Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Harflerin Esrarı... (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/104063-harflerin-esrari.html)

HâmûŞî 11.04.26 11:20

Harflerin Esrarı...
 
Eğer “esmâ” ile “harflerin esrarı” arasında hakikî bir bağ varsa, isim harften mi doğar, yoksa harf ismin zuhurdaki gölgesi midir? Harf bilinmeden esmânın bâtınına, esmâ bilinmeden de insanın halifelik sırrına varılabilir mi?

Svg 11.04.26 11:33

Hoş geldin mnks

imas 11.04.26 12:26

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705321)
Eğer “esmâ” ile “harflerin esrarı” arasında hakikî bir bağ varsa, isim harften mi doğar, yoksa harf ismin zuhurdaki gölgesi midir? Harf bilinmeden esmânın bâtınına, esmâ bilinmeden de insanın halifelik sırrına varılabilir mi?

Harflerin sırlarını keşif yoluyla inceleyen en önemli Sufi, İbn Arabî Hazretleridir. Harflerin sırları, İbn Arabî Hazretlerinin Fütûhât-ı Mekkiyye adlı kitabının 1. Cildinin 2. Bölümünde detaylı olarak anlatılmaktadır.

Harflerin sırlarının incelenmesiyle Kur’an ayetlerinin sırları, iman şubelerinin sırları, yaratmanın sırları öğrenilebilir. Bu sırları öğrenmek o kadar kolay değildir. Bu sırları öğrenebilmek için, ölmeden önce ölen kullardan olmak gerekir. Bu da ancak gerçek bir Sufi olmakla mümkündür.

Kelimelerin sırları
Kur’an’daki Harflerin Sırları
Besmeledeki harflerin sırları
Allah İsmindeki Harflerin Sırları
Her harfin özel sırları

ancak bu sırları öğrendikten sonra Allahın ilminden bize verilen çok az kısmın sırlarına erişebiliriz

bu sırların bizden 1 nebze üstüne erişen kişi büyük şeyh ibni arabi hz gibi olur,
onun bir nebze daha üstünü düşünmek insan aklına sığmaz..

HâmûŞî 11.04.26 12:37

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705327)
Harflerin sırlarını keşif yoluyla inceleyen en önemli Sufi, İbn Arabî Hazretleridir. Harflerin sırları, İbn Arabî Hazretlerinin Fütûhât-ı Mekkiyye adlı kitabının 1. Cildinin 2. Bölümünde detaylı olarak anlatılmaktadır.

Harflerin sırlarının incelenmesiyle Kur’an ayetlerinin sırları, iman şubelerinin sırları, yaratmanın sırları öğrenilebilir. Bu sırları öğrenmek o kadar kolay değildir. Bu sırları öğrenebilmek için, ölmeden önce ölen kullardan olmak gerekir. Bu da ancak gerçek bir Sufi olmakla mümkündür.

Kelimelerin sırları
Kur’an’daki Harflerin Sırları
Besmeledeki harflerin sırları
Allah İsmindeki Harflerin Sırları
Her harfin özel sırları

ancak bu sırları öğrendikten sonra Allahın ilminden bize verilen çok az kısmın sırlarına erişebiliriz

bu sırların bizden 1 nebze üstüne erişen kişi büyük şeyh ibni arabi hz gibi olur,
onun bir nebze daha üstünü düşünmek insan aklına sığmaz..

Evet üstadım harflerin sırları “öğrenilen” bir ilimden ziyade, kulda “açılan” bir ilimdir. Çünkü harf, kendi başına maksat değil; mânânın sûreti, ilâhî hitabın zâhirdeki elbisesidir. Bu yüzden harflerin sırrına nüfuz, sadece remiz çözmekle değil; nefsi kırmak, kalbi tasfiye etmek, edebi muhafaza etmek ve şeriatın mizânından ayrılmamakla olur. Aksi hâlde kişi harfin şekline takılır, hakikatin kendisine varamaz.

