![]() |
insanoğlu Ay’a gitmiş midir?
Gitmediyse, bunu hangi âyet, hangi sahih hadis, hangi tefsir ve hangi ilmî delille söylüyorsunuz?
Gittiyse, bunu hangi tarihî, teknik ve bilimsel delillerle ispat ediyorsunuz? |
Alıntı:
aya gidildiğine dair herhangi bir dini delil yoktur, eğer böyle bir şeyin delili aranırsa o zaman her şeye tek tek delil aranır oda kuranı 6 milyon. yada 60 milyon sayfa ansiklopedi olurdu ,fakat kuranı Kerim'de her şeyin tarifi ve delili var, insanın ayakkabısını nasıl bağlayacağından, atom bombasının yapımına patlıcan yemeğinin tarifinden uydu yapımına kadar her şeyin tarifi var, aya gidilmediğine dair bir çok veri ve ispat var, en önemli ispatlar aya gittiği iddia edilen kililerin söylemleri dir... |
Alıntı:
Yâ ma’şeral cinni vel insi inisteta’tum en tenfużû min aktâri ssemâvâti vel ardi fenfużû lâ tenfużûne illâ bisultân Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin hududundan geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa, haydi geçin gidin bakalım! Şunu bilin ki, onları ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve bilgi ile geçe*bilirsiniz. bu ayet ile ispat olur ki , uzayda belli bir mesafeden yukarıda çıkış yasaktır hem cin hemfe insan için ayrıca henüz dünyada girilemeyen girmenin yasak olduğu yerler var , Kuzey kutbunda belli bir mesafeden sonrasına giriş yok girilemiyor bu bölge piri reisin haritasında açıkça gösteriliyor ama ne yazık ki böyle bir denizci böyle alim 80 yaşında kanuni tarafından boğduruldu.. |
Ay doğal uydu değil, içi boşaltılmış, Dünya'nın yörüngesine sonradan yerleştirilmiş, reaktörlü, devasa bir uzay gemisidir.
Ay'ın Dünya'dan görünen yüzeyi, altındaki uzay gemisi yapısını saklayan bir hologramdır. Ay'ın içi boştur, uzayda durmasını sağlayan reaktör ve teknik sistemler buradadır. Ay'ın etrafında gezinen yıldızlar gezegenler de diğer uzay gemileridir. Reaktörler bittiğinde, Ay düşecektir. :) |
Alıntı:
Üstadım, Zülkarneyn A.S.’ın göğe ve yere çekmiş olduğu gökkubbeden dolayı, ne insanların ne de cinlerin belli bir mesafeden sonrasına gidemediğini ayrıca bu gökkubbe, bizleri Yecüc ve Mecüc’ten korumak için çekildiğini biliyorum. Bunun yanı sıra, Kuzey Kutbu'nda ya da Antarktika'nın ötesinde henüz keşfedilmemiş başka kıtalar da olabilir mi? Ayrıca yerin altında da Agarta ve Şambala medeniyetleri olduğuna inanıyorum. Yecüc Mecüc denilen tayfa belkide onlardır. |
Alıntı:
bu dediğine göre ay düşünce arap takvimi çökecek , namaz ve oruç bitecek, astroloji ilmi sona erecektir, dolayısıyla havvas ilmide bitmiş olacaktır Ay için bir çok ayet ve hadisler var söylediğin teze göre ayetler ve hadisler gerçeği söylemiyor fussilet 37 yasin 39-40 yunus 5 bakara 189 buharı küsuf buhari savm 11 |
1960'lu yıllarda uzaya ilk defa insan gönderildi.
Ay'a ise 1959'dan itibaren insansız araçlar gönderildi. Ay yörüngesine gidip Dünya'ya sağlam şekilde dönen 2 kaplumbağa var. Bunun dışında uzaya gönderilen farklı hayvanlar var. Ardından 1969-1972 arası defalarca Apollo görevleriyle Ay'a astronotlar gönderildi. O dönemde Ay'dan Dünya’ya toplam üç yüz seksen iki kilogram Ay toprağı ve kaya örneği geldi. Sovyetler Birliği 1970-1976 arası üç robot gönderip, Dünya’ya yaklaşık üç yüz gram malzemeyi getirdi. Son yıllarda ise uzaya defalarca çıkıldı, Mars'a insansız araçlar gönderildi, geçtiğimiz aylarda Ay yörüngesine gidildi ve Uluslararası Uzay İstasyonu 400 km yükseklikte dünyanın etrafında termosfer tabakasında çok yüksek hızda durmadan ilerliyor. İlgili ayet ise 2 farklı şeyi anlatır. Bunlardan mecazi olanı Allah'ın kudretidir. Yaratılmışların Allah'ın hükmünden, kıyamet gününün azabından ve ölümden kaçamayacağını anlatır. Yani kıyamet koptuğu gün yerin ve göğün dışına kaçacak kurtulacak bir yer yoktur. Diğer maddi anlamı ise teknolojik gelişmelerdir. Ayette Allah'ın vereceği güç, teknoloji ve bilim gücüdür. Gerekli ilerlemeler olduğunda Allah izin verebikecektir. Ne de olsa kainat kendisinindir. Ne kadarına