![]() |
Zikirlerin / Esmaların Günleri ve Saatleri
Selamun aleyküm arkadaşlar zikirler (esmalar) hususunda zikir günleri ve zikir saatleri hususlarını açabilir misiniz?
Misal el Alim esması zikir günü Perşembe saati müşteri(güneş doğarken, ikindi sonrası ve gece yarısı) deniyor. Burdan ebcede göre 150 adet el Alim zikrini tam Perşembe günü belirtilen saatlerde çekmek mi gerektiği sonucu mu çıkıyor. Etki nasıl oluyor diğer günler bu zikirin faidesi ya da etkisi mi azalıyor. Ben çok hoşuma gidiyor diye her gün el Alim zikri çekmek yerine perşembe el alim çekip bugün de Pazartesi olduğundan örnek veriyorum 137 el Vasi mi çekmeliyim. Çünkü bugün Pazartesi ve Ay saatinde etkisi maksimumda mı olacak. Bu gün saat kavramları ile ilgili detaylı bilgi verir misiniz? |
Alıntı:
|
Alıntı:
ve buda çekilen esmanın en verimli olduğu saaat güne denk gelme olaylarını değiştiriyor sitenin kendi gezegen saatleri tablosu var amaalaturkadan astorlojiden alsan dah asğlıklı bir çalışma yapabilirsin ben pek çözemedim olaylarını |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] enerjiyi zaten hissediyoruz zikir çekerken.. Celb derken örneğin El Vasi esmasının günü Pazartesi ya o esmanın ruhanileri bugün mü geliyor sadece yani o mu kasıt salı çeksek gelmeyecekler mi bizim iş yerini açma kapama mantığı gibi mi.
Bir de ben mesela zikir çekerken hızlı hızlı estağfirullah demiyorum sesli şekilde estağfirullah el aziym diyorum daha çok odaklanmamı tabiri caizse ürpermemi o huşuya girmemi sağlıyor. Aynı şekilde esmaları da sesli çekiyorum. örneğin 1000 Ya Rahman Ya Rahim hızlı hızlı çeksem pek huşuya giremiyorum. Ama sesli şekilde tecvid katarak çektiğimde daha 10 - 15inciye gelmeden ürperme geliyor bu da hoşuma gidiyor. Bunla ilgili de yorum alabilir miyim? İlla yüksek sayılar için sessiz ve hızlı mı çekmem gerek hangisi hatırlamıyorum ama hocalarımızdan biri Ya Allah zikrinin hızlı ve sert şekilde çekilmesi gerektiğini söylemişti. Burada tertip mi esastır yoksa algının ve huşunun hangi şekilde açıldığı mı? |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Bende forumda araştırdım ancak cevap bulamadım umarım bilen bir arkadaş detaylı cevap yazar saatler ve günler konusunda ilminden nasipleniriz bizde inşaallah.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
o esmanın görevlilerinin gözdesi olursunuz bu yüzden o esmayı okuma tesiriniz katlanır biri 100 kere siz 1 kere okursunuz ama yine iş ihlasta biter bunu unutmamak gerek |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Şimdi bir iki şeye değineceğim. Öncelikle arakdaşın yazdığı gibi hocalarımızın tavsiyesi üzere gününde belirtilen gün ve saate yapmanızı tavsiye derim bende. ancak keeinlik le haram olmayan, hak olan doğru sebeb ve amaç için kulanılmalı. allahın ilim olarka verdiği ancak iyi ye kullnaılması için şart koşulan illimlerden dir havas. haavs ilmi kullandığınızı unutmayınız. Diğer bir konu. Arkdaşlar söylemiş zaten. kimine hiç gelmez, kmine 10 ayda 1.000 okumada gelir lmi bir defa der bizim 100.000 imizden daha etkilidir. şöyle bir örnke vereceğim. peygamber efendimiz döneminde ordu savaşa gider. savaş