![]() |
Ölü ruhlar gezebilir mi
Dinimizce Azrail ruhu alır hesaba gidilir sonra.
Peki okuduğum bir sanırsam Budistlerin tasavvufunu anlatan oldukça garib bir kitap okuyorum. Orda bir metinde belirli diyet,tütsü vs. titreşimi artırı ruhlara dokunmaktan bahsediyor. Bu ruh büyük ihtimalle bir cin ama nasıl oluyorda bu insanları böyle kandırabiliyorlar. Üstat bilge alim dedikleri şahıslar nasıl oluyorda veya hangi kafayla bu ruh haline erişebiliyorlar. Benim fazla bilgim yok ama bu konu hakkında bilgisi olan var mı |
Alıntı:
bunlar genelde uzak doğu öğretilerinde geçen kavramlar... orada enerji..aura falan diye geçiyor ama bizim bakışla o işin arkasında cinni varlıklar olur çoğu zaman... yani insan kendini ruhani sanıyor ama aslında aldanıyor... özetle... titreşimle uğraşacağına niyetini düzelt..dua et, huzuru orada bulursun... gerçek maneviyat tütsüde değil... kalpte olur... |
Bende biliyorum hocam sağolasın,ama koca bir topluluk hepsi okumuş insanlar.Üzülüyorum basit bi aldatmacaya kanmışlar.Birde bunun yol olduğuna inanıp devam ediyorlar.Birazcık gözleri açılıp maneviyatta ilerleme kazanınca cinlerin oyununa geliyorlar sanırım.Sırf onları saptırmak için kurulu bir kabile,düzenek falan bile olabilir.Belkide cinlerin kaliteli besin kaynaklarıdırlar bilmiyorum artık.Ahir zamanda muhafaza etmeliyiz kendimizi.Allah sonumuzu hayır ve afiyetli eylesin.
|
Kardeşim… Allah razı olsun… Haklısın… cinler ahir zamanda..maneviyat..diye insanların nefsine oynuyor… Okumuş insanlar bile ..titreşim… enerji.. palavrasına kanıyor… Kur’ân’da var… cinler ve insanlar birbirine vesvese verir … Ritüellerle korumasız kalıyorlar… bizde Ayetel Kürsi… Felak-Nâs var… Cinler enerjiyi emiyor… hadis de diyor ya… Şeytan kan gibi dolaşırBu topluluklar nasıl bu kadar kör? Guru’larda huzur yok… kaos var… Tasavvufta hal makbul… söz değil… Acaba cinler bu grupları tarikat gibi mi organize ediyor… Sen ne dersin… Allah korusun… âmin!
|
Alıntı:
Ameli iyi olanlar kabir azabından uzak tutulanlar özgürdürler istedikleri yere gider gelirler amma belli vakitlerde. Biz o vakti perşembeyi cumaya bağlayan gece olarak biliyoruz. Ruhlar berzahtan bizim alemimize geçiş yapar. Kimi kabrine gider kimi evini ailesini ziyaret eder. Bu cuma günü sabah ezanına kadar böyledir. Sonra ruhlar yeniden berzaha döner. Azapta olanlar daima kabirdedir ve azap görmektedir. Onlar için gezinti vesaire yok. Kıyamete kadar azap görürler. Kiminin azabı hiç durmaz kimininki gündüz diner gece devam eder. Ve bence bu kadarda yeter.!!! |
Alıntı:
Bu iddianızın kaynağı nedir?... Kur'an'da veya sahih hadislerde... 'Ruhlar perşembe gecesi serbest bırakılır' diye bir ayet/hadis var mı?... Yoksa bu... halk hikayelerinden mi ibaret?... Bu iddianız... 'kabir azabı' gibi temel bir inancı... neredeyse bir 'ruh turizmi'ne dönüştürmüyor mu? Bu sorulara cevap verebiliyorsanız... buyurun dinliyoruz... |
Alıntı:
Bu ruhun Müslüman olma olasılığı düşük,o zaman nasıl kâfir bir ruh dünyada dolaşabilir. @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Alıntı:
Ben bile okuyunca hiçbir şey anlamadım 😆 |
Alıntı:
