![]() |
Hep başa dönmek ve yarım kalma halim..
Yaşım 45 oldu. Bu yaşıma kadar geçen günlerimi oturup düşünüyorum her şeyim yarım kalmış hep bir başa dönüş var. Lisede bir sevdaya düşmüştüm yarım kaldı, saz çalmak istedim adam akıllı çalamadım benimle başlayanlar aldı başını gitti, bir meslek edindim yarım kaldı meslek değiştirdim, bir sehre yerleştim taşınmak durumunda kaldım, bir ev aldım muhafaza edemedim satmak zorunda kaldım, arabam vardı sahip çıkamadım satmak zorunda kaldım, motor aldım sahip çıkamadım satmak zorunda kaldım, liseden sonra çalışmaya başladım taa o zamanlardan aldigimla gecinemiyordum hep bir borç harc mucadelesi, şimdi 45 yaşındayım bu günüme bakıyorum maasinla en az 3 yıl borç ödemem lazım ki sıfıra çıkayım, alkolum yok kumarim yok gece hayatım yok. Bir kitaba başlarım yarım kalır, bir zikire başlarım yarım kalır, namaz kılmaya gayret ederim yarım kalır kısaca hangi ise elimi atsam hep yarım kalır. Maddi sıkıntılar yüzünden manevi hayatım sadece Rabb'im den maddi rızık istemeye dönüşür. 17 18 yaşımdan 30 yıl geçmiş ama ben bir adım ileri gidememisim. Her hangi Bir konuda evet bu işi layıkıyla yapıyorum diyeceğim birşey yok hebir yarım kalmışlık var. Hep bir başa dönüş var. Nedir bu işin hikmeti bilen varsa Allah rızası için yol göstersin.
|
Elinde olan şeyleri sonuna kadar zorladın mı abi? Harama girmeden olabilecek son noktasına kadar ve nimetler elinden çıkmadan önce bunlar için hayr dualar ettin mi? Yoksa sadece sıkıntı anlarında mı Allah zikri aklına geldi. Yanlış anlaşılmasın hesap sormak için yazmıyorum, aynısını kendi nefsime de hep diyorum.
Biz bazı şeyleri Allah'tan çok sevince, Allah onu elimizden alıyor ve ve imtihanımız haline getiriyor. Birçok kişi tecrübe etmiştir bu hakikati. Ben de bir kızı çok sevmiştim, evlenecektik. O kadar sevmiştim ki gözüm başka hiçbir şeyi görmüyordu. Ve ibadetlerimi haşa Allah için değil, dualarımda onunla olan güzel gelecek hayallerini istemek için yapıyor gibiydim. Tabi ben bunun farkında değildim. Muhtemelen sevgide haddi çok aşmışım ki ayrılık takdir oldu tam evlenme arifesinde. Allah isterse bana tekrardan kavuşmak nasip olur, o istemezse bütün dünya bir araya gelse faydası yok. Ama her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu günahkarlığıma rağmen çok çok iyi anladım. Gidecek başka hangi kapımız var? Bu dünya imtihan ve yarım kalma dünyası, sadece ahiret nimetlerinin numunesi. Tam olan ebedi yurtta, yani ahirette olacak. Sadece imtihan bitene kadar sabır dilememiz ve problemlerin çözümü için çareler aramamız gerekiyor. |
Alıntı:
bu yaşadıklarını en iyi anlatan şura 30. ayettir mealen öyle buyruluyor Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğu günahınızı affeder Ayetin Açıklaması İnsanların dünyada karşılaştığı sıkıntı, acı, hastalık ve felâketlerin temelinde kendi hata, ihmal ve günahlarının yattığına dikkat çekilir. Aynı zamanda Allah'ın, insanların yaptığı her hatadan dolayı hemen cezalandırmadığı, lütfuyla kusurların pek çoğunu bağışladığı vurgulanır.... |
Konu sahibi üstüne alınmasın. Ben kendi fark ettiğim bir şeyi söyleyeyim. Biri bahsetmişti, ondan dinlemiştim.
