Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Suret mi, Hakikat mi? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/104687-suret-mi-hakikat-mi.html)

HâmûŞî 05.06.26 12:19

Suret mi, Hakikat mi?
 
Geçmiş büyüklerin yolundaki “hakikat” bugün de yaşıyor mu; yoksa bazı tarikatlarda yalnız yolun sureti, dili ve sembolleri mi kalmıştır?

Svg 05.06.26 12:20

Cevap, sorunun içinde :)

HâmûŞî 05.06.26 12:29

Alıntı:

Svg Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710507)
Cevap, sorunun içinde :)

Doğru, cevap sualin içinde bir işaret olarak var; fakat mesele cevabı bilmekten ziyade, sureti hakikat zannettiğimiz yeri fark edebilmektir. Asıl düşünülmesi gereken yer de burasıdır.

tevafukk 05.06.26 12:52

Her yol ona çıkıyor. Herşey aleni ulu orta hakikat değişmez tek olan Evvel de Ahir de o dur. Herşeyin iyisini bilir . Ki aşk uğruna can vermeyene aşık denirmi boyutundaki teslimiyeti yaşayan varmıdır o da ayrı bir sual .
-- yalnız yolun sureti, dili ve sembolleri mi kalmıştır? - Bu konuda yorum yapmaktan çekindim. Biraz geneline yönelik olmuş olacak söylenenler bize düşmez,

HâmûŞî 05.06.26 13:00

Alıntı:

tevafukk Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710509)
Her yol ona çıkıyor. Herşey aleni ulu orta hakikat değişmez tek olan Evvel de Ahir de o dur. Herşeyin iyisini bilir . Ki aşk uğruna can vermeyene aşık denirmi boyutundaki teslimiyeti yaşayan varmıdır o da ayrı bir sual .
-- yalnız yolun sureti, dili ve sembolleri mi kalmıştır? - Bu konuda yorum yapmaktan çekindim. Biraz geneline yönelik olmuş olacak söylenenler bize düşmez,

Eyvallah, güzel bir noktaya temas ettiniz. Elbette hakikat değişmez; Evvel de Âhir de O’dur. Fakat burada asıl sual şu: Her hak yol O’na çıkar; ama her “yol” iddiası hakikate çıkar mı? Biz şahısları değil, ölçüyü konuşuyoruz. Bize düşmeyen hüküm vermektir; bize düşen mizanı kaybetmemektir.

tevafukk 05.06.26 13:19

Misal yaşanılan bir olay kişi için zahirde olumsuz görülebilecek bir hadise arkasındaki hakikati göremiyor ise
ve bundan şikayetçi ise
buradaki görünen yol ona çıkamaz diyebilir mi. Affedin sual olarak kabul edin.

HâmûŞî 05.06.26 13:27

Alıntı:

tevafukk Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710512)
Misal yaşanılan bir olay kişi için zahirde olumsuz görülebilecek bir hadise arkasındaki hakikati göremiyor ise
ve bundan şikayetçi ise
buradaki görünen yol ona çıkamaz diyebilir mi. Affedin sual olarak kabul edin.

Estağfirullah, sualiniz yerindedir. Zahiren olumsuz görünen bir hadise tek başına “bu yol Hakk’a çıkarmaz” dedirtmez; çünkü imtihanın ardındaki hikmet bazen perdeli olur. Fakat asıl ölçü şudur: Bir yol, kişiyi şikâyetten muhasebeye, itirazdan rızaya, nefsin davasından Hakk’ın muradını aramaya taşıyor mu? Hadise değil, hadise karşısındaki hâl yolun meyvesini gösterir.

Birde mesaj yazarken kime yazıyorsanız lütfen alıntılayın...

Besa19 05.06.26 13:45

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710506)
Geçmiş büyüklerin yolundaki “hakikat” bugün de yaşıyor mu; yoksa bazı tarikatlarda yalnız yolun sureti, dili ve sembolleri mi kalmıştır?

