![]() |
|
|||||||
| Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#11
|
||||
|
||||
|
Sen dosdoğru müslüman ol 5 vakit namazını kıl emirlere uy yani yasak ve günahlardan kaç imanını koru yeter.şu zamanda millet zaten raydan çıkmış durumda
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana. Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi. Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS |
|
#12
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
Amin cümlemizin kardeşim.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#13
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Allah hayy dan gelip huu ya gidenlerin şuuruna erdirsin bizi
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
ve lakin cürmümüz vağfur,hatamız cümlece meşhur. To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. |
|
#14
|
||||
|
||||
|
Manevi arayışa ilgi duyan nice kişi aslında her gün kendisine faydası olmayan bilgilerle aklını doldurarak, “bizzat deneyimleme-bilme” yolunu kapattığından habersizdir. Zihin dinginleşmekten korkar. Dinginleşmek isteyen insana da buna göre tuzaklar kurar. Kimileri film izleyerek, oyun oynayarak veya işine odaklanarak zihinlerini meşgul ederken, çoğu zaman, maneviyata merakı olanlar da aynı şeyi “manevi bilgiler” üzerinden yapar. Nasıl yapar bunu? Kendisine hizmet etmeyen konularda okumaya, tartışmaya ve öğrenmeye devam ederek... Kendileri deneyimlemedikten sonra evrenin öteki ucunda hangi varlıkların yaşadığına dair sırları öğrenmelerinin dahi onlara (dönüşümsel manada) bir faydası olmayacağını anlayamadan ömürleri geçer gider. Sürekli olarak kimi ruhsal kanallardan bilgi alanların, aslında hayatlarının sonuna dek değişip-dönüştükleri neden fazlaca görülmemiştir? Peki, gideceği âlemlerde insan, gece gözlerini kapattıktan sonra dahi unuttuğu bilgileri yanına alabilir mi? Yolcuyu kurtaracak anahtar soru şudur: “Bu bilgi pratik olarak bana ne sağlayacak?” İşte bu soru, ölü ile dirinin ayrıldığı sorudur. Bu soru, içi boş bilgiyle diri bilgiyi ayıran sorudur. Ve bu soru, hayatını boşa harcamakla onun hakkını vermek arasında yapılacak seçim için insana yol gösterebilecek sorudur. Bu soruyu kendine dürüstçe soran ve cevaplayabilen, zamanının çoğunu aslında kendisine pratik bir yarar sağlamayan bilgileri toplayarak bir “hiç” yolunda harcadığını da idrak eder. Peki, neden o bilgilerin peşindedir zihni? Oyalanmak için... Bunu idrak edenlerin yöneleceği bilgi, artık “köprü bilgi”dir. Yani onu “diri bilgi”nin kaynağı olan “bilgelik”le tanıştıracak yolun haritası olan bilgi. Bu bilgilenme sürecinin sonunda talip, bu yolun ancak “diri bir insan-insan ilişkisi”nden, yani “dostluk”tan geçtiğini idrak eder. Vakti geldiğinde kendini gözlemleyecek ve aslında aynı şeyleri farklı kıyafetler altında tekrarladığını, ancak gerçekte kayda değer oranda bir yol alamadığını kendine itiraf edebilecek olgunluğa gelir. Ardından da değişmekten, dönüşmekten, eski kimliğini bırakmaktan, evrimleşmekten, o yolculuğa gerçekten başlamaktan içten içe korktuğundan, “maneviyat” adı altında aslında kendini oyaladığını kendine itiraf eder. İşte ancak bu samimi itirafını takiben, “köprü bilgi”nin yerini “diri bilgi”ye bırakma zamanı gelmiş olur. gideceği âlemlerde insan, gece gözlerini kapattıktan sonra dahi unuttuğu bilgileri yanına alabilir mi? Yolcuyu kurtaracak anahtar soru şudur: “Bu bilgi pratik olarak bana ne sağlayacak?” İşte bu soru, ölü ile dirinin ayrıldığı sorudur. Bu soru, içi boş bilgiyle diri bilgiyi ayıran sorudur. Ve bu soru, hayatını boşa harcamakla onun hakkını vermek arasında yapılacak seçim için insana yol gösterebilecek sorudur. Bu soruyu kendine dürüstçe soran ve cevaplayabilen, zamanının çoğunu aslında kendisine pratik bir yarar sağlamayan bilgileri toplayarak bir “hiç” yolunda harcadığını da idrak eder. Peki, neden o bilgilerin peşindedir zihni? Oyalanmak için... Bunu idrak edenlerin yöneleceği bilgi, artık “köprü bilgi”dir. Yani onu “diri bilgi”nin kaynağı olan “bilgelik”le tanıştıracak yolun haritası olan bilgi. Bu bilgilenme sürecinin sonunda talip, bu yolun ancak “diri bir insan-insan ilişkisi”nden, yani “dostluk”tan geçtiğini idrak eder. Vakti geldiğinde kendini gözlemleyecek ve aslında aynı şeyleri farklı kıyafetler altında tekrarladığını, ancak gerçekte kayda değer oranda bir yol alamadığını kendine itiraf edebilecek olgunluğa gelir. Ardından da değişmekten, dönüşmekten, eski kimliğini bırakmaktan, evrimleşmekten, o yolculuğa gerçekten başlamaktan içten içe korktuğundan, “maneviyat” adı altında aslında kendini oyaladığını kendine itiraf eder. İşte ancak bu samimi itirafını takiben, “köprü bilgi”nin yerini “diri bilgi”ye bırakma zamanı gelmiş olur. kulakları mühürlü” olarak