| Yusufiyeli |
24.04.25 10:05 |
gayb sadece gelecekle alakalı bir husus değildir. İzah etmeye çalışayım. Arapçada ‘’ğayb’’ ‘’görünmemek, gözden kaybolmak, gizli saklı kalmak’’ gibi anlamları ihtiva eden (ğyb) kökünden türemiş bir ‘’görünmeyen, bilinmeyen şey’’ (ğaib) manasında bir isimdir. Kur’an’da ‘’ğuyub’’, ‘’ğayabet), ‘’ğaibe’’, ‘’ğaibin’’ gibi farklı türevleriyle 60 kez geçen ‘’ğayb’’ (çoğulu:ğuyub) tarzının bazı sözcüklerde mecazi olarak ‘’şek/şüphe’’ manasında kullanılıdığı da belirtilmiştir. (Zeccac, Meani’l-Kur’an, 1.cilt sayfa 70-71; Zemahşeri, el-Keşşaf, birinci cilt sayfa 150-151)
Mesela Arapçada (ğabeti’ş-şemsü) ifadesi ‘’güneş battı, gözden kayboldu’’ (ğabe’l-insanü ğaybeten/meğiben) ifadesi, ‘’insan/adam yolculuğa çıktı, uzaklaştı anlamında kullanılır. (Ferahidi, Kitabü’l-Ayn üçüncü cilt sayfa 296; İbn Side, el-Muhkem altıncı cilt sayfa 26)
İnsanı gözlerden saklı tutmasından dolayı alçak basık yerler için de (ğayb) veya (ğayabet) tabiri kullanılır. Kocası kaybolan kadın, (imrateün muğibin/muğibetün) diye anılır. Sık ağaçlardan oluşması ve insanı gözlerden saklaması sebebiyle orman (el-ğabe) diye adlandırılır.
İslami kaynaklarda ‘’ğayb’’ terimsel olarak ‘’zahiri ve batini duyularla kavranamayan, sarih delil ve emaresi bulunmayan, beşeri idrak dışında kalan varlıklar ve varlık alanları’’ diye tanımlanmıştır. Cin suresi 26-27. Ayetlerle alakalı olarak ‘’ عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَد’’ ifadesiyle irtiibatlı olarak peygamber(ler)in ve ‘’keşif/keramet’’ sahibi kimselerin ğaybı bilip bilmedikleri meselesi öteden beri tartışılmıştır.
Ğayb konusuna devam edeyim. Hemen hepsi ‘’gizlilik görünmezlik’’ manasında birleşen ‘’hafa’’, ‘’sır’’, ‘’batn/butün’’, ‘’setr’’, ‘’ketm/kitman’’ gibi çok çeşitli kelime kökleriyle de anlam ilişkisi bulunan ‘’ğayb’’ lafzı tarihin geçmiş uğraklarında vuku bulmuş olaylar (enbau’l-ğayb)[Al-i İmran suresi 44. Ayet: Hud suresi 49. Ayet; Yusuf suresi 102. Ayet] ve halde vuku bulmuş olaylar için kullanıldığı gibi gelecekte vuku bulacak olaylara atıfla da kullanılır. Kehf suresi 22. Ayette geçen (recmen bi’l-ğayb) tabiri ‘’ğaybı taşlamak’’, yani herhangi bir konuda delilsiz ve mesnetsiz konuşmak, zanna dayalı olarak atıp tutmak (Cevheri, es-Sıhah, beşinci cilt sayfa 1928; İbn manzur; Lisanü’l-Arab 11.cilt sayfa 227)
Fetava el-Bezzaziye’de şöyle denilmektedir: ‘’Bir kimse çalınmış şeylerin yerlerini bilirim veya cinler bana yerlerini bildiriyor derse kafir olur’’ (Rudum ala Ebatil sayfa 211)
Binaenaleyh çalınmış bir şeyin yerinin ortaya çıkarılması veya çalanın kim olduğunun öğrenilmesi için cinlerin bilgilerine müracaat hem mümkün değil hem de haramdır. Sözlerinin doğru olduğuna inanmak da haramdır. Kaldı ki böylesi bir yolla hükümde bulunmak İslam’a aykırıdır. Zira İslam’a göre çalınmış şeyin ispatı ancak üç yolla mümkün olmaktadır. Birincisi hırsızın itirafı, bir şahidin şehadeti, üçüncüsü ise şahit bulunmaması halinde müddealeyhin kendisine teklif edilen yeminden istinkaf etmesi sebebiyle müddeiye düşen yemini eda etmesiyle olur,
(GÜNÜMÜZ MESELELERİNE FETVALAR HALİL GÜNENÇ İLİM YAYINLARI 2.cilt sayfa 175)
Rahmetli Mehmet Zahit Kotku, Ehl-i Sünnet Akaidi adlı kitabında, bir kimseyi kafir eden sözleri ve halleri belirtirken şunları yazıyor: ''Gaybı biliyorum'' iddiasında bulunanı tasdik eyleyen. Ben çalınan malları bilirim diyen, Bana cinler haber verir diyen ve onun bu sözünü tasdik eyleyenler (kafir olurlar). Zira gaybı ne ins(insan) bilir, ne cin bilir. Bilakis yalnız Cenab-ı Hakk bilir. (Mehmet Zahid Kotku, Ehl-i Sünnet Akaidi, Küfrü Mucip Sözler ve Haller, Seha Neşriyat, İst.1992,s.134.)
Kur'an'da açıkça beyan etmiştir. Nitekim Sebe suresinde şöyle buyurulmaktadır: "Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman'ın cesedi yıkılına anlaşıldı ki cinler/cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı
aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı. "(Sebe suresi ayet 14)
Tebeyyenet fiilinin anlamından yola çıkarak müfessirler bu ayetin tefsirini yaparken iki farklı yorum ileri sürmüşlerdir. Birincisine göre cinler kendilerinin gaybı bildiklerini sanıyorlardı. Ancak ayette zikredilen olaydan sonra onlar kendilerinin gaybı bilmediklerini anlamışlardır. İkincisine göre ise insanların bir kısmı cinlerin gaybı bildiklerini zannediyorlardı. Fakat mezkur hadiseden sonra onların gaybı bilmedikleri kendileri için ortaya çıkmıştır.( Begavi, Me'alimü't-tenzil, 6.cilt sayfa 392; Zemahşeri, el-Keşşaf, 3.cilt sayfa 573; Razi, Mefati-hu'l-ğayb, 25.cilt sayfa 200.)
|