Ben genelleme yapmayı sevmem sevgili hocam ama sorunuz yapmak zorunda bırakıyor illaki büyüklerin yollarında ehli sünnet kişiler kalmıştır ama balık baştan kokar…
Türkiyedeki büyükler belli (kalabalık bakımından) olanlarda…

tevafukk 05.06.26 13:48

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710513)
Estağfirullah, sualiniz yerindedir. Zahiren olumsuz görünen bir hadise tek başına “bu yol Hakk’a çıkarmaz” dedirtmez; çünkü imtihanın ardındaki hikmet bazen perdeli olur. Fakat asıl ölçü şudur: Bir yol, kişiyi şikâyetten muhasebeye, itirazdan rızaya, nefsin davasından Hakk’ın muradını aramaya taşıyor mu? Hadise değil, hadise karşısındaki hâl yolun meyvesini gösterir.

Birde mesaj yazarken kime yazıyorsanız lütfen alıntılayın...

Bu durumda yolun- yalnız yolun sureti, dili ve sembolleri mi kalmıştır? - hedef o yol üzere ise sebepler perde dahi olsa istikamet yön aynı hakikate cıkacaktır diyebilir miyiz.

HâmûŞî 05.06.26 13:51

Alıntı:

Besa19 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710519)
Ben genelleme yapmayı sevmem sevgili hocam ama sorunuz yapmak zorunda bırakıyor illaki büyüklerin yollarında ehli sünnet kişiler kalmıştır ama balık baştan kokar…
Türkiyedeki büyükler belli (kalabalık bakımından) olanlarda…

Estağfirullah, haklı bir hassasiyete temas ettiniz. Bizim sualimiz “bugünün bütün tarikatları böyledir” demek değildir. Asıl sorduğumuz şey şudur: Bir yolun adı, silsilesi ve kalabalığı devam ederken; o yolun nefis terbiyesi, edep, istikamet ve ihlâs mayası da aynı kuvvette devam ediyor mu? Yani mesele kişi veya kurumları topluca mahkûm etmek değil; hakikatin hangi alametlerle tanınacağını konuşmaktır.

HâmûŞî 05.06.26 13:55

Alıntı:

tevafukk Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710520)
Bu durumda yolun- yalnız yolun sureti, dili ve sembolleri mi kalmıştır? - hedef o yol üzere ise sebepler perde dahi olsa istikamet yön aynı hakikate cıkacaktır diyebilir miyiz.

Nefis kırılıyor, edep artıyor, harama mesafe çoğalıyor, sünnete bağlılık kuvvetleniyorsa sebepler perde değil vesiledir. Ama aidiyet büyüyüp nefis küçülmüyorsa, orada hedef Hakk diye anılsa da perde kalınlaşmış demektir.

tevafukk 05.06.26 14:09

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710523)
Nefis kırılıyor, edep artıyor, harama mesafe çoğalıyor, sünnete bağlılık kuvvetleniyorsa sebepler perde değil vesiledir. Ama aidiyet büyüyüp nefis küçülmüyorsa, orada hedef Hakk diye anılsa da perde kalınlaşmış demektir.

Teşekkür ederim efendim güzel cevaplar için ders niteliğinde oldu bizlere.

HâmûŞî 05.06.26 14:15

Alıntı:

tevafukk Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710527)
Teşekkür ederim efendim güzel cevaplar için ders niteliğinde oldu bizlere.

Estağfirullah değerli kardeşim, biz de acizane öğrendiğimiz kadarını paylaşmaya gayret ediyoruz.

Besa19 05.06.26 14:25

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710521)
Estağfirullah, haklı bir hassasiyete temas ettiniz. Bizim sualimiz “bugünün bütün tarikatları böyledir” demek değildir. Asıl sorduğumuz şey şudur: Bir yolun adı, silsilesi ve kalabalığı devam ederken; o yolun nefis terbiyesi, edep, istikamet ve ihlâs mayası da aynı kuvvette devam ediyor mu? Yani mesele kişi veya kurumları topluca mahkûm etmek değil; hakikatin hangi alametlerle tanınacağını konuşmaktır.