Sadece zora düşünce, darlık zamanlarında veya bir şeyi çok istemek için Allah'a yönelip rahatlık zamanında Allah'ı çok da anmayınca, Allah kendisini analım diye sıkıntıya sokuyor gibi. Sonra bunu anlayana kadar da hep sıkıntı veriyor. Bunun dışında ise zaten günahkâr kullarız, buna rağmen Allah bizi sıkıntıya soksa da koruyor, rızıklandırıyor. Allah'tan başkasına el açmak olmayacağına göre tabii ki her şeyi Allah'tan istiyoruz. İsterken de günahkar olduğumuzu unutmayıp biraz utanarak istemek gerek. |
Acaba tam sorumluluk almamak için yarım bırakıyor olabilir misiniz. benim bir tanıdığım ve ailesi de böyleler. işe girerler en fazla 6 ay çalışır istisnasız hepsi çıkar. hep bir sebepleri vardır ya da başlarına bir talihsizlik gelmiştir. hiçbiri okulu bitiremedi, orda da hep sistem ve hocalar suçluydu. iki evleri varmış batmışlar ikisini de satmışlar kiradalar. bunun içinde ortaklarını suçlarlar hep. uzun lafın kısası aslında zora gelemiyorlar, sıkışınca ya da sorumluluk almaya gelince çekindikleri için rutinleri de güvenli geldiği için ellerindekini bırakıp oturuyorlar. sizin ailede de böyle birşeyler olabilir mi?
|
Yorumların tümünü okudum ancak bu öyle bir şey değil arkadaşlar. Tamamen takdir edilmiş bir döngünün içerisindeyim ben bunda ki hikmeti bulmaya çalışıyorum. Elbet bu döngü boşuna değil. Şikayet de etmiyorum. Yokluğa düşünce tabi ki gidecek yurdumuz mu var Rabbimizden başka. O'ndan istiyorum isterken de acizliğimi dile getirip rahata erince bu günlerimi unutturma, şükrü olmayan huzur verme diyorum. Yani demek istediğim sorumluluk almamak ya da şükürsüzlük değil ayrıca harama bulaşmamak için insanın gösterebileceği mümkün olan en üst çabayı gösteriyorum kendimce. Belki bazen kuruş hesabı yapıp çoğu insanın umursamadığı kuruşun hesabını yapıp hakkı hakkına teslim etme gayretine giriyorum. YAş ilerledikçe de insan daha çok sorguluyor nefs seni yoruyor o senle başladı bak buraya geldi sen hala başladığın yerdesin diye. Hepsinin savaşını ayrı ayrı veriyorum zihnimde. Ama benim anladığım bu böyle basit birşey değil. Çok şükür ki Rabb'im kulunu yalnız bırakmıyor. Derdim derdimi söyleyip dermandan olmak da değil. Bu sorgulamalarım yeni de değil ancak belki aynı yoldan geçen bir kardeşim vardır belki aynı yoldan geçene şahitlik etmiş bir kardeşim vardır da benim göremediğimi söyler, bu hal üzre tecelli eden esmayı görmeme sebep olur.
|
İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.
