![]() |
Cehennem Tasviri-1
Ebu Hureyre radıyallahu anh'ten , Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir.
Cehennemin perdesi kaldırılır, ondan da koyu bir dumanla bir rüzgâr eser. Günahkârlar onun kötü kokusunu alırlar. Onunla aralarında be şyüz yıllık yol vardır. "Sonra cehennem getirilir, büyük bir zincirle bağlanmıştır. Üzerinde on dokuz melek vardır. Her melekle birlikte yetmiş bin yardımcı melek vardır. Hazinler yardımcıları ile beraber onu çekerler. Diğer hazinler de yardımcıları ile beraber sağında, solunda ve arkasında yürürler. Onlardan her meleğin elinde demir topuzlar vardır. Ona bağırırlar, o da kükreyerek, karanlık ve duman saçarak yürür. Şiddetli öfkesinden dolayı cehennemliklerin üzerine alev saçar. Onu cennetle mahşer meydanı arasında durdururlar. Gözünü kaldırır mahlûkata bakar, sonra onları yemek için saldırır. Hazinler zincirlerle onu durdururlar. Eğer bırakılsa idi bütün mümin ve kâfirleri yok ederdi. "Mahlukatın üzerine bırakılmadığını görünce birden şiddetle parlar, işte: "Öfkesinden neredeyse parçalanacak..."( Mülk / 8) dediği budur. "Sonra ikinci bir kez daha haykırır, mahlûkat dişlerinin gıcırtısını duyar, işte o zaman gönüller titrer, kalpler sökülür, yürekler uçar, gözler fal taşı gibi açılır ve yürekler ağıza gelir." Birisi: - "Ya Resulallah(sallallahu aleyhi ve sellem ), onu bize anlat," dedi. O da: -"Peki," dedi ve şöyle anlattı: "Bu, dünyanın yetmiş katı kadardır. Siyahtır, karanlıktır. Yedi başı vardır. Her başının otuz kapısı vardır. Her kapının uzunluğu üç günlük yoldur. Üst dudağı burnuna vurur, alt dudağı yerde sürünür. Her burun deliğinde halkalar ve büyük zincirler vardır. Onu yetmişbin melek tutar. Bunlar sert ve kabadırlar. Dişleri domuz dişi gibidir. Gözleri alev gibidir. Burun deliklerinden alev fışkırır, dumanlar yükselir. Hazır vaziyette Allah Teâla’nın emrini beklerler." Ve şöyle devam etti: "O zaman cehennem yüce Rabbinden secde için izin ister. Ona:' Peki secde et,' der. O da Allah'ın dilediği kadar secdede kalır. Sonra Cebbar Allah: 'Başını kaldır,' der. O da kaldırır: ' O Allah'a hamd olsun ki beni kendine isyan edenlerden intikam almak için yarattı. Benden intikam alacak bir şey yaratmadı,'der." Şöyle devam etti: "Sonra cehennem düzgün, fasih ve akıcı bir dil, yüksek bir sesle: 'Elhamdü lillah maşallah,'der. Sonra bir kükrer ki mahşer meydanında ne kadar Allah'a yakın melek ve mürsel peygamber varsa, hepsi diz çökerler, Sonra ikinci kez kükrer, herkes gözünde ne kadar yaş varsa, hepsini döker. Sonra üçüncü kez kükrer, eğer bir adamın yada bir cinin yetmiş iki peygamberlik ameli olsa idi, orada düşerdi. Sonra dördüncü kez kükrer, susmayan hiç kimse kalmaz. Ancak Cebrail, Mikail, İbrahim Halilur-Rahman Arş'e sarılırlar, her biri: 'Kendimi isterim, başka birşey istemem,'der." " Sonra cehennem gökteki yıldızlar kadar kıvılcımlar saçar. Her kıvılcımın büyüklüğü doğudan doğan geniş bulut parçası gibidir. Bu kıvılcımlar halkın üzerine düşer." Diyor ki: "Sonra cehennemin üzerine sırat köprüsü kurulur, yedi yüz gözü vardır. Her gözünün arası yetmiş yıllık yoldur. Yedi köprü kurulur, diyenler de vardır. Sıratın bir tabakadan diğer tabakaya kadar genişliği beşyüz yıllık yoldur. İkinciden üçüncüye kadar yine beşyüz yıllık yoldur. Üçüncüden dördüncüye kadarda öyledir. Dördüncüden beşinciye kadarda öyledir. Beşinciden altıncıya kadarda öyledir. Altıncıdan yedinciye kadarda öyledir. Bu da en genişi, en sıcağı, en derini, azap çeşidi en çok olanı ve koru en çok olanıdır ki diğerlerinin yetmiş katı kadardır. En alt kata gelince alevi yukarıda, sağda ve solda sıratı üç mil geçmiştir. Her katın üst kattan sıcaklığı, korunun çokluğu ve azabının çeşitliliği yetmiş kat fazladır. Her katta denizler, dağlar ve ağaçlar vardır. Her dağın semaya doğru yüksekliği yetmiş yıllık yoldur. Her katta yetmiş dağ vardır. Her dağda yetmişbin ara yol vardır. Her ara yolda yetmişbin diken ağacı vardır. Her ağacaın yetmiş dalı vardır. Her dalında yetmiş yılan ve yetmiş akrep vardır. Her yılanın uzunluğu üç mildir. Akrepler ise horasan develeri gibidir. Her ağaçta yetmişbin meyve vardır. Her meyvede bir şeytan başı vardır.Her meyvenin için yetmiş kurt vardır. Her kurdun uzunluğu bir ok atımıdır. Onda, içinde kurt ve diken olmayan meyve de vardır." Sultân-ı Evliyâ, Gavsü’l-Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî / Gunyetü’t T’alibîn |
