![]() |
Hocanın günahı varsa sabunu da var.
Esselamün aleyküm, hayırlı Cumalarrose1
Dostlar, Kur'an ı para karşılığı okuyan hocanın arkasın da saf tutulur mu, namaza durulur mu? Kıssa veya ayetleri yanlış lanse eden yani anlatan kişiyi düzeltmek vacip midir, ve bu kişi bir cemaate anlatıyorsa nasıl düzeltilmelidir? |
Alıntı:
Ahirzamanda olur öyle şeyler :) Düzeltilmeli ama hususi olarak.. Yanlışın var hoca olarakta değilde hocam ben bu ayetin mealini şöyle okudum sizce nasıl gibi bi soru ile yanlışını göster ona,kafasına vurarak - üzerine basarak değil de doğruya ışık tutarak devam et |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
İlk soru fıkhi soru, ikincisi ise daha fıkhtan çok ahlak ilmine ait.
Şeriata göre adeleti takvası yerinde olan her kesin arkasında namaz kılınır. İkinci sorunun cevapını Celcelutiye kardeşim izah etmiş. Allahul Alim ilminizi artırsın |
Alıntı:
Kısas ve ayetleri lanse eden hocanın, hele de ayetleri kafasına göre yorumlayıp ehl-i sünnet dairesinden çıkan hocayı uyarmak VACİP DEĞİL FARZ'DIR. Vaaz bitiminde, hocanın yanına gidip kibarca uyarılmalı ve hocam İslam ve tevhide yanlış görüşleriniz var diyip hocanın yanlışları ayetler ve hadislerdeki kanıtlarla ona sunulmalıdır. Hoca eğer ki, bunu ciddiye almayıp size kibir veya üst perdeden cevap verirse kesinlikle ve kesinlikle o hocanın vaazlarına katılmamalı arkasında saf tutmamalı ve yanyana gelmemeye özen göstermelisiniz. Bir mümin kardeşiniz de bu durumu sorduğunda, ona bu durumu detaylıca anlatmalısınız. Çünkü Allah'ın ayetine ve kitabına yorum yapmak alenen zalimliktir. Bu zalimliğe kim sessiz kalırsa, Peygamberimiz (S.A.V.) onu dilsiz şeytan ilan etmiştir. Vesselam. |
Kur’an-ı Kerim okumak bir ibadettir. İbadet, dünyevî bir menfaat için değil, sadece Allah rızası için yapılır. Bu sebeple, Kur’an-ı Kerim’in para karşılığında okunması ve okunan Kur’an karşılığında para verilmesi dinen caiz değildir. Böyle bir okumadan dolayı sevap da yoktur (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 142, İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 76-77).
Bu sebeple bir kimsenin geçmişlerinin ruhuna bağışlamak üzere ücretle Kur’an-ı Kerim okutması, hatim indirtmesi yerine, bizzat kendisinin bildiği sûreleri okuması doğru olur. Ancak pazarlık yapılmadan ve paradan söz edilmeden, Allah rızası için Kur’an okumuş veya hatim indirmiş olan bir kimseye hediye olarak münasip bir teberruda bulunmakta dinen sakınca yoktur. Ancak bir yörede okunan Kur’an-ı Kerim için para verilmesi örf hâline gelmiş ve her iki taraf da bu durumu biliyorsa, verilen para hediye değil ücrettir. Bu nedenle bu parayı almak helal olmaz. Namaz kıldıracak kişinin, imamet ehliyetine sahip (dini bilgisi yeterli, Kur’an’ı güzel okuyan, akıl sağlığı yerinde, ergen birisi) olması gerekir. Haramı helal, helali haram saymadıkça büyük günah işlemiş de olsa müslüman bir kişi, namaz kıldırabilir; arkasında kılınan namaz da sahihtir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “İyi ve kötü (müttakî ve günahkâr) her müslümanın arkasında namaz kılınız.” (Ebû Dâvûd, Salât, 64, Cihâd, 35; Dârekutnî, es-Sünen, II, 404; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IV, 29) buyurmuşlardır. Hadiste bir ilke ortaya konulmaktadır; o da, mümin olan ve namaz kıldırabilecek asgari bilgiye sahip olan bir kimsenin namaz