Bismillahirrahmânirrahîm.
Zat-ı âlinizin incelikle ve edeple çerçevelediğini müşahede ettiğim bu sual, aslında İslam tasavvuf tarihinin en can alıcı, en hayati damarlarından biridir. Niyetiniz, bir kurumu veya zümreyi toptan mahkûm etmek değil; bilakis İmam-ı Gazalîlerin, Abdülkadir Geylanîlerin, Şah-ı Nakşibendlerin açtığı o nurani caddenin bugünkü izdüşümünde "mihenk taşını" bulmaktır.
Bir mümin bir kul basireti ve ehl-i hakikatin ferasetiyle meseleye yaklaştığımızda, sualinizin cevabı hem bir ikazı hem de bir müjdeyi barındırır.

Büyük mutasavvıf İbn Haldun’un Mukaddime’sinde ve daha da sarih olarak İmam-ı Gazalî’nin İhya’sında zikrettiği üzere; her ilim ve her kurum zamanla müesseseleştikçe, "özün" (mananın) yerini "şeklin" (suretin) alması tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Geçmiş büyüklerin yolundaki o saf hakikat bugün de şüphesiz yaşamaktadır; zira Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden bir taife, hak üzere muzaffer olmakta devam edecektir. Onları terk edenler kendilerine zarar veremezler." (Müslim) Ancak bugün, bazı mahfillerde yolun sadece silsile metinleri, zikir tesbihleri, kendilerine has kıyafetleri ve mürid kalabalıkları gibi "suret" kısmının öne çıktığı da acı bir vakıadır. Büyüklerin “Dervişlik olsaydı taç ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka” buyurduğu sır tam olarak budur. Eğer bir yapıda nefis terbiyesinin yerini asabiyet (gruba körü körüne bağlılık), edep ve istikametin yerini dünyevi ve siyasi nüfuz arayışı, ihlâsın yerini ise gösteriş ve adetler almışsa; orada silsile altın harflerle yazılı olsa bile mana uçmuş, geriye sadece kurumsal bir kabuk kalmış demektir.
Peki, bu çağın karmaşasında, kalabalıkların ve debdebenin ötesinde, geçmiş büyüklerin o asil mayasını, yani hakikati hangi alametlerle tanıyacağız? Kriterlerimiz şahısların iddiaları değil, Kitab ve Sünnet’in sarsılmaz ölçüleridir:
Şeriat ve İstikamet Mihengi
Büyük sufi Cüneyd-i Bağdadî hazretleri der ki: "Bir adamın havada bağdaş kurup oturduğunu (keramet gösterdiğini) görseniz bile, onun şeriatın emir ve yasaklarına uymadaki titizliğine bakmadan veliliğine hükmetmeyiniz." Bugün hakiki bir irşad yolunun en büyük alameti, sünnet-i seniyyeye bağlılık ve istikamettir. Şeriatın zahirini (fıkhı, helal-haram sınırlarını) hafifseyen, cemaat menfaatini dinin umumi hükümlerinin önüne koyan bir yapıda nefis terbiyesinden söz edilemez.
Dünyadan Müstağni Olmak (Zühd ve İhlâs)
Allah dostlarının yolu, dünyayı kalbe koymama yoludur. Hakiki hakikat mürşidleri, insanları kendilerine, kendi isimlerine veya ticari-siyasi güçlerine çağırmazlar; bilakis doğrudan Allah’a ve Resulü’ne kul etmeye çalışırlar. Eğer bir yapıda ana gündem maddesi ahiret, kalb tasfiyesi ve ahlakın güzelleşmesi ise, orada geçmiş büyüklerin mayası tutmuş demektir.
Halkın İçinde Hak ile Beraber Olmak (Hâl Dili)
Büyüklerin yolu, insanları cemiyetten koparıp tembelliğe iten bir yer değildir. Gerçek edep mayası tahta oturanın da, sokakta süpürge tutanın da nefsini sıfırlayabilmesidir. Eğer bir kapıda kibir, sınıf ayırımı ve üstencilik varsa, orada dervişlik dilinin sadece edebiyatı kalmıştır. Hakikatin olduğu yerde tevazu, şefkat ve mahlukata hizmet vardır.
Netice-i Kelâm
Aziz kardeşim, dertlendiğiniz husus ümmetin en mühim yaralarından biridir. Şah-ı Nakşibend Hazretleri’ne "Sizin yolunuzun alameti nedir?" diye sorulduğunda, telif ettiği koca bir tasavvuf kütüphanesini şu iki kelimeye sığdırmıştır: "Zâhir dinde, bâtın Hak’ta." yani dışımız şeriatta ve ahlakta, içimiz ise tamamen Allah ile olacak.
Bugün de silsilelerin, tabelaların ve kalabalıkların ötesinde; bir köşede sessizce ümmetin derdiyle dertlenen, talebe yetiştiren, yetimi gözeten, nefsini kınayan ve sünneti hayata tatbik eden "Rabbani âlimler ve arifler" mevcuttur. Hakikat sönmemiştir ve kıyamete kadar sönmeyecektir; fakat o hakikate talip olanın, sahte parayla gerçeğini ayırt edebilmek için sarraf titizliğiyle Kitab ve Sünnet lambasını elinde tutması icap eder.
Sualinizdeki bu ihlâslı arayış ve hassasiyet, kalbinizin diri olduğunun en büyük nişanesidir. Rabbim cümlemizi surette kalmaktan muhafaza eylesin, özü ve manayı bulan sıddıklardan eylesin.