kazanılır. mekkeye geri dönerkne şehre girişte tüm ahali gelenleri bekleyip karşılamaktadır orduyu. kimi babasını kimi eşini kimi oğlunu. neyse bir sahabe eşini bekler. sorar peygamber aleyhisselama eşinin nereede olduğunu. efendimiz Allahtan olacakki cevap veremez. eşi şehit düşmüştür. omzunun üstünden arkaya doğru bakar. ama biliniçli am aallah tarafından gayri ihtiyari burasını bilemicem. devam eder yoluna. arkadaından ebu bekir efendimize, peşine hz ömer efendimize ardınca hz ali efendimize gelir aynı soru . hz ali efendimiz hariçi kimse cevap veremez. hepside aynı şekil arkaday doğru bakar. hz ali arkaya doğru bakar ki en son giren şehre kendisidir. o kavl ile " Allah " ama öl bir derki siz anlayın. arkada tozu dumana aktarak gelen bir atlı beliriverir ufukta. Gerikalmışta orduya yetişmeye çalışıyormuş gibi dört nala gelmektedir. atlı. o atlı o şehit düşen sahabedir. Hz ali efendimiz öle bir demişki lafzai şerifi cebraila leyhisselam habver getirmiş. Allah buyuruur ki " iyiki bir defa söyledi. sadece onu kaldırdık yattığı yerden, canlandırdık. ikinici defa söylese idi adım hakkı için ebed müddet tüm şehitleri kaldırırdık. " tasavvufta geçer bu konu dataylıca. nakşibendi şeyhleri ve alimlerce aktarılmıştır. Diğer bir konu zikir aslen kalbe çekilir ama onunda adabı şekli kişiye göre değişir. aslen kalp söylemedikçe dilin söylediği etki etmez. kalbin dili tastiki onayı esastır. bunu en güzel yolu bir mürşidi kamile iltisap edip tarfi edildiği şekli ile yapmaya çalışmaktır. ancak şahsi bilgileirmden ve tecrübelerimden şunu paylaşıyım. vefk lerde hadim görevlendirme olayuında olduğu gibi iltisablı kişi zikri hakıınca çekemez, acemi vesaire ise o zikir aslen mürşidinin görevlendirdiği işin ehli kişilerce gizlice yapılıverir. kişi kendi yaptığını süşüne dursun. bu her ne kadar konuyla ilgisiz gözüksede zikir söz konusu olduğundan belirteyim istedim. diğer tarfatan arkadaşın bahsettiği gibi kimi seslii, kimi cehri ( sessiz ) direk kalbe çekilen zikri sever . yaradılış fıtrat ve meşerbine uygun olanı seçer bir şekilde . aslen allahü tealanın nasip ettiğini sever kısaca. bir mürşide iltisap söz konusu ise aynı şekilde kendine uygun mürşidi kamile iiltisap eder vede etmelidir. işte buradaki celp in etkisi kişinin dilinin ne kadar hakkı ile döndüğüne bağlıdır. kalp onaylarsa dili döner hakikaten, kalp onalylamaz , teredddüt eder veya başka engeller varsa zamana, sayıya bağlıdır iş açıkçası. sayıya dedim ama sayıdan amaç umulur ki rabbisi kişiye zaman ayırıp defalarca zikrettiğinden mütevellit istediğini lutfetsin. bu sadece celp değil elbette istediğimiz, arzuladığımız dualarımız da dahil herşeyde geçerlidir. dilin dönmeis ile ilgili bir örnke daha verecek olursam. mürşidin birisi allah affetsinler inş. kim olduğunu hatırlamıyorum şuan. acele ile bir yola revan olur. yanında bir talebesi vardır. yetişmek için göl yada deniz üzerinden yürüyerek geçmeleri icap eder. su kenarında durup ürşidi talebesine derki. sürekli durmaksızın " şeyhimin dediği diyesin sudan çıkana kadar" der ve su üstünde yürümeye başlarlar. yolu yarılamakta iken mürid fark eder ki şehhi sürekli " allah " demektedir. Kendisi de başlar allah demeye ama başlar aynı zmaanda azar azar batmaya suya. dizleirne kadar suya gömülmüşken mürşidi döner elinden tutar onu kaldırır ve derki. "sana şeyhimin dediği de demedikmi. neden dilinin dönmediğini söylemeye çalışırsın... " |