kıldırabileceğidir (Serahsî, Şerhu siyeri’l-kebîr, I, 110-111; İbn Nüceym, el-Bahr, I, 370). Ancak imamın günah işlemekten sakınan, cemaat tarafından sevilen, güzel ahlaklı bir kimse olması tercih edilir. Bu vasıflara sahip birisi varken, fâsık yani açıkça büyük günah işleyen veya küçük günahta ısrar eden kişinin imam olması Hanefi, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre mekruhtur (İbnü’l-Hümâm, Feth, I,360; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 298-299; Haraşî, Şerhu Muhtasar, II, 23). Hanbelî mezhebine göre ise fâsık olan kimsenin fâsık olmayan kimselere imameti caiz değildir. Ancak namaz kıldıracak başka kimsenin bulunmaması hâlinde, cemaatle kılınan cuma ve bayram namazları için zarureten caizdir (İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 17-23; İbn Kudâme, el-Kâfî, I, 293-294). “Kim bilgisi olmadığı halde Kur’an’la ilgili söz söylerse / Kur’an’ı tefsir ederse, ateşteki / cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizî, bu hadisin hasen ve sahih olduğunu belirtmiştir- Tirmizî, tefsir, 1). “Kim bilerek bana yalandan bir söz isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın. Kim de bilgisi olmadığı halde kendi görüşüne / fikrine dayanarak Kur’an’la ilgili söz söylerse / Kur’an’ı tefsir ederse, ateşteki / cehennemdeki yerine hazırlansın.” (a.g.e., Bu hadis hasendir.) Hafız Süyûtî'nin açıklamasına göre, hadis-i şerifteki bu tehdit, herhangi bir delile dayanmadan, sırf kendi aklına dayanarak Kur'an-ı Kerim'i tefsir eden kimseler hakkındadır. Kur'an-ı Kerim'i sırf kendi aklına dayanarak tefsir eden kimsenin, isabet etmesi halinde bile hata etmiş sayılmasının sebebi, onun isabet etmek için gerekli hazırlığı yapmamış olması ve bu iş için şuurlu hareket etmemiş olmasıdır. (Aliyyü'l-Kârî, Mirkât, I, 239) |
Aynen kardeşim bende bunlara dayandırarak söyledim zaten.
Ne olursa olsun, küfre düşmedikçe bir imamın arkasında namaz kılınabilir. Ancak küfre düşen ve İslam akaidine ters düşen bir imamın arkasında namaz kılmak asla caiz değildir. Ek olarak teşekkür ediyorum, Kur'an okumanın para karşılığı yapılması konusundaki müçtehitlerin görüşlerini paylamışsın. Ben o konuya çok değinmedim ama sen güzel şekilde değinmişsin. Bu arada din işlerinde, para veya maaş ile çalışmanın da haram olduğunu biliyorsun değil mi? Ayet ve hadisler de bu kesinlikle haram kılınmıştır. |
İslam dininde ilke olarak ibadet karşılığında ücret almak caiz değildir. Çünkü ibadetler Allah için yapılır. İslam’ın ilk dönemlerinde durumu uygun olan herkes namaz kıldırabiliyordu. Dolayısıyla namaz kıldırmak için belli kişilerin görevlendirilmesine ihtiyaç duyulmuyordu. İslam toplumunda kültür düzeyinin farklılaşması, farklı işlerle meşguliyetin artması ve zamanla namaz kıldırmaya ehil kimselerin azalması gibi sebeplerle, mescitlerde sürekli bulunacak görevlilere ihtiyaç duyuldu. Dolayısıyla her vakit namaz kıldıracak görevlilerin belirlenmesi cihetine gidildi; namaz kıldırmak üzere görevlendirilen kimselere de geçimlerini sağlamaları için maaş ödenmeye başlandı. Nitekim İslam âlimleri, imamet, müezzinlik, dini öğretme gibi işler karşılığında ücret veya maaş almayı, bu görevlerin sahipsiz kalmaması gerekçesiyle caiz görmüşlerdir (İbn Nüceym, el-Bahr (Ali et-Tûrî’nin Tekmilesi), VIII, 33; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 60, 302).