Yunus-12 |
Alıntı:
Ama inan ki sadece sen değilsin birçok kişinin aynı yaşadığı durumlar var. Herhangi bir musallat, büyü durumu vs varsa buradaki değerli hocalarımiza danış çözüm ara. Abdülkadir Geylani Hz.den içinde olduğun durumuna bir cevap niteliğinde; Ne nimetlere kavuşmayı, ne de belâlardan savuşmayı seç! Senin iştiyakın yahut nefretinle değişmez; kısmetin olan seni bulacak. Senin için takdir edilen on-larsa eğer; belâlar da sana ulaşacak! îster onlardan muzdarip ol, ister onlan duây-la kaldır, ister onlara sabret, ve ister de Hâlık-ı Zülcelâl'in nzâsı için onlara tahammül göster... Takdir edilene teslim ol ki, sende fiilini icra etsin. Eğer nimetler takdir edilmişse, şükürle meşgul ol. Eğer belâlarsa takdir edilen; dayan ve sabır göster!.. Sana anlatılan ve senin intikal ettiğin hâller ile Refîk-ı Alâ'ya vasıl olmak için itaat ve velâyetiyle emrolunduğun Mevlâ'nın yolunda katettiğin menzileler miktannca; ya muvâfakat edip bunlarla nîmetlenirsin, ya da bunlarda yok olup fenâya erersin, işte o zaman senden önce hükümdara gidip O'na yaklaşan ve O'nun indinde her türlü letafet, sürür, emniyet, kerâmet ve nimeti bulan kimseyi görmek üzere; daha önceki sıddîk, şehid ve sâlihlerin makamına ulaşırsın. Bırak belâlar seni ziyaret etsin; belâlann yolunu kesme, gelip yaklaşmalarından korkup durma, zîrâ; onların ateşi cehennemin ateş ve alevinden daha büyük değildir. Beşeriyetin en hayırlısı; arzın taşıdıklannın ve semânın gölgelediklerinin en şereflisi; Muhammed Mustafa -sallâllahu aleyhi vesellem-, rivayet edilen bir hadîste şunu haber veriyor: "Cehennem ateşi mü'mine, 'geç ey mü'min, nurun alevimi söndürdü,' der." Kızgın hâldeki ateşin alevini söndüren nûr; mü'minin dünyada iken sahip olduğu, dünyaya itâat edeni de isyan edeni de terk etmeyecek olan nûrdan başkası değildir. Öyleyse bu nûr, belâlann alevini söndürsün, sen de sabrının ve Mevlâ'ya muvâfakatinin serinliği ile başına gelenin ve sana yaklaşanın heyecanını hisset. Belâ sana, seni helâk etmek için gelmez, aksine; seni sınamak, îmânının sıhhatini veya kininin ipinin sağlamlığını pekiştirmek için gelir. Belânın bâtını da Mevlân'ın seninle övündüğünü sana müjdelemek içindir. Allah Teâlâ buyurur ki: "İçinizden mücahidleri ve sabredenleri bilmek ve durumlannızı anlamak için sizi sınayacağız" (Muhammed; 31). |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Rahat zamanlarımda da hep allaha şükürlü bi insan olarak maalesef bende bu durumdayım
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
İnsanın kırk beş yılı geride bırakıp durup arkasına bakması, hayatın en ağır demlerinden biridir. Kumarın, alkolün, gece hayatının olmadığı; yani kendi ellerinizle kendinizi ateşe atmadığınız dürüst bir yaşam sürerken, her şeyin yarım kaldığını ve sürekli sıfır noktasına döndüğünüzü hissetmek ruhu yoran muazzam bir yük oluşturur. İnsan haklı olarak sorar: "Neden başladığım hiçbir bağı sonuna kadar götüremiyorum, neden hep başa dönüyorum?" Ancak bu sisli odadan çıkıp hayatınıza hem İslami hem de felsefi bir pencereden dışarıdan baktığımızda, o "hüsran" ve "yarım kalmışlık" zannettiğiniz tablonun içinde çok daha derin bir hikmet gizlidir. İslam inancına göre dünya bir "tamamlanma" ya da her şeyi kusursuzca bitirme yeri değildir; burası bir çaba alanıdır. Kul, neticeden değil, süreçten ve niyetten sorumludur. Yaşadığınız maddi sıkıntılar yüzünden dualarınızın sadece rızık talebine dönüşmesi sizde bir mahcubiyet yaratıyor, farkındayım. Ancak unutmamak gerekir ki, rızık endişesi de bu dünyanın en büyük imtihanlarından biridir. Kulun Allah’a en muhtaç olduğu an, O’na en yakın olduğu andır. Borç harç içinde, kalbiniz sıkışarak ettiğiniz o samimi rızık duaları, belki de hiçbir