![]() |
islam dini duymamış kabilelerin durumu ne olacak?
Bugün dünyadan bi haber yaşayan kabileler var. Muhtemelen islamı da duymadılar öteki tarafta bunların durumu ne olacak
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Akılla Allahü teâlânın varlığını, birliğini bilmek gerektiğini söyleyen âlimler olmuştur. Allahü teâlâ, aklı, hakkı batıldan ayırmak için yaratmışsa da, hak yol bildirilmedikçe akıl, bunu yalnız başına bulamaz. Peygamberleri duymamış kimse, ahirette kabahati kadar mahşer yerinde azap görür, herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi yok edilir. |
İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun; ama şimdi onu, dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık. Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu, göklerin ve yerin yegâne sahibi olan Allah’ın yolunu göstermektesin. İyi bilinmeli ki bütün işler dönüp dolaşır Allah’a varır.(Şura Suresi 52-53)
Alıntı:
|
Bilindiği gibi peygamberimizden evvelki peygamber risaleti umumi değildi. Bunun için kendilerine peygamber gönderilmemiş olan bir kavim ehli fetret olduğu gibi risaleti umumi olan peygamberin gönderilmesinden sonra da tebellüğ etmemiş olan bir kavim veya bir kimse de ehli fetrettir. Ehl-i fetret ’in ibadet ve itaatle mükellef olmadığında ittifak vardır. Çünkü ibadetten haberi olmayan ve nasıl ifa edileceğini bilmeyen bir kimse, nasıl onunla mükellef kılınacaktır.
Ama Allah’a iman etmek ile mükellef olup olmayacağı hususunda ihtilaf vardır. Maturidilere göre kainatta olan her şey Allah’ın varlığına ve birliğine delalet ettiği ve aklen bunu idrak etmek mümkün olduğu için herkes her yerde ve her zamanda Allah’a iman etmekle mükelleftir. Cenab-ı Allah şöyle buyurur: ‘’Göklerin ve yerin yaratılışında gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklı selim sahipleri için ibret verici deliller vardır’’ (Al-i İmran suresi Ayet 189) buna göre cahiliyye devrinde yaşamış peygamberin annesi ile babası dahili ve ölmüş veya peygamberin bi ’setine yetişmiş fakat iman etmemiş olan kimseler ehli necat sayılmazlar. Eşarilere göre ise, bunlar ibadet ve itaatle mükellef olmadıkları gibi Allah’a iman etmekle de mükellef değillerdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur: ‘’Biz peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz.’’ (İsra suresi Ayet 15) Buna göre ister müşrik olsun ister muattıl yani hiçbir ilaha inanmayan olsun. Bir peygamber gönderilmemiş olan bir kavim, Allah’a iman etmekle mükellef değiller ve ehl-i necattırlar. Tabii olarak peygamberin anne ve babası da ehl-i saadettirler. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Zaten bu hususlarda insan kendi görüşünü ifade edemez büyük vebal vardır. Mesela Malikiler bu hadiseyi daha farklı mütalaa ediyorlar.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Eş‘arî ulemasına ait olan görüşe göre ehl-i fetret, Müslüman gibi muamele görür ve öldüğünde cennete girer. Zira Cenab-ı Allah, “Biz peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” (İsra, 15) buyurmaktadır. Azap yoksa, geriye sadece nimet kalır o da cennettir.
İmam Mâturîdî “Peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” (İsra, 15) ayetinin uhrevî bir azaptan bahsetmediğini, bilakis ayetin dünyevî bir azabı ifade ettiğini söylemiştir. |
Fıtratta Allahın varllığına delil var Okuduğum kitapta vardı hiç hatırımda değil şuan Bakıp yazarım inşallah
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Dünyanın herhangi bir köşesinde bulunup da İslâm dininden habersiz olarak yaşayan ve böylece ölenlerin öbür âlemdeki sorumlulukları hakkında İslâm âlimleri ihtilaf etmişlerdir. Mûtezile ve Mâtürîdîlerin Allah’ı bilmenin akılla vâcib olduğunu ileri sürmelerine karşılık Hâricîler, Râfizîler ve Eş’arîler, akılla hiç bir şeyin vâcib olamayacağını, ileri sürmüşlerdir.[ Sâbûnî, Bidâye, s. 85-86.]