Günümüzde imam-hatip ve müezzinler, namaz kıldırmalarının karşılığı olarak değil, başka bir işle uğraşmayıp böyle bir görev için mesailerini tahsis etmelerinden (habs-i nefs) dolayı maaş almaktadırlar. Çünkü namaz sadece Allah rızası için kılınır ve kıldırılır. Diğer taraftan, imam-hatip ve müezzin-kayyımların görevleri sadece namaz kıldırmaktan ibaret değildir. Cami görevlileri, vaaz, irşat ve Kur’an öğreticiliği gibi din hizmetlerinin yanında, caminin ibadete açılması, ibadet için hazır tutulması, temizliği, bakımı, korunması gibi pek çok hizmet sunmaktadırlar. Buna göre, günümüzde din hizmetlerini yerine getiren imam-hatip ve müezzin-kayyımların aldıkları maaş helal olduğu gibi, kıldırdıkları namazlar da geçerlidir. 1. Kur’an öğretmenin yaptığı bu hizmet karşılığında devletten ücret alması: Bu ittifakla câizdir ve "bu konuda selef ve halef imamları arasında ihtilâf yoktur"(1). Suffe ehlinin, birer tebliğci, miicâhid ve belli bir eğitimden sonra Kur’an öğret*meni de oldukları ve bunların ihtiyaçlarının, devlet başkanı olan Peygamberimiz tarafından, dolayısıyla beytü’l-mâl’den/devlet bütçesinden karşılandığı(2) düşünülürse ve ayrıca Hz. Ömer ve Hasan Basrî’nin Kur’an öğretmenlerine maaş verdikleri gözönüne alınırsa bir tereddüte yer kalmaz.(3). 2. Öğretmenin öğrencisinden ücret alması: Bu konuyla ilgili rivâyetierin farklı şekilde değerlendirilmesi sebebiyle, Kur’an öğreten kişinin, öğrettiği kimseden maddî bir karşılık alıp alamayacağı hususunda ihtilâf edilmiştir. a) Abdullah b. Abbas, Peygamberimiz (asm)'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Karşılığında ücret aldığınız şeylerin en haklı olanı, Allah’ın Kitabı muka*bilindeki ücrettir."(4). Bu konuyu inceleyen birçok eserde bu hadis, bize göre bu bahisle ilgisi olmadığı halde, nedense ücretle ta’lîme delil olarak gösterilmiştir. Oysa bu hadis, ayrıntılı bir olay sonunda söylenmiştir ve Kur’an öğretimiyle bir ilgisi yoktur. Übeyy b. Kâ’b şöyle dedi: "Bir adama Kur’an öğrettim. O da bana bir ok yayı hediye etti. Bunu Rasûlullah’a bildirdim. Şöyle buyurdu: 'Onu alırsan, ateşten bir yay almış olursun.' Bunun üzerine onu sahibine geri verdim."(5). İmam Ebû Hanife (150/767) ile İbrahim eh-Nehaî (95/713), ez-Zührî (124/741) ücretle Kur’an öğretmek câiz görmemişlerdir. Peygamberimiz: "Benden bir âyet de olsa tebliğ ediniz"(6) bu*yurmuştur. Kendisi bu vazife karşılığında ücret almadığına göre, ümmetinin de almaması gerekir(7), Ancak Mergînânî, zaruret sebe*biyle buna izin verildiğini ve fetvanın da bu şekilde olduğunu bildirmektedir(8) Müfessir Kurtubî (671/1273) ise, Kur’an öğretmenin, namaz ve oruçla mukayese edilemeyeceğini; çünkü bunların fâiline âit bir ibâdet olduğunu; Kur’an öğretmenin ise, müteaddî bir ibâdet olduğunu