maddi kaygısı olmayıp şükretmeyi unutan birinin saatlerce süren secdelerinden çok daha sevgilidir Allah katında. Namazın, zikirlerin ya da ibadetlerin yarım kalması hususunda ise nefis ve şeytan insana hep "Bak yine yarım bıraktın, senden adam olmaz" fısıltısını fısıldar. Oysa manevi pencereden bakıldığında, kırk beş yaşında bir ibadete yüzüncü kez yeniden başlamak bir yenilgi değil, muazzam bir zaferdir. Allah size nefes vermeye devam ediyor ve siz her seferinde "Yarım kaldım ama yine kapına geldim" diyorsunuz. İslam’da aslolan hiç düşmemek değil, her düştüğünde yüzünü yeniden o kapıya dönebilmektir. Sizin "başa dönüş" dediğiniz şey, aslında Allah'ın sizi her seferinde huzuruna geri çağırma lütfudur. Kul, o kapıdan kovulmadığı sürece yarım kalmış sayılmaz. Felsefi açıdan bakıldığında ise modern dünya insana sürekli çizgisel bir ilerleme masalı anlatır; hep daha yukarısını, hep daha fazlasını almayı ve elindekileri muhafaza etmeyi bir başarı ölçütü olarak sunar. Oysa hayat çizgisel değil, döngseldir. Tıpkı Albert Camus’nün anlattığı Sisyphos’un dev kayayı dağın tepesine çıkarıp her seferinde aşağı yuvarlanışını izlemesi ve yılmadan tekrar aşağı inip o kayayı omuzlaması gibi... Ev gitmiş, araba gitmiş, motor elden çıkmış olabilir; maddi nesneler avucunuzdan kayıp gitmiştir ama siz kırk beş yıldır bu fırtınaların ortasında hala ayakta kalmayı başarmışsınız. Sazı adamakıllı çalamamış olmanız o tınıyı ruhunuza üflemediğiniz anlamına gelmez. Kitapların yarım kalması, o okunan sayfaların zihninize bir ufuk katmadığı anlamına gelmez. Bir şehre yerleşip taşınmak size esneklik vermiş, hayata karşı direnç kazandırmıştır. Siz hiçbir şey yapamadığınızı düşünürken, aslında arka planda muazzam bir sabır, deneyim ve esneklik biriktirdiniz. Tamamlayamamak bir kusur değil; hayatın her renginden, her notasından bir tutam tatmış olmaktır. Bu işin asıl hikmeti şudur: Sizin imtihanınız süreklilikle değil, her defasında yeniden başlayabilme iradesiyledir. Siz bu dünyaya her şeyi kusursuz inşa edip karşısına geçerek seyredecek bir "müteahhit" olarak gelmediniz; siz bu dünyaya bir "yolcu" olarak geldiniz. Bir yolcu bazen aracını kaybeder yürür, bazen yolda kalır, bazen de yoldan geri döner ama mühim olan hala yolda olmasıdır. O onyedi-onsekiz yaşındaki halinizden bir adım ileri gidemediğinizi düşünmeniz, gözünüzün sürekli başkalarının ne kadar uzağa gittiğinde olmasındandır. Sizinle yola çıkanlar almış başını gitmiş olabilir; onların sınavı vardıkları yerde kibirlenmemektir. Sizin sınavınız ise geride kalmış görünürken bile ümidi kesmemek, teslimiyeti öğrenebilmektir. Bundan sonrası için kendinizi suçlamayı bırakmalısınız. Dürüstçe, kimsenin hakkını yemeden, kötü alışkanlıklara bulaşmadan kırk beş yaşına gelebilmek bu devirde başlı başına büyük bir başarıdır. Yarım kalma korkusunu yenmek için hedeflerinizi küçültün; bir kitaba başlarken bitirmeyi değil, o gün üç sayfa okumayı hedefleyin. Namaza başlarken ömrün sonuna kadar sürecek bir yükü omuzlamayın, sadece "bu vakti kılacağım" deyin. Toprağın altındaki tohum da filizlenmeden önce "yarım kalmış", karanlığa gömülmüş ve hiçbir yere gidemezmiş gibi görünür. Ama tam o bitti denilen, en dipten başa dönülen noktada çatlaklardan göğe doğru filiz verir. Kırk beş yaş bir bitiş değil; insanın kendi acziyetini, dünyayı ve nefsini en iyi anladığı, olgunlaştığı o muazzam filizlenme yaşıdır. Yeter ki o kapıyı çalmaktan vazgeçmeyin; kapıyı açacak olan, her şeyi hakkıyla bilendir. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Umarım faydası olmuş,derdinize ortak olabilmişimdir… |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:56. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com