HâmûŞî 05.06.26 14:35

Alıntı:

Besa19 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710530)
Bismillahirrahmânirrahîm.
Zat-ı âlinizin incelikle ve edeple çerçevelediğini müşahede ettiğim bu sual, aslında İslam tasavvuf tarihinin en can alıcı, en hayati damarlarından biridir. Niyetiniz, bir kurumu veya zümreyi toptan mahkûm etmek değil; bilakis İmam-ı Gazalîlerin, Abdülkadir Geylanîlerin, Şah-ı Nakşibendlerin açtığı o nurani caddenin bugünkü izdüşümünde "mihenk taşını" bulmaktır.
Bir mümin bir kul basireti ve ehl-i hakikatin ferasetiyle meseleye yaklaştığımızda, sualinizin cevabı hem bir ikazı hem de bir müjdeyi barındırır.

Büyük mutasavvıf İbn Haldun’un Mukaddime’sinde ve daha da sarih olarak İmam-ı Gazalî’nin İhya’sında zikrettiği üzere; her ilim ve her kurum zamanla müesseseleştikçe, "özün" (mananın) yerini "şeklin" (suretin) alması tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Geçmiş büyüklerin yolundaki o saf hakikat bugün de şüphesiz yaşamaktadır; zira Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden bir taife, hak üzere muzaffer olmakta devam edecektir. Onları terk edenler kendilerine zarar veremezler." (Müslim) Ancak bugün, bazı mahfillerde yolun sadece silsile metinleri, zikir tesbihleri, kendilerine has kıyafetleri ve mürid kalabalıkları gibi "suret" kısmının öne çıktığı da acı bir vakıadır. Büyüklerin “Dervişlik olsaydı taç ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka” buyurduğu sır tam olarak budur. Eğer bir yapıda nefis terbiyesinin yerini asabiyet (gruba körü körüne bağlılık), edep ve istikametin yerini dünyevi ve siyasi nüfuz arayışı, ihlâsın yerini ise gösteriş ve adetler almışsa; orada silsile altın harflerle yazılı olsa bile mana uçmuş, geriye sadece kurumsal bir kabuk kalmış demektir.
Peki, bu çağın karmaşasında, kalabalıkların ve debdebenin ötesinde, geçmiş büyüklerin o asil mayasını, yani hakikati hangi alametlerle tanıyacağız? Kriterlerimiz şahısların iddiaları değil, Kitab ve Sünnet’in sarsılmaz ölçüleridir:
Şeriat ve İstikamet Mihengi
Büyük sufi Cüneyd-i Bağdadî hazretleri der ki: "Bir adamın havada bağdaş kurup oturduğunu (keramet gösterdiğini) görseniz bile, onun şeriatın emir ve yasaklarına uymadaki titizliğine bakmadan veliliğine hükmetmeyiniz." Bugün hakiki bir irşad yolunun en büyük alameti, sünnet-i seniyyeye bağlılık ve istikamettir. Şeriatın zahirini (fıkhı, helal-haram sınırlarını) hafifseyen, cemaat menfaatini dinin umumi hükümlerinin önüne koyan bir yapıda nefis terbiyesinden söz edilemez.
Dünyadan Müstağni Olmak (Zühd ve İhlâs)
Allah dostlarının yolu, dünyayı kalbe koymama yoludur. Hakiki hakikat mürşidleri, insanları kendilerine, kendi isimlerine veya ticari-siyasi güçlerine çağırmazlar; bilakis doğrudan Allah’a ve Resulü’ne kul etmeye çalışırlar. Eğer bir yapıda ana gündem maddesi ahiret, kalb tasfiyesi ve ahlakın güzelleşmesi ise, orada geçmiş büyüklerin mayası tutmuş demektir.
