![]() |
Gaybın Kapısı, işaretin Sınırı...
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Allah Teâlâ En‘âm 59’da buyurur ki: “Gaybın anahtarları O’nun katındadır; onları O’ndan başkası bilmez. Karada ve denizde ne varsa O bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki bir tane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.” En‘âm 59’da gaybın anahtarları yalnız O’nun katındadır denirken, aynı ayette yaprağın düşüşünden yerin karanlığındaki taneye, yaş ve kuru her şeyin Kitâb-ı Mübîn’de bulunduğu bildirilir. Buna göre insan, varlıkta gördüğü remizlerden, lafızdaki tertipten, sayıdaki işaretten, vaktin seyrinden, kalbe gelen mânâdan ve rüyada açılan perdeden bir netice çıkardığında; bu netice ne zaman edep dairesinde bir işaret olur, ne zaman gayb iddiasına dönüşür? |
İnsan gaybı bilmediğinden gelecekte ne olacağından korkarak yaşar. Fallar baktırır, hocalara gider geleceği öğrenmeye çalışır. Fallarla merakını giderir. Fal doğru çıkarsa da falcıya inandığı için şirke girip dinden çıkmış olur. Halbuki gaybı sadece Allah ve Allah'ın bildirdiği kullar bilir.
|
Acizhane fikrim - düzeltin lütfen yanlışları
bahsi geçen hallerdeki -- varlıkta gördüğü remizlerden, lafızdaki tertipten, sayıdaki işaretten, vaktin seyrinden, kalbe gelen mânâdan ve rüyada açılan perdeden bir netice çıkardığında --- ile bu durumları da Allahın idrak ettirişi ile fark etmiş olacağımızdan . İşaret oldurulması veya o yönde yönlendirilmemiz de o nun idrak ettirmesiyle tamam olacağı için idrakine erdirdiğinde, işareti başlangıç ve anın seyriyle idrak etmiş olacağız zannımca . Bahsi geçen zaman kavramındaki haller nasıl ki geçmiş zaman ile yaşatılıyor belki kişiye idrak ettiriliyor - veya AN bekleniyor. Olayın vardır bir hikmeti dediğimiz dememiz gereken kısmı . o başlangıç ile An arasındaki zamanı seyrettirildiğinde - netice sonuç - olarak idrak ettirildiğinde işaret oluyor . |
Alıntı:
|
Alıntı:
Muhyiddin İbn Arabi'nin Fütûhât-ı Mekkiyye eserinde ilham ve gayb ilmi bahislerini ve İmam Kuşeyri'nin Kuşeyri Risalesi eserindeki firaset ve ilham bölümlerini okumak çok açıklayıcı olur |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
İşaret kalbi uyandırır; gayb hükmü verdirmek için gelmez. Remiz ibret kapısıdır; hüküm makamı değildir. İlham kul için ikaz olabilir; ümmet için delil olmaz. Rüya mânâ taşıyabilir; şeriatın yerine geçmez. Bu yüzden ayetin bize verdiği mizan çok açıktır: Gaybın anahtarı Allah’tadır. Kulun elinde anahtar yoktur; ancak Allah’ın dilediği kadar anlayabileceği işaret vardır. Alıntı:
|
Alıntı:
Çok güzel ve derin mevzular çok iyi 🌹 |
Alıntı:
Bizim sualimiz de zaten bu hakikati tartışmak için değil; bilakis bu hakikatin kul idrakindeki hududunu tayin etmek içindi. Çünkü ayet iki büyük esası birlikte vazeder: Birincisi: Gaybın anahtarı mahlûkun elinde değildir. İkincisi: Âlemde cereyan eden hiçbir şey ilâhî ilim, hikmet ve takdirin dışında değildir. Burada usûl şudur: Allah’ın ilmi yakînîdir; kulun idraki zannîdir. Allah’ın takdiri mutlaktır; kulun sezgisi mukayyettir. Kitâb-ı Mübîn’de sabit olan hakikati Allah bilir; kul ise ancak kendisine açılan kadarından ibret alır. Bu sebeple işaret tamamen inkâr edilmez; çünkü âlem başıboş değildir. Fakat işaret gayb bilgisi yerine de konulmaz; çünkü gaybın anahtarı kulda değildir. Mesela bir yaprağın düşmesi Allah’ın ilmindedir. Kul o yaprağın düşüşünden faniliği, kudreti, hikmeti ve ilâhî murakabeyi anlayabilir. Bu ibrettir, edeptir, tefekkürdür. Fakat o yaprağa bakıp “kesin şu olacak, bu hadise buna delildir” diye hüküm vermek, işareti kendi makamından çıkarıp gayb hükmü makamına taşımaktır. Aynı şekilde rüya, ilham, firâset, remiz, sayı, vakit ve kalbe gelen mânâ; eğer Kur’ân, Sünnet, şeriat edebi ve tevhid mizânı içinde kalırsa kul için bir ikaz ve ibret olabilir. Fakat bunlar kesin hükme, kader tayinine, başkaları üzerinde bağlayıcı delile dönüştürülürse orada hudut aşılmış olur. İlham hüccet-i şer‘iyye değildir; sahibine ait bir işarettir. Firâset basirettir; fakat gaybı kuşatan ilim değildir. Rüya mânâ taşıyabilir; fakat şeriatın yerine geçmez. Remiz ibret kapısıdır; hüküm makamı değildir. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Çok güzel bir gayret 🌹 |
Alıntı:
Burada “Anahtar” ayet-i kerimede nasıl ki anahtar aracılığı ile insan için gaip olan (görünmeyen) şeylere ulaşılabiliyor ise, gayblara ulaşmak (onlan bilmek) den kinayedir. O bakımdan kimi ilim adamı şöyle demiştir: Buradaki “anahtarlar anlamındaki mefatih" kelimesi insanların; Bana şunu aç, demelerinden alınmıştır ki, bu da; bana kendisi vasıtasıyla ulaşabileceğim şeyi ver veya öğret, anlamındadır. Gaybın ilmi Allah'ın yanındadır. Gayba ulaştıran yollar da O'nun elindedir. Buna O'ndan başka kimse sahip değildir. O, kimi bunlara muttali kılmak dilerse onu muttali kılar. Kimi de bunlardan alıkoymak isterse alıkoyar ve perdeler. Böyle bir şey (muttali kılma) ise ancak Onun rasullerine ilminin feyzini vermesi ile olur. Buna delil de yüce Allah'ın şu buyruklarıdır: "Allah sizi gayba da muttali kılmaz. Fakat Allah, peygamberlerinden kimi dilerse onu seçer" (Al-i İmran suresi ayet179); "O, gaybı bilendir. O, kendi gaybına hiçbir kimseyi muttali kılmaz. Meğer ki beğenip seçtiği bir peygamber ola." (Cin suresi ayet 26) "Anahtarlar" ile rızık hazinelerinin kastedildiği de söylenmiştir ki, bu görüş es-Süddi ile el-Hasen'den nakledilmiştir. Mukatil ve ed-Dahhak ise yeryüzü hazineleri olduğunu söylemişlerdir. Buradaki ifade mecazi bir ifadedir. Bununla gayba hangi vasıtalar ile ulaşılabileceğini ifade etmektedir. Bunun dışında hadisin ihtiva ettiği manaya uygun görüşler de ileri sürülmüştür. Yani ecellere ve ecellerin sona ereceği vakte dair bilgiler O'nun yanındadır, demektir. Şöyle de açıklanmıştır: Ömürlerin akibeti ile amellerin ne ile sonuçlana- cağına dair bilgiler O'nun nezdindedir. Buna benzer daha başka görüşler de ileri sürülmüş ise de tercih edilen görüş, birincisidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:34. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com