Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Namaz alışkanlığı nasıl kazanılır ve Namaz surelerini tevcidsiz okumak olur mu? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/103643-namaz-aliskanligi-nasil-kazanilir-ve-namaz-surelerini-tevcidsiz-okumak-olur-mu.html)

ilimtalebesi1 14.03.26 17:33

Namaz alışkanlığı nasıl kazanılır ve Namaz surelerini tevcidsiz okumak olur mu?
 
1)Namaz alışkanlığı nasıl kazanılır?
2)Namazda süreleri tecvidsiz okuyorum tecvid bilmiyorum bir sakıncası olur mu ? Namazım kabul olur mu ?

Erkanklc 14.03.26 17:45

Birinci soru için ben de sıkıntı yaşıyorum

HâmûŞî 14.03.26 18:14

Alıntı:

ilimtalebesi1 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 701985)
1)Namaz alışkanlığı nasıl kazanılır?
2)Namazda süreleri tecvidsiz okuyorum tecvid bilmiyorum bir sakıncası olur mu ? Namazım kabul olur mu ?

Namaz alışkanlığı, çoğu kişinin sandığı gibi bir anda gelen manevî coşku ile değil, vakte teslim olma terbiyesiyle kazanılır. Bu işin hakikati şudur: Namazı canın istediğinde değil, vakti girdiğinde kılmaya başlarsın; nefisle pazarlığı uzattıkça alışkanlık kurulmaz.

Tecvidi güzel okuyamamak tek başına namazı bozmaz; fakat kıraatte manayı değiştiren ciddi hata ayrı bir meseledir. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun açıklamasına göre kıraat hatasının hükmü hatanın cinsine göre değişir; her telaffuz kusuru namazı bozmaz, özellikle mahreç yakınlığı bulunan harflerde güçlük sebebiyle kolaylık tanınır. Ancak harf değişip mana da değişirse, bu hafife alınacak bir şey değildir. Bu yüzden “tecvid bilmiyorum, o hâlde namazım olmaz” demek de yanlıştır, “nasıl olsa oluyor, hiç düzeltmesem de olur” demek de yanlıştır. Çünkü kuldan istenen kusursuzluk değil, imkânı kadar doğruya yönelmesidir. Sürç-i lisan ettiysem ehil olan kardeşler tashih buyursun…

Erkanklc 14.03.26 19:07

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 701997)
Namaz alışkanlığı, çoğu kişinin sandığı gibi bir anda gelen manevî coşku ile değil, vakte teslim olma terbiyesiyle kazanılır. Bu işin hakikati şudur: Namazı canın istediğinde değil, vakti girdiğinde kılmaya başlarsın; nefisle pazarlığı uzattıkça alışkanlık kurulmaz.

Tecvidi güzel okuyamamak tek başına namazı bozmaz; fakat kıraatte manayı değiştiren ciddi hata ayrı bir meseledir. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun açıklamasına göre kıraat hatasının hükmü hatanın cinsine göre değişir; her telaffuz kusuru namazı bozmaz, özellikle mahreç yakınlığı bulunan harflerde güçlük sebebiyle kolaylık tanınır. Ancak harf değişip mana da değişirse, bu hafife alınacak bir şey değildir. Bu yüzden “tecvid bilmiyorum, o hâlde namazım olmaz” demek de yanlıştır, “nasıl olsa oluyor, hiç düzeltmesem de olur” demek de yanlıştır. Çünkü kuldan istenen kusursuzluk değil, imkânı kadar doğruya yönelmesidir. Sürç-i lisan ettiysem ehil olan kardeşler tashih buyursun…

Hocam ben bu nefsi tam olarak ne anlayamadım şimdi nefis dediğimiz şey ruhumuz mu oluyor nefsin gaflete düşmesi ne demek , nefsimizi nasıl terbiye edebiliriz nefsimize şeytan müdahale edebilir mi

madboyali 14.03.26 19:20

Alıntı:

ilimtalebesi1 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 701985)
1)Namaz alışkanlığı nasıl kazanılır?
2)Namazda süreleri tecvidsiz okuyorum tecvid bilmiyorum bir sakıncası olur mu ? Namazım kabul olur mu ?

1- ezan okunduğu saniye, seccadeyi ser ezan bittiği an hemen kılmaya başla. abdestin yoksa ezan başladığı anda herşeyi bırakıp abdest almaya.

HâmûŞî 14.03.26 19:21

Alıntı:

Erkanklc Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 702010)
Hocam ben bu nefsi tam olarak ne anlayamadım şimdi nefis dediğimiz şey ruhumuz mu oluyor nefsin gaflete düşmesi ne demek , nefsimizi nasıl terbiye edebiliriz nefsimize şeytan müdahale edebilir mi

Değerli kardeşim dilim döndüğünce anlatayım. Haddim olmayan bir cümle kullanırsam hakkını helal et, nefis dediğimiz şey ruhun kendisi değildir. Ruh, insana hayat veren ve mahiyeti tam çözülemeyen ilahî bir sırdır; nefis ise insanın “ben” tarafı, yani arzu duyan, isteyen, öfkelenen, meyleden, haz arayan, savunan, bahane üreten tarafıdır. Kısaca söylemek gerekirse ruh daha latif bir cevherdir; nefis ise insanın iç dünyasındaki benlik, meyil ve dürtü merkezidir. Bunları birbirine karıştırınca iş bulanıklaşıyor. İnsanda ruh da vardır, nefis de vardır, kalp de vardır, akıl da vardır; bunlar aynı şey değil, fakat birbirleriyle ilişkilidir. Mesele tam burada düğümlenir.