1) MÂTÜRÎDÎLERİN GÖRÜŞÜ:Mâtürîdîlere göre akıl, Allah’ı bilmeye bir âlettir. Allah, bir peygamber göndermeseydi bile, insanların, akıllarıyla Allah’ı bilmeleri, bulmaları, onlara vâcib olurdu. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği akılla, kendi yaratılışını, diğer varlıkların yaratılışlarını, yer ve göğün yaratılışını vb. düşünmek sûretiyle, bunların kendi kendilerine var olamayacaklarını; mutlaka ilmi, irâdesi, kudreti sonsuz bir Yaratıcı tarafından yaratılmış olduklarını düşünerek Allah’ı aklıyla bulabilir. Daha doğrusu bulmalıdır. Bu, ona vâcibdir.[ Sâbûnî, Bidaye., s. 85; Beyâdî, İşârâtu’l-Merâm, s. 75.] Bâliğ olduktan sonra bunları düşünecek kadar yaşayan bir insan, Allah’ın varlığını kavrayamadan ölürse mâzûr olmaz, azâb görür.( Beyâdî, İşârâtu’l-Merâm, s. 75) Mâtürîdîler bu görüşlerini bazı âyet ve hadislere dayandırırlar. Mâtürîdîlere göre,“Peygamberleri dedi ki: gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var?” (İbrâhîm Suresi Ayet10) âyeti, yaratıcının varlığını akılla bilmeye delâlet etmektedir.Hz. Peygamberin;“Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra ana-babası onu Yâhûdî, Hristiyan veya Mecûsî yapar”[ Buhârî, Cenâiz, 80; Kader, 3; Müslim, Kader, 22-25; Ebû Dâvûd, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 5; Ahmed b. Hanbel, II, 315, 346; IV, 24.] hadisi de buna delildir. “Her doğan fıtrat üzere doğar” demek, “dıştan olumsuz bir etki yapılmazsa herkes, aklıyla Yaratıcıyı (Allah’ı) bulabilir” demektir. Bu hadis aynı zamanda insanın inancının ve düşüncesinin şekillenmesinde çevre faktörünün ehemmiyetini belirtmektedir. İmâm Mâtürîdî, akıllı çocuğa bile Allah’ı bilmenin (mârifetullâhın) vâcib olduğunu söylemiştir.( Ali el-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber, s. 250-251) 2) 2) EŞ’ARÎLERİN GÖRÜŞÜ: Eş’arîlere göre, akılla hiç bir şey vâcib değildir. Akıl ancak âlemin hâdis, Yaratıcının kadîm olduğunu bilmeye, eşyanın güzel ve çirkinliğini anlamaya yarayan bir âlettir.( Sâbûnî, Bidâye, s. 85.) Eş’arîler akılla Allah’ı bilmenin vâcib olmadığına şu âyetleri delil getirirler:“Biz bir Peygamber göndermedikçe hiç kimseyi azâb etmeyiz.” (İsrâ suresi ayet15)“Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki insanların, peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.” (Nisâ, suresi ayet165)Ancak Mâtürîdîlere göre bu âyetler, şeriat gelmeden önce, îmânın hâricindeki şer’î emirlerden dolayı azâb olmayacağına delildir. Akılla Allah’ın bilinmesinin vâcib olmamasına delil değildir.[ Beyâdî, İşârâtu’l-Merâm, s. 80; Ali el-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekbers. 251.]Kendilerine İslâm dâveti ulaşmamış kişiler akıllarıyla âlemin hâdis olduğuna, Kendilerine İslâm dâveti ulaşmamış kişiler akıllarıyla âlemin hâdis olduğuna Yaratıcının varlığına ve birliğine inanıyorlarsa, müslümanlar gibidirler. Böyle olan kişilerle karşılaşan müslümanların bunları İslâm’a dâvet etmeleri gerekir. İslâm dâvetini reddedenler, gayr-i müslim muâmelesine tabi olurlar. Bunlardan hiç biri İslâm’a dâvet edilmeden öldürülmez.[ Bağdâdî, Usûlu’d-Dîn, s. 327-328.]Mâtürîdîlerle Eş’arîler arasındaki ihtilaf; dağ başında yetişmiş, kendisine İslâm dâveti ulaşmamış olanlardan Allah’a îmân etmeden ölenlerle, Hz. İsâ ile Hz. Muhammed arasındaki fetret devrinde yaşayıp Allah’a îmân etmeden ölenler hakkındadır. Bunlar Mâtürîdîlere göre azâb görür; Eş’arîlere göre azâb görmez. [Ali el-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber, s. 251) Alıntı:
|
Alıntı:
|
Akıl tek başına yeterli olsaydı en zeki insanların hepsinin en azından çoğunun ehl-i iman olması gerekirdi.
|
Alıntı:
|
Şeyh Şerafeddin Hazretleri (Kutublardandır) kendi zamanı için fetret devri demiştir
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Neyse ben yazdıklarıma pişman oldum şahsi görüş bildirilecek konular değil bunlar Allah sonumuzu hayreylesin
|
Alıntı:
Akılda bir sır varki adem babamız onu seçmiş. Bu yazdıklarım şahsi görüş değil ismail hakkı bursevi hz. Yazdığı bir kitaptan. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:47. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com