Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Ahiyyen Şerahiyyen (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/56542-ahiyyen-serahiyyen.html)

murakip 16.08.26 01:31

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718236)
kuranı kerim insanlar anlasın diye arabi lisanda indi normalde semavattaki kuran aslı inmiş olsa ne anlardık nede o nura dayabilirdik,,meleküti harfler evliya dışında bu harfleri bilen yoktur,,bu harflerle bırak vefki tılsımı 5 harf alsan taşışan karşında kimse duramaz ama o nura nasıl dayanılır.....

Semavattaki Kur'an'ın aslı inmedi ifadesini açıkçası biraz tuhafsadım ve doğru olduğunu sanmıyorum. Buna yönelik deliliniz nedir ehl-i sünnetten?

sin60 16.08.26 01:33

Alıntı:

murakip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718241)
Semavattaki Kur'an'ın aslı inmedi ifadesini açıkçası biraz tuhafsadım ve doğru olduğunu sanmıyorum. Buna yönelik deliliniz nedir ehl-i sünnetten?

semavattaki kuranın aslı inmedi demiyorum ordaki alfabeyle inmedi diyorum

murakip 16.08.26 02:21

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718242)
semavattaki kuranın aslı inmedi demiyorum ordaki alfabeyle inmedi diyorum

Kur'an yaratılmış bir şey olmadığı, doğrudan Allah'ın kelamı olduğu için oradaki alfabesi ile buradaki alfabesinin farklı olduğunu pek sanmıyorum hocam. Eğer haşa yaratılmış bir şey olsaydı, Allah yarattığını daha farklı bir biçimde dünyaya gönderebilirdi. Ama doğrudan Allah c.c. kendi kelamı olduğu için semavattaki hali veya küre-i arz'ımızdaki hali gibi bir ayrım yapılabileceğini düşünmüyorum. Bu ancak yaratılan şeyler için söz konusu olabilir.

serkanhaydar 16.08.26 02:25

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718236)
kuranı kerim insanlar anlasın diye arabi lisanda indi normalde semavattaki kuran aslı inmiş olsa ne anlardık nede o nura dayabilirdik,,meleküti harfler evliya dışında bu harfleri bilen yoktur,,bu harflerle bırak vefki tılsımı 5 harf alsan taşışan karşında kimse duramaz ama o nura nasıl dayanılır.....

bu düşüncede bakarsak ozaman kuşlar köpekler kediler de anlasın diye onlarında dilinde inmesi lazım dı...
kainat efendimiz s.a.v hürmetine insanlığa sunulmuş bir nimettir ve bu nimetin bir kuralı vardır bu kurallarda peygamberler aracılığı ile kutsal kitaplar ile sunulmuştur... her müslüman yahudi hristiyan bunu anlayacak zekaya sahiptir nefisler bazen sorgulamak ister ama sorgularken imanımıza zarar vermemeye o boyuta çıkmamaya özen göstermek gerekir...

Rmzn34 16.08.26 22:59

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718242)
semavattaki kuranın aslı inmedi demiyorum ordaki alfabeyle inmedi diyorum


@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Nedemek istediğini
Anladım tarifi hatalı izahı eksik. İmam Gazali'hz nin beslendiği kayna bakalım Büyük Üstat
Ebu Talib Mekkinin k.s Şahaseri Kut'ul Kulub da Kur'an kıraat bahsinde.
Denilir ki, Allah'ın kelamının her bir harfi, Levh-i Mahfuz'da kaf dağından daha büyüktür. Öyle ki, melekler tilavet etmek üzere bir harfi kaldırıp okumak isteseler, buna güçleri yetmez. Ta ki Levh-i Mahfuz'un görevli meleği İsrâfil a.s gelir. Onu Allah'ın izniyle ve rahmetiyle yalnız başına kaldırır. Çünkü Yüce Allah ona, bu görevi vermiştir. Melekler ancak ondan sonra okuyabilirler.

