![]() |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
** tarafimizdan ilim verilen kişi** olarak bahsedilen ledün ilmi verilmis, berhetiyye esmalarinin ulvi ve sufli görevlilerinin emrine verilmis olsn asaf bin berheya hz.dir |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Konuyla ilgili sayın,İmas hocamız gerekli bilgilendirme ve açıklamayı yapmıştır. Allah razı olsun.
|
Birisi Ca’fer es Sadık’a İsm-i a’zam sordu. O da ‘’kalk, şu havuza gir ve yıkan; ben de sana lsm-i a’zamı öğreteyim’’ diye mukabelede bulundu. Mevsim kış, havuzdaki su da çok soğuktu. İsm-i a’zam öğrenmek isteyen kişi soğuktan donmamak için sudan çıkmak istedi; fakat Ca’fer es-Sadık çevresindeki zevata adamın sudan çıkmasına müsaade etmemelerini tembihledi. Bu sebeple havuzdan bir türlü çıkamayan adam ‘’Bunlar beni öldürecek’’ diye düşünmeye başladı ve Allah’a sığınıp kendisine yardım etmesi için yakardı. Ca’fer es-Sadık ve çevresindekiler bu yakarışı duyunca adamı havuzdan çıkardılar. Adam kendisine gelince, ‘’Şimdi bana ism-i a’zamı öğret’’ dedi. Ca’fer es-Sadık da ‘’ Sen ism-i a’zamı çoktan öğrendin’’ diye karşılık verdi. Adam, ‘’Nasıl olur’’ diye sorunca Ca’fer es-Sadık şunları söyledi: Allah’ın tüm isimleri en yüce ve en büyüktür. Fakat insanın kalbi masiva ile meşgul olduğu sürece Allah’ın ismini anmanın hiçbir faydası olmaz. Buna mukabil insan tüm benliğini Allah’a adamış bir ruh haliyle O’nun ismini anarsa, işte o isim ism-ia’zamdır. Nitekim sen bizim seni öldüreceğimizi düşünmeye başladığın an kalbinde Allah’ın inayetine sığınmaktan başka bir duygu ve düşünceye yer kalmamıştı ki tam bu esnada O’nun ismini andın. İşte o isim, İsm-i a’zamın ta kendisidir. Ca’fer es-Sadık’ın burada vermek istediği çarpıcı mesaj, meşhur mutasavvıf Bayazıd-i Bistami tarafından şöyle özetlenmiştir: ‘’Allah’ın lsm-i a’zamının belli bir kodu ya da kalıbı yoktur. Bu yüzden sen ol; kalbini tümüyle Allah rızasına bağla ve bu hal üzere O’nu dilediğin isimle an’’(Fahreddin er_Razi, Levaniu’l-Beyyinat sayfa 62-63 ; Suyuti el-Havi cilt 1 sayfa 397)
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Peki Şa’rani böyle diyor ama nelerin ilave edildiğine dair bir tane misal bile vermiyor iddiası mücerret kalıyor. İmam-ı azam ‘’Kuran’ın lafzı mahluktur’’ diyor Gavsu’l-Azam Abdulkadir Geylani ‘’Kuran’ın lafzı mahluktur’’ diyen kafir olur diyor. İbn Hacer Mekki, bu söz, medhustur Geylani’nin değildir eserine sonradan sokulmuştur diyor. Yine mesela Mukatil b. Süleyman’ın tefsirinin bazı bölümlerinin Abdullah b. Sabit tarafından sonradan ilave edildiği söyleniyor. |
Alıntı:
|
Alıntı:
İmam-ı azam ‘’Kuran’ın lafzı mahluktur’’ diyor imami azam kuran mahluk demedigi icin katledildi kuran mahluktur diyen mutezile mezhebidir |
Alıntı:
|
Alıntı:
İmam-ı Azam: ‘’Lafzuna bi’l-Kur’an mahlukun-Kuran okurken söylediğimiz sözler mahluktur…) dediği için Hanbelilere ters düşmüştür. Kadiriye tarikatının kurucusu olan Abdulkadir Geylani diyor ki:’’Men kale lafzi bi’l-Kur’an fehüve kafirün billah…’’ (Bir kimse Kur’an’ın lafzı mahluktur derse Allah’ı inkar etmiş olur.’’! Yine İmam Ahmed ‘’Allah’ın kelamı olan Kuran mahluk değildir ama onun okunması mahluktur diyen kafir olur’’ demiştir. (Kaynak: İslam Düşünce Yapısı Selef, Kelam, Tasavvuf, Felsefe Süleyman Uludağ Dergah yayınları sayfa 43) |