Cehennem Tasviri-2
Cehennem Tasviri-2
Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem şöyle derdi: “Cehennemin yedi kapısı vardır. Her kapısının bir vadisi vardır. Her vadinin derinliği yetmiş yıllık yoldur. Her vadinin yetmiş bin patikası vardır. Her patikada yetmiş bin mağara vardır. Her mağarada yetmiş bin kovuk vardır. Her kovuğun uzunluğu yetmiş bin yıldır. Her kovukta yetmiş bin yılan vardır. Her yılanın avurdunda yetmiş bin akrep vardır. Her akrebin yetmiş bin boğumu vardır. Her boğumda bir testi dolusu zehir vardır. Hangi kafir ve münafığa yetişirse zehrini ona boşaltır. ” Diyor ki: ”Mahlukat diz üstü çökmüş, cehennem de kızgın deve gibi salınırken bir tellal yüksek sesle ünler; peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve iyi kimseler kalkarlar. Sonra Allah’ın huzurunda dururlar, orada kul hakları iade edilir. Sonra ikinci kez huzura sunulurlar, ruhlarla cesetler mücadele ederler, cesetler ruhları bastırırlar. Sonra Allah’a üçüncü kez sunulurlar, o zaman amel defterleri uçuşur, insanların ellerine gelir. Kimine kitabı sağından verilir, kimine solundan verilir, kimine de arkasından verilir.” “ Kitapları sağlarından verilenlere Rablerinden bir nur verilir. Onları melekler tebrik ederler. Onlar Rablerinin rahmetiyle sıratı geçerler. Cennete girerler. Hazinler onları cennet kapılarında giysilerle, binitlerle ve kendilerine yaraşan ziynetlerle karşılar. Evlerine dağılır, köşklerine neşe içinde dönerler. Eşlerinin yanına girer, Allah’ın dilediği kadar onlarla olurlar. Gözlerin görmediği, dillerin anlatamadığı ve akıllarına gelmeyen şeyler görürler. Yerler, içerler. Sonra eşlerinin boyunlarına sarılırlar. Sonra kendilerinden sıkıntıyı def eden, onları korkularından emin kılan ve hesaplarını kolaylaştıran Rablerine hamd ederler. Sonra Rablerinin verdiğine şükrederler. “ “…. Bizi buna hidayet eden Allah’a hamd olsun. Eğer Allah bizi hidayet etmese idi, bunu bulamazdık…” (A’raf / 43) derler. “Dünyadan temin ettikleri azıklardan dolayı gözleri aydın olur. Çünkü yakîn sahibi idiler, mü’min idiler, tasdik etmişlerdi, bugünden korkmuşlar, umut etmiş ve bunu özlemişlerdi. O zaman kurtulan kurtulur, kafirlerde helak olur.” “Kitapları sollarından ve arkalarından verilenlere gelince, yüzleri kararmış, gözleri mavileşmiş, burunlarının üzerine damga vurulmuş, bedenleri irileşmiş, derileri kalınlaşmıştır. Kitaplarına baktıkları ve günahlarını gördükleri zaman feryat ederler. Çünkü ne kadar küçük ve büyük günah varsa, hepsini kaydetmiştir. Onları kitaplarına geçirilmiş bulurlar. Kalpleri kırık, düşünceleri kötü, korkuları fazla, kaygıları çoktur. Başları eğik, gözleri yerde, boyunları düşüktür. Ateşlerine kaçamak gözlerle bakarlar, gözleri açık kalır. Çünkü büyük, feci, ezici, ürkütücü, korkutucu, üzücü, kaygılandırıcı, sindirici, kalpleri tedirgin edici ve gözleri ağlatıcı bir durum görmüşlerdir. O zaman Rablerine kulluklarını itiraf ederler. İtirafları da kendileri için ateş, utanç, hüzün, bedbahtlık, tutukluluk ve gazap olur.” Diyor ki: ”Onlar aziz ve celil olan Rablerinin huzurunda diz çökmüş vaziyette durur, suçlarını ikrar ederler. Gözleri masmavi olmuş, bir şey görmezler, kalpleri boşalmış, bir şey anlamazlar. Her tarafı titrer, konuşamazlar. Akrabalarla ilişkileri kesilmiş yardımlaşamazlar.” “…Artık o gün aralarında soy sop kalmamış, birbirlerini soramazlar.” (Mü’minûn / 101) Vurulmuşlar, yaraları sarılmaz; dünyaya dönmek isterler, cevap alamazlar. Yalan saydıkları şeyleri yakinen görmüşlerdir. Susuzdurlar, kanmazlar, açtırlar, doymazlar, çıplaktırlar, giyinmezler. Mağlupturlar, intikam alamazlar. Mahzunlar, soyulmuşlar, nefislerini, ailelerini, mallarını ve kazançlarını ziyan etmişlerdir. Sultân-ı Evliyâ, Gavsü’l-Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî / Gunyetü’t T’alibîn |