Önceki milletlerin haberlerinden şöyle bir olay anlatılır:

Yüce Allah, peygamber bulunmadığı fetret döneminde sadık dostlarından bir alimi, zalim ve zorba bir krala, onu tevhide ve nebilerin getirdiği dine davet etmek üzere gönderdi. Kral, ona tevhid ile ilgili bir takım sorular sordu. Alim de, o günkü insanların kullandığı ve kendi aralarında bilinen bir takım örnekler vererek sorularını cevaplandırmaya başladı. Nihayet kral, alime -Peki, sen peygamberlerin getirdiği ayetlerin insanların kelamı olmadığını iddia ediyorsun. O halde onlar Allah'ın kelamı mıdır? Diye sordu. Alim: Evet karşılığını verdi. Kral -Peki insanlar, Allah'ın kelamını okumaya ve taşımaya nasıl güç yetirebiliyorlar? Diye sordu. Alim şu cevabı verdi -Bunu anlamak için insanlara bakmak yeterlidir. İnsanlar hayvanları ve kuşları yürütmek, durdurmak, ileri-geri hareket ettirmek istediklerinde, bunu insanların konuştukları dille anlatamayacaklarını gördüler. O zaman ıslık, bağırtı, çağırma gibi onların anlayabilecekleri şekilde seslendiler. Çünkü onların, ancak bundan anlayacaklarını biliyorlardı. İşte aynen böyle, insanlar da, Cenab-ı Hakk'ın kelamını dinleyip anlamaktan acizdir. Onlar, ilahi kelamı asıl hâliyle, kemaliyle ve sıfatıyla anlamaya güç yetirmezler. Onun için ilâhi kelam onlara, aralarında alıştıkları konuşma ve seslerle gelmiştir. Nasıl ki insanlar, bir takım sesler ve bağırmalar ile, hayvanlara kendi seslerini duyuruyor ve onları yönlendiriyorlarsa, ilâhi kelam da insanların anlayacağı şekilde olmaktadır. Bunun böyle olması, ondaki gizli manaları ve hikmetleri ortadan kaldırmaz. Çünkü kelamın şerefi taşıdıkları manaya bağlıdır. Onun büyüklüğü ise içindeki mananın ululuğundan ileri gelir.Şu halde ses, hikmet için bir ceset ve yer durumundadır. Hikmet de ses için bir nefes ve ruh konumundadır. Nasıl ki, insanların cesetleri, taşıdıkları ruhla değerli ve aziz olursa, aynı şekilde kelamı ifade eden sesler de, taşıdıkları hikmetle değerli ve şerefli olur.

Güneşin ışınları karşısında gölgenin duramadığı gibi, batıl da onun hikmetli sözleri önünde duramaz. İnsanlar güneşin asıl kaynağından gelen ışınlara bakmaya güç yetiremedikleri gibi, ilahi kelamın taşıdığı hikmetlerin derinliğine ve asıl merkezine de ulaşamazlar. Bununla birlikte, insanlar güneşin ışıklarından bir derece istifade edip önlerini ve işlerini gördükleri gibi, ilahi kelamdan da ihtiyaçları kadar nasiplenebilirler.

Allah'ın kelamı, kendisi görülmeyen ama buyrukları halkın içinde mevcut olan bir sultana benzer. Işığı ortada olup asıl kaynağı görülmeyen güneş gibidir. Yahut aslını bilmedikleri halde ışığı ile insanların yol bulduğu yıldızlar gibidir. Hiç şüphesiz ilahi kelam, bunlardan daha şerefli ve daha büyük bir yere sahiptir. O, eşsiz hazinelerinin anahtarıdır. Yüce makamların kapısıdır. İnsanı şerefli derecelere yükseltecek bir merdivendir. Bir defa yudumlayanın hiç ölmeyeceği bir hayat suyudur. Ve bir defa içenin bir daha hasta olmayacağı ilaçtır. .... Ehli olmayanlar onu kuşanmaya kalkarsa ellerinde durmaz, çeker gider.

Buraya kadar anlattıklarımız, Hak dostu alimin krala karşı söylediği sözlerden naklettiklerimdir. Bu cevaplar karşısında kral daha fazla dayanamayıp, Allah'ın izniyle alimin davetine uymuştur.

Bunlar; Cenab-ı Hakk'ın bir ayet, bir ibret, bir nimet ve bir rahmet kıldığı kelamının vasıflarıdır. Düşününüz o alim, nasıl Yüce Allah'ın kelamını anlamada beşer aklının, kuşların ve diğer hayvanların, insan sesini anlama makamında olduğunu görmüş ve anlamıştır? Kuşlar ve hayvanlar, kendilerine yönelen sesin manasını bilmedikleri halde, ifade edilmek istenen maksadı anladıkları gibi; insanlar da, Allah'ın kelamını kendilerine verilen anlayış sayesinde, kendi ölçülerince anlayabilirler.

