusunu gündeme getirmişler, derken meseleyi Ensar mı olsun, Muhacir mi olsun eksenine kaydırmışlar. Hatta bununla da kalmamışlar Sa’d’ı hasta yatağından kaldırıp ‘İşte, Rasulüllah’ın halifesi budur’ diyebilecek düşünceyi hayata geçirmeye teşebbüs etmişlerdir. Neyse ki tam bu sırada Hz. Ömer devreye girip;
— Ey Ebubekir! Sen ki Allah Resulüne içimizde en yakın bulunmuşsun, o halde bu konuda halife olman gereken sensin elbet, bu görev sana layıktır deyip, her kesin gözü önünde elinden tutup biat etmiştir. Derken ardından Muhacir, Ensar ve her kabile itaatlerini bildiren sözlerle biat halkasına dâhil olurlar. Böylece biat yemini eşliğinde Müslümanların ilk halifesi olma unvanına hak kazanır.
Allah’ın Habib-i her türlü kabileciliğin İslam’a aykırı olduğunu beyan etmesinin asıl nedeni kan bağına göre teşkilatlanmış bir Müslüman topluluğunun varlığının söz konusu olmasıdır. Nasıl ki Araplarda Kureyş ne ise, Türklerde de Oğuz boyu odur. Dolayısıyla her iki boyda tarihte üstlendikleri misyon itibarıyla çok büyük öneme haizdirler. Her iki kabile de tarihin akışına yön veren kilit taşlarıdır. Zira Peygamberimizin ardından ilk halifenin Kureyş’ten olması birlik ve dirlik adına iyi olmuştur, başka kabileden olsa idi, belki de tarih boyunca önüne geçilmez yaralar, dağılmalar ve isyanlar biranda alevlenebilirdi
Bir yandan biat merasimi yapılırken, Hz. Ali (k.v) ise Efendimizin o mübarek bedenini yıkayıp kefenliyordu. Kefenleme işlemlerinin akabinde, bu seferde Efendimizin nereye defnedileceği tartışmaları başlar. Neyse ki Hz. Ebubekir Sıddık (r.anh) Rasulullah’ın ağzından çıkan; “Peygamberler son nefeslerini verdikleri yerde defnedildikleri...” hadisi şerifin ilk şahidi olarak oradakilere aktarıp meseleyi bir çırpıda halledivermiştir. Böylece Efendimiz (s.a.v) Hz. Aişe’nin odasında defnine karar kılınır. İşte şimdi orası o günden bugüne hem mescit, hem kabirdir. Kelimenin tam anlamıyla her ikisi bir ara da Mescidi Nebeviyedir.
Halife olarak ilk iş; Rasulullah’ın hasta yatağında iken Usame komutasındaki ordunun sefere çıkmasını emredip, fakat Efendimizin vefat haberiyle biranda dağılan orduyu toparlayıp yeniden sefere kaldırmak olmuştur. Sefer dönüşü anlaşıldı ki ordunun başına genç yaşta Usame’nin komutan tayin edilmesi boşa değilmiş. Çünkü o hakkıyla görevini ifa etmenin yanı sıra Rasulullah’ın komutanlık konusunda ne kadar dâhiyane isabetli bir karar aldığını gözler önüne serilmesine vesile olmuştur.
Hz. Ebubekir'in halife sıfatıyla ikinci önemli yaptığı icraat ise Rasulullah’ın vefatıyla bir kısım kabilelerin irtidat (dinden dönme) eylemlerine karşı sessiz kalmaması ve zekât vermemekte direnenlere karşı da birlik ve dirliğin gereği bastırmak olmuştur. Nitekim Hz. Ebubekir’in dinden dönenlere ilk zaferi Halid b. Velid komutasında Tuleyha’nın ordusunu mağlup etmesiyle gerçekleşir. Her şeyden daha önemlisi İkrime (Ebu Cehil’in oğlu) komutasında peygamberlik iddiasında bulunan Müseylime Kezzab’ın defterini dürmesidir.
Diğer bir başka önemli icraatı ise kabileleri itaat altına almak için uzak diyarlara tayin edilen emirlerin gidecekleri yerlerin belirlenmesidir. Mesela bunlardan;
— Muhacir b. Ebi Ümeyye Arv kabilesine,
—Halid b. Said Şam tarafına,
—Amr b. As Kudaa’ya,
—Huzeyfe b. Mihsan Deba’ya,
—Arfece b. Herseme Mehre’ye,
— Şürahbil b. Haseme İkrime’nin yardımına,
— Ma’n b.Haciz Süleym ve Hevazin tarafına,
—Süveyd b. Mukarrın Yemen taraflarında Tihame’ye,
— Ala b. El- Hadrami Bahreyn’e görevlendirilir. Derken dinden dönenlerin başvurdukları eylemler ve zekât vermemekte direnenlerin direnişleri bastırılmış oldu. Aynı zamanda huzuru bozmak isteyen kabilelerin hevesleri kursaklarında kalmış olur nihayet. Peki ya emirler! Onlar malum; irtidat hareketlerine geçit vermemekle ün salıp, vazifelerini en iyi şekilde yerine getirmenin sevinciyle kendilerini Asrı Saadetin altın sayfalarına yazdıran kahramanlar olarak anılacaklardır.