Cehennem Tasviri-3
Cehennem Tasviri-3
Diyor ki: “Bu halde iken birden Allah Teâlâ cehennem hazinlerine, oradan yardımcıları ile beraber çıkmalarını ve zincirler, bukağılar ve demir topuzlardan oluşan alet ve edevatlarını almalarını emreder. Onlar da çıkar, bir tarafa çekilirler, verilecek emri beklerler.” Diyor ki: “Bedbahtlar onlara bakıp da bağlarını ve elbiselerini görünce ellerini ısırırlar, parmak uçlarını yerler. Feryat ederler. Gözlerinden yaşlar boşanır, ayakları kayar. Her türlü hayırdan ümit keserler. Allah Teâlâ: ‘ Onları yakalayın, kelepçeleyin, sonra cehenneme atın, zincirlere vurun,’ der.” Diyor ki: “Allah kimin cehennem katlarına atılmasını istemişse, hazinlerini çağırır: ‘Onları tutun,’ der. Her insana yetmiş melek saldırı. Bağlarını vururlar, boyunlarına ağır halkalar ve burunlarına zincirler geçirirler. Boğulurlar, saçları ve ayakları arkalarından bağlanır, belleri kırılır.” “Onlara bunlar yapılınca, gözleri belerir, boyun damarları şişer. Boyun etleri pişer. Damarları çıkar. Demir halkaların sıcaklığı başlarına vurur, bundan da beyinleri kaynar, derilerine taşar, öyle ki ayaklarına kadar iner. Derileri dökülür, etleri morarır. Ondan irinler akar.” Diyor ki: “Demir toklar boyunlarına geçirilince, omuzları ile kulak arasını doldurur, etleri yanar, dudakları kesilir, dişleri ve dilleri görülür, çığlık atarlar. Bir alev yükselir, sıcaklığı damarlarına kan gibi işler. Damarlarında alevler de dolaşır, o halkaların ısısı kalplerine ulaşır. Kalpler yerlerinden sökülür, gırtlaklarına gelir. O zaman şiddetle boğulurlar, sesleri kesilir ve derileri lime lime olur.” Diyor ki: “Onlar bu haldeyken Allah Teâlâ cehennem hazinlerine onlara elbiseler giydirmelerini emreder. Onlara simsiyah, kötü kokulu, sert, hemen alev alacak gibi sıcak elbiseler giydirirler. Eğer o elbiseler yeryüzündeki dağların başına konulsa idi, onları eritirdi.” Diyor ki: “Sonra aziz ve celil olan Allah cehennem hazinlerine: ‘Onları menzillerine sürün.’ der. daha önce bağlandıkları zincirlerden daha uzun ve daha kalın zincirler getirirler.” Diyor ki: “Her melek o zincirlerden bir tane alır, ona ümmetlerden birini bağlar, sonra ucunu omzuna atar, onları sırtlanır. Sonra onları cehenneme götürür, yüzükoyun içine atar. Her ümmetin arkasında yetmiş bin melek vardır. Onlara demir topuzlarla vururlar, onları cehenneme getirir, kenarında dururlar.” Diyor ki: “Sonra melekler onlara: ‘İşte yalan saydığınız cehennem budur! Bu sihir midir yoksa siz görmüyor musunuz? İçine girin, ister sabredin ister etmeyin, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekiyorsunuz! (Tûr / 14-16) derler.” Diyor ki: “Orada durdurulunca kapıları açılır, perdesi kaldırılır, cehennem ısıtılır, ateşi alevlenir. Ondan göğün yıldızları kadar kıvılcımlarla beraber kara bir duman çıkar ki göğe yetmiş yıllık mesafe kadar yükselir. Sonra döner, başlarının üzerine düşer. Kıllarını yakar. Kafaları kopar.” Diyor ki: “Sonra cehennem en yüksek sesiyle: ‘Ey cehennem halkı, bana gelin, ey cehennem halkı, bana gelin, izzet sahibi Rabbime yemin ederim ki sizden intikam alacağım,’ der.” “Sonra da şöyle der: ‘Kendi kızdığı için beni kızdıran, benim aracılığımla düşmanlarından intikam alan Rabbime hamd olsun. Rabbim, sıcaklığıma sıcaklık kat, gücüme güç kat.’” Diyor ki: “Ondan, başka melekler de çıkar, her biri ümmetlerden birini karşılar, onları bir avucu ile alır, yüzükoyun cehenneme atar. Onlar da başları üstü çukura düşerler, yetmiş yıl geçtiği halde dağlarının başlarına bile ulaşamazlar.” Diyor ki: “Dağlarının başına ulaştıkları zaman her birinin derisi yetmiş defa değişmedikçe dibine varamazlar.” Diyor ki: “O dağların başında ilk yedikleri zakkum yemeğidir. O kadar sıcak, o kadar acı ve o kadar dikenli ki!” Diyor ki: “Onlar o halde yemeklerini çiğnerken onlara melekler gelirler, demir topuzlarla vururlar, kemikleri kırılır. Sonra ayaklarından