![]() |
Hangi nefis mertebesinde olduğumuzu anlamamız mümkün müdür?
Selamunaleykum arkadaslar, hangi nefis mertebesinde oldugumuzu anlamamiz mumkunmudur? Bilgisi olanlar yazabilirmi? eyvAllah
|
Alıntı:
Nefsine hoş gelen işlerden kaçınan bir kişi bunu bilir mi? Bunu bilse nefsine hoş gelmez mi? Allah razı olsun. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Ancak biraz zordur ve Mutmainne nefse ulaşana kadar insan Emmare-Levvame hatta Mülhime makamında dahi net bir şey konuşamaz. Allah dostları mülhime makamında olan muridlerine dahi devamlı "El Aman" diyerek uyarırlar. Çünkü nefis ilk 3 mertebe de kolay teslim olmaz ve devamlı 3 ü arasında mekik dokur. Peki bu hali bilinçli bir şekilde nasıl kontrol ederiz diye sorarsak öncelikle bilinçli yaşayabilmeyi öğrenmeliyiz. Nerede ne halde olduğumuzu Anlamak ise bizim bilincimize yani ruhumuza bağlıdır. Ne kadar zihnimizi kontrol edebilirsek o kadar bilinçli oluruz.* Zihnimiz her an hareket etmektedir. Yani hep bir yerlerdedir bazen a noktasında bazen b noktasında ve bunlar arasında bağlantı olması gerekmez. Hep bir şeyler düşünür. Zihnini kontrol edebilen insan, bilinçli yaşar. Şu halimizde bilinç hapsolmuştur zihnimize hizmet eder. Zihnini kontrol edemeyen bilinçli yaşayamaz. Bilinç ruhtur, nefis ise zihin. Nefis, binektir deriz ya hep işte bu bineği binek olarak kullanmalıyız yani zihnimizi kontrol etmeliyiz. Başını boş bırakırsak kafasına göre helal haram demeden her yere gider. Her şeyi düşünür yerinde durmaz işte önce onu kontrol etmek lazım. Zihin hep bir yerlere gitmek, düşünmek ister asla bir yerde duramaz. Durursa ölür çünkü işlevi kalmaz. İşlevi kalmayınca bilinçlenmeye başlarız. İşte rabıta da(Bir murşid önderliğinde yapılmalı) her gün sadece 15 dakika zihnini kilitleyebilen kişi bilinçli şekilde o nuru ruhuna işler ve bilinçlenir. Nasıl zihin kitlenir onu hepimiz biliyoruz ama göz ardı ediyoruz. Gaflet, vesvese bunlar hep zihnin bir yerlere kaçtığı kapılardır. Kapıları kapatan insan zihnini olması gerektiği gibi kullanır ve bilinçli yaşar. Bilinçli yaşayan insan zihnini, nefsini ve nefesini kontrol eder. Zihnini kontrol eden insan gaflete düşmez. Her an Allahı anar. Zaten tarikatlerin gayesi de budur. Ali İmran Suresi 191. Ayet Onlar; ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarlarken, Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında düşünürler: "Ey Rabb'imiz! Sen, bunu boşuna yaratmadın, Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederiz. Bizi ateşin azabından koru.". Rabbim bizleri Allah dostlarından ayırmasın. Cümlesine uzun ömürler versin gül1 |
Alıntı:
|
Alıntı:
Bir murşidiniz var ise kesinlikle onun yönlendirmelerini ne eksik ne fazla yapın, eğer hepsini yapıyorum ama olmuyor diyorsanız ve dahasını istiyorsanız bu durumda yaptığınız şeylere tekrar tekrar yönelin örn: her murşid zikr talimatı verir, bu talimatı daha iyi yapmaya daha detaylı öğrenmeye ve bilinçli şekilde yapmaya özen gösterin hakkını verin. Nakşibendi tarikatının usulü nefse işkence etmek değil ruhu kuvvetlendirmektir. Nefsin gıdası haramlar olduğu gibi Ruhun gıdası da zikirdir. Zikri