Alıntı:
|
Alıntı:
Bütün Dini Konular Kur’an-ı kerimKur’an-ı kerim mucizesiKur’an-ı kerim mahluk değildir Kur’an-ı kerim mahluk değildir Sual: Kur’an-ı kerim neden mahluk değildir? CEVAP Muteber kitaplarda buyuruluyor ki: (Mutezile diyor ki: "İnsan, ihtiyari, yani istekli hareketlerini kendi yaratır. Allahü teâlâ, kullarına faydalı işler yapmaya mecburdur. İyilere sevap, kötülere azap vermesi gerekir. Allah’ın sıfatları yoktur. Kur'an, harf, kelime ve sestir. Bunlar ise, mahluk, sonradan yaratılmıştır. İnsan iyi, kötü, bütün işlerini kendi yaratır. Allahü teâlâ, kötü şeyleri, günahları yaratır demek, doğru değildir." Mutezilenin bu sözleri yanlıştır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Sizi de işlerinizi de yaratan Allahü teâlâdır.) [Saffat 96] İş sahibi, işi yaratan değil, bu işi yapandır. İnsan mahluk olduğu gibi, küfrü, imanı, ibadeti ve isyanı da mahluktur.) [Milel ve nihal] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki, (İmam-ı a'zam Ebu Hanife ile imam-ı Ebu Yusuf, Kur’an-ı kerim mahluk mu, değil mi diye altı ay konuştuktan sonra sözbirliğine vardılar ve Kur’an-ı kerime mahluk diyenin kâfir olacağını bildirdiler. Kelam-ı nefsiyi gösteren, kelam-ı lafziyi anlatan harfler, kelimeler, sesler, elbette mahluktur, hadistir. Bütün mahluklar içinde, Allahü teâlâya en yakın olan, en kıymetli olan, Kur’an-ı kerimin harfleri ve kelimeleridir. Kelam-ı lafzi ve kelam-ı nefsi ise ezeli ve kadimdir.) [c.3/89] Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimi, harf ve kelime olarak gönderdi. Bu harfler mahluktur. Bu harf ve kelimelerin manası, kelam-ı ilahiyi taşımaktadır. Bu harflere, kelimelere Kur'an denir. Kelam-ı ilahiyi gösteren manalar da Kur'andır. Bu kelam-ı ilahi olan Kur'an mahluk değildir. Allahü teâlânın, başka sıfatları gibi, ezeli ve ebedidir. Kur’an-ı kerim, Allahü teâlânın kelamıdır, mahluk yani, sonradan yaratılmış değildir. Zât-ı ilahinin sıfatıdır. Kur’an-ı kerim, bu kelimelerden, seslerden çıkan manalardır. Kelimeler, sesler, kelam-ı ilahi değildir. İnsanın kelamı da kalbdedir. Sözlerimiz bunu meydana çıkaran tercümandır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
(Kaynak: Imam-I Azam EBU HANİFE’NİN İTİKADİ GÖRÜŞLERİ Araştırma ve Notlar İlavesiyle Tercüme eden Doç. Dr: İlyas Çelebi, M.Ü İlahiyat fakültesi Öğretim Üyesi M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları İstanbul 2000 sayfa 99) |
Sayın Beyler, Bayanlar ve Hocalar Haki Tahirullah adı altında geçen kişi Şeytani biridir o kişiyi biliyorum. Kendisi İslam bile değildir. Budizm dinine intisab etmiştir. Onun kaynaklarının nereden geldiğini bilmiyorum fakat Çok büyük bir hırsızdır. Kendisi Yunus Emrenin sözlerini bile çalan bir kişidir. Farklı bir kişiliği vardır. O kişiyi çok gördüm canlı olarak görmedim fakat gördüğüm an tanırım. Kendisine Baron Sıfatı giydirmiştir. Tahminlerime göre Kara büyü ve Simyada uzmanlaşan Nazi Almanyasından önce Bulunan Baron Von Sebbandendorf özentisi bir kişidir.