Rivayet edildiğine göre,
Hz Ali şöyle demiştir, Rasulullah s.a.v insanlardan saklayıp da bana gizlice bir ilim vermedi. Ancak Allah Teala'nın bir kula Kitabındaki ayetleri anlayacak özel bir anlayış vermesi bunun dışındadır. Bana verilen de budur.
Yine Hz.Ali şöyle demiştir
Kim Kur'an'ı anlarsa onun kapalı manalarını açıklayabilir.

İbnu Abbas: Kime hikmet verilmişse ona, pek çok hayır verilmiştir.Ayeti hakkında şöyle demiştir:
Bu ayetteki çok hayırdan maksat, Allah'ın kitabını güzel anlamaktır. Yüce Allah güzel anlayışı şöyle övmüştür.

Biz Süleyman'a meselinin çözümünü ortaya koyacak bir anlayış verdik. Bununla birlikte onların her birine (Davud ve Süleyman'a) hüküm ve ilim verdik.Enbiya 79.A

Görüldüğü gibi, bu ayette Yüce Allah, anlayışı hüküm vermenin ve ilmin üzerinde bir makam olarak zikretmiştir. Bir de: Süleymana ayrı bir anlayış verdik. ifadesiyle anlayışı Yüce Allah zatına nispet ederek ona ayrı bir hususiyet kazandırmıştır. İlim ve hükmün ise her ikisine ait umumi bir makam olduğunu bildirmiştir.

Daha devam ediyor anlayana bukadarı kâfi.

Bu beyanlar Vahyin ağırlığı ve Harflerin Melekutuna da işaret ediyor

murakip 17.08.26 00:20

Alıntı:

Rmzn34 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718370)
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Nedemek istediğini
Anladım tarifi hatalı izahı eksik. İmam Gazali'hz nin beslendiği kayna bakalım Büyük Üstat
Ebu Talib Mekkinin k.s Şahaseri Kut'ul Kulub da Kur'an kıraat bahsinde.
Denilir ki, Allah'ın kelamının her bir harfi, Levh-i Mahfuz'da kaf dağından daha büyüktür. Öyle ki, melekler tilavet etmek üzere bir harfi kaldırıp okumak isteseler, buna güçleri yetmez. Ta ki Levh-i Mahfuz'un görevli meleği İsrâfil a.s gelir. Onu Allah'ın izniyle ve rahmetiyle yalnız başına kaldırır. Çünkü Yüce Allah ona, bu görevi vermiştir. Melekler ancak ondan sonra okuyabilirler.

Önceki milletlerin haberlerinden şöyle bir olay anlatılır:

Yüce Allah, peygamber bulunmadığı fetret döneminde sadık dostlarından bir alimi, zalim ve zorba bir krala, onu tevhide ve nebilerin getirdiği dine davet etmek üzere gönderdi. Kral, ona tevhid ile ilgili bir takım sorular sordu. Alim de, o günkü insanların kullandığı ve kendi aralarında bilinen bir takım örnekler vererek sorularını cevaplandırmaya başladı. Nihayet kral, alime -Peki, sen peygamberlerin getirdiği ayetlerin insanların kelamı olmadığını iddia ediyorsun. O halde onlar Allah'ın kelamı mıdır? Diye sordu. Alim: Evet karşılığını verdi. Kral -Peki insanlar, Allah'ın kelamını okumaya ve taşımaya nasıl güç yetirebiliyorlar? Diye sordu. Alim şu cevabı verdi -Bunu anlamak için insanlara bakmak yeterlidir. İnsanlar hayvanları ve kuşları yürütmek, durdurmak, ileri-geri hareket ettirmek istediklerinde, bunu insanların konuştukları dille anlatamayacaklarını gördüler. O zaman ıslık, bağırtı, çağırma gibi onların anlayabilecekleri şekilde seslendiler. Çünkü onların, ancak bundan anlayacaklarını biliyorlardı. İşte aynen böyle, insanlar da, Cenab-ı Hakk'ın kelamını dinleyip anlamaktan acizdir. Onlar, ilahi kelamı asıl hâliyle, kemaliyle ve sıfatıyla anlamaya güç yetirmezler. Onun için ilâhi kelam onlara, aralarında alıştıkları konuşma ve seslerle gelmiştir. Nasıl ki insanlar, bir takım sesler ve bağırmalar ile, hayvanlara kendi seslerini duyuruyor ve onları yönlendiriyorlarsa, ilâhi kelam da insanların anlayacağı şekilde olmaktadır. Bunun böyle olması, ondaki gizli manaları ve hikmetleri ortadan kaldırmaz. Çünkü kelamın şerefi taşıdıkları manaya bağlıdır. Onun büyüklüğü ise içindeki mananın ululuğundan ileri gelir.Şu halde ses, hikmet için bir ceset ve yer durumundadır. Hikmet de ses için bir nefes ve ruh konumundadır. Nasıl ki, insanların cesetleri, taşıdıkları ruhla değerli ve aziz olursa, aynı şekilde kelamı ifade eden sesler de, taşıdıkları hikmetle değerli ve şerefli olur.

