![]() |
Sûrelerin Nüzûl Haritası...
Fatiha Suresi
Kulun Dağınık Yönelişini Allah’a Toplayan İlk Terbiye Fatiha hakkında Mekki-Medeni oluş bakımından farklı görüşler zikredilmiş. Besmele’nin Fatiha’dan ayet sayılıp sayılmaması hususunda da mezhepler arasında ihtilaf vardır. Bu yüzden daha ilk bakışta şunu öğreniyoruz ki Kur’an’a yaklaşan kişi, acele hükümle değil usul ve edep ile yaklaşmalıdır. Fatiha’nın nüzul haritasındaki yeri sadece nerede indi? sorusuyla anlaşılmaz. Fatiha, kulun dağınık yönelişine iner. İnsan dünyaya dağılır, Fatiha onu hamde toplar. İnsan nimeti görür, Mün‘im’i unutur, Fatiha elhamdülillah diyerek nimeti sahibine döndürür. İnsan sebeplere takılır, Fatiha onu Rabbü’l-alemin hakikatine yöneltir. İnsan rahmeti unutur, Fatiha Rahman ve Rahm kapısını açar. İnsan hesabı erteler, Fatiha Malik-i yevmi’d-din diyerek kalbi ahiret terazisine koyar. İnsan ibadet ederken bile kendine güvenir, Fatiha “iyyake na‘budu ve iyyake nesta‘in” diyerek kulluğu da yardımı da yalnız Allah’a bağlar. İnsan yol arar, Fatiha ona sırat-ı müstakımi öğretir. İnsan sapmanın sadece inkarla olacağını zanneder, Fatiha gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin yolundan Allah’a sığınmayı öğretir. Demek ki Fatiha sadece Kur’an’ın başında duran bir sure değildir. Fatiha, kulun kalbini Kur’an’a hazırlayan ilk terbiyedir. Bakara Suresi Fatiha’da Hidayet İsteyen Kula, Hidayetin Ölçüsünü Gösteren Sure Bakara Suresi Medeni bir suredir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun suresidir. İçinde iman, nifak, ehl-i kitap, kıble, infak, oruç, hac, aile hukuku, muamelat, borç, cihad, sihir, kıssa, ahkam ve tevhid ölçüleri genişçe yer alır. Bu yüzden Bakara’nın nüzul haritasındaki yeri sadece Medine’de indi demekle anlaşılmaz. Bakara, hidayet isteyen kalbin önüne Kitab’ın ölçüsünü koyar. Fatiha’da kul bizi sırat-ı müstakime ilet diye dua eder. Bakara daha başında işte o Kitap diyerek hidayetin kaynağını gösterir. İnsan hidayet ister, Bakara ona hidayetin heva ile değil, Kitab’a teslimiyetle olacağını öğretir. İnsan ben inanıyorum der, Bakara mümin, kafir ve münafık ayrımıyla imanın sadece iddia olmadığını gösterir. İnsan dini yalnız kalpte bir duygu sanır, Bakara ibadet, hukuk, infak, aile ve muamelatla dinin hayatın tamamına indiğini bildirir. İnsan geçmiş ümmetleri sadece tarih zanneder, Bakara Beni İsrail kıssalarıyla aynı sapmaların bugün de nefiste yaşayabileceğini hatırlatır. İnsan sebepleri büyütür, Bakara tesirin ancak Allah’ın izniyle olduğunu öğretir. İnsan teslimiyeti sözde bırakır, Bakara onu emir, yasak, sabır, infak ve sadakatle imtihan eder. Surenin başındaki Elif Lam Mim de bu terbiyenin ilk kapısıdır. Kul daha surenin girişinde öğrenir ki her hakikat senin aklına hemen açılmak zorunda değildir. Kur’an’a yaklaşan kişi sadece anlamak için değil, haddini bilmek için de yaklaşır. Demek ki Bakara Suresi, Fatiha’da hidayet isteyen kula şu cevabı verir, Hidayet istiyorsan Kitab’ın önünde nefsini sustur. Al-i Imran Suresi Hidayeti Bilen Kalbe, Sebat ve Teslimiyet Ölçüsünü Koyan Sure Al-i Imran Suresi Medeni bir suredir. Bu surede tevhid, vahyin tasdiki, muhkem ve mutesabih ayetlere yaklaşma edebi, Ehl-i Kitap ile ilmi