|
Alıntı:
bahsettigin kişi kimdir bilmiyorum hakkinda hiç bilgim yok kimdir? nedir? ne iş yapar? ****O kişiyi çok gördüm canlı olarak görmedim fakat gördüğüm an tanırım.**** bu dediğin cok anlasılmadi.... |
Alıntı:
|
Baron Sebottendorff’un karanlık hayatı ile ilgili çok az bilgi vardı. Rastlantı bu ya, Baron Sebottendorff da hem adını hem vatanını hem de inancını değiştirmiş bir adamdı. Thule adlı gizli örgütü kurmadan 7 yıl önce, 1911’de Türk-Osmanlı vatandaşlığına geçmişti. İlginçtir ki, Türk vatandaşlığına geçişinden bir ay sonra evlat edinilme yoluyla Baron Sebottendorff olmuştu. Sebottendorff bu kadarla kalmamış, bir de kendisinin “Bektaşi Babası” olduğunu Almanya’daki belgelere geçirtmişti! Gerçek şudur ki, bu esrarengiz Türk vatandaşı, Alman Baronu olmasaydı ne Alman İşçi Partisi (DAP, sonra NSDAP) ve Hitler ne de Holokast olurdu. Adolf Hitler’e iktidar yolunu açan (Wegbereiter) ilk şahıs işte tarihe “çok esrarengiz” diye kayıt düşürterek geçmiş olan bu adamdır. Hitler, 1919’dan 1936’ya ve sonrasına kadar hep bu esrarengiz Baron’un kurduğu gizli örgütün üyeleri tarafından korunmuştu. Hitler’in avukatı ve Nürnberg’de idam edilmeden önce Hitler’in ailesiyle ilgili Yahudilik iddiasını ortaya atan Hans Frank da Baron’un kurduğu Thule’nin üyesiydi.
Baron Rudolf von Sebottendorff Türkçeyi, Arapçayı ve Farsçayı anadili gibi konuşan bir adamdı. Bu dillerde kitap, makale ve yazılar yazmıştı. Döneminin en tanınmış astrologlarından biriydi ve Batı’da “Palmizm”, Araplarda “Remmallık” diye bilinen el falı okumacılığında, muska yazıcılığında ve “Arraflık” denilen uzgörü alanında uzmanlaşmıştı. Sebottendorff, kadim Keldani ve Kestari (Akat ve Babil) topluluklarının “yıldızlara tapınma” ve yıldızlarla yönetilmenin sırlarını bildiği iddiasındaydı. Bu topluluklar belgelere göre Hz. Peygamber döneminde de büyü ve sihir yapmasını biliyorlardı. Hz. İbrahim, Kestari geleneğine karşı çıkmıştı. Sebottendorff bu tür gizli ilimleri İstanbul’da öğrenmişti ve daha ilginci Türk-Osmanlı vatandaşı Alman asıllı bu Baron İstanbul’da düzenlenen gizli bir törenle hem mason hem de Bektaşi yapılmıştı! 19. yüzyılda başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa birtakım gizli yeraltı örgütlerinin siyasal yönlendiriciliği ve baskıları altındaydı. Bu dönemde Almanya’da 220 düzenli mason locası ve 24 bin mason vardı. Ünlü Thum und Taxis ailesinden bir Prens, 1765’te Bavyera’da “Umut” locasını kurmuştu. Aynı aileden başka bir prens ise 1918’de, Thule’nin kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff’un yardımcısı olmuştu. Almanya’da mason localarına ilk kez, 6 Haziran 1767’de bir Yahudi kabul edilmişti. Sanıldığının tersine mason locaları Yahudiler tarafından kurulmuş değildi. Tam tersine Katolik ve özellikle de Protestan dininden ayrılmış birtakım soylular ilkin bu Seküler örgütleri kurmuşlardı. Arthur Edward Waite’ın yazdığı gibi, o günlerde Almanya’nın her yerinde gizli ve yasak ayinler yapılıyordu. 