Güneşin ışınları karşısında gölgenin duramadığı gibi, batıl da onun hikmetli sözleri önünde duramaz. İnsanlar güneşin asıl kaynağından gelen ışınlara bakmaya güç yetiremedikleri gibi, ilahi kelamın taşıdığı hikmetlerin derinliğine ve asıl merkezine de ulaşamazlar. Bununla birlikte, insanlar güneşin ışıklarından bir derece istifade edip önlerini ve işlerini gördükleri gibi, ilahi kelamdan da ihtiyaçları kadar nasiplenebilirler.

Allah'ın kelamı, kendisi görülmeyen ama buyrukları halkın içinde mevcut olan bir sultana benzer. Işığı ortada olup asıl kaynağı görülmeyen güneş gibidir. Yahut aslını bilmedikleri halde ışığı ile insanların yol bulduğu yıldızlar gibidir. Hiç şüphesiz ilahi kelam, bunlardan daha şerefli ve daha büyük bir yere sahiptir. O, eşsiz hazinelerinin anahtarıdır. Yüce makamların kapısıdır. İnsanı şerefli derecelere yükseltecek bir merdivendir. Bir defa yudumlayanın hiç ölmeyeceği bir hayat suyudur. Ve bir defa içenin bir daha hasta olmayacağı ilaçtır. .... Ehli olmayanlar onu kuşanmaya kalkarsa ellerinde durmaz, çeker gider.

Buraya kadar anlattıklarımız, Hak dostu alimin krala karşı söylediği sözlerden naklettiklerimdir. Bu cevaplar karşısında kral daha fazla dayanamayıp, Allah'ın izniyle alimin davetine uymuştur.

Bunlar; Cenab-ı Hakk'ın bir ayet, bir ibret, bir nimet ve bir rahmet kıldığı kelamının vasıflarıdır. Düşününüz o alim, nasıl Yüce Allah'ın kelamını anlamada beşer aklının, kuşların ve diğer hayvanların, insan sesini anlama makamında olduğunu görmüş ve anlamıştır? Kuşlar ve hayvanlar, kendilerine yönelen sesin manasını bilmedikleri halde, ifade edilmek istenen maksadı anladıkları gibi; insanlar da, Allah'ın kelamını kendilerine verilen anlayış sayesinde, kendi ölçülerince anlayabilirler.

Rivayet edildiğine göre,
Hz Ali şöyle demiştir, Rasulullah s.a.v insanlardan saklayıp da bana gizlice bir ilim vermedi. Ancak Allah Teala'nın bir kula Kitabındaki ayetleri anlayacak özel bir anlayış vermesi bunun dışındadır. Bana verilen de budur.
Yine Hz.Ali şöyle demiştir
Kim Kur'an'ı anlarsa onun kapalı manalarını açıklayabilir.

İbnu Abbas: Kime hikmet verilmişse ona, pek çok hayır verilmiştir.Ayeti hakkında şöyle demiştir:
Bu ayetteki çok hayırdan maksat, Allah'ın kitabını güzel anlamaktır. Yüce Allah güzel anlayışı şöyle övmüştür.

Biz Süleyman'a meselinin çözümünü ortaya koyacak bir anlayış verdik. Bununla birlikte onların her birine (Davud ve Süleyman'a) hüküm ve ilim verdik.Enbiya 79.A

Görüldüğü gibi, bu ayette Yüce Allah, anlayışı hüküm vermenin ve ilmin üzerinde bir makam olarak zikretmiştir. Bir de: Süleymana ayrı bir anlayış verdik. ifadesiyle anlayışı Yüce Allah zatına nispet ederek ona ayrı bir hususiyet kazandırmıştır. İlim ve hükmün ise her ikisine ait umumi bir makam olduğunu bildirmiştir.

