![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|||
|
|||
|
Belki de anne dediğimiz kişi, yalnızca dünyaya geldiğimiz kapı değildir…
Tasavvufta insanın dünya yolculuğunun, dünyaya gelişiyle başlamadığına dair çok derin bir anlatı vardır: Bezm-i Elest… Ruhların henüz bedenle buluşmadan önce Yaradan’a verdiği o kadim söz. Belki de bu yüzden bazı bağların açıklaması kan bağına sığmaz. Annenle olan bağın da öyle… Onun şefkati kadar eksik bıraktıkları, sana verdikleri kadar veremedikleri, sarıldığı yerler kadar yaraladığı yerler de hayatının görünmeyen izlerine dönüşebilir. Bazen bir annenin yarım kalmış korkusu kızının hayatında “güçlü olmak zorundayım” diye konuşur. Bazen onun suskunluğu, çocuğunda “kendimi anlatırsam sevilmem” diye kök salar. Bazen nesiller boyunca taşınan bir acı, kime ait olduğu bile unutulmuş bir bilinç dışı kayıt olarak yaşamaya devam eder. Ve insan yıllar sonra dönüp annesine baktığında yalnızca “Bana ne verdi?” diye değil, “Onun hikâyesinden içimde ne taşımaya devam ediyorum?” diye de sormalıdır. Belki ruhunun tekâmülü, annenin kusursuz olmasında değil; onunla kurduğun bağın sana gösterdiği görünmeyen yerleri fark edebilmekte saklıdır. Geçmişi değiştiremeyiz. Ama geçmişten bugüne taşıdığımız bilinç dışı kayıtlarla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebiliriz.
(0 Beğeni)
|
![]() |
|
|