Bilmen'in ruhu bir latif cisim veya soyut bir cevher ve bedeninden önce yaşayan ayrı bir varlık olarak tanımlaması(Ruh hakkındaki söz konusu iddialar için Ömer Nasuhi Bilmen, "Amerikalıların Suallerine Cevap", Sebilürreşad, 10, sy. 228, s. 34-36; a.mlf., Ruh Hakkında Bir Mübahase", Sebilürreşad, 10, sy. 234, s. 130-131; a.mlf., Ruh Hakkı da Bir Mübahase", Sebilürreşad, 10, sy. 235, s. 147-148; a.mlf., Ruh Bir Mübahase", Sebilürreşad, 10, sy. 237, s. 178.) , dönemin ilim adamları tarafından ciddi bir şekilde tenkit edilmiştir.( Bu konudaki tartışmalar için Hami Sunay, (Uşak Dersiamı), "Ruh Hakkında", Sebilürreşad, 10, sy., 231, s. 93; a.mlf., "Ruh Hakkınad Bir Mübahase", Sebilürreşad, 10, sy., 239 s. 210-211, 1957; Yusuf Ziya Çağlı, "Açıklanması Gereken Bir Mesele", Sebilürreşad, 10, sy. 235, s. 148-149; Ayrıca ruhun Allah'ın emri olduğuna dair görüşler için M. Raif Ogan, "Ruhun Mahiyeti, Manası ve Nevileri", Sebilürreşad, c. 3I, sy., 66, s. 242-244.) Bu tür cevapların ilk bakışta hoş görünebileceği ancak kelam düşüncesi açısından birçok probleme kaynak oluşturacağına dikkat çekilerek, ruhun mahiyeti ve bedenden önce varlığı konusundaki söz konusu görüşlerin İslam inanç esaslarıyla uyuşamayacağı vurgulanmıştır. Bu tür uyuşmazlıkları birçok yönden tespit etmenin mümkün olduğu da belirtilmiştir. Öncelikle Kur'an'da ruhun latif bir cisim olduğuna dair hiçbir ayet bulunmadığı bildirilerek, hiçbir din aliminin ruhu Kur'an'ın bildirmediği bir şekilde niteleme hakkına sahip olmadığı ifade edilmiştir. Öte yandan onun soyut bir cevher olduğunu kabul etmenin, İslam inançlan açısından çok daha ciddi problemlere neden olabileceğine de dikkat çekilmiştir. (Hami Sunay, "Ruh Hakkında", Sebilürreşad, 10, sy. 231, s.93) Nitekim kelamcıların onu soyut bir varlık olarak kabul etmedikleri hatırlatılarak, soyut ve cevher kavramlarının bir arada bulunamayacağı bildirilmiştir. Bu nedenle ruhun hem cevher hem de soyut özelliklerini aynı anda taşıyamayacağı ifade edilmiştir. İkinci olarak ruhun bedenden önce yaratılışı ile kadim olması arasında ilişki kurulması görüşünün tamamen İslam dışı kaynaklara dayandığı belirtilmiştir. Oysa Islam inançlarında Allah'tan başka kadim varlık bulunmadığı en belirgin inançlar arasında yer almaktadır. (Ruhun bedenden önce mevcut olduğunu kabul etmek onun soyut bir varlık olduğunu iddia etmek anlamına gelmektedir. Zamanın ise bütün anları birbirine eşit bulunmaktadır. o halde bir saniye önce mevcut olmakla bir milyar önce bulunmak arasında fark olamaz. Zira denk parçaların birbirleri üzerine tercih sebebi bulunmamaktadır. Bu nedenle filozoflar soyut varlıkların kıdemini savunmak zorunda kalmışlardır. Hami Sunay, "Ruh Hakkında", Sebilürreşad, 10, sy. 231, s.93; Muhammed et-Tayr, Hadi'l-ervah, s. 21-22;; Harputi, Tenkihü'l-kelam, s. 146-148.) Nitekim Kur'an'da bununla ilgili olarak hiçbir bilgi bulunmadığı unutulmamalıdır. Öte yandan "Adem yaratılmadan önce ben " vardım manasındaki hadisin Buhari ve Müslim'de bulunmadığı hatırlatılarak, bunun doğru olmadığı, doğru olarak kabul edilse bile, Kur'an esas alınarak hadisin te'vil edilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir. (Hami sunay ‘’Ruh hakkında’’, 10. Sayı sayfa 93) Ruhun bedenden önce başka bir alemde yaşadığını savunanlar aslında, Allah'ın