Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
(Mesaj 690138)
zannetmiyorum kardeşim Yüzyılın ilginç simalarından bir olan Cinci Hoca’nın asıl adı Hüseyin’dir. Muskacılık ve büyücülükle geçinen Cinci Hoca (öl.1648), Safranboluludur. Daha medrese talebesiyken süratle terfi ettirilerek Anadolu Kazaskerliği’ne kadar yükseltilen Cinci Hoca, padişah ve saray çevresini etkisine almıştı. Cinci Hoca, Valide Kösem Sultan tarafından Sultan İbrahim’in tedavisi için saraya davet edilmiş, yazdığı muska ve okuduğu dualarla padişahı iyileştirdiği için kısa zamanda şöhretine şöhret katmıştı. Padişah ve hareme yakınlığını kullanarak mansıpları rüşvetle dağıtmaya başlayan, tayin ve terfilerde söz sahibi olarak istediğini istediği yere atayabilen Cinci Hoca, kısa zamanda büyük bir servet elde etmiştir. (Na’ima 2007: IV/1173).
Cinci Hoca’nın Sultan İbrahim üzerinde kurduğu baskı neticesinde, kadılık ve müderrislik payelerinin rüşvetle dağıtıldığı ve sarayın aşırı israf ve lükse düşkünlükle anıldığı bu dönemde, Osmanlı devlet otoritesi de trajik bir biçimde ortadan kaybolmuştur. Sultan İbrahim tarafından Sahn Medresesi’ne atanan Cinci Hoca, birkaç gün sonra Süleymaniye Medresesi ve ardından da Galata Kadılığı’na getirilmiştir. Önemli bir konum kazanan ve elde ettiği güçle padişaha istediğini yaptırabilen Cinci Hoca, padişaha büyük zarar vermiştir. Nitekim Sultan İbrahim’in samur ve anber merakıyla sarayda yaptığı israf, ciddi bir tepkiye sebep olmuş ve padişahın sonunu hazırlamıştır.Kaynakların da belirttiği gibi, Sultan İbrahim devri, Osmanlı tarihinde tam bir israf ve sefahat devridir. Solakzade Tarihi’nde, bu döneme “samur devri” adının verilmesiyle ilgili bilgiler yer almaktadır.
Cinci Hoca’nın gözden düşmesi ve servetinin müsadere edilmesi, Solakzade Tarihi’nde şöyle tasvir edilir:“Anadolu Kazaskeri olan Cinci Hüseyin Efendi’nin padişahın iltifatları ile iki yıldan fazla süren ikbal yıldızı, tam bir parlaklık ve aydınlıkta iken, olgunluk nazarının nisbeti ile, yüksek mevkiinin binası haraba döndü. Zamanın kahrı ile unutulmaya başlamasının belirtileri ortaya çıktı. Önce kazaskerlikten azledildi. Bu yüce göreve Bahayi Efendi vasıl oldu. Yeni yaptırdığı, kendi icadı olan Şeddad görünümlü sarayından çıkarılması da ferman olunduğu gibi, izzet ve itibarı bir süre için revaç buldu. Çünkü İrem güzelliğinde olan bu sarayları, padişah hazretlerinin muhterem kız kardeşlerine ikametgah tayin edildi” (Solakzade 1989/II: 568).IV. Mehmed’in cülusu için hazinede para kalmadığından önce Cinci Hoca’dan ikiyüz akçe istenmiş, Cinci Hoca bu parayı vermeye yanaşmayınca da evi basılarak bütün servetine el konulmuştur.İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Cinci Hoca’nın servetinin büyüklüğü hakkında önemli bilgiler vermektedir:“İkiyüz kese akçe ile bohça bohça hediyeler ve altınla dolu iki sandık, elliden fazla samur kürk bulup müsadere ettiler. (...) Cinci’nin defterleri tetkik edilerek masrafı çıktıktan sonra üç bin kese malı olduğu anlaşıldı. Meşhur cellad Kara Ali’ye teslim edilip onun işkencesine uğrayacağını hisseden Cinci Hoca, on iki güğüm çil akçe ve yetmiş bin kuruşluk nakdi, merdiven altından çıkardı. İkiyüz keseyi sakınırken bütün servetini verdi; bu para ile cülûs bahşişi dağıtıldı; sakladığı çil çil akçeleri Cinci akçesi diye elden ele gezerek meşhur oldu” (Uzunçarşılı 1983: III/241).Sonunda malları müsadere yoluyla devlete devredilen Cinci Hoca, önce Mısır’a sürgün edilmiş, sonra Mihaliç’te ikametine izin verilmiş, ancak sonunda katledilmekten kurtulamamıştır. Osmanlı Devleti’nin 17. yüzyılında ne yazık ki Cinci Hocaların sonu gelmemiş ve biri ortadan kaldırılınca, bu kez diğeri sahneye çıkmıştır. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Yeni Cinci Hoca” (İnalcık 2014: 277) diye tavsif ettiği Müneccimbaşı Hüseyin Efendi da, tıpkı Cinci Hoca gibi, saray çevresini yıldızlara bakarak ve kehanette bulunarak etkilemiş ve bir zaman sonra da her olayda kendisine başvurmalarını sağlayarak hatırı sayılır bir servet biriktirmiştir. 1630 ile 1650 yılları arasında tam yirmi yıl boyunca müneccimbaşılık mevkiinde oturan Hüseyin Efendi, saray ve yöneticiler üzerinde manevi baskı kurmuş ve istediği her şeyi rahatlıkla yaptırabilmiştir. Sonunda gerçek yüzü ortaya çıkan Hüseyin Efendi’nin mallarına el konulmuş ve Şeyhülislam Bahayi Efendi’nin verdiği fetvayla idam edilmiştir. İnalcık, yaklaşık 15 milyon akçası (150 kise) hazineye alınan bu servetin 200 kiseden fazlasının da yağmalandığını belirtmiş ve müneccimbaşının yıldız falıyla nasıl bir servet yığdığını (İnalcık 2014:278) ortaya koymuştur
|