arttırırsanız nefis kendiliğinden teslim olacaktır ve mutmainne makamına ulaştığında ruhunuzla birlikte iyiliği emredecektir, bu uzun bir konu murşidiniz olup olmadığını dahi bilmiyorum, eğer yok ise tavsiyem önceliğiniz bir Kamil Murşid bulmak olmalıdır sonrası zaten gelecektir. Tarikat demek, yol demektir. Yola çıktığınız zaman yolun gerekliliklerini, idrak seviyenize yerine getirirsiniz ve o seviyede nefsiniz terbiye olur. Örnek verelim ; önceki mesajda bahsettiğim, zihnini kontrol edebilmiş bir kişi bilinçli şekilde ne dediğini bilerek, gafletsiz bir şekilde bir kere ALLAH dediğinde nefsinin kolunu bacağını kırar. Ne dediğini bilmeyen bilinçsiz bir şekilde oyun havası söyler gibi Allah,Allah dese ruhuna faydası elbette ki diğerinden az olur değil mi ? İşte bu şekilde murşidin vermiş olduğu görevleri herkes kendi çapında uygular. Bir de iyilerle beraber olmak çok etkilidir, iyi insanın yanındayken onun güzel huyları size bulaşır. velhasıl çok şey yapmaktansa bir şeyi derinden yapmak daha faydalı olacağı kanısındayım.. en doğrusunu Allah bilir rose4 Rabbim niyetimizi hayr üzere daim etsin rose4 |
Alıntı:
|
Alıntı:
İşte İnsan meleklerden de üstün olabildiği gibi hayvanlardan da alçak ve sefil olabiliyor. Tin Suresi 4-5 "Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu esfeli safiline (aşağıların aşağısına) indirdik. Murşid -> Tövbe -> İbadetler(öncelik kaza namazları) -> Zikr -> Nefs Terbiyesi ve sırasıyla sorduğunuz mertebelerin aşılması kısaca bu şekilde gösterebilirim 50 mesaj sonra benim de tavsiyem yurtdışındasınız Yusuf hocaya yapışın :d iyilerle birlikte olun ve bizleri de duanızda unutmayın rose4 @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yusuf amcaaa bu mübareği kaybetme inşaAllah teytey |
Alıntı:
|
Ne güzel bir soru.
Sadece, iki sayfada kalmış. Daha uzun sohbet olsaymış.. Allah razı olsun. |
Merhaba, Bir mürşidsiz Mülhime makamından mutmainneye geçmek mümkünmü ?. Mesela haramlara dikkat ederek ve bol bol nafile yaparak.
Teşekkür ederim. |
Nefs, rûhun bedene girdikten sonraki hâlinin adıdır. Bedene hapsolan rûh, kirlenmiş ve asıl vatanından uzaklaşmıştır. Onun bu âlemde asıl vatanına dönmek üzere izlediği seyr u sülûk ve mânevî yükselişteki mertebeleri değişik şekillerde tasnîf edilmiştir. Bâzıları üçlü, bâzıları beşli, bâzıları yedili tasnîfler yapmıştır. En yaygın olan yedili tasnîftir: Emmâre, levvâme, mülheme, mutmeinne, râziye, marziyye ve kâmile.Nefs-i emmâre: Münker ve günah olan şeyleri işlemeyi teşvîk ve emreden nefstir. Kur’an’daki: “Çünkü nefs, kötülüğü şiddetle emreder” âyet-i kerîmesi nefsin bu makâmına işâret eder.Nefs-i emmâre mertebesinde bulunan sâlik iyilik işlemez, kötülüklerden kaçmaz; ancak kötülüğün zuhûrundan pişmanlık duyar. Fakat bu nedâmet, onun davranışlarını etkilemez. Bu sıfatla muttasıf olan nefs hevâsına fazlaca düşkündür. Bu mertebedeki sâlikin zikri “lâ ilahe illallah”, seyri “seyr ilallâh”tır.Nefs-i levvâme: Yaptığı kötülüklerin akabinde zaman zaman pişmanlık duyan, sâhibini münkere mülâzemetten dolayı ayıplayan ve tevbeye temâyül gösteren nefstir. Adını Kur’an’daki: “Levvâme (pişmankâr) nefse