![]() |
Ya Latif ve Ya Kerim esmalarinin birbirinden farkı nedir ?
Bu iki güzel esmanin birbiri ile farkı nedir mesela İkisinin anlamında da lütuf eden var demek istediğim hangisi tabiri caiz ise şartsız koşulsuz tecelli eder ? Hangisinin tecellisi daha geniş ve güzel
|
Misal vereyim, elbette bir misalle anlatılmaz ama soruna cevap olsun zannımca
Mesela gece üşüyen birinin üzerine sessizce bir örtü örtülmesi. Yâ Latîf gibidir Sabah uyandığında sobanın yakılmış olması, önünde sıcak bir sofranın kurulması uzerine birde çayın demlenmiş olması ise Yâ Kerîm gibidir Latîf fark ettirmeden verir. Kerîm fazlasıyla bolca ikram eder. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Bu tür konularda hayatımda okuduğum veya duyduğum en güzel açıklamaydı. Bu tanımlamayı okuyanın unutması, ayırdına varmaması, idrak etmemesi mümkün değil. Son derece seviyeli bir not düşmüşsünüz. Saygı duydum... |
Alıntı:
|
Alıntı:
Ama işin başında en mühim nokta şudur: kul önce Kur’an’da açıkça emredilen farzları sağlam tutmalıdır. Çünkü temeli atılmadan kubbe yükselmez. Evvela 5 vakit namaz, zekat, sadaka vb.bunlar yerli yerine oturmalı. Misal olarak, tarlaya tohum ekmek istiyorsan önce toprağı temizlersin. Taşlı, dikenli, sert toprağa ne kadar güzel tohum atsan da verim az olur. Kalp de böyledir. İçindeki pas, gaflet, kibir, riya, öfke, dünya hırsı temizlenmeden insan hakikati tam taşıyamaz. İşte o kalpteki karayı aklamanın en büyük yollarından biri de zikirdir. Fakat yeni başlayan biri için ben derim ki, önce La ilahe illallah ile kalbi toparlamak daha selametlidir. Çünkü bu zikir sadece dilde kalan bir tekrar değil; kalpteki sahte ilahları yıkma yoludur. İnsanın içindeki korkular, bağımlılıklar, nefsin putları, insanların beğenisi, dünyanın aldatıcılığı… bunların hepsi yavaş yavaş bu kelimeyle kırılır. Namaz kılmak, sadaka vermek kolaylaşır. Şeytan Nur içinde aydınlık bir yere kolay girebilir mi bir düşün bakalım? Bir insan karanlık bir odadaysa, önce önünü görecek bir ışık ister. Eşyaların en kıymetlisini aramadan evvel lambayı yakması gerekir. İşte La ilahe illallah, o lambayı yakmak gibidir. Ben Müslümanlardanım bana güzel söz söylemek düşer. Haddimi Allah'a karşı aşıp bilmediğimi konustuysam iyilik içindir Allah affetsin. |
Alıntı:
Fussilet Suresi’nde bildirilen hakikatleri biz de birbirimize karşı yaşayabilsek, çok hayırlı bir iş yapmış oluruz. Bize düşen, “Rabbimiz Allah’tır” deyip ardından dosdoğru olmak; güzel sözle hakkı tavsiye etmek ve İslamiyet’i vakar, edep ve muhabbetle temsil etmektir. Nasip olana, nasibi kadar ulaşır. Nitekim Rabbimiz buyuruyor: “Şüphesiz, ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler iner ve derler ki: Korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin.” (Fussilet, 30) Bir başka ayette de: “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?” (Fussilet, 33) Demek ki asıl güzellik; doğru olmakta, güzel konuşmakta, hakkı tavsiye etmekte ve Müslüman kimliğini güzel ahlakla taşımaktadır |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Diyelim bir esmayı çalışmak istiyoruz, önce bir müddet sadece Tevhid zikri yaptıktan sonra, esma çalışmaya mı başlamak gerekir
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:40. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com