geçen nefs-i emmare’nin aklıdır. O, günlük işlerde son derece başarılı olabilir, bilimsel keşifler yapabilir, hatta evrenin öteki ucuna gidebilir. Ancak tüm bunları yapan özneye, yani kendi özüne yönelmeyen ve onu anlamayan bir aklın, bu anlayış eksikliği ile yapacağı hemen her şey ancak bir illüzyon olarak hayata geçer ve içsel anlamda doyurucu sonuçlar vermez. Akl-ı mead ise; beşerin içindeki insan tohumunun çatlaması ile oluşan, kendi varlığına, öznesine, ruhuna ve Hakikat’e yönelen akıldır. Bu akıl, kendine ezberletilmiş olan tüm inanç kalıpları da dahil olmak üzere, her şeyi sorgulayarak “oku” emrinin gereğini yapar. Çünkü hak dini bulmanın ilk şartı, insana din adı altında öğretilen ancak dinin özü ile bağlantısı olmayan ve bu nedenle de insanı sıkıntı içinde yaşamaya mahkûm eden kalıplardan, ezberlerden, tabulardan, yalan korkulardan ve zanlardan kurtulmaktır. Gerçek anlamda “putların kırılması” budur. Bu akıl, aynı zamanda dünyanın işleyişi üzerine de derin bir tefekküre girer. Günlük olarak yaşananın âdeta bir delilik hali olduğunu ve bu deliliğin içinde kendini kaybederek bir şey kazanmanın aslında mümkün olmadığını anlamaya başlar. Evet, elbette varlığını sürdürmek için gereğini yapacak, çalışacak, koşturacak, sorumluluklarını yerine getirecektir. Fakat bu deliliğe kapılmadan bunları yapmaya başlamanın ve doğasına daha uygun seçeneklere yönelmenin yollarını da aramaya devam eder. Artık o, varoluşu bir bütün olarak algılamaya ve her zerrenin ötekiyle ilişkili olduğunu çözmeye başlamıştır. Ve kendi yaşamında da; işinden ilişkilerine kadar her alanın, ilgisiz gibi görünseler de birbirleriyle etkileşim halinde bulunduğunun farkına varır. Böylece hayatını bütünsel bir şekilde ele alıp onu dengeye sokma yoluna girer.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#15
|
||||
|
||||
|
Bir şehrin tüm insanlarına aynı ahlağa sahiptir diyemesin tüm tarikatlarda aynı degildir araştırıp girersin o ortama başı boş gezen koyunu kurtlar avlar başı boş gezen insanı şeytanlar avlar
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Ya ALLAH La ilâhe illallâh Yâ bâkî entel bâkî 2023..(Saff - 8)..2053 Hayat akıp gidiyor. Ertelemek, zaman kaybından başka bir şey değil. Sonrası olur da, sen olur musun acaba...? |
|
#16
|
||||
|
||||
|
Kemalat sahipleri ne kendilerinin kâmil olduğunu dile getirirler ne kendilerine böyle payeler verirler ne de karşılarına gelenleri kendi etrafında toplanmaları için teşvik ederler. Kıyafetleri dahi diğer insanlardan ayırt edilemez. Dinle alakalı sembolleri öne çıkarıp kimseye şov yapmazlar. Bu yolda yanına gelenleri sürekli yanında isteyen, onlar üzerinde psikolojik baskı kuran, korku yükleyen, kimi güçleri öne sürüp onları etkisi altına alan ve sonra da darlanıp oradan uzaklaşmak isteyenlere okumadığı beddua kalmayan ham ve sözde mürşitler vardır. Bu hallere sahip olanlar, kâmil olmak bir yana, tıbbi desteğe ihtiyaç duyan, psikolojik sorunları olan, nefs patlaması yaşayan ancak çevresinde toplananlar nedeniyle gelenleri kolayca farklı bir şeye inandırabilen nefs sahipleridir. Nice insanı bu yoldan soğutur, nicesinde telafisi zor psikolojik sorunlara yol açar, nicesinin de vaktini boşa harcatır. Daha Hac ritüelinde taşlanan en büyük şeytanın sembolik anlamda kendilerinden açığa çıkan o niteliği anlattığından habersizdirler: yani “insanların ruhuna hükmetme hırsı”. Bu yolda kemalat; ne maneviyat adı altında nefsinin esiri olmuş olanlarda ne gelenler üzerinde baskı kuran ve onları darlığa sokanlarda ne de kendi benliğini öne çıkarmaya çalışanlarda bulunur. Bu yolda kemalat; gelenin düğümlerini çözmekten başka niyeti olmayan, temiz ahlaklı, gelenlerin yüklerini alan, onları kendi özlerine yönlendiren ve talep olmadan tek kelime dahi etmeyenlerde bulunur. Bu yolda şekle-şemale, kıyafete-görünüşe, saça-sakala, sembollere, kalıplara ve gözlerinin alışık olduğu görüntülere düşkün olan nefisler, bu şekilcilikleriyle kendilerini bizzat tuzağa düşmeye hazır hale getirerek yollarını kapatırlar. Onların bu şekilciliklerinden (zafiyetlerinden) faydalanacak olanlar çoktur. Şeytanın en kolay yaptığı şey, dini kıyafetler ve görüntüler altında insanları sömürmektir. Şekilperestlikten geçip öze, ruha ve insanların içlerine nazar edebilecek temizliğe ve anlayışa gelenler ise, yanlışlıkla bu yollara düşseler bile, kısa sürede uyanıp yol yakın ve zarar azken bu yanlıştan dönmeyi başarırlar. Ve arayışlarına devam ederek bir gün o dostluğu bulurlar...
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#18
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#19
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#20
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
![]() |
|
|