![]() |
Nasıl insan oluruz?
Hikmet Ehline Sormuşlar:
▬ “Bir İnsanın ZEKÂSINI Nereden Anlarsınız?” ▬ “Konuşmasından.” ▬ “Yâ Hiç Konuşmazsa?” ▬ “O Kadar AKILLI İnsan Yoktur ki?” Kendilerine Yine Sordular: ▬ “Nasıl Bu Kadar Doğru Kararlar Alabiliyorsunuz?” ▬ “Tecrübe ile...” ▬ “Bu Tecrübeyi Nereden Kazandınız?” ▬ “Hatâlarımla...” ▬ “Nasıl İnsan Oluruz?” ▬ “Üç Adımda... Önce Sana Kötülük Yapanlara Kötülük Düşünmemen Gelir. İnsanlığa Attığın İlk Adım Budur. Sana Kötülük Yapanlara İyilik Yapabildiğin Ân ise İkinci Büyük Adımı Atar ve Hakîki İnsan Olmaya Başlarsın. Nihâyet Sana İyilik Yapanla Kötülük Yapan Arasında Bir Fark Hissetmeyecek Hâle Geldiğin Zaman ise İnsan Olursun.” ▬ “Dünyâda En Güzel Şey Ne?” ▬ “Sevmek...” ▬ “Peki, Sonra?” ▬ “Sevilmek.” ▬ “Peki, Neden Sevmek Sevilmekten Önce Geliyor?” ▬ “İnsan Sevdiğine, Sevildiğinden Daha Çok Emin Olur...” |
Sen duyduklarına inanıyorsun.
Söylenmeyenlere inan, çünkü insanın sessizliği sözcüklerinden daha yakındır gerçeğe... |
"Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr, Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr, Gölgemin peşinden yürür giderim..." ~ Necip Fazıl Kısakürek ~ |
Mev-La-Na
"Mev" Farsçada ‘yok’
“la" Arapçada ‘yok’ “na" eski Türkçede ve Kürtçede ‘yok- hiç’ demektir. Mev-la-na.. Aslında Hz. Mevlana bize ismiyle her şeyi anlatmış: “Sen âlemde benim ünümü duymadın mı hiç? Ben hiç kimse değilim, bir hiçim, hiç...” |
İmam Şafii (r.a) şöyle der ki;
Eğer insanlar zorluk anında senden kopuyorlarsa, Bil ki; senin işini Allah azze ve celle üstlenmek istiyor. Ve vekil olarak Allah yeter...” O halde gidenler için üzülmeyin Allahu Ekber! deyin. |
Ne zaman kaçacak olsam kalabalıklardan
Bir Hira güzelliği ile, seccadem bekler Kıbleye uzanmış halde... |
Birinin gönlünü bir kere kırdın mı, sonradan yüz türlü iyilik etsen de, o bir tek kırgınlığın öcünden sakın. Temren yaradan çıkar, acısı gönülde kalır.
Sa’d-i Şirazi |
Necip Fazıl:
“Efendim! Ben kurtulacak mıyım?” diye sordu. Seyyid Abdulhakim Arvasî Hz. (k.s.a) şöyle cevap verdi: “Bir gemi giderken, paspas da içinde gider. Yeter ki o geminin içinde ol Necip!” |
“Kimseye yük, gönlünde bir yaraya sebep olmadan sakin ve sade bir yaşam istedikçe bu durumun fevkalade zorlaşmasına inciniyorum. Nereye gideyim, nasıl yapayım bilmiyorum. Bazen bende şair gibi otogarlara gidip kendimi uğurlamak istiyorum. Adımı sorana o taşındı buradan denmesini.”
|
Burası Hz. Resulullah'ın (sav) karnına taş bağlatan,
Hz. Ebubekir'in evinde çömlek dahi bırakmayan, Hz. Mus'ab Bin Umeyr'i kefensiz gömdüren dünyadır... Aldanmayın... |
Akıllı insan kimdir?
Adamın biri, “Nerede olursa olsun ben hep doğruyu söylerim, aslâ müdârâ etmem” diye iddiâda bulunurmuş. (Müdârâ; idare etme, gönül alma, yumuşak davranıp hoş geçinme demektir.) Bir gün birinin şâhide ihtiyacı olmuş, bu doğru konuşan adamı şâhit olarak mahkemeye götürüp kadı efendinin karşısına dikmiş. Bizim “doğrucu” bakmış ki, kadı efendinin bir gözünde şaşılık var. Hemen, “Selâmün aleyküm kör kadı” deyivermiş. Kadı da kızıp, “Atın şu münâsebetsizi içeriye” diyerek hapsi boylatmış. Mahkumlar ısrâr etmişler, “Neden hapse atıldın?” diye... O da omuzlarını silkiyormuş: “Ben sadece doğruyu söyledim: ‘Selâmün aleyküm kör kadı’ dedim. O da beni hapse attı. Halbuki ben doğruyu söylemiştim.”
Mahkumlar gülmüşlür: “Efendi, demişler, her doğruyu her yerde söylemek doğru mu? İşte böyle münâsip olmayan yerde söyleyeceğin bir doğru, münâsip olan yerlerde söylemen gereken doğrulara da mâni olur, şâhitlik bile yapamaz hâle getirirler seni.” Bundan dolayıdır ki ilim ve hikmet erbâbı, “Her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir” derler. Hele günümüzde, sözüne sohbetine iyice dikkat etmek gerektiğini bilmeyenimiz yoktur herhalde... Ama yine de kör kadı diyenler çıkıyor, güyâ doğruluktan ayrılmayacaklarını ifade ediyorlar. Halbuki bir doğru söyleyip de bir sürü zararlara sebep olmaktansa, zararlı insanlarla zararsız şekilde muhâtap olup belâya girmemeye çalışmak da sünnetin iktizâsıdır. İmâm Birgivî (rh.) Tarîkat-ı Muhammediye’sinde, “Sana zarar verecek kişiyle karşılaşırsan, zararından korunacak şekilde muhâtap olman haram değil, bilakis müstehaptır” diyor. Arkasından da Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in, “Ben, farzları edâdan sonra, insanları müdârâ ile (idare edip hoş geçinmekle) emrolundum” hadîs-i şerifini zikrediyor. Sonra da, “Akıllı insan dostlarına ikrâm eden, düşmanlarını da idâre edendir” diyor. Delil olarak da, Asr-ı Saâdet’ten şu hâdiseyi naklediyor: Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in kapısına gelen bir kişi içeri girmek için izin istemişti. Efendimiz (s.a.v.), gelenin kim olduğunu sorduğunda, falan aşîretin adamıdır denince, “O ne şerli bir kimsedir, buyursun gelsin” diyerek, güler yüzle de karşılamıştı. Şerli adam çıkıp gittikten sonra sormuşlardı: “Hem aşîretin şerli adamıdır buyurdunuz, hem de güler yüzle karşıladınız?” Cevaben buyurmuştu ki: “İnsanların en şerlisi, zararından korunmak için idâre olunan kimsedir |
Derviş'e Hâlin Nicedir.?Diye sormuşlar,
Cevab vermiş..!! Kâinatı tanıdıkça hayretim; İnsanları tanıdıkça korkum, Kendimi tanıdıkça kaygım çoğalıyor..!! |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:02. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com