Daha devam ediyor anlayana bukadarı kâfi.

Bu beyanlar Vahyin ağırlığı ve Harflerin Melekutuna da işaret ediyor

Şu kısım ile alakalı olarak;

*İşte aynen böyle, insanlar da, Cenab-ı Hakk'ın kelamını dinleyip anlamaktan acizdir. Onlar, ilahi kelamı asıl hâliyle, kemaliyle ve sıfatıyla anlamaya güç yetirmezler. Onun için ilâhi kelam onlara, aralarında alıştıkları konuşma ve seslerle gelmiştir. Nasıl ki insanlar, bir takım sesler ve bağırmalar ile, hayvanlara kendi seslerini duyuruyor ve onları yönlendiriyorlarsa, ilâhi kelam da insanların anlayacağı şekilde olmaktadır.*

Buna yönelik;

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْدٖي مَنْ يُرٖيدُ

İşte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. Kuşkusuz Allah dilediğini doğru yola iletir. / Hac Suresi 16. Ayet

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُؕ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ

Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir. / Ahzab Suresi 72. ayet


Ayetleri için düşüncelerin nelerdir acaba? Ayrıca Kur'an yaratılmış mıdır, Allah'ın kelamı harfler midir yoksa harfler de yaratılmışlardan mıdır? Yaratılmışlardan değilse Allah'ın kelamı nasıl farklı biçimlerle izah edilir, melekut'taki farklı semavattaki farklı insan alemindeki nasıl farklı denilir?

İnsan Allah kelamını kendi anlayışına göre yorumladı dersek, tevhid işin neresinde, mur'ad işin neresindedir? Haşa ve kella Allah kendisini anlamaktan noksan bir varlık mı yaratmıştır? Bu noksan varlığa haddinden büyük bir sorumluluk mu yüklemiştir?

Ve diğer bahis:

"Haberiniz olsun ki, Allah ilk yarattığında kalemi yarattı da, ona "yaz" dedi. Kalem: "Ey Rabbim! Ne yazayım ki?" dedi. Allah: "Kaderi yaz" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "İşte o anda kalem olmuş ve sonsuza kadar olacak şeyleri yazdı." (Tirmizi, Kader 17)

Allah ilk kalemi yarattığına göre, kalem neyi yazdı? Şeyleri harfsiz nasıl yazdı? Kalem ilk olmuş ve olacakları yazdı, daha sonra Nûn yaratıldı.

Ya da nûn bir harf değil de, Nur-u Muhammed-i aleyhisselatü vesselam mıdır?

“Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş / cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı." (bk. Aclunî, Keşfu'l-Hafa, 1/265-266)

Harfler yaratılmıştır, Allah kelamı ise yaratılmış değildir.

sin60 17.08.26 00:48

Alıntı:

murakip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718382)
Şu kısım ile alakalı olarak;

*İşte aynen böyle, insanlar da, Cenab-ı Hakk'ın kelamını dinleyip anlamaktan acizdir. Onlar, ilahi kelamı asıl hâliyle, kemaliyle ve sıfatıyla anlamaya güç yetirmezler. Onun için ilâhi kelam onlara, aralarında alıştıkları konuşma ve seslerle gelmiştir. Nasıl ki insanlar, bir takım sesler ve bağırmalar ile, hayvanlara kendi seslerini duyuruyor ve onları yönlendiriyorlarsa, ilâhi kelam da insanların anlayacağı şekilde olmaktadır.*

Buna yönelik;

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْدٖي مَنْ يُرٖيدُ

İşte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. Kuşkusuz Allah dilediğini doğru yola iletir. / Hac Suresi 16. Ayet

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُؕ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ

Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir. / Ahzab Suresi 72. ayet


Ayetleri için düşüncelerin nelerdir acaba? Ayrıca Kur'an yaratılmış mıdır, Allah'ın kelamı harfler midir yoksa harfler de yaratılmışlardan mıdır? Yaratılmışlardan değilse Allah'ın kelamı nasıl farklı biçimlerle izah edilir, melekut'taki farklı semavattaki farklı insan alemindeki nasıl farklı denilir?

İnsan Allah kelamını kendi anlayışına göre yorumladı dersek, tevhid işin neresinde, mur'ad işin neresindedir? Haşa ve kella Allah kendisini anlamaktan noksan bir varlık mı yaratmıştır? Bu noksan varlığa haddinden büyük bir sorumluluk mu yüklemiştir?

