![]() |
Sembol dilinde yansıtma ve bilinçaltının gizli aynası
İnsan ruhu, kendi kusurlarıyla, zaaflarıyla ve kabul etmek istemediği yönleriyle doğrudan yüzleşemediğinde, bilinçaltı son derece ustaca bir savunma mekanizması devreye sokar: Yansıtma. Kişinin kendi iç dünyasında tolere edemediği, bastırdığı veya egonun tehdit olarak algıladığı özellikleri dış dünyaya fırlatması ve bunları çevresindeki insanlarda "gözlemlemesi" psikodinamik teorinin en temel dinamiklerinden biridir.
Derinlemesine psikolojik yaklaşımlarda da vurgulandığı üzere, zihnin bu alt katmanı analitik veya düz bir dil konuşmaz; o, tıpkı rüyalarda olduğu gibi sembollerle, metaforlarla ve projeksiyon simgeleriyle iletişim kurar. Günlük yaşamda bir insana karşı duyulan aşırı öfke, tahammülsüzlük ya da açıklanamayan bir antipati, ekseriyetle o kişinin sergilediği davranıştan ziyade, zihnin kendi gölge yönüyle olan çatışmasının sembolik bir dışavurumudur. Ego, kendi içindeki kabul edilemez bulduğu dürtüyü başkasının üzerine bir imge gibi yansıtarak ondan uzaklaşmaya çalışır. Başkasında şiddetle eleştirdiğimiz bencilce bir tavır ya da ikiyüzlü bir tutum, çoğunlukla kendi bilinçaltımızın derinliklerinde inkar ettiğimiz potansiyelin sembolik aynadaki ters görüntüsüdür. Buradaki analitik çelişki şuradadır: İnsan, dışarıdaki insanları yargılayarak ve sembolik olarak suçlayarak aslında kendi içsel mahkemesindeki sanıktan kaçtığını zanneder. Oysa bir özelliğe karşı gösterilen her aşırı tepki, o sembolün bireyin kendi psikolojik coğrafyasındaki karşılığının da bir kanıtıdır. Zihin, kendi karanlığıyla yüzleşmekten korktuğu için o yükü başkasına devretmek zorundadır. Asıl mesele, dış dünyadaki kişileri değiştirmeye çalışmak değil, o öfkenin ya da rahatsızlığın beslendiği kaynağı kendi içimizdeki sembol dilini okuyarak arayabilmektir. Zihnin dışarıya fırlattığı her imge, aslında kişinin kendi gölgesiyle yaptığı sessiz bir yüzleşme davetidir. |
Alıntı:
Kanaatimce nakıs veya tashihi gereken başlıca noktalar: • Her aşırı öfke yansıtma değildir. Karşımızdaki kişinin gerçekten rahatsız edici davranışı olabilir. • “Birinde şiddetle eleştirdiğimiz özellik mutlaka bilinçaltımızda vardır” iddiası fazla genelleyicidir. • Yansıtma, psikodinamik yaklaşımda bir savunma mekanizmasıdır; ancak modern psikolojide her davranışı açıklayan genel bir mekanizma olarak kabul edilmez. • Metin “bilinçaltı” ve “gölge” kavramlarını oldukça geniş kullanıyor. “Gölge” daha çok Jungcu bir kavramdır; klasik psikodinamik kuramla tamamen aynı şey değildir. • Rüyaların ve bilinçdışının mutlaka sembollerle konuştuğu ifadesi de bilimsel olarak kesin bir gerçek gibi sunulmamalıdır. • En önemli eksik: Gerçeklik kontrolü. Kişi “Beni rahatsız eden şey benim yansıtma mekanizmam mı, yoksa karşımdaki gerçekten böyle mi?” diye ikisini ayırmaya çalışmalıdır. Kısaca bunları ifade edebilirim. Acizane şahsi fikirlerim. |
Alıntı:
"Her aşırı öfke yansıtma değildir, karşıdaki kişinin davranışı da hatalı olabilir." Tespitiniz çok yerinde; karşı tarafın kusurlu veya hatalı olması hayatın olağan akışındadır ve her tepkiyi bu kategoriye sokmak elbette doğru olmaz. Buradaki temel niyetimiz her hatayı bu yolla açıklamak değil, bazen günlük hayatta karşılaştığımız bazı yoğun reaksiyonların gerisinde, kendi iç dünyamızdan kaynaklanan bir yankı olabileceğini fark edebilmektir. "Yansıtma bir savunma şeklidir, her davranışı açıklayan genel bir yol değildir." Kesinlikle katılırım, insan davranışlarının tamamını tek bir yolla açıklamak mümkün değildir. Yazıda ele alınan nokta da insan hayatının her anını bu durumla açıklamak değil, yalnızca zihnin zaman zaman bu tür reflekslere başvurabildiği bazı özel alanlara dikkat çekmektir. "Rüyaların ve bilinçdışının mutlaka sembollerle konuştuğu ifadesi bilimsel olarak kesin bir gerçek gibi sunulmamalıdır." Bu yaklaşımınızda da son derece haklısınız. Psikanaliz, pozitif bilimler gibi katı laboratuvar testleriyle kesin kanıtlar sunan bir alan değildir; daha çok insan ruhunun karmaşık işleyişini anlamlandırmak için kullanılan teorik bir yaklaşımdır. Bunu mutlak bir kural olarak değil, sadece insan zihninin ortak yönelimlerini okumak için bir pencere olarak değerlendirmek gerekir. "Gerçeklik kontrolü: Beni rahatsız eden şey benim içsel durumum mu, yoksa karşımdaki gerçekten böyle mi?" Çok sağlıklı ve kıymetli bir soru. Karşıdaki kişinin gerçekten kusurlu olması ile bizim o duruma yüklediğimiz anlam çoğu zaman birlikte yürür. Olgun bir yaklaşım, dışarıdaki hatayı net bir şekilde görürken aynı zamanda "Bu durum benim iç dünyamda neden bu kadar karşılık buldu?" diyerek duruma geniş bir perspektiften bakabilmektir. Değerli vaktinizi ayırıp bu derinlikli perspektifi sunduğunuz ve konuyu zenginleştirdiğiniz için tekrar çok teşekkür ederim. |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:10. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com