ruhlardan misak alırken, onların şuur sahibi, akıllı, söylenilenleri duyabilen ve bunları cevaplayabilen nitelikte bir varlık olduğunu kabul etmektedirler(İbn Hazm, el-Fasl 2.cilt sayfa 70) Zira söz konusu olayın gerçek manada meydana gelebilmesi için ruhların akıllı ve bir bedene bağlı hislerinin bulunması gerekmektedir. (Kadı Abdülcebbar, Tenzih sayfa 153)Oysa insanın yaratılışından önce bir varlığın bulunmadığı "Adem'i yarattıktan sonra ona eşyanın isimlerini öğrettim" (Bakara suresi ayetler 30-31) ayetinde açıkça bildirilmektedir. Nitekim bu ayetler insanın dünyaya gelmeden önce bir bilgiye sahip olmadığını ortaya koymaktadır. (Yusuf Ziya Çağlı, ‘’Açıklanması Gereken Bir Hadise’’, Sebilürreşad, 10. Sayı sayfa 235) Yine Yüce Allah'ın insan bedenini yarattıktan sonra ona ruhundan üflediğini açıkladığı (Hicr suresi 72. Ayet) hatırlatılarak, ruhların bedenlerden önce yaratılmaları Söz konusu olsaydı, Allah'ın "Ruhunu kendine üfledim" demesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Ayrıca eğer ruh ve beden birbirinden farklı zamanlarda yaratılmış olsaydı, "İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O sırt ile kaburga kemikleri arasından çıkan bir nutfeden yaratılmıştır" (Tarık suresi ayetler 5ve 6)ifadesi anlamsız olurdu. Zira ayet insanın yaratılışının bir bütün olarak meydana geldiğini bildirmektedir. (Bikai, Sırru’r-ruh, sayfa 115-116; Yusuf Ziya Çağlı, ‘’Açıklanması Gereken Bir Mesele’’, Sebilürreşad, 10. Sayı sayfa 149) Bütün bunlardan ruhun bedenden bağımsız ve ondan önce yaratılmış akıllı ve duyumsayabilen özellikte olduğu dini metinlere dayanmadığı ortaya çıkmaktadır. Bunun hangi nedenle olursa olsun kabul edilmesi durumunda ise İslam inançları açısından çözümlenmesi mümkün olmayan problemlere neden olacağı ortadadır. Zira en azından böyle bir varlığın iyi veya kötü olma özelliğini daha doğmadan önceki fiilleri neticesinde hak ettiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. (Kaynak: İslam Mezheplerinde RUH MEHMET DALKILIÇ, İZ YAYINCILIK, SAYFA:259-262) |
Alıntı:
baslik: Ölü ruhlar gezebilir mi ruhlar ölmez - beden ölümlüdür diye biliyorum |
Alıntı:
|
Alıntı:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Alıntı:
|
Alıntı:
er ruh isimli kitabinda 2 tür ruhtan bahsediliyor ,ameli kötu olanlarin hapsedilen ruhlari,dıgeride makami yüksek yada salih kisilerin serbest olan ruhlari, bu ruhlar özellikle perşembe gecesi evine gelir ailesini ziyaret eder diye geçiyor kitapta... |
Bütün fırkaların gerek ruhun araştırma konusu yapılmasında gerekse onun mahiyeti ile ilgili yorumlarda, öncelikle Kur'an'da dikkatlerini çeken ayetdeki Sana ruhtan sorarlar, deki Ruh rabbimin emrindendir" (İsra süresi ayet 85) ayetidir. Bu ayet, bazı İslam düşünce ekollerinin ruh kavramı yerine daha çok nefs kavramını kullanmalarına neden olmuştur. Bunun başlıca iki sebebi olabilir: Bunlardan birincisi, İslam filozoflarının kendilerinden önceki felsefi literatüre bağlı kalma çabası, ikincisi ise, Kur'an'da ruh hakkında bilgiyle ilgili olumsuz ifadedir. Bu arada, söz konusu ayetin bağlamından koparılmadan ele alındığında, aslında, vahiy ya da onu getiren melekle ilgili olduğuna da dikkat çekilmiştir.