1918’de Thule yaptığı gizli Spiritüalizm –ruh çağırmak– seanslarında köylü bir kadını medyum olarak kullanmıştı. Bu kadın transa geçtiği zaman bedeninden bir tür ektoplazma salgılıyordu ve bunlar insan figürleri olarak okunuyorlardı. Gizli Thule Örgütü’nün 1918’de Münih kenti içinde 250, Bavyera’da 1500 üyesi vardı. Bunlar aristokratlar, yargıçlar, avukatlar, polis müdürleri, üst rütbeli subaylar, doktorlar, akademisyenler ve zengin sanayici ve iş adamlarıydılar. Hepsi anti-komünist ve monarşistti. Thule’nin merkezi dünyaca ünlü Dört Mevsim Oteli’nin gizli bir bölümündeydi. Otelin sahibi de Thule üyesiydi. Kayzer 2. Wilhelm’in Bavyera’yı terk etmeye zorlanmasından sonra Thule tüm gücüyle Komünistlere ve Yahudilere karşı saldırılar başlattı. Baron Rudolf von Sebottendorff, Dört Mevsim Oteli’ndeki konuşmasını şu sözlerle güçlendirmişti: “Hepimiz tehlikedeyiz. En amansız düşmanımız olan Yahudi’yle sonuna kadar savaşacağız. Bu, göze göz dişe diş bir savaş olacak. Thule’nin Demir Balyozu (Gamalı Haç) benim elimde bulunduğu sürece bu savaşı sürdürmeye kararlıyım.” Günümüzde Thule Netzwerk’in sembolü yapılmış olan Gamalı Haç işte ilkin 1918’de Baron Sebottendorff ve diğer soylular tarafından kurulmuş olan Thule Örgütü’nün sembolü olarak kullanılmıştı. Sebottendorff, Thule üyelerine acilen bir Führer’e ihtiyaç duyduklarını, ancak bu kişinin Almanya’yı kurtarabileceğini söylemişti. Ona göre Führer’in ortaya çıkması yakındı ve o Aryan ırkının dünyaya egemen olmasını sağlayacaktı. İstanbul ve Ankara’da Alman karşı-casusluk servisi SD’nin ajanı olarak çalışan yazar Herbert Rittlinger’in belirttiği gibi, “Eğer çağdaş Faşizm’in bu Cagliostro’su (tanınmış bir Okültist) Baron Sebottendorff olmasaydı, Hitler hiçbir şey yapamazdı”. Rittlinger, 1943-1944 yıllarında İstanbul ve Ankara’da Alman karşı-casusluk servisinde üst düzeyde yöneticilik yapmıştı. Savaştan sonra Boğaziçi’nden Anılar adlı bir kitap yazarak Nazizm ile Okültizm bağlantısına dikkat çekmişti. Holokost’ı gerçekleştiren tarihin en kanlı ve acımasız, paramiliter gücü sayılan, SS birliklerinin kurucusu Heinrich Himmler ise hem astrolojiye hem de Okültizm’e çok düşkün biriydi. “Kara Tarikat” adlı SS gizli inanç sistemini, Sebottendorff’un Thule Örgütü’nü ve inanç sistematiğini örnek alarak kurmuştu. Himmler, Sebottendorff’u, “Nasyonal Sosyalizmin Efsane Yapıcısı” diye selamlamıştı. Himmler’in SS’leri daha önce de belirttiğimiz gibi İsa Mesih’in Alman olduğuna inanıyorlardı. Aynı şekilde Alınanlardan önce Polonyalılar da İsa’nın “Polonyalı” olduğuna inanmışlardı. Hatta onlara göre İsa’nın mezarı bile Polonya’daydı! Dr. Goodrick-Clarke’ın da belirttiği gibi, Sebottendorff’un siyasi görüşleri, “Pan-Türkist hareketten çok etkilenmişti. Ayrıca, Doğu mistisizmine, simyacılığa, Gül ve Haç Kardeşliği gizli örgütünün öğretilerine de atıflar vardı. Bolşevizm ve Yahudi düşmanlığı ise geleneksel ırkçı çizgiyi izlemişti.” Baron Rudolf von Sebottendorff, Alman tarihçilerine göre, 1934’te Hitler’in Kutsal Vehm kökenli cellatları tarafından öldürülmüştü. İngiliz istihbarat servisleri ise Baron’un, cellatların elinden kurtulup, yeniden İstanbul’a kaçtığını ve 9 Mayıs 1945’te intihar ettiğini öne sürmüşlerdi. Türkiye’de ise Baron Rudolf von Sebottendorff’un akıbeti ile ilgili kalın bir sis perdesi vardı. Aslında hem Almanlar hem de İngilizler yanılmışlardı. Baron Sebottendorff “Olayı” gerçekte çok daha değişik ve esrarengizdi. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:39. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com