izin vereceğini de O bilir. Yani o ayet bize atmosferi, manyetik kalkanı, van allen kuşaklarını veya daha ilerisinde Güneş sistemini, Samanyolu Galaksisi'ni, bilinen evrenin sınırını aşamayacağımızı orada bir engel olduğunu değil aksine bizim O'nun karşısında O'nun yarattığı kullar olarak güçsüzlüğümüzü acizliğimizi anlatır. Belki çok eskiden bizden daha gelişmiş toplumlar vardı ve galaksiler arasında geziyorlardı. Belki şu anda başka galaksilerde başja yaratılmışlar var ve onlar geziyordur. Semanın katlarından 1.kat sema tüm gezegenleri, karadelikleri, yıldızları yani uzayı kapsıyorsa insanlığın şu an bu katın sınırına gitmesi imkansız. Ve kalıyor geride 6 kat sema daha... Allah'ın izin verdikleri geçebiliyor bu katları. Biz insanlık olarak henüz Güneş sisteminden çıkacak ömre, güce, teknolojiye sahip değiliz. |
Alıntı:
Burada bir usûl inceliğini gözden kaçırmamak gerekir. İnsan henüz ulaşamadığı, keşfedemediği veya teknik olarak tam nüfuz edemediği her saha için Kur’ân’dan bir âyet gösterip “işte burası geçilemez huduttur” derse, yarın o saha keşfedildiğinde problem Kur’ân’da değil, bizim dar yorumumuzda ortaya çıkar. Nitekim geçmiş asırlarda uçak yokken bir kimse bu âyeti okuyup “insan göğe yükselemez, havada uçamaz” deseydi, uçakların icadıyla Kur’ân değil, o kimsenin yorumu boşa düşmüş olurdu. Aynı şekilde insanın denizlerin derinliklerine inmesi, yerin altına madenler ve sondajlarla nüfuz etmesi, atmosfer dışına araç göndermesi de Allah’ın mülkünden çıkmak değildir. Bunların hepsi Allah’ın yarattığı kanunlar ve insana verdiği ilim sayesinde olur. “Ancak bir sultan/güç olmadan geçemezsiniz.” Diyanet Kur’an Yolu mealinde de bu kısım “Ama tarafımızdan verilmiş bir güç olmadıkça geçemezsiniz” şeklinde verilir. Yani âyet mutlak bir “asla geçemezsiniz” hükmü değil; Allah’ın verdiği güç, imkân, ilim, izin ve kudret olmadan hiçbir hududun aşılamayacağı hakikatidir. Bugün Kuzey Kutbu için de aynı hataya düşmemek gerekir. Kuzey Kutbu, Antarktika gibi sabit bir kara kıtası değil; Arktik Okyanusu üzerinde, çoğu zaman buzla kaplı ve sürekli hareket eden deniz buzu sahasıdır. Ayrıca Kuzey Kutbu’nun keşif tarihi de göstermektedir ki “bugün zor ulaşılan yer” yarın ilim, araç ve imkânla ulaşılabilir hâle gelebilir. Bir yerin zor olması, o yerin Kur’ânî mânada “geçilmesi yasak hudut” olduğunu göstermez. Bir bölgenin henüz tam keşfedilmemiş olması, oranın ilâhî olarak kapatılmış saha olduğu mânasına gelmez. Bir coğrafyanın bugünkü teknik imkânlarla güç erişilir olması, yarın Allah’ın bahşedeceği ilimle erişilemeyeceği anlamına gelmez. Eğer bugün biri “Kuzey Kutbu tam bilinemiyor, demek Rahmân 33 bunu haber veriyor” derse, yarın orası daha ileri teknolojiyle tamamen haritalandığında ne diyecektir? Aynı mantıkla geçmişte biri “insan uçamaz” deseydi, uçaklar icat edilince ne diyecekti? Yine biri “denizlerin derinliklerine inilemez” deseydi, denizaltılar ve ilmî araçlar derinliklere indikçe bu yorum nasıl savunulacaktı? Rabbimizin ilmi sonsuzdur. O, kâinatı ince ince, hikmetle ve kusursuz bir nizamla yaratmıştır. İnsana da katından ilim vermiştir. İnsan bugün yapamadığını yarın Allah’ın öğrettiği ilimle yapabilir. Bugün ulaşamadığı yere yarın Allah’ın verdiği “sultan” ile ulaşabilir. Bu sebeple âyeti sığ bir hükme indirgemek doğru değildir. Rahmân 33’ün asıl mesajı şudur: Ey insan ve cin! Allah’ın mülkünden, hükmünden ve kudretinden kaçamazsınız. Ancak Allah’ın verdiği sultan, kudret, ilim ve imkân ile bazı hudutları aşabilirsiniz. Fakat nereye giderseniz gidin, Allah’ın mülkü dışına çıkamazsınız. Bu âyet, ilmi ve araştırmayı reddetmez; insanın Allah’tan bağımsız güç sahibi olduğu vehmini reddeder. |
Alıntı:
Söyleyen kişiyi bilirsiniz efenim, kendisi Haktan Akdoğan :) |
Alıntı:
Bende senin fikirlerine katılıyorum... Daha dünyayı keşfedememiş mariana çukuruna inememiş insanın yasak bölgedeki hökyüzü seyahatleri bana doğru gelmiyor, birileride bu fikrimi doğruluyor |