İbn Arabî Hazretleri’ni büyük yapan da yalnızca harflerin esrarına temas etmesi değildir; harften mânâya, mânâdan isme, isimden müsemmâya geçebilen bir kalb sahibi olmasıdır.

imas 11.04.26 12:50

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705329)
Evet üstadım harflerin sırları “öğrenilen” bir ilimden ziyade, kulda “açılan” bir ilimdir. Çünkü harf, kendi başına maksat değil; mânânın sûreti, ilâhî hitabın zâhirdeki elbisesidir. Bu yüzden harflerin sırrına nüfuz, sadece remiz çözmekle değil; nefsi kırmak, kalbi tasfiye etmek, edebi muhafaza etmek ve şeriatın mizânından ayrılmamakla olur. Aksi hâlde kişi harfin şekline takılır, hakikatin kendisine varamaz.

İbn Arabî Hazretleri’ni büyük yapan da yalnızca harflerin esrarına temas etmesi değildir; harften mânâya, mânâdan isme, isimden müsemmâya geçebilen bir kalb sahibi olmasıdır.

işte o sırra erenler,
ya şeyhül ekber gibi idam edilir
ya hallacı gibi önce kolları bacakları sonra kafası kesilir
ya da seyyid nesimi gibi derisi yüzülür

yada en masum haliyle şeyh ahmed Yesevi gibi 63 yaşından sonra bana yaşamak zül gelir diyerek yerin 4 metre aldında bir hücrede ömrünü tamamlar

HâmûŞî 11.04.26 12:56

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705332)
işte o sırra erenler,
ya şeyhül ekber gibi idam edilir
ya hallacı gibi önce kolları bacakları sonra kafası kesilir
ya da seyyid nesimi gibi derisi yüzülür

yada en masum haliyle şeyh ahmed Yesevi gibi 63 yaşından sonra bana yaşamak zül gelir diyerek yerin 4 metre aldında bir hücrede ömrünü tamamlar

Buda açıkça gösteriyor ki üstadım; Sır ehli olmak, bilinmeyen şeyleri bilmekten önce, bilinen hakikatin altında ezilmeye razı olmaktır. Bu yüzden büyüklerimiz ya halkın taşına uğramış, ya zalimin kahrına, ya da kendi ihtiyarıyla dünyadan çekilip Hakk’ın huzurunda erimiştir. Hakikat onları yükseltmiş; dünya ise bunu taşıyamamıştır.

Svg 11.04.26 14:06

Bu sohbeti çok beğendim :)

BAKARA 11.04.26 14:42

Sohbet çok güzel ilerliyor çok hoşuma gitti
��

HâmûŞî 11.04.26 15:19

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705321)
Eğer “esmâ” ile “harflerin esrarı” arasında hakikî bir bağ varsa, isim harften mi doğar, yoksa harf ismin zuhurdaki gölgesi midir? Harf bilinmeden esmânın bâtınına, esmâ bilinmeden de insanın halifelik sırrına varılabilir mi?

Başa dönersek ve sorumun cevabına gelirse de isim harften doğmaz; harf, ismin zuhurdaki gölgesi ve elbisesidir. Çünkü harf kendi başına hakikat kuran bir asıl değil, mânânın nefes ve lafız içindeki sûretidir. İbn Arabî çizgisinde harfin ortaya çıkışı bile nefesin mahreçlerde kesilmesiyle açıklanır; yani önce mânâya taşıyıcı olan nefes vardır, sonra o nefes çeşitli mertebelerde harfe dönüşür. Bu yüzden harf, hakikatin kaynağı değil; zuhuru, izi ve işaretidir.

Esmâ bâtındır, harf zâhirdir. Esmâ, ilâhî nisbetler ve hakikatlerdir; harf ise o hakikatlerin işitilebilir, yazılabilir ve okunabilir biçimde görünmesidir. Bu sebeple “Âdem’e esmâ öğretildi” ayetini harflerin esrarına işaret sayan çizgi de aslında şunu söylemektedir: Âdem’e salt kelime ezberi değil, hakikatlerin anahtarı verilmiştir; harfler de o anahtarın zâhirdeki tertibidir. Metinde açıkça, harflerin esrarının Âdem’e öğretildiği, bunun da onu hilafete ehil kıldığı söylenir.

Fakat burada en mühim incelik şudur: Harf bilmek ile harflerin hakikatine ermek aynı şey değildir. Harfin sayısını, tertibini, mahrecini bilmek başka; onun hangi isme, hangi mertebeye, hangi tecelliye işaret ettiğini bilmek başkadır. Nitekim “bütün esrar bu harflerin altındadır” derken, herkesin bunların tamamını kuşatamayacağını, herkese derecesine göre bir sır verileceğini söyler. Yani harf ilmi mekanik bir hesap değil; nasibe, idrake ve tahkike bağlı bir sır alanıdır.