“Nefsin gaflete düşmesi” demek, nefsin kendi hevasını merkeze alıp hakikati unutturması demektir. Yani insanın ne için yaratıldığını, nereye gittiğini, yaptığının hesabını, haramı helali, edebi ve hududu geri plana atmasıdır. Gaflet sadece “ibadeti terk etmek” değildir; bazen kişi ibadet eder ama yine gaflettedir. Çünkü dili çalışır, kalbi uyanmaz; şekil vardır, şuur zayıftır. Gaflet, hakikatin üstüne iç sis çökmesi gibidir. İnsan o anda kötülüğü bile çoğu zaman “kötülük” diye yapmaz; ona bir kılıf bulur, kendine hak verir, ertelemeyi akıllılık sanır, arzuyu ihtiyaç gibi gösterir. Nefsin oyunu biraz da budur; çamuru altın diye pazarlamaya çalışır.

Nefsi terbiye etmek ise nefsi öldürmek değil, onu haddine çekmektir. Çünkü nefis tamamen yok edilecek bir şey değildir; insan dünyada nefissiz yaşamaz. Açlık, korunma, evlilik, çalışma, mülk edinme, itibar isteme gibi tarafların kökü de nefiste bulunur. Bunlar başıboş kalırsa insanı aşağı çeker; usule bağlanırsa insanı hizmete de sokabilir. Yani mesele nefsin varlığı değil, kimin idare makamında olduğudur. Direksiyonda nefis oturursa insan savrulur; akıl, kalp ve iman öne geçerse nefis terbiye olur. Esas mesele budur.

Sonra nefsi terbiye eden şey, kuru bilgi değil devamlı disiplindir. Az ama istikrarlı ibadet, harama karşı net sınır, dilin korunması, midenin korunması, gözün korunması, yalnızken de edepli kalabilmek, öfke geldiğinde hemen hareket etmemek, canın istedi diye her istediğini yapmamak… bunlar nefsin gemidir. İnsan her arzusunu yerine getire getire nefsi terbiyeye değil, şımartmaya gider. Nefis biraz çocuk gibidir; her istediğini verirsen büyümez, azar. Bir isteğini kırdığında ise insan içte bir direnç hisseder; işte terbiyenin kapısı orada açılır. Mesela canın konuşmak ister, susarsın; canın bakmak ister, çevirirsin; canın öne çıkmak ister, geri durursun; canın intikam ister, yutarsın. Bunlar küçük görünür ama nefsi eğiten ince amellerdir.

Şeytanın nefse müdahalesi meselesine gelince: Evet, şeytan nefse vesvese verebilir, onu dürtebilir, arzuları süsleyebilir, yanlışı mantıklı gösterebilir. Fakat şeytanın gücü zorlayıcı bir hâkimiyet değildir; o davet eder, süsler, fısıldar, kışkırtır. Kabul eden nefistir. Burada önemli fark şudur: Nefis içeriden ister, şeytan dışarıdan dürter. Nefis malzemeyi taşır; şeytan onu alevlendirmeye çalışır. Mesela kibir tohumu sende yoksa şeytan kibri kolay büyütemez. Haset zemini yoksa hasedi güçlendirmesi zor olur. Demek ki bütün suçu şeytana atmak da doğru değildir. İnsan bazen şeytandan önce kendi nefsine yenilir. Halk arasında her şeyi “şeytan yaptı” diye anlatırlar; halbuki bazen ortada şeytan fazla uğraşmadan da çalışan bir nefis vardır. İçerde gönüllü memur varsa dışardan müfettiş çok yorulmaz.

Ama şu da bilinmeli: Nefis her zaman aynı derecede değildir. İslam geleneğinde nefsin mertebelerinden söz edilir. En kaba hali insanı kötülüğe çeken emmâre tarafıdır. Sonra insan yaptığı yanlıştan rahatsız olmaya başlar; bu levvâme tarafıdır. Daha sonra içte sükûnet, teslimiyet ve denge güçlenir. Yani nefis tek renk değildir; işlenirse incelir, başıboş bırakılırsa kalınlaşır.

Erkanklc 14.03.26 19:27

Teşekkür ederim çok açıklayıcı olmuş

Svg 14.03.26 19:45

Bir de her vakit namazı öncesinde abdest almak zorunda kalmak var...

HâmûŞî 14.03.26 19:48

Alıntı:

Erkanklc Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 702015)
Teşekkür ederim çok açıklayıcı olmuş

Rica ederim değerli kardeşim, bazı meseleler iki cümleyle anlatılmıyor maalesef...

HâmûŞî 14.03.26 19:52

Alıntı:

Svg Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 702020)
Bir de her vakit namazı öncesinde abdest almak zorunda kalmak var...

Bu zorluk gerçektir; ama çoğu zaman yükün kendisi abdest değil, her vakit namaz için yeniden abdest almak zorundayım zannıdır. Hâlbuki hüküm bu değildir. Namaz için şart olan, her seferinde sıfırdan abdest almak değil, namaza abdestli girmektir; abdestin bozulmadıkça aynı abdestle birden fazla vakit namaz kılabilirsin. Yani mesele “her vakit yeni abdest” değil, abdesti koruyabildiğin kadar korumaktır. Bu sebeple yükü biraz hafifletmenin en gerçek yolu, namazdan önce abdest aramak değil, mümkün mertebe abdestli yaşamaya çalışmaktır.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:42.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148