Alıntı:
Derveze 33. âyette geçen sultân kelimesini “kişiyi kurtaracak sâlih ameller” şeklinde izah eder (VII, 136); birçok müfessirin anılan kelimeyi “delil, hüccet” anlamında almaları (İbn Atıyye, V, 230) bu yorumu destekler nitelikte olmakla beraber, 35. âyetin ifadesi belirtilen ihtimali zayıflatmaktadır. Öte yandan, bazı tefsirlerde sultan kelimesinin “güç” anlamı esas alınarak “Büyük bir güç bulunmadıkça geçemezsiniz” ifadesinden, “Böyle bir gücünüz de olmadığına göre göklerin ve yerin sınırını aşıp ötelere geçmeniz de imkânsızdır” anlamı çıkarılmıştır. Fakat sultan kelimesinin “yetki” anlamı dikkate alınarak âyetin ilgili kısmı, “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak (Allah tarafından verilecek) bir yetki, bir imkânla olabilir” şeklinde de anlaşılabilir. Bu takdirde muhatapların, yüce yaratıcının evrendeki yasaları doğrultusunda ortaya koyacakları çabaları sonucunda elde edecekleri kuvvete bir gönderme yapılmış demektir. Uzay araştırmalarının ilerlediği ve uzaya seyahatlerin gerçekleştiği günümüz şartları, Kur’an tefsiriyle meşgul olanları bu yorumu benimsemeye ve bu âyetlerde uzayın fethine işaret bulunduğu görüşüne yöneltmiştir. Hatta 35. âyetteki tasvirin modern silâhları çağrıştırdığı yorumları yapılmıştır. Râzî’nin belirttiği gibi, bağlam bu hitabın âhirette olduğu izlenimini vermektedir. Fakat her iki ihtimale göre düşünüp bu âyetlerde, Allah’ın hükümranlığını aşmanın ve verdiği hükümden kaçmanın asla mümkün olmayacağı uyarısı bulunduğunu söylemek daha doğru olur (XXIX, 113-114). Bir başka anlatımla, Allah’a karşı sorumluluğu olan varlıklar ister dünya hayatında ister kıyamet gelip çattığında Allah’ın hükmünden kaçıp kurtulmak için yerin ve göğün sınırlarını zorlayacak kadar güç elde etseler veya kendilerine bu tarz bir imkân verilse, hatta bu varlıklar topyekün bir dayanışma içine girseler dahi, 35. âyette ifade edildiği üzere bunlar sınırlı ve sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Şu halde ikinci yorum esas alındığında da (dünya hayatı bakımından) bu âyetlerden çıkan mesaj şu olmaktadır: Evreni daha iyi tanıma merakı, yerin derinliklerine ve göğün en uzak noktalarına nüfuz etme arzusu yadırganacak bir şey değildir ve büyük bir güç oluşturularak bu konuda epeyce mesafe alınabilir; ama bu çabalar asla ilâhî iradenin egemenliğini alt etme gibi bir amaç taşımamalıdır. Zira bu, Allah’ın evrendeki mutlak gücünü ayan beyan gören şuurlu varlıklara yaraşmaz; kaldı ki böyle bir yöneliş başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdur, böyle bir amaç taşıyanların âkıbeti hüsrandır. Alıntı:
|
Alıntı:
Burada en mühim kelime “sultân” kelimesidir. Bu kelime tefsirlerde bazen delil ve hüccet, bazen güç ve kudret, bazen de Allah tarafından verilen yetki, imkân ve izin mânasında değerlendirilmiştir. Nitekim sizin naklettiğiniz açıklamada da “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak Allah tarafından verilecek bir yetki ve imkânla olabilir” şeklindeki yorumun mümkün olduğu açıkça belirtilmektedir. İşte acizane benim de yukarıdaki mesajımızda arz etmek istediğimiz nokta tam olarak budur. Rahmân 33, ilmi ve araştırmayı reddetmez. Rahmân 33, insanın Allah’tan bağımsız kudret iddiasını reddeder. Rahmân 33, mutlak olarak “gidemezsiniz” demez; “Allah’ın verdiği sultân olmadan gidemezsiniz” der. İnsan nereye giderse gitsin; yerin derinliklerine inse de, denizlerin altına nüfuz etse de, semaya yükselse de, Ay’a çıksa da yine Allah’ın mülkü içindedir. Bu sebeple âyet-i kerîmeden doğrudan doğruya “uzaya çıkış yasaktır”, “belli bir mesafeden sonrası insana ve cinne kapalıdır”, “Ay’a gidilemez” şeklinde kesin bir hüküm çıkarmak kanaatimizce âyetin lafzını ve tefsirî çerçevesini aşan bir yorum olur. Sizin naklettiğiniz metin de bunu teyit etmektedir. Çünkü orada mesele, insanın Allah’ın verdiği imkânla bazı hudutlara nüfuz edip edemeyeceğinden ziyade, bunu Allah’ın hükümranlığını aşma iddiasına dönüştürmemesi gerektiği şeklinde izah edilmektedir. Âyet, Allah’ın mülkünden kaçışı imkânsız kılar; ilimle yapılan araştırmayı yasaklamaz. Âyet, mahlûkun aczini bildirir; Allah’ın bahşettiği sultân ile elde edilen imkânları inkâr etmez. Âyet, insanın haddini bilmesini emreder; fakat kâinatı tanıma gayretini reddetmez. |