söyleyerek, bu görüşe karşı çıkmıştır(9). Hanefî mezhebinden olan Fahruddîn Kâdîhân (569/1196) ve Molla Hüsrev (885/1840) gibi bazı bilginler de ücretin câiz olduğu görüşündedir. Bunlar, "istihsan" yoluyla; insanların Kur’an’a rağbetinin azaldığını, beytü’l- mâl’den verilen ücretin kesildiğini; hâfızların, geçim derdiyle başka mesleklere yöneldiklerini, fahrî ve hasbî tâlim ve kıraatin azaldığını; bu bakımdan ücretle tâlim yolunun açılması gerektiğini öne sürmüşlerdir(10) b) İmam Şâfıî (204/819), İmam Mâlik (179/795), Ahmed b. Hanbel (241/855), İbn Hazm (456/1063) ve diğer bazı bilginlere göre de ücret almak câizdir. Öğretmen-öğrenci arasında karşılıklı anlaşma da yapılabilir. Ancak bir beldede, Kur’an öğretecek başka kimse yoksa, o zaman o kişiye Kur’an okutmak vacib olduğu için ücret alması câiz değildir(11) c) Haşan Basrî (110/728), İbrahim en-Nehâî (95/793) gibi birçok kimse de, şart koşmamak kaydıyla ücret almanın câiz olduğunu söylemişlerdir. Şart koşmak ise câiz değildir. Bunlara göre, önceden şart koşulmadan verilen ücret alınabilir; çünkü bu hibe, hediye, sadaka kabilindendir. Peygamberimiz de bir muallim idi ve verilen hediyeleri kabul ediyordu(12). Bizim kanaatimize göre, devletten maaş alan din görevlilerinin, Kur’an kursu hocalarının ve ilgili diğer öğretmenlerin, Kur’an öğretmek karşılığında, öğrencilerinden ücret talebinde bulunmaları doğru değildir; çünkü devlet, zaten onlara yaptıkları bu iş karşılığında maaş vermektedir. Ayrıca bu durumda onların, öğrencilerinden ücret dışında herhangi bir hediye kabul etmeleri de uygun değildir; bunun pedagojik ve psikolojik açıdan sakıncaları vardır. Çünkü hoca da, her insan gibi zaafları olan bir kimsedir; hediye veren öğrenciyle vermeyen öğrenciyi her zaman bir tutması, eşit davranması çok zordur. Bunun dışında, günümüzde birçok hayır dernekleri ve vakıflar mevcuttur. Hocanın ekonomik sıkıntısı varsa, öğrencinin hocasına bir şey vererek ona olan saygısını sarsmak ve hocayı da minnet altında bırakmak yerine, böylesi hayır kurumlarının hocaya yardımcı olması daha uygun olur. |
Yazdıklarının hepsi fıkıh konuları olarak net istinbatlar içerir kardeşim. Umarım, bu konuda bilgi almak isteyenlere bu yazılar aydınlatıcı olur.
Birde Osmanlı'da imamlar nasıl hayatlarını sürdürürlermiş biliyor musun? Cemaat akşam veya yatsı namazından sonra, camiye gelip elinde avcunda artan yemek, giysi, para vs. gibi dünyalıkları imama verirmiş. Diyelim o bölgedeki bir kadı yeni bir giysi aldı, eskisini imama verirmiş. Misal yemek pişirdiler yediler, arttı bölgedeki cami imamına verirlermiş. |
osmanlı döneminde imamların maaşları ile ilgili olarak kaynaklarda yeter miktarda bilgi belge bulunmaktadır.sahabe devrinden beri imamlık uygulanagelen bir özelliği vardır.
