![]() |
Takdim - te’hir....
Bir âyette takdim-te’hir değiştiğinde mana neden derinleşir; lafzın yer değiştirmesi, hakikatin merkezi hakkında bize ne söyler?
|
Alıntı:
yalnız Allaha aşttir bütün işler in bütün işler Allaha aittir olması gibi yani fiilin önce mefulun sonra olması gerekirken mefulun önce fiilin sonra kullanılması gibi bunu ayet yönünden konuşmak derin ilim gerektirir, bende o ilim yok o yüzden OMERTA |
Alıntı:
Mesela “İyyâke na‘budu ve iyyâke nesta‘în” ifadesi, “na‘buduke” şeklinde de söylenebilirdi; fakat Kur’ân bunu böyle kurmamıştır. Burada mef‘ûlün, yani “iyyâke”nin öne alınması hasr içindir; yani mana sadece “Sana kulluk ederiz” değil, **“yalnız Sana kulluk ederiz”**dir. Demek ki kelime yer değiştirdiğinde fiilin çıplak anlamı değil, tevhidin tahsisi doğmaktadır. Burada hakikatin merkezi “kulluk” fiilinin kendisi değil, o kulluğun yalnız Allah’a tahsis edilmiş olmasıdır. Aynı incelik “fe iyyâye ferhebûn” ifadesinde de vardır. Burada da mana sadece “benden korkun” değildir; tefsir ehli bunu “eğer korkacaksanız yalnız Benden korkun, başkasından değil” diye açıklamıştır. Yani lafzın öne alınması, korkunun mahiyetini değil, korkunun yönünü düzeltmektedir. Böylece âyet, korku duygusunu ortadan kaldırmıyor; onu şirke, kula, sebebe, vehme değil, yalnız Allah’a bağlayarak tevhidî bir mecraya çekiyor. İşte takdim-te’hîr burada, kalbin bağlanacağı merkezi tayin ediyor. Yine “ve alallâhi fetevekkelû” ifadesinde de aynı sır vardır. Burada tefsirlerde, Allah’a tevekkülün sebepleri terk etmek değil; sebepleri aldıktan sonra dayanmayı yalnız Allah’a bağlamak olduğu vurgulanır. “Allah’a tevekkül edin” denmemiş de “Allah’ın üzerine / Allah’a mahsus olarak tevekkül edin” üslubu kurulmuştur; çünkü maksat sadece tevekkülün emredilmesi değil, tevekkülün mahal ve mercii itibarıyla düzeltilmesidir. Yani takdim, burada fiili değil nisbeti tashih eder: kul sebepleri kullanır, ama kalbini sebeplere değil Allah’a bağlar. Binaenaleyh lafzın yer değiştirmesi, hakikatin merkezine dair bize şunu söyler: Kur’ân’da öne alınan şey, o bağlamda ihmal edilmemesi gereken asıl mânâ çekirdeğidir. Bazen bu çekirdek tevhiddir, bazen korkunun yönüdür, bazen tevekkülün mahallidir, bazen de muhatabın nazarını önce nereye çevirmesi gerektiğidir. Bu sebeple takdim-te’hîr, sadece dilcinin konusu değildir; kalbin terbiyesiyle ilgilidir. Çünkü Kur’ân lafzı dizmez; nazarı terbiye eder. Bir kelimeyi öne alırken, aslında senin kalbinde neyin önde olması gerektiğini öğretir. Sözün hülâsası şudur: Takdîm-te’hîr, cümledeki sıralama değişikliği değil, hakikatteki öncelik ilânıdır. Kur’ân bir kelimeyi öne aldığında, “mananın kapısı buradan açılıyor” demektedir. İşte bunun için mana derinleşir; zira artık yalnız ne söylendiğini değil, niçin o tertiple söylendiğini de okumaya başlarsın. En doğrusunu Allah bilir... |
Konuyu şimdi anlayabildim, yeni bir şey daha öğrenmiş oldum.
Bu güzel konuların devamı gelsin lütfen. Forumumuzda böyle güzel ve öğretici konulara çok ihtiyaç var. mnks mnks mnks |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:37. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com