Ve diğer bahis:

"Haberiniz olsun ki, Allah ilk yarattığında kalemi yarattı da, ona "yaz" dedi. Kalem: "Ey Rabbim! Ne yazayım ki?" dedi. Allah: "Kaderi yaz" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "İşte o anda kalem olmuş ve sonsuza kadar olacak şeyleri yazdı." (Tirmizi, Kader 17)

Allah ilk kalemi yarattığına göre, kalem neyi yazdı? Şeyleri harfsiz nasıl yazdı? Kalem ilk olmuş ve olacakları yazdı, daha sonra Nûn yaratıldı.

Ya da nûn bir harf değil de, Nur-u Muhammed-i aleyhisselatü vesselam mıdır?

“Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş / cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı." (bk. Aclunî, Keşfu'l-Hafa, 1/265-266)

Harfler yaratılmıştır, Allah kelamı ise yaratılmış değildir.

allah cc ilk habibi muhammed mustafasını yarattı 3 bin yıl secdede 6 bin yıl kıyamda ,bu bilgiler aziz mahmud hudayi hz lerinin bi kitabında okudum...ben allahın kelamı yaratıldı demiyorum, o kelam diyoruz dikkat ettiysen allahın sözüdür,,,kuran alfabesi melukuti alemde bu dünya harfleri gibi degildir..zeten bu konuda ayette var biz kuranı kolaylaştırdık ki insanlar okusun ögüt alsın diye ,,bu ayet benim dedigim melekuti harf olayını destekler haldedir burda alim degiliz ilim yarıştırmıyoruz ben zavallı bi şöförüm:p...benim bu harfleri sormam aslında bir kaç havas kitabında çaktırmadan bu harflerle tılsım yapılmış ben bunu biraz anladım ,,ilk mesturu hocaya sordum ..yani bu alfabeyle bırak vefki tılsımı bi kısa ayet yazılsa dehşet faydası olur ama herkes taşıyabilirmi yada bu iş benim gibi sıradan insanlara nasip olurmu...bide bu harfleri genelde tarikat pirleri çaktırmadan kullanmış buda bu havas ilmini araştıran insanın biraz dikkatini çekiyor....

sin60 17.08.26 01:04

Alıntı:

serkanhaydar Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718245)
bu düşüncede bakarsak ozaman kuşlar köpekler kediler de anlasın diye onlarında dilinde inmesi lazım dı...
kainat efendimiz s.a.v hürmetine insanlığa sunulmuş bir nimettir ve bu nimetin bir kuralı vardır bu kurallarda peygamberler aracılığı ile kutsal kitaplar ile sunulmuştur... her müslüman yahudi hristiyan bunu anlayacak zekaya sahiptir nefisler bazen sorgulamak ister ama sorgularken imanımıza zarar vermemeye o boyuta çıkmamaya özen göstermek gerekir...

hayvanların nefsi olmadıgı için onlar mahşerde hesap vermeyecek...senin bakış açına göre insan oglundan hiç bi şey gizlenmemiş ,,insanlar kuranda kesik ayetlerin bile tam manasını veremiyor...bakara suresi 210 ayet.Onlar; Allah'ın buluttan gölgeler içinde, meleklerle birlikte kendilerine gelivermesini ve işlerini bitirivermesini mi bekliyorlar?...bu ayete nasıl mana vermek lazım...aslında senin bu konuyu anlamaman çok güzel bişey bu şunu gösterir herkesin bi derecesi vardır bu hayatta askerde okurken tıp ilminde havas ilminde...bu konu üniversitede mastır yapan hoca konumunda,birinin işi ,, sen ilk okul 5 giden birisin haliyle anlaman imkansız.........

murakip 17.08.26 01:21

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718383)
allah cc ilk habibi muhammed mustafasını yarattı 3 bin yıl secdede 6 bin yıl kıyamda ,bu bilgiler aziz mahmud hudayi hz lerinin bi kitabında okudum...ben allahın kelamı yaratıldı demiyorum, o kelam diyoruz dikkat ettiysen allahın sözüdür,,,kuran alfabesi melukuti alemde bu dünya harfleri gibi degildir..zeten bu konuda ayette var biz kuranı kolaylaştırdık ki insanlar okusun ögüt alsın diye ,,bu ayet benim dedigim melekuti harf olayını destekler haldedir burda alim degiliz ilim yarıştırmıyoruz ben zavallı bi şöförüm:p...benim bu harfleri sormam aslında bir kaç havas kitabında çaktırmadan bu harflerle tılsım yapılmış ben bunu biraz anladım ,,ilk mesturu hocaya sordum ..yani bu alfabeyle bırak vefki tılsımı bi kısa ayet yazılsa dehşet faydası olur ama herkes taşıyabilirmi yada bu iş benim gibi sıradan insanlara nasip olurmu...bide bu harfleri genelde tarikat pirleri çaktırmadan kullanmış buda bu havas ilmini araştıran insanın biraz dikkatini çekiyor....