Alıntı:
Zülkarneyn kıssası, Ye’cûc-Me’cûc meselesi ve Rahmân sûresi 33. âyet-i kerîmesi elbette büyük ve derin mevzulardır. Fakat bu meselelerde konuşurken Kur’ân’ın söylediği ile sonradan oluşmuş rivayet, efsane, işârî yorum ve halk anlatılarını birbirinden ayırmak gerekir. Kur’ân-ı Kerîm’de Zülkarneyn’in yaptığı şey, göğe ve yere çekilmiş bir gökkubbe olarak anlatılmaz. Kehf sûresi 93-98. âyetlerde bildirilen hadise, iki dağ/sed arası bir bölgede, Ye’cûc ve Me’cûc’ün fesadından şikâyet eden bir kavme karşı yapılan sed/radm meselesidir. Bu sebeple “Zülkarneyn aleyhisselâm göğe ve yere bir gökkubbe çekti; insanlar ve cinler belli bir mesafeden sonrasına bu yüzden gidemez” ifadesi, Kur’ân’ın açık lafzında bulunan bir bilgi değildir. Kur’ân bize Zülkarneyn’in Allah’ın verdiği imkânla bir set yaptığını haber verir; fakat bunu bütün yeryüzünü veya semayı kaplayan bir kubbe şeklinde anlatmaz. Zülkarneyn’in seddi haktır; Ye’cûc ve Me’cûc haktır. Fakat bu hakikatleri gökkubbe, Agarta, Şambala, gizli kıtalar ve modern ezoterik anlatılarla karıştırırsak, sahih bilgiyi zanna bulamış oluruz. |
Alıntı:
Bak ne güzel açıklama Allah CC insana ve cine belli mesafeden sonrasına yetki vermiyor, eğer bunun tersi söylenirse cinlere yasak edilen kulak hırsızlığı için konan kararın olmadığı tezi ortaya çıkar ki bu resmen ayete muhalefettir Bende bu kulak hırsızlığının yasaklandığı ayetden güç alarak belli mesafeden sonrasının yasak olduğu inancımı keainleştiriyor Aya gidilip gidilmediği başka bir konu, ben insani delillerden ortaya çıkarak aya gidilmediği marsa gidilmediği kanaatindeyim, uzay harcamaları adı altında harcanan 100 milyarlarca doların halkın tepkisini çekmemek için uydurulduğunu o paraların başka yerlere aktarıldığı kanatindeyim |
Alıntı:
Fakat burada dikkat edilmesi gereken âyetlerin konusu insanın ilmî araştırma için semaya yükselmesi değil; şeytanların ve asi cinlerin mele-i a‘lâdan gaybî haber çalma teşebbüsüdür. Sâffât sûresi 7-10. âyetlerde de mesele açıkça “mele-i a‘lâya kulak verememeleri” ve kovulmaları bağlamında zikredilir; Kur’an Yolu tefsiri de bu âyetlerde kâhinlerin semavî güçlerden haber aldığına dair inançların asılsızlığının vurgulandığını belirtir. Hicr sûresi 17-18. âyetlerde buyrulur ki gök, kovulmuş şeytanlara karşı korunmuştur; kulak hırsızlığı yapmaya kalkışanı da parlak bir ışık kovalar. Buradaki yasak, vahiy ve gayb alanına sızma teşebbüsüdür. Yoksa insanın teleskopla göğü incelemesi, uydu göndermesi, atmosferi araştırması veya Allah’ın yarattığı kevnî kanunları kullanarak bir mesafe kat etmesi bu âyetin doğrudan konusu değildir. Şeytanların mele-i a‘lâya ulaşmaya çalışması engellenmiştir. Fakat insanın Allah’ın yarattığı kanunlarla göğü araştırması başka bir konudur. Bu, kulak hırsızlığı değildir. Bu, mele-i a‘lâdan gaybî haber çalmak değildir. Bu, vahiy alanına müdahale değildir. Bu, kevnî âyetleri araştırmaktır. Eğer kulak hırsızlığı âyetlerinden “belli bir mesafeden sonrası herkes için mutlak yasaktır” neticesi çıkarılırsa, o zaman uçak, uydu, teleskop, atmosfer araştırması ve uzay incelemesi gibi birçok ilmî faaliyet de aynı yasak içine sokulmuş olur. Hâlbuki bu faaliyetler gaybî haber çalma değil, Allah’ın kâinata koyduğu nizamı inceleme faaliyetidir. |
Alıntı:
Güney kutbunda uzaya gönderilecek astronotlar eğitiliyor aylarca. Kuzey kutbunda kutup ayıları, güney kutbunda penguenler var. Güney kutbundan Güney Haçı Takımyıldızı, kuzey kutbunda Kuzey Kutup Yıldızı görünüyor. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
bu hadisi doğru kabul edersek ayette geçen( miktarını 50 bin yıl tutan 1 gün ) sözüne göre aradaki mesafeyi tahmin edebiliriz buna göre sınırı söylemek zor olsada atmosfer üstü kadar kısa bir mesafe değildir |