muhataplık, Hz. Meryem ve Hz. İsa aleyhisselam kıssası, Uhud imtihanı, sabır, sebat, birlik ve Allah yolunda sadakat gibi büyük konular yer alır. Bu surenin nuzul haritasındaki yeri sadece Medine’de indi demekle anlaşılmaz. Al-i Imran, iman eden kalbin bilgiyle, tartışmayla, musibetle ve yenilgi hissiyle nasıl imtihan edildiğini gösterir. İnsan hakikati bildiğini zanneder, Al-i Imran ona muhkemin peşinden gitmeyi, mutesabihin ardına fitne için düşmemeyi öğretir. İnsan delil getirmeyi ilim sanır, Al-i Imran ona ilmin teslimiyet, edep ve istikamet istediğini gösterir. İnsan Hz. İsa aleyhisselam hakkında ifrat veya tefrite düşer, Al-i Imran onu tevhid terazisine döndürür. İnsan savaşta kayıp görünce hak yolun zayıfladığını zanneder, Al-i Imran Uhud üzerinden imtihanın zafer kadar yenilgi suretinde de gelebileceğini bildirir. İnsan musibeti sadece dış sebeplerle açıklar, Al-i Imran kalbin içindeki gevşeme, ihtilaf ve emre muhalefet noktalarını da gösterir. İnsan zaferi neticede arar, Al-i Imran asıl zaferin sabırda, takvada ve Allah’a bağlılıkta olduğunu öğretir. Demek ki Al-i Imran Suresi, Bakara’da Kitab’ın ölçüsünü öğrenen kula şunu söyler, Hidayeti bilmek yetmez, hidayet karşısında sebat etmek gerekir. Nisa Suresi Hidayeti Hayata Indiren Kalbe, Adalet ve Emanet Olcusunu Koyan Sure Nisa Suresi Medeni bir suredir. Bu surede aile hukuku, yetimlerin hakkı, miras, kadınların hukuku, nikah, emanet, adalet, nifak, hicret, cihad, toplum duzeni ve Ehl-i Kitap ile ilgili temel meseleler yer alır. Bu surenin nuzul haritasındaki yeri sadece “Medine’de indi” demekle anlaşılmaz. Nisa Suresi, imanın sadece kalpte kalmayıp hakka, hukuka, aileye ve topluma nasıl ineceğini ogretir. Insan imanı sadece kendi ibadeti sanır, Nisa ona başkasının hakkını da dinin icine koyar. Insan yetimi zayıf gorur, Nisa onun malını ve hakkını ilahi emanet olarak korur. Insan kadını nefsinin veya toplumun olcusune gore degerlendirir, Nisa onu Allah’ın hukuku ile muhafaza eder. Insan mirası mal paylaşımı zanneder, Nisa bunun Allah’ın koyduğu sınır olduğunu bildirir. Insan adaleti kendi lehine ister. Nisa ona kendi aleyhine bile olsa adaletten ayrılmamayı ogretir. Insan emaneti basit bir sorumluluk sanır, Nisa emanetin ehline verilmesini dinin merkezi bir olcusu yapar. Insan nifakı sadece dilde inkar zanneder, Nisa nifakın tavırda, sadakat krizinde ve zor zamanda ortaya çıktığını gosterir. Nisa Suresi burada kalbi yakalar ve der ki, Dinin sadece secdende değil verdiğin hukumde, tuttuğun emanette, koruduğun hakta ve nefsine rağmen ayakta tuttuğun adalette de belli olur. Devam edecek Allah Teala izin verirse... |
Alıntı:
Karanlık çağdan aydınlanmaya geçtim bir an . Çok güzel konular üzerine konuşuyoruz sizin sayenizde Allah sizden razı olsun. Şeriatı öğrenmeye çalışırken paylaşımlarınız benim kafada bir değil bin şeyi aydınlatıyor. Ama bu öğrenim sürecinde canımı sıkan bir şey var size danışmak istiyorum; Ben araştırdıkça kitaplardan okudukça ehli sünnet alimleri ve daha evvel zamanında çıkarılan fetvaları okudukça kendimde hiç bir doğru amel göremiyorum. Öğrendikçe kendimden nefret etmeye başladım. Her işim hatalı ve yanlışmış bilmeden şeriatın dışında Allah’ın hüküm ve kanunları dışında çok şey yapmışım bazılarını düzeltmeye çalışsamda o kadar çok fazla konu ve sıkıntı varki kafam almıyor artık. Bende hepsi çorba oldu ne yapmalıyım bana bir yol gösterirmisiniz? |