O halde “harf bilinmeden esmânın bâtınına varılır mı?” sualinin cevabı bizim nazarımızda, harfin zâhirini bilmeden esmânın bütün remzine varılamaz; fakat sırf harf bilgisiyle de esmânın bâtını açılmaz. Çünkü esmânın bâtını, yalnız lafızda değil; kulun kalbinde, hâlinde ve tecelli kabiliyetinde açılır. Harf kapıdır, isim mânâdır, marifet ise o mânânın kulda dirilmesidir. Bu yüzden harf, bâtına geçişte lazımdır; ama tek başına yeterli değildir.

İnsanın halifelik sırrı da burada düğümlenir. İnsan halife olduğu için esmâyı bilir; halife olduğu için harfi çözer değil. Daha doğrusu, insanın hilafeti harfte değil, hakikati taşıma istidadındadır. Fakat o hakikatin zâhirdeki düzeni de harf, kelime ve isimle kurulur. Bu yüzden halifelik sırrı ne yalnız “isim bilmek”tedir ne de yalnız “harf çözmek”tedir; isimden hakikate, harften mânâya, lafızdan ilâhî nisbetlere geçebilmektedir. İbn Arabî’nin insanı “Hakk’ın ve âlemin sûretinden meydana gelen bir nüsha” diye anlatması da bunu gösterir: insan, isimlerin mazharı olduğu için azizdir; fakat o zuhurun kendisine ait olmadığını bildiği ölçüde de kuldur. Sürç-i lisan ettiysem ehli olan tashih buyursun...

Horasan 11.04.26 15:40

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705349)
Başa dönersek ve sorumun cevabına gelirse de isim harften doğmaz; harf, ismin zuhurdaki gölgesi ve elbisesidir. Çünkü harf kendi başına hakikat kuran bir asıl değil, mânânın nefes ve lafız içindeki sûretidir. İbn Arabî çizgisinde harfin ortaya çıkışı bile nefesin mahreçlerde kesilmesiyle açıklanır; yani önce mânâya taşıyıcı olan nefes vardır, sonra o nefes çeşitli mertebelerde harfe dönüşür. Bu yüzden harf, hakikatin kaynağı değil; zuhuru, izi ve işaretidir.

Esmâ bâtındır, harf zâhirdir. Esmâ, ilâhî nisbetler ve hakikatlerdir; harf ise o hakikatlerin işitilebilir, yazılabilir ve okunabilir biçimde görünmesidir. Bu sebeple “Âdem’e esmâ öğretildi” ayetini harflerin esrarına işaret sayan çizgi de aslında şunu söylemektedir: Âdem’e salt kelime ezberi değil, hakikatlerin anahtarı verilmiştir; harfler de o anahtarın zâhirdeki tertibidir. Metinde açıkça, harflerin esrarının Âdem’e öğretildiği, bunun da onu hilafete ehil kıldığı söylenir.

Fakat burada en mühim incelik şudur: Harf bilmek ile harflerin hakikatine ermek aynı şey değildir. Harfin sayısını, tertibini, mahrecini bilmek başka; onun hangi isme, hangi mertebeye, hangi tecelliye işaret ettiğini bilmek başkadır. Nitekim “bütün esrar bu harflerin altındadır” derken, herkesin bunların tamamını kuşatamayacağını, herkese derecesine göre bir sır verileceğini söyler. Yani harf ilmi mekanik bir hesap değil; nasibe, idrake ve tahkike bağlı bir sır alanıdır.

O halde “harf bilinmeden esmânın bâtınına varılır mı?” sualinin cevabı bizim nazarımızda, harfin zâhirini bilmeden esmânın bütün remzine varılamaz; fakat sırf harf bilgisiyle de esmânın bâtını açılmaz. Çünkü esmânın bâtını, yalnız lafızda değil; kulun kalbinde, hâlinde ve tecelli kabiliyetinde açılır. Harf kapıdır, isim mânâdır, marifet ise o mânânın kulda dirilmesidir. Bu yüzden harf, bâtına geçişte lazımdır; ama tek başına yeterli değildir.