tutar, onları cehenneme atarlar. Onlar da tepesi üstü uçuruma yuvarlanırlar da patika yollarına varmadan yetmiş yıl geçer.” Diyor ki: “Daha patika yollarına varmadan her birinin derisi yetmiş defa değiştirilir.” Diyor ki: “O yemekleri ağızlarında iken onları çiğneyemezler.” Diyor ki: “Yürekleri boğaza gelir tıkar. İçecek bir şey isterler, o patika yollarda cehenneme dökülen dereler vardır.” Diyor ki: “Giderler, yürüyüp oraya varırlar, ondan içmek için eğilirler.” Diyor ki: “Yüzlerinin derileri dökülür, içine düşer.” Diyor ki: “Ondan içemezler. Ondan yüz çevirirler, onlar o pınarlara eğilmiş vaziyette iken melekler onlara yetişir, onlara demir topuzlarla vururlar. Kemikleri kırılır. Sonra onları ayaklarından tutar, cehenneme atarlar. Derelere ulaşmadan önce yüzükoyun vaziyette yüz kırk yıl alevin ve şiddetli dumanın içinde yuvarlanırlar.” Diyor ki: “Henüz dibine varmadan onlardan her insanın derisi yetmiş defa değiştirilir.” Diyor ki: “O pınarların sonu o vadilerdedir. Onlardan içerler, onun kaynar su olduğunu görürler. Daha karınlarına varmadan Allah her insanın derisini yetmiş defa değiştirir. Karınlarına varınca bağırsaklarını doğrar. O da arkalarından çıkar, kalanı da damarlarında akar. Etleri erir. Kemikleri çatlar. Melekler onlara yetişir, yüzlerine, sırtlarına, başlarına demir topuzlarla vururlar. Her topuzun üç yüz altmış çıkıntısı vardır. Onlara vurunca kafaları yerinden kopar, belleri kırılır. Ateşin içinde yüz üstü sürüklenirler, sonunda cehennemin ortasına varırlar. Ateş derilerini tutuşturur, kulaklarına varır. Alevi burunlarından ve eğelerinden çıkar. Vücutlarından irin fışkırır. Gözleri çıkar, yanaklarına sarkar. Sonra dünyada iken emrinden çıkmadıkları ve yalvardıkları tanrıları olan şeytanlarla ve cehennemin yakıtı olan taşlarla beraber bağlanırlar. Bağlı vaziyette cehennemin dar bir yerine atılırlar. Orada vaveyla koparırlar. Sonra malları getirilir, ateşte kızdırılır, onunla alınları ve yanları dağlanır. Sırtlarına konulur, karınlarından çıkar. Onlar cehennemin adamlarıdır, şeytanların ve taşların yakınlarıdır. Azapları artsın diye dağlar gibi günahları da onlara yüklenir. Her birinin uzunluğu bir aylık, eni beş günlük, kalınlığı üç günlük yoldur. Başı da Şam’daki Akra’ (kel) Dağı gibidir. Ağzında otuz iki diş vardır. Bazısı başından, bazısı çenesinin altından çıkmıştır. Burnu büyük tepe gibidir. Saçının uzunluğu ve kalınlığı sedir ağacı gibidir. Dünya ormanları kadar da çoktur. Üst dudağı büzülmüş, alt dudağı doksan arşın boyunda sarkmıştır. Elinin uzunluğu on günlük yol, kalınlığı da bir günlük yoldur. Uyluğu Mekke yakınlarındaki Verikan Dağı gibidir. Derisinin kalınlığı kendi arşını ile kırk arşındır. Bacağının uzunluğu beş günlük yol, kalınlığı da bir günlük yoldur. Her göz güllesi Mekke’deki Hira Dağı kadardır. Başından katran döküldüğü zaman ateşle tutuşur. Alevi gittikçe artar.” Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem şöyle derdi: “ Ruhumu elinde tutan Allah’a yemin ederim ki cehennemden bir adam zincirlerini sürüyerek, elleri boynuna bağlı olarak, boynunda bukağılar, ayağında kelepçeler olduğu halde çıksa da sonra halk onu görse, ondan korkar etrafa kaçışırlardı.” Sultân-ı Evliyâ, Gavsü’l-Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî / Gunyetü’t T’alibîn |
Cehennem Tasviri-4
Cehennem Tasviri-4
Diyor ki: “Cehennemin şiddetli sıcağından, sıkıntısından, çeşitli azabından ve dar yerlerinden dolayı etleri yeşerir, kemikleri çatlar, beyinleri kaynar, derilerinin üzerine taşar. Derilerini yakar, onları paramparça eder. Ondan cerahat akar, vücutları kurtlanır, kurtları semirir, öyle ki yaban eşeği gibi olur. Tırnakları akbaba ve kartal tırnağı gibidir. Derileri ile etleri arasında koşar. Onları kemirir. Ürkmüş yaban eşeği gibi sağa sola koşar. Eti yer ve kanı somururlar. Onların bundan başka yiyecek ve içecekleri yoktur. Sonra melekler onları alır onları sıratın üzerinde korların ve mızrak gibi keskin taşların üzerinde durur. Koşarlar, onları yetmiş yıllık cehennem denizine götürürler. Ona