Alıntı:
vakitler ve sayı konusu pek avamlık iş değil çünki kalp bunlara gider aslında olması gereken eline tesbih alıp kalp ile islahlıca zikretmek heğ ebcede geldinmi durursun başka ayete esmaya geçersin amaç ebcede ulaşmak veya saat değil ama onlarda olursa iyi olur pastanın süsü gibi diyelim pasta olmadan süsleri koysan ne işe yarar |
Zikir, aynı zamanda tarîkat uygulamalarının en önemli unsurlarından birisidir. Tarîkatlardaki ilk derstir. Zikrin “lisanî zikir”, “kalbî zikir”, “toplu zikir”, “semâ”, “hatm-ı hâce”, “darb-ı esmâ,” “kayamî zikir,” “deverân” gibi şekilleri tarîkatların meydana geliş süreciyle birlikte ortaya çıkmış hususlardır. Zikir ve mûsikî arasında da irtibat kurulmuştur. Dinleme, mûsikî anlamına gelen sema Mevlevîlik tarîkatının zikridir. Ayakta dönerek icrâ edilir. Buna “Mukabele” de denilir.Bugünkü şekliyle semâ, sonraki asırlarda ortaya çıkan bir uygulamadır. Mesela,“Hatm-i Hace” Nakşbendî tarîkatında kişinin şeyhin huzurunda oturarak icrâ ettiği zikirdir. Sessiz yapılır. “Büyük hatme”, “küçük hatme” diye ayrılır. Râbıta ile başlar, duâ ile sona erer. Gözler kapalı olarak yapılır. İntisâbı olmayan iştirak edemez. “Darb-ı Esmâ” ise, Halvetîlerde icrâ edilen zikirdir. Bunun gibi tarîkatların farklı zikir uygulamaları olsa da hepsi özü itibariye birdir.Rabbimiz (c.c.), insanın kendisiyle bütünleşme ve varoluş kazanma hakîkati olan zikrin ehemmiyetini “Siz Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim” (Bakara, 152) ifadesiyle beyan buyuruyor. Mevlânâ, Mesnevî’sinde bu konuyla ilgili şöyle bir hikâye anlatır: Adamın biri her gece Allah’ı zikreder ve bu zikrinden de zevk almaktadır. Bir gece Şeytan ona şöyle vesvese verir: -“Bunca Allah demene karşılık Onun lebbeyk (buyur) demesi nerede? Böyle ne vakte dek “Allah” deyip duracaksın?”Adam bu vesveseden üzülür, eleme düşer, başını yere koyup yatar. Rüyada Hızır (a.s.)’ı yeşiller giymiş olarak görür. Hızır ona:-“Niçin zikri bıraktın? Zikretmekten niye vazgeçtin?” der.-“Lebbeyk” sesi gelmiyor. Kapıdan kovulacağımdan korkuyorum”-Senin “Allah” demen, sana aynı zamanda “lebbeyk” denilmesidir. Senin o derde düşmen, çareler araman kapıya kabul edilmendendir. Her Allah demende sana gizlice “Lebbeyk” (buyur) denilir.”Dolayısıyla insanın arayış içinde olması, âh u fîgan etmesi, ahh çekmesi, zikredebilmesi hep Cenâb-ı Hakkın bir lütfudur. İnsan gidecek başka kapının olmadığını bilerek, bu şuur içinde hayatını sürdürebilmelidir.
|
Alıntı:
Ayet esma ve sureler ilede büyü yapılır bunu unutmamak gerekir Şeriat neden bu ilmin temelidir sanırsın Geri döndürme celb yok heybetli olmak sevilmek saygı görmek İtaat gibi bir çok şey helal gibi anlatılıyor farklı isimler konularak bunlar bü-yü-dür.! |
Alıntı:
|
Alıntı:
BİLMEYEN HERKESE |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:19. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com