Alıntı:
Bu sınır Allah’ın ilmindedir. |
Alıntı:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ben alıp okudum ve beni ikna etti. Bence yerin altında da yaşam var. Keşfedilmemiş kıtalarda var. Ay'da yapay başka bir galaksiden ışınlama teknolojisi ile yörüngemize yerleştirilmiş yapay uydu. |
Alıntı:
"Ay doğal uydu değil, içi boşaltılmış, Dünya'nın yörüngesine sonradan yerleştirilmiş, reaktörlü, devasa bir uzay gemisidir. Ay'ın Dünya'dan görünen yüzeyi, altındaki uzay gemisi yapısını saklayan bir hologramdır. Ay'ın içi boştur, uzayda durmasını sağlayan reaktör ve teknik sistemler buradadır. Ay'ın etrafında gezinen yıldızlar gezegenler de diğer uzay gemileridir. Reaktörler bittiğinde, Ay düşecektir." yazmıştım. Böyle mi sence? |
Alıntı:
"Galaksimizin dışında bir gezegende, ileri teknoloji sahibi kulların yaşadığı sistemde manyetik tufan kopmadan önce bir kaçış ve hayatta kalma planı olarak Ay’ı bir uzay gemisi şeklinde yapıyorlar. Bu yaklaşık 700 bin yıl kadar önce. Ellerinde maddenin küçültülüp büyütülebilmesi teknolojisi de olduğu için bunu normal boyutlarda bir gemi ve aynı zamanda bir gözlem istasyonu olarak inşa edip dünyanın yakınına şu anda bulunduğu yörüngeye getiriyor ve şimdiki haline büyütüyorlar (ant-man filmini hatırlayın) Getirip bıraktıkları nokta ve ayın çapı, hacmi ölçek olarak o kadar kritik ki güneş tutulmalarında dünyayı tam olarak örtebilmesine de imkan veriyor. Bunu yansıtıcı bir mercek olarak da düşünün. Bu kadar büyük nasıl yapıldı, taşındı? Ay yapım aşamasında normal boyutlarda (örn. futbol sahası boyutlarında) ve 2 yarım küre parça olarak yapılıyor, açılan solucan deliği ve boyut kapısı ile ışınlanarak buraya getirilip birleştiriliyor ve bu günkü ölçülerine büyütülüyor. Daha sonra üzerinde yüzeyi 30-40 km gibi kalınlık tutan alanı koruma ve kamuflaj için toprak dolduruyorlar ama bu toprak buradan değil, bunu ürettikleri başka bir galaksiden gelmiş durumda. Üzerinde bazı eski yapı ve kalıntılar da var,içi yaşanabilir bir gözlem üssü durumunda Bunun maddi delilleri olarak; Yapılan inceleme ve örneklerde Aydaki toprağın dünya ve güneş sistemimizden iki kat yaşlı olduğu, bazı ay taşlarına 20 milyar yıl ömür biçildiğini hatırlatalım. Ay'daki doğal düzene ters titreşim ve sismik faaliyetleri düşünelim. Rabbimizin diğer yıldız ve gezegenlerde koyduğu doğal yaradılış kanunlarına ters olarak Ay’da yüzeyde bulunan ağır metaller, doğada hiç olmayan Radyoaktif maddeler, güneş sistemimizde olmayan türlü taş toprak ve diğer numuneler de bunu doğrular niteliktedir. Ay’ın önü bir güvenlik kamerasının merceği gibi sabit, bize bakar. Arkası da bir huniye benzer sürahinin ağzı gibidir. Onu biraz ufaltabilsek, önü mercek gibi, bombeli arkası da jet motoru gibidir. Aynı zamanda içinde çokça mekanizmalar, aletler vardır. Ara ara da içinden sürekli oradaki gazları ve diğer atıkları atar. Diğer taraftan da güneş enerjisinden yararlanarak kendi enerjisini üretir. Aynı zamanda Nuh tufanı ve sonrasında gelip giden ırkların gözlem istasyonu olarak kullanılmıştır. Bir çeşit gözetleme üssüdür Ay yerine konduktan 200 bin yıl kadar sonra bugün mecüc ırkı ve benzeri uzaylı ya da ifrit olarak adlandırabileceğimiz şeytani türlerin istilasına uğramıştır. Şu anda da bu kullar tarafından dünyamıza yapılan tüm fizik ve metafizik saldırıların ana kaynağıdır." -ALINTIDIR- |
Alıntı:
Kim getirdi bu gemiyi oraya? @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] hocam :) kim koydu o gemiyi oraya? |
Alıntı:
|
Alıntı:
Ay' ı merkez edinmiş bu saldırıları ve şeytani ordunun istilasını Maneviyattan aldığımız bilgiden anlayabildiğimiz kadarı ile Efendimiz (sav)'in; Ay’ın hilali göründüğünde yaptığı dua ya ilişkin hadisi şerif ile delillendirelim: Allah'ım, bu hilali bize emniyet ve iman, selamet ve İslam hilali kıl ! Ey hilal ! Benim Rabbim de senin Rabbin de Allahtır! (Tırmızi dua 50) duası Efendimizin Ay ile ilgili gerçekleri ve içinde, üstünde barındırdığı şeytani orduyu bildiği konusunda bir işarettir. Ay'ın ikiye yarılması mucizesini nasıl anlayalım? Ayın ikiye yarılması konusu da Efendimiz Aleyhisselam’ın mucizesidir. Rabbimiz Efendimiz Aleyhisselam’ı desteklemek Ay’ın ikiye yarılmasına müsaade etmiştir. Ay orada onların birleştirdiği yerden geri ayrılmıştır. Her mucizenin ya da helakin Rabbimiz katında teknolojik ve yarattığı doğa yasaları kapsamında bir karşılığı mutlaka vardır. Birçok kavmin helaki de Hz. Kuran ‘da belirtildiği üzere Rabbimizin emri ile ve bir takım doğa olayları vesilesi ile gerçekleşmiştir. Rabbimiz bu konuda “Biz onları cezalandırmak için gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik. Sadece korkunç bir ses oldu, bir anda sönüp gittiler (Yasin suresi 28-29) buyurarak helak ederken de yarattığı doğanın kanunlarını vesile ettiğini beyan eder. Rabbimiz Ol dediğinde olur ancak bu yaradılış süreçlerini bir takım kanunlara ve kulların idrakını arttıracak maddesel altyapılara, teknolojilere bağlamıştır. Bu; teknoloji geliştikçe kullarının kendisini daha da iyi anlaması ve tanıması için Rabbimizden bir rahmettir. Rabbimizin lütfu olan bu madde ve teknolojik altyapı; ahir zamanda bugün inanmakta zorlanan kullara, özellikle de gençlere Rabbimizi, onun yaratma kudretini, mucize ya da helak konularını anlatırken bizlere ışık tutmak içindir. Doğrusunu Rabbimiz bilir. |
Alıntı:
Hadise başka bir mânayı zorla yükleyemeyiz. “Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah’tır” cümlesi, Ay’ın da Allah’ın emri altında bir mahlûk olduğunu bildirir. Bu cümleden “Ay’ın içinde şeytanî ordu vardır, Efendimiz bunu bildiği için böyle dua etti” neticesi çıkmaz. Bu, hadisi açıklamak değil; hadisin söylemediği bir mânayı hadise yüklemektir. Kur’ân-ı Kerîm de Ay’ı Allah’ın kudret âyetlerinden biri olarak zikreder. Yûnus sûresi 5. âyette Allah’ın Güneş’i ışık, Ay’ı nur kıldığı ve yılların sayısını, hesabı bilmemiz için Ay’a menziller tayin ettiği bildirilir. Fâtır sûresi 13. âyette Güneş ve Ay’ın Allah’ın buyruğu altında belirlenmiş vakte kadar akıp gittiği beyan edilir. Bu âyetlerde Ay, Allah’ın ölçüyle yarattığı, menziller tayin ettiği ve kulların hesabına vesile kıldığı bir gök cismidir; başka galaksiden getirilmiş yapay bir şeytanî istasyon olarak anlatılmaz. Ay’ın yarılması mucizesine gelince; Kamer sûresi 1. âyette “Saat yaklaştı ve Ay yarıldı” buyrulur. Âlimlerin çoğunluğu bunu Resûlullah’in mucizelerinden olan inşikâku’l-kamer olarak anlamıştır. Ancak bu mucizeden “Ay daha önce iki yarım küre olarak yapılmıştı, sonradan birleşim yerinden ayrıldı” neticesi çıkmaz. Mucize haktır; fakat mucizenin üzerine solucan deliği, boyut kapısı, yapay uydu, iç üs, mekanizma ve şeytanî ordu senaryosu eklemek ne âyetin lafzında vardır ne de sahih hadislerin beyanında. Yâsîn sûresi 28-29. âyetlere gelince; orada Rabbimiz “Onların üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik. Sadece bir sayha oldu, hemen sönüverdiler” buyurur. Bu âyet, Allah’ın helâk için ordulara, makinaya, teknolojiye ve ara vasıtalara muhtaç olmadığını gösterir. Bunu alıp “demek ki bütün mucizelerin arkasında mutlaka teknolojik bir altyapı vardır” demek, âyetin maksadını tersine çevirmektir. Âyet, Allah’ın kudretinin vasıtaya muhtaç olmadığını bildirirken, biz onu vasıta ve teknoloji mecburiyetine delil yapamayız. Evet, Allah kullarına ilim verir. Kullar o ilimle gemi yapar, uçak yapar, uydu gönderir, hastalık tedavi eder, maden işler, enerji üretir. Fakat kulun ilmi yaratma ilmi değil, keşif ve tasarruf ilmidir. Kul yoktan var etmez; Allah’ın yarattığı madde üzerinde, Allah’ın koyduğu kanunlarla iş görür. Kur’ân “Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir” buyurarak kulun bilgisinin sınırlı olduğunu bildirir. Lokmân sûresi 20. âyette de Allah’ın göklerde ve yerde olanları insanın hizmetine verdiği bildirilir; fakat aynı âyetin