İslam ruh telakkilerinde nasslardan kaynaklanan başka bir mesele, özellikle Hz. Adem'in yaratılışını ve Allah'ın Adem'e ruh üflediğini belirten ayetlerin (Mesela Hicr suresi ayet 29; Sad suresi ayet 72) yorumlanmasında ortaya çıkmıştır; söz konusu ayetler, düşünce ekolleri arasında ciddi tartışmalara ve görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Bu ayetlere, Kur'an'da zikredilen ölü cisimlere "üflemek" (Mesela Al-i İmran suresi ayet49) ya da "uyku halinde ruhların/nefs bedenlerden ayrılması" (Mesela Zümer süresi ayet 42) gibi ifadeleri de ilave edebiliriz. Bu ifadeler görünüşte ruh ile bedeni ayrı mütalaa eden ayetlerdir. Nitekim bu durum, İslam düşünürlerinin nefs-beden ilişkilerinde- ki tartışmalarında açık bir şekilde kendisini göstermiştir. Ruh-beden ilişkileri, öncelikle ruh ile beden arasındaki zaman ilişkisi çerçevesinde ele alınmıştır. Buna göre, bazı ilim adamları ruhun bedenden önce yaratıldığını, bazıları, beden ile birlikte, bazıları da, bedenden sonra yaratıldığını ileri sürmüşlerdir. Şüphesiz ki, ruh ile beden ilişkileriyle ilgili her görüşün de kendisine özgü birtakım sorunları ortaya çıkmıştır: Ruhun beden ile birlikte yaratılmışlığı düşüncesi, tenasüh, hulul vb. problemlere kapıyı kapatırken, öldükten sonra ruh veya nefsin ne olacağı ve tekrar dirilişin ne şekilde gerçekleşeceği meselesi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Öte yandan ruhun bedenden önce veya bedenden sonra yaratıldığını -ki her iki durum- da da ruh veya nefs, bedenden ayrı ve bağımsız bir varlık olarak tasavvur edilmektedir- ruhun kadimliği ve bekası, bu bağlamda tenasüh, ruh göçü, vb. sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu noktada gerek inanç mezheplerine mensup bilginlerin ve gerekse diğer İslam düşünürlerinin meseleyi ele alış tarzları ile Kur'an'da meselenin ele alınışı arasında temelde bir farklılık bulunduğunu gözlemlemekteyiz. Kur'an, sorumlu bir varlık olarak kabul ettiği insana hitap ederken, farklı kavramlar kullansa da somut ve kamil bir insan tasavvurunu ortaya koyar. Bu insan, öncelikle fiillerinden sorumludur, ahlak normlarını davranışlarında gözetmek zorundadır ve nihayette ahiret hayatında yaptığı hayır ve kötülüklerin karşılığını tam olarak göreceğinin bilincini taşımalıdır. Bu anlamda ayetlerde ortaya konulmuş insan tasavvurunun, özellikle ruh beden ikiliğini savunan ekollerin görüşleriyle ters düştüğü gibi, onların bu bağlamda ele aldıkları pek çok sorun da bu ayetlerde yer almamaktadır. Kur'an, her halükarda mesul olan ve ilahi hitaba muhatap olacak somut insandan söz etmektedir; nitekim ilk dönem inanç mezheplerine mensup isam düşünürlerinin, Kur'an'ın ruh-beden ikiliğini tasvip etmeyen insan tasavvurunu "İnsan heykel-i muhsüsdür" şeklinde kavramsallaştırmışlardır. |
Alıntı:
Zaten 20-30 sayfa okuyup bıraktım.Saçma saçma aslı olmayan şeylerden bahsediyor. Valla bende bilmiyorum budist tasavvufunun ne olduğunu mistisizim de denebilir galiba. Hocam peki tasavvufta ilerlemiş bir insanın otobiyografisini anlatan bir kitap varsa önerebilir misiniz. Alıntı:
|
Alıntı:
en iyi örnek pirim Abdulkadir geylani ks. hayati digeride 2. olarak en sevdigim muhyiddin ibni araba ks hayati 3. imami gazali ks. hayati seçmek sana kalmiş |
Alıntı:
|
Alıntı:
Konusu hangi konu? Ölmüş insanların ruhları yalnızca Allaha bağlıdır. Öyle çağırmayla falan gelmezler vede insanın içine giremez ve millete musallat olamazlar. Çok çok çok büyük bir edepsizlik yaparsan bir cin görevlendirilir ve o cin insana musallat edilir Allahın emriyle. Kurtuluşuda ehli kuburdan helallik almaktadır. |
Alıntı:
Pek kıymetli bilgilermiş bunlar |
Alıntı:
Bunlar benim tecrübelerim ve bana anlatılanlardır. Ruhlar alemine kendimi çok yakın hissediyorum. Babannem orada olduğu içinmidir bilemem. Babaannem her perşembe günü saat 22:00’dan sonra eve geliyordu. Görüyordum. Bazen beyaz bazende şeffaf gibi bir slüet olarak gösteriyordu bana Allah. Odaları geziyor sonra yok oluyordu. Başımıza bir hal geleceği vakitte muhakkak uyarıya geliyor rüya yoluyla. Bir kaç gündür rüyada babannemi görüyordum. Hep böyle heyecanlı gibi korkulu gibi bana aceleyle bir şeyler falan anlatmaya çalışıyordu. Dün babamın kuzeni börek yapmak istemiş tutturursa ticaretine başlayacakmış. Çok dedim izin verme diye ama nafile. Bizim imalat haneyi kullandı. Bizde 10-15 senedir kullanılmayan büyük pastane fırını var. Böreği pişirmek için fırını yakmışlar gözeneklerimi ne tıkanmış fırın patladı. Babamın elleri yandı. İki gündür sargıda. Ayakkabıların bağcık kısımları bile o basıncın şiddetiyle erimiş hocam. Tüpü çekmeseymiş refleksle şuan babam ölü olacaktı . Çok büyük bir şey atlattık. Bunu niye anlattım bilmiyorum ama size anlatınca kendimi huzurlu hissediyorum. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Ben tecrübelerime dayanarak bunları söyledim. Hatta dahasınıda diyeyim o azap gören günahkar müslümanlar eğer kul hakkı nedeniyle azap görüyorsa ve o hakkına girdiği kişide vefat ettiyse, azap gören kişi hakkına girdiği kişinin ayaklarına kapanır aff diler geriside onların arasında bir meseledir . Aff ederse azabı hafifler aff etmezse azabı devam eder. Biraz daha bahsedelim ifşaya girmeyecek kadar. Ölülerinde orada hayatları vardır. Kabirleri onlar için gerçek manada evdir. Eski köy evleri gibi tahtadan ve hasırdandır. Ameli iyi olan için kabir genişler. İçinde eşyalar olur. Kişi kendi eliyle dünyada iken ne eşya ne yiyecek verdiyse oradadır. Bizimkiler ölmeden önce istihareyle kabirlerini görürlerdi. Anlattıklarına göre halılar yorganlar yastıklar tabak kaşık bardak bile var ama biraz farklı. Topraktan yapılmış onlar. Hepsi ve herşey var ama topraktan. Bunu kavrayamadım ben nasıl olur diye çok düşündüm ama bir cevap bulamadım. Serbest bırakılan ruhlar birbirlerine ziyarete gidiyor. Birbirlerini kabirlerinde ziyaret ediyorlar. Ayrıca bizim onlara gönderdiğimiz ikramlar hediyeler onların çok hoşuna gidiyor. Dünyayla bağlantılarının kopmadığını düşünüp seviniyorlar. Berzah alemindede ibadet meclisleri (mescid değil)vardır. Büyük evliyalar belli zamanlarda diğer ölü ruhlara ders verir ve birlikte ibadet ederler. Son bir şey daha söyleyeyim. Yaşayan iki kişi birbirini çok seviyorsa o kişilerden biri ölürse bağlar hemen kopmaz. Ölüler ailelerini sürekli izliyorlar. Yalnız bırakmıyorlar. Gerek bizim için dua ediyorlar gerekse rüya yoluyla bizim bilmediğimiz gerçekleri anlatıp yardımcı olmaya çalışıyorlar. Tabi dediğim gibi kişi manevi aleme önem veriyor ve ölen kişileri unutmayıp sürekli hayır hasenat yapıyorsa |
