Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > islam & Tasavvuf > Peygamberler


Kur’ân’ın Öğrettiği Hitap Ölçüsü...


 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 17.04.26, 17:58
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: ❂ Hadd-i Kelâm ❂
Mesajlar: 1,101
Forum Puanı: 3169
Etiketlendiği Mesaj: 88 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Kur’ân’ın Öğrettiği Hitap Ölçüsü...

Kur’ân-ı Kerîm’i çok kimse okur; fakat Kur’ân’ın nasıl konuştuğuna, kimi hangi kelimeyle andığına, hangi makamı hangi lafızla öne çıkardığına herkes dikkat etmez. Hâlbuki vahyin büyük inceliklerinden biri de burada saklıdır. Çünkü Kur’ân yalnız hüküm bildiren bir kitap değildir; aynı zamanda bakışı terbiye eden, dili edeplendiren, kalbe ölçü koyan bir ilâhî hitaptır. Bu sebeple bazı hakikatler açık emirlerde görünür, bazıları ise seçilen kelimenin kendisinde tecelli eder. Hz. Peygamber’e hitap meselesi de işte bu ikinci kısma girer. Kur’ân’da birçok peygambere isimleriyle nida vardır: “Yâ Âdem”, “Yâ Nûh”, “Yâ İbrâhîm”, “Yâ Mûsâ”, “Yâ Zekeriyyâ”, “Yâ Yahyâ”, “Yâ Dâvûd”, “Yâ Îsâ” hitapları bunun açık misalleridir. Buna karşılık Efendimiz’in mübarek ismi Kur’ân’da geçmekle beraber, ona doğrudan “yâ Muhammed” diye bir nida yoktur; onun adı haber cümlesi içinde gelir, hitap ise “yâ eyyühen-nebî”, “yâ eyyüher-resûl”, “yâ eyyühel-müzzemmil”, “yâ eyyühel-müddessir” gibi unvanlarla kurulur. Bu, Kur’ân terbiyesidir..

Burada ilk yapılması gereken şey, meseleyi yanlış bir zemine çekmemektir. Diğer peygamberlere isimle hitap edilmiş olması, onların makamında bir eksiklik bulunduğu manasına gelmez; hâşâ, böyle bir anlayış bizzat nübüvvet adabına aykırıdır. Allah’ın seçtiği, vahyine muhatap kıldığı, ümmetlere rehber yaptığı nebîlerin tamamı azamet ve hürmete layıktır. Fakat Kur’ân’ın hitap üslûbunda görülen fark, peygamberler arasında bir değer düşürme değil; Habîb-i Ekrem’e mahsus bir tazim tarzıdır. Yani mesele, başkalarını aşağı indirme meselesi değildir; bilakis Resûlullah’ın ümmet içindeki temsil makamını ayrı bir hitap disipliniyle inşa etme meselesidir. Bunu anlamayan, farkı kıyas zanneder; anlayan ise burada Kur’ân’ın edep kurduğunu görür.

İncelik şuradadır: İsim, şahsı gösterir; unvan ise o şahısta tecelli eden vazifeyi, emaneti ve makamı öne çıkarır. Kur’ân, Efendimiz’in adını kaldırmamıştır; fakat o adı, nida makamına yerleştirmemiştir. “Muhammedün resûlullah”, “Ve mâ Muhammedün illâ resûl”, “Ve’llezîne âmenû ve amilû’s-sâlihâti ve âmenû bimâ nüzzile alâ Muhammed” gibi ayetlerde isim zikredilir; fakat bu zikrin tamamı haber ve beyan makamındadır. Yani isim sabittir, fakat çağırma üslûbuna dönüştürülmemiştir. Buradan anlaşılan şudur: Kur’ân, onun ismini ümmetin hafızasına yerleştirirken, hitap tarzında makamını öne alarak ümmete de dil terbiyesi öğretmiştir.

Bu sebeple Hucurât sûresindeki edep emri son derece dikkat çekicidir. Orada müminlere, Peygamber’in yanında seslerini yükseltmemeleri ve birbirlerine hitap ettikleri gibi ona hitap etmemeleri bildirilir. Yine Nûr sûresinde, Resûl’ün çağrısının, insanların birbirini çağırması gibi sayılmaması emredilir. Müfessirler bu ayetlerden, Hz. Peygamber’e hitabın sıradanlaştırılmaması gerektiğini, “yâ Muhammed” tarzı beşerî üslûbun değil, “yâ Nebiyyallah”, “yâ Resûlallah” gibi tazim ifade eden hitapların daha uygun düştüğünü açıklamışlardır. Demek ki Kur’ân yalnız Allah’ın Resûlü’ne nasıl hitap ettiğini göstermemiş, ümmete de onunla nasıl konuşulacağını öğretmiştir. Bu, sadece dil meselesi değildir; iman terbiyesidir. Çünkü dildeki üslûp, kalpteki ölçünün dışarıya yansımasıdır. İnsan kimi nasıl çağırıyorsa, iç dünyasında ona verdiği yer de çoğu zaman odur.