devamında insanların bilgi, rehber ve aydınlatıcı kitap olmadan Allah hakkında tartıştığı uyarısı yapılır. Yani ilim nimettir; fakat ilim adına delilsiz gayb iddiası kurmak başka bir şeydir. Bilim tarafında da durum aynıdır. “Ay taşları 20 milyar yıllıktır, Ay toprağı Güneş Sistemi’nden iki kat yaşlıdır” iddiası doğru değildir. NASA’nın kozmoloji açıklamalarında gözlemlenebilir evrenin yaşı yaklaşık 13.8 milyar yıl olarak verilir; dolayısıyla 20 milyar yıllık Ay taşı iddiası baştan mevcut kozmolojik çerçeveyle çelişir. Numuneler üzerinde yapılan çalışmalarda Ay zirkonları yaklaşık 4.46–4.43 milyar yıl aralığında değerlendirilir; bu da Ay’ın Güneş Sistemi tarihinin içinde anlaşılması gerektiğini gösterir, başka galaksiden getirildiğini değil. Ay’ın hep aynı yüzünü Dünya’ya göstermesi de “güvenlik kamerası gibi tasarlanmış” olduğuna delil değildir. Bunun ilmî adı kütleçekim kilitlenmesidir. Ay kendi ekseni etrafında bir dönüşünü, Dünya etrafındaki bir dolanımıyla aynı sürede tamamladığı için aynı yüzünü bize gösterir. Bu, gök mekaniğiyle açıklanan tabii bir durumdur. Apollo sismometrelerinin Ay depremlerini ölçmüş olması da Ay’ın makine veya içi boş üs olduğunu göstermez; Ay’da da sismik hadiseler vardır ve bunlar ayrıca ilmî olarak incelenmektedir. Elbette Allah her şeye kâdirdir. Lakin Allah’ın kudretine iman etmek başka, Allah’ın yaratma fiilini delilsiz şekilde bilinmeyen ırklara, şeytanî ordulara veya uzaylı teknolojilerine nispet etmek bambaşka bir şeydir. Bizim ölçümüz şudur: Gaybî iddia âyet ve sahih hadis ister; ilmî iddia ölçüm, gözlem ve denetlenebilir delil ister. Bunlar yoksa anlatı, anlatı olarak kalır; Kur’ân’a, hadise ve bilime delil diye yüklenemez. |
Alıntı:
Yasak |
Alıntı:
Değerli yazınız için teşekkür ederim. Ayeti, hadisi ve bilimsel verileri bu kadar nizamlı, usulüne uygun ve yapıcı bir üslupla aktarmanız foruma gerçekten büyük bir değer katıyor. Elinize ve ilminize sağlık. Yazdıklarınızın bütününe baktığımda, özellikle gaybî ve ilmî iddiaların sınırları konusunda çizdiğiniz kırmızı çizgilere ve usul hassasiyetine son derece hak veriyorum. Şer'î tahlilleriniz ve hadis-i şerifin tevhidi ikrar eden asıl manasına dair vurgunuz başım gözüm üstünedir, orada hiçbir itirazım olamaz. Müsaadenizle, benim bu meseleye yaklaşırken asıl niyetimi ve penceremi de şu şekilde netleştirmek isterim: Benim buradaki amacım, haşa, nassın (ayet ve hadislerin) sabit ve zahir manalarını bükerek oradan zorlama bir uzay veya teknoloji senaryosu çıkarmak değildir. Sizin de buyurduğunuz gibi, dinin asıl gayesi tevhiddir. Fakat hidayet rehberimiz olan Kur'an-ı Kerim, aynı zamanda tefekkür dünyamızın sınırlarını alabildiğine genişleten işaretlerle doludur. Benim bahsettiğim "mekanizma", "üs" veya "olağanüstü teknolojik altyapı" gibi kavramlar, Allah'ın yaratma kudretine alternatif birer güç odağı değil; bilakis O'nun Sünnetullah dediğimiz, evrene koyduğu o muazzam ve çok katmanlı kuralların bizim henüz tam idrak edemediğimiz boyutları olabilir mi sorusundan ibarettir. Nasıl ki Neml Sûresi'nde Hz. Süleyman’ın vezirinin (Asaf b. Berhiya) Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirmesi tefsirlerimizde "İlm-i Ledün" ile açıklanırken, günümüz dünyasında bu durum kuantum ışınlanması veya madde-enerji dönüşümü gibi kavramlarla da tefekkür edilebiliyorsa; benim Ay hakkındaki düşüncelerim de tamamen bu minvalde bir ufuk turudur. Yani "Kütleçekim kilitlenmesi" gibi muazzam bir gök mekaniğinin arkasında, bizim sadece "tesadüfî bir doğa olayı" deyip geçemeyeceğimiz kadar ince bir mühendislik, bir tasarım ve hatta belki de vazifeli metafizik unsurlar (melekût alemi veya sizin deyiminizle mahluklar) bulunamaz mı? Nihayetinde, göklerin orduları da yerde olanlar da yalnızca Allah’ındır. İster kütleçekimiyle olsun, ister bizim henüz adını koyamadığımız başka vasıtalarla... Hepsi O’nun mülkünde, O’nun emriyle hareket eder. Sizin de belirttiğiniz o altın kuralı cebime koyuyorum: "Gaybî iddia ayet ve sahih hadis ister; ilmî iddia ölçüm, gözlem ve denetlenebilir delil ister." Bu usul dairesinde kalmak kaydıyla, evrenin ve gökyüzünün bu gizemli perdesi arkasında farklı ihtimalleri tefekkür etmek, sanıyorum ki inancımızın derinliğine halel getirmez, aksine hayretimizi artırır. Kıymetli şerhleriniz ve bu ufuk açıcı usul dersi için tekrar çok teşekkür ederim. Hürmetler |