varmadan organları kopar, derileri yetmiş bin defa değiştirilir. Onları cehennem hazinlerine götürdükleri zaman ayaklarından yakalar içine atarlar. O denizin derinliğini ancak onu yaratan bilir.” Şöyle denilmiştir: “Tevrat’ın bir tomarında şöyle yazılıdır. ’Dünya denizi cehennem denizinin yanında dünya denizinin kıyısındaki küçük bir pınar gibidir.’” Dedi ki : “Oraya atıldıkları ve kendilerine azap dokunduğu zaman birbirlerine: ‘Daha önceki azabımız bunun yanında rüya gibiydi,’ derler.” Diyor ki: “İçine bir defa dalarlar ve bir defa çıkarlar, onları yetmiş kulaç uzağa atar. Her kulacın uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Sonra melekler onları demir topuzlarla sürerler, vurur, onları yetmiş yıllık dibine indirirler. Yiyecekleri ve içecekleri ondandır. Dibinden yüz kırk yılda çıkarlar. Birileri nefes almak ister, melekler onları demir topuzlarla karşılar, ona vurmak için koşarlar. Ancak o başını kaldırdığı zaman başına yetmiş bin topuzun değeceğini hatırlar. Onlardan hiç biriside boşa gitmez, hepsi değer. Onu yetmiş kulaçlık dibe indirir. Her kulacın uzunluğu doğu ile batı arası kadardır.” Diyor ki: “Onlar orada Allah’ın dilediği kadar kalırlar, öyle ki ateş etlerini ve kemiklerini yakar bitirir. Geriye ruhları kalır. Dalgası onlara yetmiş sene vurur, sonra onları sahillerden birine atar. Orada yetmiş bin mağara vardır. Her mağaranın içinde yetmiş bin kovuk vardır. Her kovuğun derinliği yetmiş yıllık yoldur. Her kovuğun içinde yetmiş bin ejderha vardır. Her ejderhanın uzunluğu yetmiş arşındır. Her ejderhanın yetmiş dişi vardır. Her dişte bir testi dolusu zehir vardır. Her ejderhanın avurdunda bin akrep vardır. Her akrebin yetmiş boğumu vardır. Her boğumda bir testi dolusu zehir vardır.” Diyor ki: “Ruhları o denizden o mağaraya çıkar, cesetleri ve derileri yenilenir. Boyunlarına demir toklar geçirilir. O yılanlar ve akrepler üzerlerine gelir. Her insana yetmiş bin yılan ve yetmiş bin akrep asılır. Sabrederler. Sonra dizlerine yükselir. Sabrederler. Sonra göğüslerine yükselir, yine sabrederler. Sonra köprücük kemiklerine yükselir, yine sabrederler. Sonra yükselir burun deliklerine, dudaklarına, dillerine ve kulaklarına yapışırlar, işte o zaman dayanamazlar. Cehenneme kaçmaktan başka çareleri kalmaz, onun içine düşerler. Yılanlara gelince, etleri çiğner, kanları somurur. Akrepler ise onları sokar, etleri koparır, onları ayırır. Ateşe düşünce yılan ve akreplerin zehrinden ateşi yetmiş sene hissetmezler.” Diyor ki: “Sonra ateş onları yetmiş yıl yakar. Sonra derileri başka derilerle değiştirilir. Sonra yiyecek isterler, melekler onlara düğün yemeği denen bir yiyecek getirir. O demirden daha derttir. Onu çiğnerler, ondan hiç bir şey yutamazlar. Ağızlarından atarlar, şiddetli açlıktan ellerini yemeğe başlarlar. Onlardan parmak uçlarını yerler. Sonra ellerini yerler. Onları yiyince bileklerini yemeğe başlarlar, dirseklerine kadar yerler. Sonra dirseklerinden başlar omuzlarına kadar yerler. Geriye omuz başları kalır. Ondan sonra eğer ellerine vücutlarından bir şey geçerse, onu da yerler. Vücutlarına bunu yapınca, demir çengellerle zakkum ağacına asılırlar. Onlardan yetmiş bin tanesi bir dala asılır da eğilmez. Tepe üstü asılırlar. Altlarından sıcak su kızdırılır, sıcağın ateşi yetmiş yıl yüzlerine vurur, sonunda cisimleri erir, ruhları kalır. Sonra da derileri ve cesetleri yenilenir. Sonra parmaklarından asılırlar. Altlarından ateşin alevleri vurur. Oturaklarından girer, kalplerine sirayet eder, burun deliklerinden, ağızlarından ve kulaklarından girer, bu da yetmiş yıl sürer. Sonunda kemikleri ve derileri erir, ruhları kalır. Sonra bırakırlar, derileri ve cesetleri yenilenir. Sonra gözlerinden asılırlar. Durmadan azap olunurlar, öyle ki cesetlerinden hangi organları kalırsa ondan yetmiş sene asılırlar. Başlarından asılmadıkları bir tel saçları kalmaz. Ölüm onlara her organlarından, her yerden gelir. Ölmezler, arkalarında ağır azap vardır. Onlara bu yapılınca indirilirler, herkesi bir zincire bağlayarak ve