![]() |
kalp gözü açmak için en tesirli zikir nedir
kalp gözünü açan en tesirli zikir nedir
|
Alıntı:
|
Alıntı:
gafletten kurtulanın kabindeki beyin aktifleşir alimlerin kalp gözü dediği şey budur buda gafletten kurtulmaya çalışanların ulaşacagı bi mertebe dir . zaten kişideki en kalın perde veya perdeler gafletten oluşur kişi gaflet etmezse gamsız olmasa bilinçli olursa düşünceli olursa gafletten çıkmış olur keza Kuranda bildirilen emirler kulun gaflet etmemesi için gafleti verende nefstir nefsini dinleöedikçe gaflette olmazsın nefsten uzaklaşınca kendi perdelerini aşarsın bu zikirle bi nevze olur fakat kişi buna genelde aşina olmaz Allah ın emirlerine uymayıp (sakınmayıp) bu hal için zikir çekildiğinde musallat kapılır çünkü amel ile açamadığın o kapıyı enerjiyle açmaya çalışıyorsum açamıyorsun o enerjiyle bekliyorsun işiğş gören geliyor . yani amel ile zikr etmek gerek amalsiz zikr sayıklamadır samimiyetsiz zikir olur selim kalp ile Allah a gidin kalplerinizi Allah a üroererek verin onlarki Allah ın zikrini duyduğunda Ürperenlerdir . bu ayetlerdeki kalbini Allah a verirken onun emirlerine uyarak verirsin . Selim (samimi Allah a gitmek için emirlerine uymak gerekir ) Kalbi Allah ın ayetini duyunca Emirlerine uymaya çalışıyorsan ayeti duyunca kalbin üroerir secde ayetlerini duyunca secde edersin Allahın emirlerine uymak gafleti perdeleri kaldırır kalp gözü dedikleri budur Allah sakınanlara çok değer verir Sana neyi lutfeder O Allah ın bileceği iş . |
''Sonraki mutasavvıflardan bir kısmı bu tür keşf ve keramete ve gayb âlemlerine muttali olmaya önem vererek, bunun için çalışmışlar ve bunu sülüklerinin nihai gayesi saymışlardır. Ruhlarını inkişaf ettirip duyularını zayıflatma hususundaki metotları farklı olduğu için riyazet yolları da muhtelif şekillerdedir. Bunlar, zikredilen keşf halini hâsıl ettiklerinde, varlığın bütün sırlarını idrâk ettiklerini ve hakikatlere sahip olduklarını zannederler.” İbn Haldûn, bu veciz izahdan sonra İmam-ı Gazali’nin İhyâ’sında bu şekilde gayesi keşf ve keramet olan sûfîleri tasvip etmediğini, nitekim riyazet ve halvet sonucu bir takım gayri Müslim kimselerde de bu hallerin meydana gelebileceğini, itibar edilmesi gereken keşfin, şeriatta istikamet üzere olmaktan doğan keşf olduğunu haber verdiğini söyler.
Şeytan kaynaklı hatır kimi zaman kişiyi ibadet, hayırlı iş, kuvvet ve keramet gibi konularla yoldan çıkarmaya çalışır. Pek çok oyun ve hilesi olması yönüyle onunla baş etmek nefis kaynaklı hatırla mücadeleden daha zordur. Kişiyi acele ile hareket etmeye, kalp huzursuzluğuna, gösteriş içinde bulunmaya ve Hakk’ın dışında işler ile meşgul olmaya zorlar. Sâlik bu nevi hatırın tehlikesinden ancak istikamete ulaşmış bir ihlas ile kurtulabilir. Hatır-ı Hak, “Hakkânî havâtır” olarak da anılan rahmani hatırdır. Tasavvufta ledünnî ilim kapsamına giren mârifet, keşf ve ilham gibi hâller “hâtır-ı Hak” ile ilişkilidir. Sâlik varlığından geçmedikçe ilm-i ledün sahasında yer alan havâtır-ı Hak’tan nasiplenemez, keşf ve ilham sahasına adım atamaz |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:47. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com