Bu noktada insan ister istemez kendine şu soruyu soruyor: Biz Kur’ân’ı yıllardır okuyoruz, ama Kur’ân’ın bu ince terbiyesini ne kadar fark ettik? Kaçımız Resûlullah’ın adının geçtiği yerlerle ona hitap edilen yerleri ayırabildik? Kaçımız Kur’ân’ın, Efendimiz’i çağırırken bile bizi eğittiğini gördük? Nice insan Kur’ân okur; fakat Kur’ân’ın kimi isimle, kimi makamla andığını düşünmez. Nice insan salavat getirir; fakat Kur’ân’ın o salavatı taşıyacak edebi nasıl kurduğunu fark etmez. İşte burada insanın kalbi sarsılmalıdır. Çünkü mesele bir lafız farkı değil, nazar farkıdır. Kur’ân bize Resûlullah’ı sadece sevdirmiyor; onu nasıl bir hürmet ufkunda tanımamız gerektiğini de öğretiyor. Başka bir ifadeyle, Kur’ân’ın Resûlullah’a hitabı, ümmete Resûlullah’a bakış usûlü vermektedir.

Bugün ne yazık ki bazı insanlar Resûlullah’ı anarken, gündelik konuşma alışkanlığı içinde “Hz. Muhammed” der geçer; hatta bazen bu ifade, kalpteki tazimi taşımayan soğuk bir tarih diliyle söylenir. Hâlbuki Kur’ân’ın kendisi dahi hitap makamında “yâ Muhammed” dememiştir. Bu inceliği gören bir müminin dili de elbette edeplenmelidir. Burada maksat, meşru kullanımları yasaklamak yahut Müslümanları kelime tartışmasına sürüklemek değildir; maksat, Kur’ân’ın inşa ettiği tazim şuurunu yeniden hatırlatmaktır. Zira “Muhammed” demek başka, “Resûlullah” diyerek kalbi toparlamak başkadır; “nebî” demek başka, onu yalnız isim değil makam olarak hatırlamak başkadır. Dil bazen kalbin önünden gider, bazen kalbin gerisinde kalır. Müminin vazifesi, dilini Kur’ân terbiyesine yaklaştırmaktır.

Kur’ân diğer peygamberlere isimleriyle nida etmiş, Habîb-i Ekrem’i ise ismiyle çağırmayıp makamıyla yüceltmiştir. Bu fark, başkalarını eksiltmek için değil; Resûlullah’ın ümmet nezdindeki mevkiini edeple korumak içindir. İsim haberde sabitlenmiş, hitap makamında ise nübüvvet ve risalet öne çıkarılmıştır. Böylece vahiy bize, Resûlullah’ı sadece bilmenin yetmediğini; onu Kur’ân’ın gösterdiği yerden tanımanın, Kur’ân’ın öğrettiği edep ile anmanın ve kalpte bu ölçüyü kurmanın gerektiğini öğretmiştir. İnsan bu inceliği bir kere fark etti mi, artık Resûlullah’ı anarken eskisi gibi konuşamaz. Çünkü o andan sonra sadece bir isim telaffuz ettiğini sanmaz; nübüvvet makamına temas ettiğini bilir. İşte asıl edep de burada başlar...

Söz uzadı; kusur ettiysek affola. Hakkınızı helâl buyurun. Rabbimiz bizleri, Habîb-i Ekrem’i ismiyle değil makamıyla tanıyan, dili de kalbi de edeple yoğrulmuş kullarından eylesin.

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
 


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Cebrâil Aleyhisselâm’ın Peygamber (sav) Efendimize Öğrettiği Dua Tolga60 Galibiyet ve Başarı Uygulamaları 1 03.06.26 23:11
Oruç ilmihali / II. Ramazan Ayının Değeri ve Önemi Kulefb Ramazan & Oruç 2 20.07.24 18:26
Alak Suresi Açıklamalı Tefsiri Havasokulu Kuran-ı Kerim Tefsiri 2 05.01.19 08:11
Kuran-i Kerim ve Meydan Okuma Hal Kuran-ı Kerim 0 14.09.18 14:06


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com