Alıntı:
Bir şeyin arkasında Allah’ın hikmeti, ölçüsü, melekûtî yönü ve bizim tam idrak edemediğimiz boyutları bulunabilir demek başkadır; “Ay yapaydır, içi üstür, şeytanî ordu tarafından kullanılır, başka galaksiden getirilmiştir” demek başkadır. Birinci cümle tefekkür kapısıdır; ikinci cümle ise ispat isteyen kesin iddiadır. Neml sûresinde Hz. Süleyman aleyhisselâm kıssasında Belkıs’ın tahtının getirilmesi haktır. Lakin Kur’ân orada bize “işte bu kuantum ışınlanmasıdır” demez. “Kitaptan ilmi olan kimse”nin Allah’ın izniyle bunu yaptığını bildirir. Biz buradan Allah’ın kullarına olağanüstü ilimler verebileceğini anlarız; fakat bunu bugünkü fizik kavramlarıyla kesin bir teknolojiye bağlamak, tefekkür olabilir ama tefsir hükmü olmaz. Yani “olabilir mi?” diye düşünmek başka, “böyledir” diye hüküm kurmak başkadır. Aynı şekilde Ay’ın Dünya’ya aynı yüzünü göstermesi de elbette Allah’ın kudretinden bağımsız değildir. Fakat bunun ilmî açıklaması kütleçekim kilitlenmesidir. Biz buna “tesadüf” demeyiz; “Allah’ın koyduğu ölçülü nizam” deriz. Ama bu nizamdan “demek ki Ay bir gözetleme kamerasıdır” neticesi çıkmaz. Çünkü o artık gözlemden çıkan ilmî sonuç değil, ayrıca delil isteyen yorumdur. Benim üzerinde durduğum nokta tam olarak budur: Tefekkür kapısı açıktır; fakat tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. Allah’ın kudretini, sünnetullahı, melekûtu, bilinmeyen hikmetleri inkâr etmeyiz. Lakin gaybî bir varlık, şeytanî ordu, metafizik saldırı merkezi veya Ay’ın yapay oluşu gibi iddialar ortaya konulacaksa, bunlar ya sahih nassla ya da denetlenebilir ilmî delille desteklenmelidir. Bu sebeple senin “ihtimal olarak tefekkür edilebilir mi?” dediğin yere itirazım yoktur. İtirazım, ihtimalin kesin bilgi gibi sunulmasına ve âyet-hadislerin bu kesin iddiaya delil yapılmasına yöneliktir. Çünkü Kur’ân’ın vakarı da, hadisin hürmeti de bunu gerektirir. Kâinat Allah’ın kitabıdır; Kur’ân da Allah’ın kelâmıdır. Bu iki kitabı beraber okurken hayretimizi koruruz, fakat ölçümüzü de kaybetmeyiz. Bilmediğimize “bilmiyoruz” demek ilimdendir. İhtimale “ihtimal”, delile “delil”, gayba da “gayb” demek usûlün selâmetidir. Zarif ve edepli cevabın için tekrar teşekkür ederim değerli kardeşim... |
Alıntı:
yazıda bu var ben bu 700 bin yıl sözünü şu şekilde çürüteyim 124 peygamber gönderildi her peygamberin arası 5 yıl olsa bu zaten 700 bin yıl eder demekki arz yaratıldığında o ay orada vardı... |
Ay'a gidildi mi?
|
Alıntı:
"Tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. İhtimale ihtimal, delile delil, gayba da gayb demek usûlün selâmetidir" sözünüz, bu tartışmanın en kıymetli kazanımı ve asıl mihenk taşı oldu benim için. Haklısınız; tefekkür dünyasında zihne açılan pencereler ne kadar heyecan verici olursa olsun, bunu nassın (ayetin, hadisin) yerine koymak veya kesin bir tefsir gibi sunmak Kur’ân’ın vakarına da, ilmin ciddiyetine de uymaz. Hadiseyi "kesin hüküm" zemininden çıkarıp, sizin de müsaade ettiğiniz o "ihtimal dairesindeki tefekkür" sınırına çekmekle zaten aradığım doğru zemini bulmuş oldum. Sizin bu hassas terazinizi ve usul dersinizi cebe koyarak, haddini bilen bir hayretle kâinat kitabını okumaya devam edeceğim. Zaman ayırıp, sabırla ve ilmin vakarına yakışır bir üslupla ufkumu açtığınız için tekrar çok teşekkür ederim. Hak Teâlâ ilminizi ve kaleminizi daim etsin. Hürmet ve muhabbetle... :) Alıntı:
|
Alıntı:
isteyen futuhatı mekkiye 2. cilde bakabilir.. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:18. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com