Alıntı:
Sana bir abi tavsiyesi, senin vazifen geçmişi sırtında taşımak değil tevbe ile temizlenip bugünü istikametle kurmak. |
Alıntı:
Yani tövbe et pişmanlık duy ama geçmişe takılma gelecekte o hataları tekrar etmemeye ve öğrendiklerinle amel etmeye çalış diyorsunuz. Bunu yaparkende her duyduğunu her öğrendiğini hemen hayatına geçirme yavaş yavaş nefsi alıştıra alıştıra demek istiyorsunuz sanırım. Tavsiyeleriniz için çok teşekkür ederim Çok haklısınız ben hep her şeyde aşırıya kaçıyorum bir süre sonra yorulup hevesim kaçıyor bırakıyorum. Düzgünce kendimi alıştıra alıştıra hayata geçirsem öyle olmaz ama pek beceremiyorum o konuda beceriksizim. Bir zikire başladığımdada tam açılımları başlıyor ben devam edemeyip bırakıyorum. Çok dengesiz ve çok çabuk bıkan usanan biriyim. Ne olacak benim halim bilmiyorum 😁 |
Alıntı:
|
Alıntı:
Hareketlerimde bilinçli olsam her şey rayına girecekte işte onu yapabilmek heyecanlı ve hevesli bir insan için çok zor. Bu arada beni tanımaya başlamanıza sevindim. Siz cansınız ya valla seviyorum sizi 🖤 |
Maide Suresi
Ahdin Sofrada, Abdestte ve Hükümde Sınandığı Sure Maide Suresi Medeni bir suredir. Bu surede akitler, helal-haram sınırları, abdest ve teyemmüm, yiyecek hükümleri, şahitlik, adalet, Ehl-i Kitap ile münasebet, Habil-Kabil hadisesi ve Hz. İsa aleyhisselam ile havarilerin sofra talebi gibi meseleler yer alır. Maide’nin nuzul haritasındaki yeri sadece “Medine’de indi” demekle anlaşılmaz. Maide, müminin Allah’a verdiği sözün hayatın en küçük görünen yerlerinde bile sınandığını gösterir. Kul iman eder, Maide ona “söz verdin, şimdi ahdine sadık kal” der. Kul sofraya oturur, Maide ona lokmanın bile hükümden bağımsız olmadığını hatırlatır. Kul ibadete kalkar, Maide ona beden temizliğinin kulluk kapısında bir edep olduğunu öğretir. Kul hüküm verir, Maide ona öfkenin adaleti bozmaması gerektiğini bildirir. Kul sınırları ağır görür Maide ona hududun daraltmak için değil, emaneti korumak için konulduğunu gösterir. Kul geçmiş ümmetleri uzak tarih sanır, Maide onların ahdi bozdukları yerden bizim kalbimizi uyarır. Bu surede maide, yani sofra, sadece yemek meselesi değildir. Sofra burada imtihanın sembolü gibidir. Çünkü insanın helali, haramı, şükrü, kanaati, hırsı ve Allah’ın hükmüne teslimiyeti çoğu zaman sofrada, kazançta ve gündelik tercihlerde açığa çıkar. Demek ki Maide Suresi kula şunu söyler, Allah ile ahdi olan kimse, hayatın hiçbir alanını başıboş görmez. |
Enam Suresi
Tevhidin Göğe, Yere, Lokmaya ve Hükme İndigi Sure Enam Suresi cumhura göre Mekki bir suredir. Surede tevhid, şirkle mücadele, peygamberlik, ahiret, Allah’ın yaratma ve hükümranlığı, cahiliye inançları, helal-haramı keyfi belirleme anlayışı ve insanın sebeplere verdiği yanlış paylar geniş şekilde ele alınır. Enam’ın nuzul haritasındaki yeri sadece Mekke’de indi demekle anlaşılmaz. Enam Suresi, insanın Allah’a ait olan tesir, hüküm ve rububiyet payını mahluka dağıtmasını yıkar. İnsan göğe bakar, yıldızlarda tesir arar, Enam onu göklerin ve