![]() |
Zâhirden Bâtına
Zâhirin Terkiyle Bâtına Varılır mı, Yoksa Bâtın Zâhirin İçinde mi Açılır?
|
Alıntı:
Geri kalanını siz daha iyi bilirsiniz o son dediğiniz çok düşündürücü. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Sami hocam şunu kast etti: Zahiri iyi olmayanın batında yürüyecek yolu yoktur demek istedi. Zahirde iyi olmak ise günahlardan kaçınmak devamlı ibadetle meşgul olmak hiç olmazsa farzları yerine getirmekdir. Şeriatı kuranı bilmek onunla amel etmektir. Takvası ve ihlasında ibadet ve zahiri ilimlerde geride kalan batıni ilimlere erişemez. Bana söyleme nedenleri ise buydu. Benim zahirim viranedir. Kul görmez belki ama rab bilir. |
Hocam peki hakikat batındamı gizlidir zahirdemi?
Biz batınlamı var oluruz yoksa zahirlemi yok oluruz? Batın bir lütufsa zahir bir cezamıdır? Sizin sorunuzu düşününce bu sorular içinde boğuluyorum. Siz açıklayın |
Alıntı:
Kur’an’ın kendisi bu ayrımı değil, bu bütünlüğü öğretir. Namaz dıştan bir fiildir; fakat Kur’an onun içte fuhşiyat ve münkerden alıkoyan bir tesir doğurmasını ister. Şeâir dıştan bir alâmettir; fakat Kur’an onların kıymetini kalpteki takvâ ile irtibatlandırır. Birr de yalnız kıbleye dönmekten ibaret görülmez; iman, infak, ahde vefâ ve sabırla birlikte tarif edilir. Yani vahiy ne kuru zâhirciliği kabul eder ne de zâhiri aşındıran bâtın iddiasını. Asıl çizgi, dışın içe delâlet ettiği; içte olanın da dışta sadakatle göründüğü çizgidir. Buradan sonra hüküm açıktır: Zâhiri terk ederek bâtına varılmaz. Zâhiri terk eden kimse çoğu zaman bâtına değil, kendi hevâsının kurduğu karanlık koridora girer. Çünkü zâhir ortadan kalktığında, insanın elinde neyin rahmânî, neyin nefsânî, neyin vehim olduğunu ayıracak mizan kalmaz. Şeriatın dış çizgisi kaybolduğunda, bâtın diye öne sürülen şeyin hakikat mi, temennî mi, temessül mü olduğu ayırt edilemez. Tasavvufun sahih çizgisinde şeriatın çit, tarikatın iç yol, hakikatin de meyve gibi anlatılması boşuna değildir. Çit kaldırıldığında bahçe korunmaz; yol inkâr edildiğinde meyveye varılmaz. Kim hakikati şeriatin dışına taşırsa, hakikati büyütmüş olmaz; onu ölçüsüz bırakmış olur. Bu yüzden “bâtın ehliyim” diyerek zâhirin bağlarını gevşetenlerin sözü ilk bakışta derin görünse de, tahkik edildiğinde çoğu zaman derinlik değil dağınıklık verdiği görülür. Çünkü bâtın, zâhirin karşısında kurulan ikinci bir din değildir. Bilakis bâtın, zâhirin sadakatle yaşanması neticesinde kalpte açılan derinliktir. Namazı küçümseyip huşû arayan, hududu hafife alıp marifet iddia eden, sünneti gevşetip vuslat dili kuran kimse, hakikate yaklaşmış olmaz; kendine konuşan bir vehmi hakikat zannetmeye başlar. Yolun Nebevî rehberlikle başlayıp onun örnekliğiyle tamamlandığını söyleyen çizgi de tam bunu hatırlatır: usûlsüz vecd, çoğu zaman yükseliş değil savruluştur. Binaenaleyh doğru cümle şudur: Bâtın, zâhirin içinde açılır. Zâhir olmadan bâtın iddiası, köksüz meyve istemeye benzer. Evet, yalnız zâhirle oyalanıp içe hiç inmeyen de eksiktir; fakat çözüm zâhiri bırakmak değil, zâhirin ruhuna inmektir. Mesele kabuğu kırmak değil, kabuğun koruduğu cevheri ehliyetle ortaya çıkarmaktır. Şeriat dış çizgidir, tarikat terbiye çizgisidir, hakikat ise bu yürüyüşün kalpte doğurduğu sahih neticedir. Birini diğerine düşman eden, yolu bilmez; yolu bilen ise bunları mertebe olarak görür, çatışma olarak değil. |
Alıntı:
Hakikat ne sadece zâhirdedir ne de sadece bâtında. Zâhir onun sureti, bâtın onun sırrıdır. Sadece zâhire bakan kabukta kalır; sadece bâtın iddiasına sığınan da ölçüyü kaybeder. Biz bâtınla mı var oluruz, yoksa zâhirle mi yok oluruz? İnsan zâhirle görünür, bâtınla değer kazanır. Zâhir bozulursa nizam dağılır; bâtın bozulursa mânâ söner. Kemale giden yol, ikisini birbirine düşman etmeden taşımaktır. Bâtın bir lütufsa, zâhir bir ceza mıdır? Hayır. Zâhir ceza değil, emanet ve terbiyedir. Bâtın ise o terbiyenin kalpte meyve vermiş hâlidir. Kapıyı ceza sanan, eve girmeyi de zorlaştırır. Zâhir yolun doğruluğunu, bâtın yolun diriliğini gösterir. Biri olmadan öteki ya kurur ya savrulur. |
Alıntı:
Cilt cilt kitap yazsanız okumaya doyamayız. Zahir ile batını zıt iki ayrı kavram olarak biliyordum ama şimdi sizin açıklamanızla birbirini tamamlayan bir bütün olduğuna inanıyorum. Batın zahirin içinde açılır zira batın aslında zahirin içinde gizlidir. zahirde iyi olan içindeki hakikat sırrına erişir. Çok manalı çok anlamlı Alıntı:
Emeğinize sağlık çok güzel açıklama yapmışsınız. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Sizin sayenizde bir şeylerin farkındalığına erişiyoruz. |
Alıntı:
konudan çok bağımsız fakat bilgiyi aktardığınızda çok net anladığım için size sormak istiyorum Havas ta yet i tuula makamı nedir ve eğer sır hududlarını zorlamayacaksa havastaki makamlar nedir sitemizde yet i tuula makamında bir hocamız var mıdır |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Değerli kardeşim, “Yed-i tûlâ” diye söylenen şey, bildiğimiz klasik dilde müstakil bir “makam adı”ndan çok, bir sahada kuvvetli vukuf, geniş nüfuz ve ileri derecede maharet ifade eden bir vasıftır. Eski dilde bir kimse için ‘şu ilimde yed-i tûlâ sahibidir’ denildiğinde, o sahada eli uzun, bilgisi köklü ve tasarrufu güçlüdür demek istenir. Yani bu tabir, doğrudan tasavvuftaki makâmat listesi gibi sabit bir mertebe adı değil; daha çok ehliyet ve kudret bildiren bir ifadedir.”
Bu sebeple havastaki ‘makamlar’ ile tasavvuftaki ‘makâmat’ı birbirine karıştırmamak gerekir. Tasavvufta makam denildiğinde, sülûk içinde kazanılan mânevî mertebeler anlaşılır. ‘Yed-i tûlâ’ ise bu çizgide yer alan müşterek ve klasik bir makam ismi gibi durmaz. Daha ziyade, bir kimsenin belli bir ilimde veya sahada temeyyüz ettiğini anlatan bir sıfattır. Sitemizde ‘yed-i tûlâ makamında’ bir hocamız var mıdır?” sualine gelince: Buna dışarıdan kesin cevap vermek doğru olmaz. Böyle bir hüküm verebilmek için burada bulunan insanları sadece isim olarak değil, şahsen ve yakînen tanımak; ilimlerini, usûllerini, hâllerini ve seviyelerini bilmek gerekir. Malum, öyle bir durum söz konusu değildir. Bu yüzden ‘vardır’ yahut ‘yoktur’ diye konuşmak ilmî değil, tahmin olur.” Ama hepimizin yol göstericisi , büyüğü üstadımız @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] vardır gelir soruna iki kelam ederse konu da aydınlığa çıkar senin nazarında. Sürç-i lisan ettiysekde doğrusunu öğrenmiş istifade etmiş oluruz. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Ahiretteki derecesi artarmı onu Allah bilir, ama cehenneme ayak taşı olabilir, çok tehlikeli ilimdir her insanın kaldırabileceği bir ilim değil, bu dünyada insanın en büyük düşmanı nefsidir,nefis insana her şeyi yaptırır ve nefsin en çok yöneldiği meylettiği 2 unsur para ve kadındır , dünyada çok kişi ister müslüman olsun ister olmasın bu iki ateşe çok meyleder ve bu iki ateş bu ilimde hep ön saftadır , öyle teklifler gelirki yoldan çıkmamak çok zordur ve yoldan çıkmayanların en büyük dayanağı Allah korkusudur, eğer bu korkudan biraz esneme yapılırsa bahsettiğim 2 ateş oluk oluk akar gelir.. Bu şekilde hayır işlemle başlayıp bahsettiğim 2 ateşin cazibesine kapılıp yoldan çıkan, şeytana çırak olan kişiler gördüm tanıdım O yüzden bu ilim herkesin harcı değildir... |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:33. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com