yüzü üstü sürüyerek yerine gönderirler. Onların amellerine göre yerleri vardır, kimisine boyu ve eni birer aylık olan bir yer verilir, orada ateş yakılır, azap olunur. Başkası oraya konulmaz. Kimisine eni ve boyu yirmi dokuz günlük yer verilir. Sonra yerleri kısaltılır ve daraltılır. Sonunda birine eni ve boyu bir günlük bir yer verilir. Yerlerinin genişliğine göre azap edilirler. Kimisi sırt üstü azap edilir, kimisi oturarak azap edilir, kimisi diz üstü çökerek azap edilir. Kimisi iki ayak üzerinde azap edilir. Kimisi karnı üstü yatarak azap edilir. Bütün yerle sahibine mızrağın temreninden daha dar gelir. Kimisinin ateşi topuğuna kadar olur. Kimisinin ateşi dizine kadar olur. Kimisinin ateşi beline kadar olur. Kimisinin ateşi göbeğine kadar olur. Kimisinin ateşi köprücük kemiklerine kadar olur. Kimisinin ateşi onu boylar. Bazen üstüne çıkar, bazen onu ters çevirir, bir aylık derin olan dibine yollar. Yerlerini buldukları zaman akranları ile birleştirilirler. Ağlarlar, sonunda göz yaşları kurur. Sonrada kan ağlarlar. Öyle ki göz yaşlarına gemiler indirilse yüzerdi.” Sultân-ı Evliyâ, Gavsü’l-Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî / Gunyetü’t T’alibîn |
Cehennem Tasviri-5
Cehennem Tasviri-5 ki: “Onların cehennem dibinde toplanacakları bir günleri vardır. Bir daha asla cemaat olamazlar. Allah onlara o gün izin verdiği zaman cehennemin dibinde bir tellal ünler, onu üsttekiler de alttakiler de en yakın olan da en ırak olanda duyar. Ona “Haşr” denilir. Ses: ‘ Ey ateş halkı, toplanın, ’ der. Onlarda cehennemin dibinde toplanırlar, yanlarında da zebaniler olur.” Diyor ki: “ Kendi aralarında konuşurlar: Zayıflar kısmı: ‘… Büyüklük taslayanlara: Gerçekten bizler size tabi idik. Allah’ın azabından bizden bir şey savabilir misiniz?...’ (İbrâhim / 21) derler. ‘Büyüklük taslayanlar da: Hepimiz onun içindeyiz, şüphesiz Allah kulları arasında hükmünü vermiştir, derler.’(Mü’min (Ğafir) / 48) “Büyüklük taslayanlar, zayıflar kısmına: ‘Size merhaba yoktur.’ Derler. Zayıflar kısmı da büyüklük taslayanlara: ‘Asıl size merhaba yoktur, onu önümüze siz getirdiniz. Orası ne kötü karargâhtır’ derler. (Sâd / 60)” “Büyüklük taslayanlar da zayıflar kısmına. ‘…Eğer biz hidayete erseydik, size de hidayet ederdik…’ derler.(Sâd / 61) ‘Zayıflar kısmı büyüklük taslayanlara: Hayır, bu gece gündüz kurduğunuz tuzaktır, çünkü bize Allah’ı inkar etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrederdiniz…’(Sebe’ / 33) Sizden de, dünyada bizi davet ettiğiniz şeylerden de elimizi çektik. ”” Diyor ki: “Sonra hep birlikte yanlarında ki şeytanlara dönerler: ‘Biz nasıl azdı isek sizi de öyle azdırdık,’ derler. Şeytan konuşmasının sonunda yüksek sesle şöyle der: ‘Ey cehennem halkı, Allah size gerçeği va’detti…’ sizi kendine davet etti, O’na cevap vermediniz ve O’nu tasdik etmediniz. ‘…Ben de va’dettim; va’dimde durmadım. Sizin üzerinizde bir yaptırım gücüm yoktu, ancak sizi davet ettim, siz de bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın, kendinizi kınayın! Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız…’ (İbrâhim / 22) Bugün Allah’ı bırakıp bana ibadet ettiğinizi kabul etmiyorum. ” Diyor ki: “’…Aralarından biri: Dinleyin, Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir, diye ünler’(A’râf / 44)” Dedi ki: “O zaman zayıf sayılanlar büyüklük taslayanlara lanet eder, büyüklük taslayanlar da zayıf sayılanlara lanet eder. Onlara yakınları olan şeytanlar lanet eder, onlar da onlara lanet ederler. Sonra da yakınlarındakilere: ‘Keşke sizinle bizim aramızda iki doğu arası kadar bir uzaklık olsaydı, sizler bizim için dünyada ne kötü vezirler oldunuz,’ derler. Topluluklarını görünce birbirlerine: ‘Gidelim, hazinleri arayalım, belki bize Rablerinin katında şefaat ederler de: ‘…Bizden bir gün olsun azap hafifletilir!’ derler.(Mü’min (Ğafir) / 49)‘” “Onlar da: Peki, derler ve hep birlikte hazinlere seslenirler: ‘Rabbimize dua edin de bizden azabı bir gün olsun hafifletsin’ derler(Mü’min (Ğafir) / 49) O halde iken azap olunurlar.” “Hazinler onlara ancak yetmiş yıl sonra cevap verir: ‘Size elçileriniz açık belgelerle gelmedi mi?...’ derler onlar da: ‘Evet,’ dediklerinde, Hazinler şöyle diyecekler: ‘…Dua edin; kafirlerin duası hep çıkmazdadır.’