![]() |
Lafız giderse, murad neyle korunur...
Rivâyet bi’l-ma‘nâ caiz kabul edildiğinde, Nebevî sözde korunan şey lafız değil murad ise; muradın sınırı nasıl tayin edilir? Çünkü muradı koruyayım derken lafzın doğurduğu ince delâletlerin kaybı, hadisin hükmünü ve hikmetini sessizce değiştirebilir.
|
Alıntı:
hadisin rivayeti lafzıyla değil, manasıyla rivayet etme alemi islamdaki alim olan kişilerin ezici çoğunluğu tarafından, lafızların özellikleri ve hassasiyetlerinin hükmü değiştirmeyecek seviyede , fıkıh ve Arap dilinin bir çok lehçesinde oldukça derin bilgi sahibi olanlar için caiz görülmüştür. fakat bu durum hassas delaletlerin kaybı ayrıca anlam kayması tehlikesini ortaya çıkartır |
Alıntı:
Nebevî sözde korunması gereken şey, ne yalnız çıplak lafızdır ne de ravinin zihninde kalan kaba mânâdır; korunması gereken, hükmü, makamı, siyakı ve delâlet ufkuyla birlikte muraddır. Çünkü hadis lafzı bazen sadece haber taşımaz; umûm-husûs, ıtlâk-takyîd, emir-nehiy, medh-zem, tebşîr-inzâr ve edeb-i hitap gibi katmanlar da taşır. Lafız değiştiğinde çıplak mânâ kalıyor görünse bile, bu ince delâlet halkalarından biri sessizce düşerse, hükmün yönü değişmeyebilir ama hikmetin istikameti değişebilir; hikmet değişmese bile makamın tonu kayabilir. Onun için muradın sınırı, “ben yaklaşık aynı şeyi söyledim” sözüyle tayin edilmez. Sınır şurada başlar: Lafızdaki değişiklik, hadisin hükmüne, delâletine, tahsisine, ta‘mimine, edebine veya ibadet dilindeki hususiyetine dokunuyor mu, dokunmuyor mu? Dokunuyorsa, orada muradı korumak neredeyse lafzı korumaya yaklaşır; dokunmuyorsa, ehil için ruhsat kapısı konuşulur. Murad, lafzın karşısında duran kaba bir “mana özeti” değildir; lafzın doğurduğu hüküm, makam ve ince delâletlerin cemidir. Asıl mesele hadisi mânâ ile rivayet etmek değil; mânâyı rivayet ederken muradın hududunu düşürmemektir. Burada hata, çoğu zaman hadisi bozarak değil; hadisin etki alanını sessizce daraltarak ortaya çıkar. |
Alıntı:
rivayet bilmana caiz kabul edildiginde nebevi sozde korunan sey lafiz degil murad ise muradin siniri her seyden once ravinin dil ve şeriat ehliyetiyle tayin edilir lafzi degistirecek kisinin kelimeler arasindaki ince nukte farklarini ayirt edebilecek duzeyde bir arapca bilgisine ve fikhî melekeye sahip olmasi sart kosulur muradin siniri hadisin sevk edildigi asli mananin ve hukmun illetinin korunmasiyla cizilir eger ravi kelime secimiyle hadisin kapsamina yeni bir hukum ekliyor veya var olan bir istisnayi ortadan kaldiriyorsa muradin siniri asilmis kabul edilir ozellikle taabbudi nitelikteki dualar ve cevariul kelim gibi mucizevi ifadelerde lafiz muradin kendisi oldugu icin bu alanlarda sinir bizzat kelimelerin kendisidir sonucta murad siyak sibak ve hadisin vurus sebebi dairesinde belirlenir ve diger lafzi rivayetlerle karsilastirilarak denetlenir boylece lafzin dogurdugu ince delaletlerin kaybolmasinin ve hukmun sessizce degismesinin onune gecilmeye calisilir ulema lafzin korunmasini her zaman evla gormustur cunku insan zihni nebevi muradin tum boyutlarini her zaman kusatamayabilir bu yuzden muradin siniri belirlenirken ihtiyat ilkesi geregi metnin fikhî yuku asla daraltilmamali veya genisletilmemelidir ravinin kendi anlayisini hadisin asli manasi yerine koymasi muradin sinirinin ihlali anlamina gelir bu hassas terazi hadis usulunun en temel guvencelerinden biridir ve metnin ozgunlugunun korunmasini saglar |
Alıntı:
“Muradın sınırı her şeyden önce ravinin dil ve şeriat ehliyetiyle tayin edilir” cümlesi biraz kaydırıyor. Daha sahih ifade şu olur: Ravinin ehliyeti, muradı tayin etmez; muradı bozmayacak şekilde taşıyabilmesinin şartıdır. Muradın sınırı ise hadisin siyâkı, sibâkı, vürûd sebebi, babı, diğer lafzî rivayetleri ve şer‘î delâlet ağı içinde anlaşılır. Ravinin ehliyeti bu sınırı kurmaz; o sınırı geçmemesini sağlar. “Hükmün illetinin korunmasıyla çizilir” ifadesi her hadis için aynı açıklıkta doğru değildir. Çünkü her rivayette illet, usûlî anlamda açık ve müştereken tayin edilmiş olmayabilir. Burada daha isabetli tabir, “hadisin aslî mânâsı, hükmü ve delâlet hududu korunmalıdır” demektir. Yani mesele yalnız illet değil; bazen tahsis, takyid, istisna, emir-nehiy tonu, medh-zem istikameti gibi daha ince delâletlerdir. “Taabbudî nitelikteki dualar ve cevâmiu’l-kelim gibi mucizevi ifadelerde lafız muradın kendisidir” cümlesi mana bakımından anlaşılır; fakat daha ilmî şekliyle şöyle denmesi evlâdır: Bu nevide lafız, muradın ayrılmaz taşıyıcısıdır. Çünkü ulemâ, özellikle ezkâr, ed‘iye, cevâmiu’l-kelim ve benzeri alanlarda rivâyet bi’l-ma‘nâya daha dar bakmış, burada lafzın korunmasını çok daha güçlü biçimde istemiştir. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Muhteşem bir sohbet ve konu okuyorum :)
mnks mnks mnks |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:53. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com