İnsanın halifelik sırrı da burada düğümlenir. İnsan halife olduğu için esmâyı bilir; halife olduğu için harfi çözer değil. Daha doğrusu, insanın hilafeti harfte değil, hakikati taşıma istidadındadır. Fakat o hakikatin zâhirdeki düzeni de harf, kelime ve isimle kurulur. Bu yüzden halifelik sırrı ne yalnız “isim bilmek”tedir ne de yalnız “harf çözmek”tedir; isimden hakikate, harften mânâya, lafızdan ilâhî nisbetlere geçebilmektedir. İbn Arabî’nin insanı “Hakk’ın ve âlemin sûretinden meydana gelen bir nüsha” diye anlatması da bunu gösterir: insan, isimlerin mazharı olduğu için azizdir; fakat o zuhurun kendisine ait olmadığını bildiği ölçüde de kuldur. Sürç-i lisan ettiysem ehli olan tashih buyursun...

Hocam peki harflerin asıl sırrı şekillerinden dolayı mıdır yoksa telaffuzlarından kaynaklı mıdır örneğim Arapça te harfi ile se harfini ele aldığımızda eğer te 3 noktalı se 2 noktalı olsaydı te ile se harflerinin işlevleri değişir miydi yoksa telafuzları aynı kaldığı için aynı mı olurdu sakladığı derin gizli bilgi neye bağlıdır yoksa tamamen farklı bir şeye mi evirilirdi.

HâmûŞî 11.04.26 15:57

Alıntı:

Horasan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705352)
Hocam peki harflerin asıl sırrı şekillerinden dolayı mıdır yoksa telaffuzlarından kaynaklı mıdır örneğim Arapça te harfi ile se harfini ele aldığımızda eğer te 3 noktalı se 2 noktalı olsaydı te ile se harflerinin işlevleri değişir miydi yoksa telafuzları aynı kaldığı için aynı mı olurdu sakladığı derin gizli bilgi neye bağlıdır yoksa tamamen farklı bir şeye mi evirilirdi.

Değerli kardeşim önce belirteyim ki hoca değilim diye büyüklerimize karşı edebimiz yerinde dursun; Harfin derin gizli bilgisi tek başına noktaya bağlı değildir; tek başına sese de bağlı değildir. Asıl sır, önce nefesin mahreçte harfe dönüşmesindedir; şekil ve nokta ise bu sırrın yazıdaki perdesidir. Bu sebeple te ile se arasındaki farkın kökü yalnız nokta değildir; mahreç ve sıfattır. Nokta, o farkı gözle görünür hâle getirir. Yani nokta değişse, harfin işaret dili değişebilir; fakat mahreç değişmedikçe harfin aslî hakikati büsbütün başka bir şeye dönüşmez.

BAKARA 11.04.26 20:07

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705349)
Başa dönersek ve sorumun cevabına gelirse de isim harften doğmaz; harf, ismin zuhurdaki gölgesi ve elbisesidir. Çünkü harf kendi başına hakikat kuran bir asıl değil, mânânın nefes ve lafız içindeki sûretidir. İbn Arabî çizgisinde harfin ortaya çıkışı bile nefesin mahreçlerde kesilmesiyle açıklanır; yani önce mânâya taşıyıcı olan nefes vardır, sonra o nefes çeşitli mertebelerde harfe dönüşür. Bu yüzden harf, hakikatin kaynağı değil; zuhuru, izi ve işaretidir.

Esmâ bâtındır, harf zâhirdir. Esmâ, ilâhî nisbetler ve hakikatlerdir; harf ise o hakikatlerin işitilebilir, yazılabilir ve okunabilir biçimde görünmesidir. Bu sebeple “Âdem’e esmâ öğretildi” ayetini harflerin esrarına işaret sayan çizgi de aslında şunu söylemektedir: Âdem’e salt kelime ezberi değil, hakikatlerin anahtarı verilmiştir; harfler de o anahtarın zâhirdeki tertibidir. Metinde açıkça, harflerin esrarının Âdem’e öğretildiği, bunun da onu hilafete ehil kıldığı söylenir.

Fakat burada en mühim incelik şudur: Harf bilmek ile harflerin hakikatine ermek aynı şey değildir. Harfin sayısını, tertibini, mahrecini bilmek başka; onun hangi isme, hangi mertebeye, hangi tecelliye işaret ettiğini bilmek başkadır. Nitekim “bütün esrar bu harflerin altındadır” derken, herkesin bunların tamamını kuşatamayacağını, herkese derecesine göre bir sır verileceğini söyler. Yani harf ilmi mekanik bir hesap değil; nasibe, idrake ve tahkike bağlı bir sır alanıdır.