(Mü’min (Ğafir / 50))” “Hazinlerin onlara cevap vermediklerini görünce, Malik’e yalvarırlar: ‘…Ey Malik! Rabbine dua et, ölümümüze hükmetsin…’derler. Dünyanın ömrü kadar beklerler, cevap da vermezler, bir şey de demezler. Sonra Malik onlara: ‘…Şüphesiz orada devamlı kalacaksınız!’ der.(Zuhruf / 77) Ölümünüze hükmedilmeden yıllarca kalacaksınız, der. Malik’in bir haber vermediğini görünce, Rablerine yalvarırlar: ‘Rabbimiz, bizi buradan çıkar! Eğer bir daha dönersek şüphesiz zalimlerin zalimi oluruz!’(Mü’minûn / 107) derler.” “Yani, eğer bir daha sana isyana dönersek, derler. Cebbar Allah yetmiş yıl bekler, onlara bir cevapta vermez, bir haber de vermez. Sonra onları köpekler gibi azarlayarak: ‘Sinin orada , benimle konuşmayın!’ der.(Mü’minûn / 108)” “Rablerinin de merhamet etmediğini ve kendilerine cevap vermediğini görünce, birbirlerine: ‘…Sabretmesek de sabretsek de bizim için birdir, bize bir çıkış yoktur!’ derler.(İbrâhim / 21) ‘Bizim için şefaatçiler de yoktur. Sıcak bir dost da yoktur!’(Şuarâ / 100-101) ‘Eğer bizim için dönüş olsa idi, biz de iman edenlerden olurduk!’(Şuarâ / 102)” Diyor ki: “Sonra melekler onları yerlerine götürürler, o zaman ayakları kayar, delilleri çürür, azîz ve celîl olan Rablerinin katındaki şeye bakarlar. Rablerinin katından umutlarını keserler. Onları şiddet bürür. Rezil olur, ebediyen hor olurlar. Dünyada ettikleri kusurdan dolayı eyvah, derler. Kendi günahlarını da arkalarından gidenlerin günahlarını da taşırlar. Onların günahından bir şey de eksilmez. Azapları toprağın zerrelerinden, denizlerin damlalarından daha çoktur. Öyle zebanilerin ellerindeler ki işleri hızlı, sözleri sert, gövdeleri iridir. Şimşek gibidirler. Yüzleri kor gibidir, gözleri alev gibidir. Renkleri soluktur. Dişleri öküz boynuzları gibidir. Ellerinde uzun, ağır ve yakıcı topuzlar vardır ki onlarla dağlara vursalar parçalanır toz olurdu. Onlarla Rablerine isyan edenlere vururlar ki gözyaşlarından sonra kan ağlasalar haktır. Çünkü onlara çağırsalar duymazlar, ağlasalar acımazlar, soğuk su isteseler ancak yüzleri kavuran maden eriyiği gibi su verirler.” Sultân-ı Evliyâ, Gavsü’l-Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî / Gunyetü’t T’alibîn |
Cehennem Tasviri-6
CEHENNEM TASVİRİ-6
Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem şöyle derdi: “Cehennemliklere her gün büyük bir bulut gelir, üzerlerini kaplar. Ondan gözleri alan yıldırımlar çakar. Öyle gök gürültüsü olur ki bellerini kırar. Öyle bir karanlık çöker ki zebanileri bile göremezler. O bulut yüksek bir sesle şöyle seslenir: ‘Ey cehennem halkı, ne istiyorsunuz? Size yağmur yağdırayım mı?’ der. Onlar da hep birden: ‘Bize soğuk su yağdır,’ derler. Onlara bir saat taş yağdırır ki başlarına düşer, kafalarını kırar. Sonra bir saat daha yağdırır, kaynar su ırmakları akar, alevler düşer, yalınlar saçılır, demir çengeller dökülür. Sonra bir saat daha yağar, bu sefer de yılanlar, akrepler, kurtlar ve irin saçılır.” “Cehennem yağmuru yağınca denizi taşar ve dalgalanır. Kendisi kızar, ne kadar ova ve dağ varsa hepsini aşar. Bütün cehennem halkı suya boğulur, ancak ölmezler.” Diyor ki: “Cehennem orada ki asilere öfkelenir, ateşlenir, kükrer, alevlenir, duman püskürür, kararır, engebeli hal alır, zehir saçar, kaynar su, ateş ve alev çıkarır. Bütün bunları da Rabbi adına intikam almak için yapar.” Ondan, onun amellerinden ve oradakilerle bir araya gelmekten Allah’a sığınırız. Allah’ım, Rabbimiz, bizi onun havuz başlarına götürme, boyunlarımıza onun toklarını geçirme, bize onun elbiselerinden giydirme, bize onun zakkumundan yedirme, bize onun kaynar suyundan içirme, onun hazinlerini bize musallat etme. Bizi onun ateşine yedirme. Fakat bizi onun sıratından geçirt, onun şerrini ve alevini bizden def et ki bizi rahmetinle ondan, dumanından, şiddet ve azabından