yerin yaratıcısına döndürür. İnsan rızkı sebepte görür, Enam ona tohumu, hayvanı, nimeti ve hayatı Allah’ın mülkü olarak okutur. İnsan helali ve haramı örfe, ataya, arzuya ve korkuya göre belirler, Enam hükmün Allah’a ait olduğunu hatırlatır. İnsan putu sadece taş sanır, Enam kalpteki sebep putunu, gelenek putunu ve hüküm koyma putunu açığa çıkarır. İnsan çoğunluğu delil zanneder, Enam kalabalığın hakikate ölçü olmadığını gösterir. İnsan mucize ister, Enam ona varlığın kendisinin tevhid için açık delillerle dolu olduğunu bildirir. Demek ki Enam Suresi kula şunu söyler, Allah’ı Rab kabul eden kimse, sadece ibadette değil rızıkta, hükümde, korkuda, ümidde, sebep anlayışında ve helal-haram ölçüsünde de Allah’a teslim olur. |
Araf Suresi
Secde Etmeyen Kibrin ve Fitrati Unutan Insanin Suresi Araf Suresi cumhura gore Mekki bir suredir. Surede tevhid, vahiy, ahiret, mizan, Hz. Adem ve Iblis hadisesi, elest misaki, Araf ehli, peygamberlerin kavimleriyle mucadelesi ve Hz. Musa aleyhisselam ile Firavun karsilasmasi genis yer tutar. Araf’in nuzul haritasindaki yeri sadece “Mekke’de indi” demekle anlasilmaz. Araf Suresi, insanin icindeki ilk sapma damarini yakalar. Hak geldigi halde nefsin secdeye egilmemesi. Insan hatasini bilgi eksikligi sanir, Araf ona Iblis’in bilmedigi icin degil, kibirlendigi icin dustugunu gosterir. Insan ciplakligi sadece bedenle zanneder, Araf ona asil ortunun takva oldugunu ogretir. Insan dunyada kendini tartmadan yasar, Araf ahirette mizanin hak oldugunu kalbin onune koyar. Insan peygamber kissalarini gecmis kavimlerin tarihi sanir, Araf her kavmin ortak hastaligini aciga cikarir. Hakka direnen nefis. Insan seytani uzakta arar, Araf onun insana sagdan, soldan, onden ve arkadan yaklasan bir dusman oldugunu bildirir. Insan fitratini unutur, Araf ona Rabbin huzurunda verilmis kulluk sahitligini hatirlatir. Demek ki Araf Suresi kula sunu soyler, Dusman sadece disaridaki batil degildir, icimizde hakka egilmek istemeyen kibir de buyuk bir imtihandir. |
Enfal Suresi
Zaferin İçinde Gizlenen Nefis Payını Terbiye Eden Sure Enfal Suresi Medeni bir suredir. Surenin ana zemini Bedir sonrası ganimet meselesi, itaat, takva, birlik, savaş ahlakı ve zaferin gerçek sahibini bilme ölçüsüdür. Enfal’in nuzul haritasındaki yeri sadece “Bedir’den sonra indi” demekle anlaşılmaz. Enfal Suresi, müminin zafer anında bile nefsine pay çıkarmamasını öğretir. İnsan zaferi kendi gücünden bilir, Enfal ona nusretin Allah’tan geldiğini gösterir. İnsan ganimete yönelir, Enfal ganimeti Allah ve Resulünün hükmüne bağlar. İnsan sayıyı kuvvet zanneder, Enfal azlığın Allah’ın izniyle galip gelebileceğini hatırlatır. İnsan tedbiri fail sanır, Enfal attığında sen atmadın, Allah attı ölçüsüyle fiilin hakiki nisbetini düzeltir. İnsan ihtilafı küçük görür, Enfal çekişmenin kuvveti ve heybeti gidereceğini bildirir. İnsan zaferden sonra rahatlar, Enfal ona zaferin de yenilgi kadar imtihan olduğunu öğretir. Demek ki Enfal Suresi kula şunu söyler, Kazanırken de imtihandasın. Çünkü yenilgide sabır aranır, zaferde ise edep, nisbet ve teslimiyet aranır. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:11. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com