O halde “harf bilinmeden esmânın bâtınına varılır mı?” sualinin cevabı bizim nazarımızda, harfin zâhirini bilmeden esmânın bütün remzine varılamaz; fakat sırf harf bilgisiyle de esmânın bâtını açılmaz. Çünkü esmânın bâtını, yalnız lafızda değil; kulun kalbinde, hâlinde ve tecelli kabiliyetinde açılır. Harf kapıdır, isim mânâdır, marifet ise o mânânın kulda dirilmesidir. Bu yüzden harf, bâtına geçişte lazımdır; ama tek başına yeterli değildir.

İnsanın halifelik sırrı da burada düğümlenir. İnsan halife olduğu için esmâyı bilir; halife olduğu için harfi çözer değil. Daha doğrusu, insanın hilafeti harfte değil, hakikati taşıma istidadındadır. Fakat o hakikatin zâhirdeki düzeni de harf, kelime ve isimle kurulur. Bu yüzden halifelik sırrı ne yalnız “isim bilmek”tedir ne de yalnız “harf çözmek”tedir; isimden hakikate, harften mânâya, lafızdan ilâhî nisbetlere geçebilmektedir. İbn Arabî’nin insanı “Hakk’ın ve âlemin sûretinden meydana gelen bir nüsha” diye anlatması da bunu gösterir: insan, isimlerin mazharı olduğu için azizdir; fakat o zuhurun kendisine ait olmadığını bildiği ölçüde de kuldur. Sürç-i lisan ettiysem ehli olan tashih buyursun...

Abi yine çok güzel bir açıklama olmuş emeğine sağlık. Yazdıklarınızı okurken şuurum genişliyor.
Basiretim açılıyor.
Bu nasıl bir lisandır be mübarek 🖤
Size bir şey daha sormak istiyorum.
Siz bu açıklamayı yapınca benim aklımda bazı ışıklar yandı.


“ isim harften doğmaz; harf, ismin zuhurdaki gölgesi ve elbisesidir.” Demiştiniz.
Acaba hz ademede hakikat için böyle söylenebilirmi?
Hz Adem hakikatin vicut bulmuş halidir denilebilirmi ?

HâmûŞî 11.04.26 20:45

Alıntı:

BAKARA Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705377)
Abi yine çok güzel bir açıklama olmuş emeğine sağlık. Yazdıklarınızı okurken şuurum genişliyor.
Basiretim açılıyor.
Bu nasıl bir lisandır be mübarek 🖤
Size bir şey daha sormak istiyorum.
Siz bu açıklamayı yapınca benim aklımda bazı ışıklar yandı.


“ isim harften doğmaz; harf, ismin zuhurdaki gölgesi ve elbisesidir.” Demiştiniz.
Acaba hz ademede hakikat için böyle söylenebilirmi?
Hz Adem hakikatin vicut bulmuş halidir denilebilirmi ?


Değerli kardeşim Hazreti Âdem aleyhisselâm için de “hakikatin kendisidir” değil, “hakikatin ilk câmi mazharıdır” deriz. Çünkü o, esmâyı taşıyan, hilâfete ehil kılınan ve insan nev’inin zahirde ilk aslı olan mübarek babamızdır; fakat yine de kuldur, mahlûktur, mazharıdır; hakikatin aynısı değildir. Bu kayıt korunursa söz sahih olur, kayıt kalkarsa mana tehlikeye girer.

BAKARA 11.04.26 22:01

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 705387)
Değerli kardeşim Hazreti Âdem aleyhisselâm için de “hakikatin kendisidir” değil, “hakikatin ilk câmi mazharıdır” deriz. Çünkü o, esmâyı taşıyan, hilâfete ehil kılınan ve insan nev’inin zahirde ilk aslı olan mübarek babamızdır; fakat yine de kuldur, mahlûktur, mazharıdır; hakikatin aynısı değildir. Bu kayıt korunursa söz sahih olur, kayıt kalkarsa mana tehlikeye girer.

Anladım efendim.
Hakikat hazreti Adem değildir hazreti ademde
Cami olan mazhardır.
Bu ince çizgiyi koruyacağım
Rabbim ilminizi artırsın


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:41.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148