Estağfurullah hocam, derdim haşa ilim yarıştırmak değil karşılıklı bir şeyler öğrenmektir. Aklıma yatmayan bazı kısımlar olduğu için doğrusunu anlamaya çalışıyorum. Ben de sıradan bi meslek mensubu kardeşinizim ilahiyat veya diyanet görevlisi değilim

Benim anlayamadığım nokta Allah'ın kelamı doğrudan kendisinden sadr olduğu için dünyadaki hali ile melekut'taki hali ve yazıldığı harf nasıl farklı olabilir onu anlamadım. Yani Allah Kur'an'da Arapça ve bu alfabe ile kelam ediyorsa her yerde aynı şekilde kelam etmiştir. Çünkü O'nun kelamı yaratılmış olmadığı için alemden aleme harf veya şekilsel değişikliğe uğramaz, bu yaratılmışların özelliğidir diye düşünüyorum

sin60 17.08.26 12:52

Alıntı:

murakip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718386)
Estağfurullah hocam, derdim haşa ilim yarıştırmak değil karşılıklı bir şeyler öğrenmektir. Aklıma yatmayan bazı kısımlar olduğu için doğrusunu anlamaya çalışıyorum. Ben de sıradan bi meslek mensubu kardeşinizim ilahiyat veya diyanet görevlisi değilim

Benim anlayamadığım nokta Allah'ın kelamı doğrudan kendisinden sadr olduğu için dünyadaki hali ile melekut'taki hali ve yazıldığı harf nasıl farklı olabilir onu anlamadım. Yani Allah Kur'an'da Arapça ve bu alfabe ile kelam ediyorsa her yerde aynı şekilde kelam etmiştir. Çünkü O'nun kelamı yaratılmış olmadığı için alemden aleme harf veya şekilsel değişikliğe uğramaz, bu yaratılmışların özelliğidir diye düşünüyorum

ahirette ki zamanla burdaki zaman aynımı yada cennetteki zaman ile yada cennetteki bi hurma olur nar olur vs onların tadıyla bu dünyadaki meyvelerin tadı aynımı..yada asıl soruya gelelim allah cc bu dünya gözüyle görebilirmisin yada gördün dayanabilirmisin..kuranın nuruda aynıdır peygamberleri ve velileri hariç, aslı gibi olsa bizim gibi insanlar dayanamazdı.....kamer suresi 17 ,22 32,40 ayette allah cc* Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?* bu ayette rabbimiz biz kuranı ingilizce yada çince indirmedik demiyor kolaylaştırdık diyor, bu ayete bakınca dili arapça olan kuran zaten arapça konuşan bi kavme iniyor burdaki kolaylık ne olabilir .. ,kuran ilk nuzul oldugu zaman harflerdeki noktalar yokmuş,bu noktalar sonradan kuran daha anlaşılır olsun diye sahabe tarafından konmuş....

Rmzn34 17.08.26 13:32

Alıntı:

murakip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 718382)
Şu kısım ile alakalı olarak;

*İşte aynen böyle, insanlar da, Cenab-ı Hakk'ın kelamını dinleyip anlamaktan acizdir. Onlar, ilahi kelamı asıl hâliyle, kemaliyle ve sıfatıyla anlamaya güç yetirmezler. Onun için ilâhi kelam onlara, aralarında alıştıkları konuşma ve seslerle gelmiştir. Nasıl ki insanlar, bir takım sesler ve bağırmalar ile, hayvanlara kendi seslerini duyuruyor ve onları yönlendiriyorlarsa, ilâhi kelam da insanların anlayacağı şekilde olmaktadır.*

Buna yönelik;

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْدٖي مَنْ يُرٖيدُ

İşte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. Kuşkusuz Allah dilediğini doğru yola iletir. / Hac Suresi 16. Ayet

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُؕ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ

Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir. / Ahzab Suresi 72. ayet


Ayetleri için düşüncelerin nelerdir acaba? Ayrıca Kur'an yaratılmış mıdır, Allah'ın kelamı harfler midir yoksa harfler de yaratılmışlardan mıdır? Yaratılmışlardan değilse Allah'ın kelamı nasıl farklı biçimlerle izah edilir, melekut'taki farklı semavattaki farklı insan alemindeki nasıl farklı denilir?