diyanetislam ansiklopedisi imam maddesi epey bir malumat vermektedir. ilgili madde ye bakılabilir. kısaca şu bilgileri vermekle yetiniyorum: Osmanlı şehir örgütlenmesi içinde mahallenin özel konumu mahalle imamlığını önemli bir görev olarak öne çıkarmıştır. Tanzimat devrine gelinceye kadar imam devleti temsil etmek üzere mahallenin önde gelen sorumlusuydu. Görevlerinin ifası sırasında kadılar tarafından teftiş edilir, ahalinin hakkında vâki şikâyetleri azillerine yol açabilir ve cezalandırılmalarına sebep olabilirdi. Dolayısıyla belirli bir kontrol altında bulunurlardı. İmamlar, kadıların yerine getirmesi gereken birçok işte onların tabii yardımcısıydı. Mahallenin düzeni, asayiş ve inzibatı, içki içilen yerlerin tesbiti ve fuhuş yapan kadınların belirlenerek mahalleden sürülmesi, mahallelinin gerekli İslâmî âdâb içinde yaşamını sürdürmesi ve dinî vecîbelerini yerine getirmesi imamlar tarafından gözlenir, özellikle vakit namazlarının ihmaliyle ilgili olarak zaman zaman hükümet tarafından gösterilen hassasiyet sonucu bu yolda gönderilen fermanların uygulanması kendilerinden beklenirdi. İmamlar mahallelerinde ikamet edenler hakkında tam bilgi sahibi olmalıydılar. Mahallede oturanların kimlik belirlenmesi, gelen yabancıların veya yeni taşınanların tesbiti ve kayıt altına alınması işleri (Mehmed Emin Behiç, vr. 52b), yeni gelenlerin kefalete bağlanması, mahalle sakinlerinin ikamet yeri ve sürelerinin belirlenmesi, XIX. yüzyılda ortaya çıkan “mürur tezkireleri”nin elde edilmesiyle ilgili ilk işlem olmak üzere ikametgâh ve kimlik belgelerinin tanzimi imamlar tarafından yerine getirilir ve imamlar kefilsiz olanların mahallede barınmasının sorumluluğunu taşırdı. Ölüm ve defin, doğum kayıtları, nikâh akdi ve boşanma işlemleri imamlar tarafından yürütülür, bazı belediye işlerinin görülmesi, bu arada mahallenin temizliğine dikkat edilmesi ve çevre temizliğinin sağlanması görevleri arasında sayılırdı. Muhtar ve mahallenin ileri gelenleriyle birlikte fırınlarda ekmeklerin kontrolü, ihtikâr ve sahtekârlıkların önlenmesi gibi işler yanında yakın zamanlarda iâne ve kurban derilerinin makbuz karşılığında toplanması işleri de yine kendilerine havale edilmişti. Köy ve mahalle imamlarının nikâh akdiyle ilgili işlemleri yürütmesi en dikkat çekici görevleri arasında yer alır. Bununla beraber ne tür işlemlerin yapıldığı, nikâhtan önce resmî iznin alınmış olmasının icap edip etmediği ve kayıtların hangi merci tarafından zaptedildiğine dair açık bilgi bulunmamaktadır. Ancak kadı sicilleri arasında yer alan “münâkehât defterleri”nin varlığı bu tür kayıtların tutulmuş olduğuna işaret etmektedir. İmamların gayri müslimlerin de nikâhlarını kıydıklarına dair bilgiler mevcuttur. Pek alışılmış olmayan bu tür uygulamalar, genelde cemaat içi ve kilise ile olan anlaşmazlıkların bir sonucu olarak ortaya çıkmakta, nikâh, talâk ve aralarındaki diğer anlaşmazlıkların halliyle ilgili işlemlere cemaat metropolitlerinden başka kimsenin müdahale etmeyeceği bunlara verilen beratlarda yer almış olduğundan bu tür uygulamalar patriklerin şikâyetlerine yol açmaktaydı. Nitekim Sakız ve İstanköy gibi adalarda gayri müslimlerin imamlara başvurarak nikâh kıydırdıklarına dair yapılan şikâyetler üzerine nizama aykırı bulunan bu uygulamanın önlenmesi için sözü geçen yerlerdeki mahalle imamlarının dikkati çekilmiştir (BA, Cevdet-Askerî, nr. 4047, 4077). Ermeni patriğinin de bu konuda bazı şikâyetler dile getirdiği bilinmektedir. Konunun, nikâh akdi için papaza imamdan daha fazla para ödenmesiyle ilgili olan boyutu yanında, kilisece boşanamama gibi sıkıntılardan ötürü imam nikâhı ile tekrar evlenme yolunun açılmak istenmesi de bu tür suistimallerin sebepleri arasındadır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
"Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki: Çocukların ve neslin, bu sanatlardan biri ile rızkını talep etsin, sakın ola ki dini geçim aracı yapmasın, dini kullanarak dünya malı toplayanlara yazıklar olsun!" HÂKİM en-NÎSÂBÛRÎ - el-Müstedrek "Din bilgilerini dünya menfaati için öğrenenlere, ilmini paraya değişenlere kıyamette ateşten gömlek giydirilir." DEYLEMÎ, Şîrûye b. Şehredâr - Riyâżü’l-üns li-ʿuḳalâʾi’l-ins |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:38. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com