Alıntı:
|
Alıntı:
Neden dersen ; Kabirde topraktan eşyalar... ölülerin birbirini ziyareti... ders meclisleri... bunların hepsi hurafe kardeşim... tamamen İslam dışı hikayeler... Ölüler bizi sürekli izlemez... duyamaz... göremez... sadece kabir ziyaretinde duyarlar... rüyada Allah'ın izniyle görünebilirler... ama bu "sürekli izliyorlar" demek değil... Senin yaptığın... samimi duygularını hurafelerle karıştırmak... babaannene duyduğun sevgi seni böyle şeylere inandırıyor... Söylenen kaynağa iyice baktım ; İbni Kayyım'ın er-Ruh kitabı rivayet mezarlığı gibi bir şey... içinde her türlü zayıf... uydurma... hatta İsrailiyat var... sen kitabı okuyunca "vay be her şey yazıyor" diyorsun ama hangisinin sahih... hangisinin uydurma olduğunu bilmiyorsun... Dikkat edelim.. |
Alıntı:
Tibette mistisizim eğitimi alan bir adamın otobiyografisi denebilir.Ama okudukça iğreniyorum. İmas hocamın önerisiyle Muhyiddin İbn Arabi hazretlerinin kitaplarını okudum biraz. Allah'ın güzel kulu,okurken bile İslam'a daha yakın hissettiriyor. Her kelimesinde insanın imanını kuvvetlendiriyor. |
Alıntı:
Ben hiç bir kaynağa bakmam. Bu mevzuda benim kaynağım tecrübelerimdir. O kadar çok şey yaşadımki bu yaşta inan en hafifini yaşasan gidip kendi gözlerinle görürdün o alemi. Umarım anlatabildim . Senin uydurma dediğin her şey hakikat. Senin anlattıkların kendi zihninin esiri olan şeyler. Ben ne hayal görürüm nede hurafeye inanırım. Kulaktan dolma sözlerle beni yargılayamazsın varsa tecrüben öyle çık karşımada anlat. Çok büyük sözler çok ağır laflar deyipte alim taklidi yapma. Ben burada tecrübelerimi paylaşıyorum yıllardır. İsteyen inanır isteyen inanmaz kimseyi zorlamıyoruz burada. |
Alıntı:
Bu hayal anlayış kavramından çok uzakta olaylar. Geçişler olduğu vakitlerde perdeler uçuşuyor girdiği odalardan çıtırtılar geliyor. Işık saçıyor bazen. Vede geldiği vakit televizyon lamba falan güzel çalışmıyor. Lambalar kısılıyor neredeyse içerisi karanlık oluyor televizyon kasıyor. |
Alıntı:
Sen... "Tecrübelerim mutlak hakikattir... dinin asıl kaynağıdır" diyorsun... Ben ise... "Tecrübeler subjektiftir... dinin ölçüsü olamaz... Her tecrübe... ancak Kur'an ve sahih sünnet ölçüsüne vurularak değerlendirilir" diyorum... İslam'ın kaynağı vahiydir... kişisel tecrübeler değil... Eğer bir tecrübe... Kitap ve Sünnet'e aykırıysa... ne kadar gerçek görünürse görünsün... ona itibar edilmez... Rasûlullah (s.a.v.) bize "Her rüya gerçek değildir"... "Yalancı rüyalar görülecektir" diye uyarmadı mı... Sen "Ben gördüm... o halde haktır" diyorsun... Ben ise "Ne gördüğün değil... onu nasıl yorumladığın önemli... Yorumun dinin temel prensiplerine uyuyor mu"... diye soruyorum... Son olarak... alim taklidi yapmak değil... alimlerin 1400 yıllık birikimine itibar etmekten bahsediyorum... Sen kendi tecrübelerini 1 kişinin birikimi olarak mutlaklaştırırken... ben ümmetin ortak aklına ve vahye dayanıyorum... Artık bu konuda daha fazla tartışmanın anlamlı olacağını düşünmüyorum... Herkes kendi tercihinden sorumludur... Selametle kal... |
Alıntı:
Kusura bakma son zamanlarda biraz asabım bozuk. Sabrım ve tahammülüm yok hiç bir şeye. Hakkını helal et |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:15. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com