Halkın İçinde Hak ile Beraber Olmak (Hâl Dili)
Büyüklerin yolu, insanları cemiyetten koparıp tembelliğe iten bir yer değildir. Gerçek edep mayası tahta oturanın da, sokakta süpürge tutanın da nefsini sıfırlayabilmesidir. Eğer bir kapıda kibir, sınıf ayırımı ve üstencilik varsa, orada dervişlik dilinin sadece edebiyatı kalmıştır. Hakikatin olduğu yerde tevazu, şefkat ve mahlukata hizmet vardır.
Netice-i Kelâm
Aziz kardeşim, dertlendiğiniz husus ümmetin en mühim yaralarından biridir. Şah-ı Nakşibend Hazretleri’ne "Sizin yolunuzun alameti nedir?" diye sorulduğunda, telif ettiği koca bir tasavvuf kütüphanesini şu iki kelimeye sığdırmıştır: "Zâhir dinde, bâtın Hak’ta." yani dışımız şeriatta ve ahlakta, içimiz ise tamamen Allah ile olacak.
Bugün de silsilelerin, tabelaların ve kalabalıkların ötesinde; bir köşede sessizce ümmetin derdiyle dertlenen, talebe yetiştiren, yetimi gözeten, nefsini kınayan ve sünneti hayata tatbik eden "Rabbani âlimler ve arifler" mevcuttur. Hakikat sönmemiştir ve kıyamete kadar sönmeyecektir; fakat o hakikate talip olanın, sahte parayla gerçeğini ayırt edebilmek için sarraf titizliğiyle Kitab ve Sünnet lambasını elinde tutması icap eder.
Sualinizdeki bu ihlâslı arayış ve hassasiyet, kalbinizin diri olduğunun en büyük nişanesidir. Rabbim cümlemizi surette kalmaktan muhafaza eylesin, özü ve manayı bulan sıddıklardan eylesin.

Emeğine sağlık değerli kardeşim, Pîrlerin mirası tabelada duruyorsa tarih olur; kalpte diriliyor, ahlâkta görünüyorsa tarikat olur.

Besa19 05.06.26 14:40

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710535)
Emeğine sağlık değerli kardeşim, Pîrlerin mirası tabelada duruyorsa tarih olur; kalpte diriliyor, ahlâkta görünüyorsa tarikat olur.

Sevgili hocam bir an hızlı yazacağım diye kardeşim yazmışım inşAllah hürmetten kusur saymamıssınızdır

HâmûŞî 05.06.26 14:46

Alıntı:

Besa19 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710536)
Sevgili hocam bir an hızlı yazacağım diye kardeşim yazmışım inşAllah hürmetten kusur saymamıssınızdır

Estağfirullah Değerli kardeşim, hürmet gönülde olduktan sonra kelimenin suretine takılmak bize düşmez. “Kardeşim” hitabı da din kardeşliğinin izzetli bir nispetidir. Güzel edebiniz ve inceliğiniz için ben teşekkür ederim; Rabbim muhabbetimizi de, sözümüzü de, niyetimizi de rızasına uygun eylesin.

Besa19 05.06.26 14:53

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710537)
Estağfirullah Değerli kardeşim, hürmet gönülde olduktan sonra kelimenin suretine takılmak bize düşmez. “Kardeşim” hitabı da din kardeşliğinin izzetli bir nispetidir. Güzel edebiniz ve inceliğiniz için ben teşekkür ederim; Rabbim muhabbetimizi de, sözümüzü de, niyetimizi de rızasına uygun eylesin.

Amin sevgili hocam


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:31.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148