![]() |
|
#1
|
|||
|
|||
![]() Bugün ezoterizmin en can alıcı, en gizemli konularından biri olan 'Sarkaçlar' (yani Pandüller) kavramından bahsetmek istiyorum. Aslında bu konuyu hepimiz bir şekilde duyduk ama derinliğini tam olarak kavrayamadık.Bu kavramdan ilk olarak Vadim Zeland o meşhur 'Gerçekliğin Transörfingi' kitabında detaylıca bahseder. Zeland’a göre sarkaçlar, bizlerin düşüncelerinden ve duygularından beslenen, tamamen görünmez ama çok güçlü enerji yapılarıdır. Ve ne yazık ki bunlar, insanlar tarafından yapay olarak yaratılırlar. Aslında Helena Blavatsky, Elena Roerich ve Nikolay Levaşov da kitaplarında bu konunun derinine inmiş; insanların kendi düşük frekanslı düşünce ve arzularıyla bu yapay enerji parazitlerini, yani 'elementalleri' nasıl kendi elleriyle besleyip büyüttüklerini açıkça anlatmışlardır.Peki bu olay tam olarak ne zaman ve nasıl gerçekleşiyor? Bunlar aslında birer enerji paraziti, görünmez enerji salkımları veya duygusal tuzaklardır. Kafanızda şöyle canlandırın: Karşınıza adeta enerjisel bir ahtapot çıkıyor; dokunaçlarını doğrudan sizin enerji alanınıza, auranıza bağlıyor ve sizi emmeye başlıyor. Sadece sizin düşük frekanslı duygularınızla besleniyorlar. Siz öfkelendikçe, korktukça salınıyorsunuz ve duygularınız tıpkı bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana sallanıyor. Mantık hep aynıdır: Sizi sarsmak, kışkırtmak ve çileden çıkarmak! Bana göre bu yapılar da birer egregordur; ama çok daha agresif, çok daha obur ve negatif anlamda insanın enerjisini, duygularını sömüren bir sistemdir. Tartışmalar, kavgalar, öfke, stres ve dedikodular onlar için adeta bir açık büfe, muazzam bir ziyafettir!Hatta bu durumu sadece felsefi olarak değil, bilimsel olarak da kanıtlayan harika bir isim var: Sofiya Blank. Kendisi Kirlian fotoğrafçılığıyla, yani insan bedeninin biyoenerji alanını (aurasını) özel cihazlarla görüntüleyerek inanılmaz çalışmalar yaptı. Sofiya Blank’ın çektiği fotoğraflarda çok net bir şey görüyoruz: Bir insan stres, öfke, korku veya depresyon anındayken, aurasında adeta enerji emici sülükler gibi duran karanlık plazmoidler, yani sarkaçların uzantıları beliriyor! Bu yapılar insanın biyoenerji alanında delikler açıyor, yaşam enerjisini (vital enerjiyi) sömürüyor. Ama insan ne zaman saf sevgiye geçse, ne zaman içtenlikle şükretse veya dua etse, aurası altın sarısı ve mavi ışıklarla parlıyor; o karanlık yapılar ise bu yüksek frekansta barınamayıp anında yok oluyor.Bunun en büyük örneğini internette yazı okurken ya da haberleri izlerken yaşarsınız. Dikkat edin, haberlerde asla iyi bir şeyden bahsedilmez. Sürekli negatif bilgi pompalanır: Zamlar, gıda fiyatları, benzine, şekere, petrole, altına gelen zamlar, alkolün ya da unun pahalılaşması, vergilerin artması, kiraların uçması, bir şeylerin yasaklanması ya da sürelerin kısıtlanması... İnsan bunları görünce hemen sinirleniyor, memnuniyetsiz ve öfkeli hale geliyor, tepki göstermeye başlıyor. İşte tam o an frekansınız (vibrasyonunuz) düşüyor ve o sarkaçlar anında tepenize biniyor. Bak şuna dikkat et: Psikologlar da 'Haber izlemeyin' diyor. Görüyor musun, bir şeyler nasıl da birbiriyle örtüşüyor? İnternette, telefonda, mesajlarda, yorumlarda ya da yüz yüze fark etmez; ne zaman bir şeyi hararetle tartışmaya, kavga etmeye ya da bu negatifliği paylaşmaya başlarsanız, o ahtapotun dokunaçları direkt size bağlanır.Tam da bu noktada, negatif enerjiden beslenen ve insanı çok kötü bir duruma sokan yıkıcı egregorlar şunlardır: kumarhane (kumar), alkol, sigara, uyuşturucu, kolay ve maliyetli oyunlar, yasa dışı işler, hızlı, kolay ve büyük paralar ile porno bağımlılığı. Pornografi de oldukça fazla enerji tüketir. Ayrıca burada bir kanal açılır ve insanın üzerine inkubus ve sukkubus olarak adlandırılan varlıklar yapışır. Batı ezoterizminde bunlara bu isimler verilirken, bizim kültürümüzde bunlar cinler ve şeytani varlıklardır
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Insanın dostuda düşmanıda kendisidir |
|
|