andolsun” âyetinden alır. Zikri, Allah lâfza-i celâli, seyri “seyr lillâh”tır. Bu makâmda muhabbetullah hâsıl olur.Nefs-i mülheme: İlhâm ve keşfe mazhar olmaya başlayan, neyin hayır, neyin şerr olduğunu idrâk edebilme melekesine sâhip, şehvet isteklerine karşı kısmen direnme gücü bulunan nefstir. Adını: “Andolsun nefse isyânını ve itâatini ilhâm edene” âyetinden alır. Bu mertebede zikir “Hû”, seyr “seyr alellâh”tır.Nefs-i mutmeinne: Kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulup güzel ahlâk ile hemhâl olan nefstir. Bu nefs, Cenâb-ı Hakk’ın tevfîk ve inâyetiyle sekînet ve yakîne mazhar olarak ıztırâblardan kurtulur. Bu makâmda beşeriyet fenâ bulup Nûr-i Muhammedî zuhûr ettiğinden nefs, hitâb-ı ilâhîye mazhar olur: “Ey itmînâna ermiş itâatkâr nefs!” Bu makâmın zikri “Hakk” ismidir. Seyri “seyr maallâh”tır Nefs-i râziye: Kendisi hakkında tecellî eden kazâ hükümlerine tereddüdsüz teslîm olup rızâ gösteren nefsin makâmıdır. Bu makâm, sâlikin esrâr-ı ilâhiyyeye muttalî olduğu makâmdır. Zikir “Hay” ismidir. Seyr “seyr fillâh”tır. Kur’an’daki: “Dön Rabb’ına, sen O’ndan râzı olarak” âyeti bu makâma işârettir.Nefs-i merziyye: Allah ile kul arasında rızânın müşterek bir vasıf olduğu, kulun Allah’tan, Allah’ın kuldan râzı olduğu makâmdır. Yukarda geçen âyetin devamı olan: “Rabb’ın da senden râzı olarak” ifâdesi bunu göstermektedir. Bu makâmda zikir “Kayyûm” ismi, seyr “seyr anillâh”tır.Nefs-i kâmile: Bu makâmda sâlik, bütün mârifet makâmlarını kazanarak irşâd mevkiine yükselir. Bu makâm vehbîdir. Zikri “yâ Kahhâr!” ismi, seyri “seyr billâh”tır İnsan kendi başına nefsin mertebelerini aşabilir mi?Sûfîler tarafından değişik şekillerde yapılan nefs makâmlarına âid tasnîfler genellikle îtibârîdir. Bu bakımdan bunları insanın kendi başına aşması mümkün değildir. Mutlaka başında bir mürşid bulunmalıdır. Ayrıca yapılan bu tasnîf çok kesin hatlarla birbirinden ayrılmış matematiksel bir tasnîf değildir. Zaman zaman tedâhüller olabilir. Ayrıca “mülheme’’ makâmı, nefsin ilhâma mazhar olduğu makâmdır. Bu makâm ancak ehliyetli ve liyâkatli mürşidler mârifetiyle aşılabilir. İlhâm almaya başlayan nefsin sâhibi ucüb ve benliğe kapılabilir. Kendini “erdim” sanabilir. Böyle durumlar da “mezlaka-i akdâm” denilen ayak kaymalarına sebebiyet verebilir.
|
Her müslümanin önce Nefsi Emmare hakkinda bilgi sahibi olmasi gerekir.
Bu nefs insanlara kötülügü emr eder. Giybet, dedikodu, hased, kiskanmak, gururlanmak, hucub, kibir vs. hep bu nefs'e aittir. Insanlarin çogu bu mertebededir. Bu da 3 kisma ayrilir: 1) Farzlari yapar ama haramlardan kaçinamaz 2) Farzlari yapmaz ama yapanlari sever 3) Farzlari yapanlara karsi kin besler, bunlar kafirlerdir Yükselmek, inmekten daha zordur çünki Nefs ve Seytan engelini asmak gerekir. Bunlarin hepsini geçenler (bazi) meleklerden de üstün olurlar, çünki onlardan bu engeller yoktur.. Nefsi Levvame kisaca, kendini kusurlu görüp kinayan nefs dir, baskalarini elestirmez. Bu nefse kuranda yemin edilmis yani deger verilmistir.. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:57. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com