İnsan Allah kelamını kendi anlayışına göre yorumladı dersek, tevhid işin neresinde, mur'ad işin neresindedir? Haşa ve kella Allah kendisini anlamaktan noksan bir varlık mı yaratmıştır? Bu noksan varlığa haddinden büyük bir sorumluluk mu yüklemiştir?

Ve diğer bahis:

"Haberiniz olsun ki, Allah ilk yarattığında kalemi yarattı da, ona "yaz" dedi. Kalem: "Ey Rabbim! Ne yazayım ki?" dedi. Allah: "Kaderi yaz" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "İşte o anda kalem olmuş ve sonsuza kadar olacak şeyleri yazdı." (Tirmizi, Kader 17)

Allah ilk kalemi yarattığına göre, kalem neyi yazdı? Şeyleri harfsiz nasıl yazdı? Kalem ilk olmuş ve olacakları yazdı, daha sonra Nûn yaratıldı.

Ya da nûn bir harf değil de, Nur-u Muhammed-i aleyhisselatü vesselam mıdır?

“Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş / cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı." (bk. Aclunî, Keşfu'l-Hafa, 1/265-266)

Harfler yaratılmıştır, Allah kelamı ise yaratılmış değildir.

Kur'an haşa mahluk değildir
Burada harflerin kaldırmasından maksat onları haşa alıp leğo parçası gibi dizip okuyorlar manasına gelmiyor zira Arşın yüklenicileri bile Arşı taşıyamadılar o yüce meleklere taşımaları için Allah zikirlerini verdi sonra subhan kudretiyle arşla beraber yüklenicileride tutdu.
Burada akıl yol bulsun diye harflerin kaf dağından daha büyük diye beyen edilmiş sadece ipucu var harflerin melekutu, hakikati kaf dağı gibi remzedilmiş öncelikle şu bilinmeli melekut diyince sadece melekler alemi sanılıyorsa bu sığ bir düşünce eksik bilgidir zira FeSubhanellezi bi yedihi melekutu küllü şey! Her şeyin melekûtu Kudret elinde olan Allah münezzehtir)
Meleküttan Kasıt: kısaca O şeyin tüm yönleriyle hakikati, matlaı, enerjisi, kuvveti, idare şifresi yazılımı ve ruhu - İlmi, Kudreti ve İradesi Tasarrufu altında anlamına gelir.
bu mevzular çok derin kavranması zor inkarı sıkıntı

Kur'an Muhkem ayetleri anlaşılabiliyor anlaşılmayan tarafı Müteşabih ve Melekutu
Harfler beden gibi sonradan yaratılmış hakikati ise ezeli, Kelamını İbrani Süryani lisanlarında inzal eylemiştir ama Levhi mahfuzda Arabi diye tarif ediliyor en doğru görüş bu
Şuan hala İncilde Tevrat'ta tahrif olmamış ayetler var

Atın melekutuna bakalım
Hayvanlar aleminden Atdan misal vereyim şehadet aleminde biz onu bildiğimiz şekli üzere binek vasıtası etten kemikten At 🐎olarak görürüz ama hakikat aleminde onun melekutu bambaşkadır atı harf gibi düşünelim hakikatten melekutundan haberdar olmayan kağıtta,atı binek hayvanı olarak görür teleffuz eder yani biner sefer eder, ama arif onunun melekutunun Rüzgar ve cennet kokusu olduğunu bilir SubhanAllah atı bu ikisinden var etmiştir.

Süleyman aleyhisselâm'ın rüzgâra binişi ve ordusunu havada nakletmesi, mülk ehline mucize, hakikat ehline ise melekûtun sırrına urucdur yükseliş. Rüzgâr, hızın ve letâfetin suretidir, atın hakikati de rüzgâr ile hemhal olmaktır. Süleyman as Atın melekutuna Hava elementinden olan rüzgarla tasarruf ediyordu.

Harflerin şeylerin melekutunu bilmeyen yemle beslenen yorulan ata binmek zorundadır hatta bazende yuları elinde beraber yürürler
Bize Pegasus lazım :))


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:22.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149