kurtarasın. Amin, ya Rabbel âlemin. Sallallahu aleyhi Vessellem şöyle derdi: “Eğer cehennem kapılarından en basit biri batıda açılsa idi, doğuda ki dağlar ondan bakır gibi erirdi. Eğer cehennemin kıvılcımlarından bir kıvılcım sıçrasa da batıya düşse, doğuda da bir adam olsa, beyni kaynar, bedeninin üzerine taşardı. Cehennem halkının azabının en hafif olanına ateşten bir ayakkabı giydirilir, dumanı kulaklarından ve burun deliklerinden çıkar, ondan beyni kaynar. Ondan sonra gelenler de kayalardan bir kayanın üzerine atılırlar. Kızgın tavadaki tane nasıl sıçrarsa öyle sıçrarlar. Bir kayadan sıçrayan başka bir kayanın üzerine düşer.” Böylece cehennem halkı amellerine göre azap olunurlar. Onların amellerinden ve varacakları yerlerden Allah’a sığınırız. Sallallahu aleyhi Vessellem şöyle demiştir: “ Namuslarını muhafaza etmeyenlerin azabı şöyledir: Dünyadaki fiillerine göre cinsel organlarından asılırlar, bundan cesetleri erir, ruhları kalır. Sonra bırakılırlar, cesetleri ve derileri yenilenir. Sonra dövülürler, her insana yetmiş bin melek dünyadaki ameline göre dayak atar, sonunda cesetleri erir, ruhları kalır. İşte azapları böyledir.” “Hırsızın azabına gelince, organları teker teker kesilir, sonra yenilenir. Onun azabı da böyledir, ancak onlardan her insana yetmiş bin melek keskin usturalarla saldırır.” “Yalancı şahitliği edenlerin azabı: Onlar da dillerinden asılırlar. Sonra her insana yetmiş bin melek dayak atar, öyle ki cesetleri erir, ruhları kalır.” “Müşriklerin azabı: Onlar da cehennemde bir mağaraya konulur, sonra kapatılır, içinde yılanlari akrepler, çok miktarda taş, alev, koyu duman vardır. Her insanın her saat derisi yetmiş defa değiştirilir. Onların azabı da böyledir.” “Mütekebbir zorbaları azabı: Bunlar da ateşten tabutlara konulur, sonra kapatılır, cehennemin en alt katına atılırlar.” Diyor ki: “Onlardan her biri her saat yetmiş türlü azap görür. Her gün derileri bin defa yenilenir. İşte onların azabı da böyledir.” “Ganimetten mal çalanlar: Bunlar da çaldıkları şeylerle gelirler, sonra bunlar cehennem denizine atılırlar. Sonra onlara: ‘Onun derinlerine dalın da çaldığınız malları çıkarın.’ Denir. Onun derinliğini ancak onu yaratan bilir.” Diyor ki: “Allah’ın dilediği kadar dalarlar, sonra nefes almak için çıkarlar; onlardan her insana yetmiş bin melek saldırır. Her meleğin elinde demir topuz vardır. Onunla tepesine indirir. İşte onların azabı da sonsuza kadar böyledir.” Diyor ki: “Sallallahu aleyhi Vessellem şöyle derdi: Allah cehennemliklere, orada hukublar boyu kalacaklar diye hüküm verir. Ben Hukub’un ne kadar olduğunu bilmiyorum, ancak bir hukub seksen yıldır. Yıl da üç yüz altmış gündür. Her gün de sizin sayınıza göre bin yıldır.” Sultân-ı Evliyâ, Gavsü’l-Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî / Gunyetü’t T’alibîn |
Cehennem Tasviri-7 / (Sitem)
CEHENNEM TASVİRİ-7 / (SİTEM)
Eyvahlar olsun cehennemliklere, eyvahlar olsun ateşin yalazladığı o yüze ki güneşin sıcağına sabretmezdi. Eyvahlar olsun üzerine kaynar su dökülen o başlara ki baş ağrısına dayanamazdı. Eyvahlar olsun masmavi kesilen ve ateşin içinde belerip kalan o gözlere ki göz ağrısına dayanamazdı. Eyvahlar olsun alev yükselen o kulaklara ki sözleri dinler ve bundan zevk alırdı. Eyvahlar olsun o ateşi koklayan burun deliklerine ki leş kokusundan rahatsız olurdu. Eyvahlar olsun demir halkalar takılan boyunlara ki ağrılara sabredemezdi. Eyvahlar olsun sert, pis kokulu ve neredeyse alev alacak ateşten elbiseler giyen o derilere ki sert elbise giymeğe sabredemezdi. Eyvahlar olsun içine zakkumla birlikte kaynar su dolup ta bağırsaklarını kesen o karınlara ki eziyetlere tahammül edemezdi. Eyvahlar olsun ateşten pabuç giyen ayaklara ki yaya yürümeğe tahammül edemezdi. Çeşitli azaplardan dolayı cehennem halkına eyvahlar olsun! Sultân-ı Evliyâ, Gavsü’l-Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî / Gunyetü’t T’alibîn |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:34. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com