Huzur sağlandıktan sonra şimdi sıra ahkâma gelmiştir. Şöyle ki; Hz. Ömer’in teklifiyle Kur’an ayetleri Hz. Ebubekir’in döneminde Fatiha süresinden başlayarak tertip üzere kitap haline getirilip adına Mushaf denilen sürece girilmiştir. Mushaf'ın gerçekleşmesi için ilk evvela mescidin yanında bir yer ayrılmış, sonra Resulullah (s.a.v) her kime ayeti kerime yazdırmışsa şahitleri ile beraber davet edilmiştir. Böylece yediden yetmişe her kimde ne varsa taşlara, hurma liflerine, kemiklere, derilere, kâğıtlara işlenmiş ayetler kayıt altına alınması için seferber olmuşlardır. Dolayısıyla en başta Hz. Ömer, Hz. Ebubekir olmak üzere Hz. Zeyd b. Sabit ve emeği geçen diğer tüm Ashabı Güzin, Tabiin ve sonrası Ümmet-i Muhammedin tüm âlimlerine bu hizmetlerinden dolayı şükran borçluyuz.
Hz. Ebubekir bundan sonra İslam’ın hoş sedasını tüm cihana duyurmak için gözünü komşu ülkelerin sınır boylarına dikip derhal harekete geçer de. Nitekim Suriye, Şam, Irak, İran taraflarına görevlendirdiği Halid b. Velid emir komutası altında ordu sayesinde üst üste zaferler elde edilir. Böylece o güzel komutan Allah’ın kılıcı anlamında Seyfullah lakabına mazhar olur. Öyle ki o, bu savaşlarda İran Şahı Hürmüz, Ma’kıl gibi nice komutanların başlarını devirmiş, Cabani gibilerin haddini bildirmiş, aynı zamanda Suriye’de Peygamber davetini alıp fakat tereddütte kalan Herakliyüs’in görevlendirdiği Romanos'u bile önünde diz çöktürmüş bir komutandır.
Hz. Ebubekir iki yıllık hilafetinin sonuna geldiğinde Umre yapıp hatıralarını tazeler, ama Cemaziyelahır ayının yedisine rastlayan pazartesi gününün o kuru ayazında aldığı gusül abdestinin ardından kendisini şiddetli bir titreme tutar. İşte bu titreyiş ötelere gidişin ilk habercisi gibiydi. Şöyle ki; titreme ateşe dönüşünce yerine namaz için imamete Hz. Ömer’in geçmesini münasip görür. Tabi bu arada vücudu günden güne erimeye başlayınca hasta ziyaretine gelenleri kabul eder de. Onu aslında sağlığından ziyade kendinden sonra ümmete çobanlık yapacak olan düşündürüyordu. Dolayısıyla gönlünden hep Hz. Ömer geçiyordu. Hatta bu düşüncesini Abdurrahman b. Avfan'a, Hz. Osman’a, Muhacir ve Ensar’dan görüşüne itimat ettiği birkaç insana açar da. Malum istişare sonucu bu düşünce olumlu karşılık bulur. Derken Hz. Ebubekir Sıddık (r.anh) hasta yatağında bile Hz. Osman’a; “Benden sonra Hz. Ömer’i halife olarak bırakmış bulunuyorum” vasiyetini yazdırıp ahitnamenin mühürlenmesini emreyler. Hz. Osman öyle de yapar. Zaten dışarı çıktığında “Mühürlü ahitname de yazılı şahsa biat ediyor musunuz” sorusunu halka yönelttiğinde hiç kimseden itiraz sesi çıkmayınca biat sözü alınmış olundu.
Artık bu noktadan sonra Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in tavsiyesiyle ve sahabenin biat etmesiyle İkinci halifedir.
Hz. Ebubekir Hakka yürümek üzere iken odası sevenlerle dolup taştı hep. O artık son nefesini verdiğinde çok sevdiği Rasulüllah’ın kabri Şerifinin yanına defnedilip Mescidi Nebevide yerini alacaktır.
Bu arada Halid b. Velid, Suriye’nin mühim ticari merkezlerini fethettikten sonra Busra’ya, oradan Yermuk’a hareket etti. Öyle ki; Yermuk’ta üç bin şehit vererek kazandığı zaferinin ardından sır gibi sakladığı mektubu Ebu Ubeyde’ye verip şöyle der:
— Mektupta Hz. Ebubekir’in vefat ettiği ve onun yerine Hz. Ömer’in geçtiğini, yeni halifenin seni komutan olarak atadığını bildiren vasiyet olduğunu, bugüne kadar sır gibi saklamanın sebebi; Yermük savaşının sekteye uğramaması içindi.
Böylece emaneti teslim edip, ona görevi devretmenin ardından;
— Artık bundan böyle komutan sen, ben ise emrinde neferim deyip erdemlik örneği sergiler.
Hakikaten Halid b. Velid zaferlerine zafer katarak kendisine bu sancağı veren Hz. Ebubekir’in gözü arkada kalmayacak şekilde bu dünyadan uğurlamış olur. Sıddık'ı Ekber artık Mescid-i Nebevide dostunun yanındadır. Zira Onlar tıpkı dünyada beraber oldukları gibi kabir ve ahiret âleminde de beraberlerdir. Ki, bizim buna inancımız tam.
Hâsıl-ı kelam O'nun sessiz zaferleri gibi iç hayatı da sessizdi. Bu yüzden Haf-i zikrin piridir o. Derken o da her fani gibi Can dostundan talim eylediği ve kalbine işlediği zikrini sevenlerine emanet edip, kelebek misali Hakka yürür.
Ne mutlu çizdiği sessiz ve derinden giden yolundan yürüyenlere...

__________________
Kaybettiklerim arasında en çok kendimi özledim, oysa ne güzel gülerdim..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
abdulkâdir, anh, besmelei, duasi, ebubekr, geylânî, hzebubekir, hzebubekİr, hznin, radiyallahu, serife, siddik


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:33.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com