![]() |
Alıntı:
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abi hiç bi erkeği kadın yapmaya güç yetiremem ve Hiçde istemem Herkes Allah ın yarattıgı cinsiyet üzerinde kalsın :) hanım köylü bile sevmem :) |
İdeolojilerin sonu edebiyatıyla güçlendirilen ideolojik kapitalist yaşam tarzı, eşitliği veya adaleti değil, fırsatçılığı ve haksız rekabeti özendirmektedir. Akli ve kalbi taleplerin değil, bedensel tatminlerin peşindedir. Mutlak iyinin ve ideal geleceğin kestirilemeyeceğini ve bugünkü yaşamın değerli ve esas olduğunu işlemektedir. Bu felsefe, kapitalist tüketim kültürünün hizmetçisi olan bir sürü bireyselleşmiş ve fıtratına yabancılaşmış benlikler üretmektedir. Küresel merkeze yürüyen yolculuğun kaçınılmaz akıbeti, kapitalist yaşamın zevklerine tutkun hale getirilen, ne yapacağını, hangi yolun doğru olduğunu bilemeyen kitlelerin safha safha robotlaştırılmasıdır. Bu nedenle “iktisadi büyüme her sorunu” çözemez. Özellikle genç kuşaklar, duvarlarını levhalarla ve Osmanlı tarihinden tuğralar ve fermanlar gibi sembollerle süsledikleri evlerinde IKEA, Rapsody ve Bellona gibi modern mobilya markalarını tercih ederler. Araba konusunda ise markadan ziyade model ön plana çıkıyor. Çeşitli markaların SUV modelleri en çok tercih edilen modeldir. Erkeklerin kıyafet için tercihleri Sarar, Zara, Polo, Mavi Jeans, Burberry, Armani ve Lacoste gibi markaları içerir. Kadınlar ise Seçil, Mango, Tüzün, Zara, İpekyol, Fabrika ve H&M gibi markaları tercih eder. Genç kuşak kadınlar ve erkekler, fiziksel görünümü önemserler ve fit kalabilmek için spor yaparlar. Kadınlar pilates ve yogaya ilgi duyarken, erkekler boks, basketbol ve futbolun dışında, aletli ağırlık çalışır.Favori tatil bölgeleri Avrupa şehirlerinden Doğu Asya’ya kadar uzanır. Yurtdışı seyahatlerin dışında, yazları en az bir hafta yurtiçinde kıyı bölgelerde deniz tatili yapılır. Fakat gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki görülen yerlerden hiçbiri kutsal topraklar kadar heyecan verici değildir. Bu yüzden Umre ziyaretleri, muhafazakâr orta sınıfların hayatında önemli bir yer Tutar. En çok dinlenilen müzik türlerinde de çeşitlilik vardır. Bununla birlikte ilahiler (özellikle Ahmet Özhan’ın ve Mehmet Emin Ay’ın seslendirdiği ilahiler), Türk halk müziği ve Türk sanat müziği en çok tercih edilenler arasında. Fakat gençler arasında dinlenilen müzik türlerine pop, arabesk, rock ve soul da eklenir. Daha önce bahsettiğim muhafazakâr çekimserlik favori şarkıcıları paylaşırken de ortaya çıkar. Ahmet Özhan, İbrahim Tatlıses, Barış Manço gibi isimlerin yanına mutlaka, biraz da çekinerek, Tarkan da eklenir. Müzik tercihiyle kıyaslandığında, gazete tercihi daha sabittir. Yeni Şafak, Sabah, Star, Zaman, Yeni Çağ ve Milli Gazete gerek basılı kopyadan gerekse internet üzerinden takip edilir. Bu muhafazakâr gazetelere ek olarak Hürriyet de, karşı mahalle gündemini takip etmek için okunur.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
mim kemal öke ,basbakanlık osmanli arsivi ahmet fettahoglunun tarihi belgelerle yayinlanan raporlar cok uzun fakat bir bölümündr şöyle diyor 1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi Musevilerin Kutsal Topraklarda arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883”de çıkarılan yeni kanun yabancı Siyonistlerin Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak getirmiyor, bu nedenle de yerli Yahudilere Siyonist örgütlerce para verilerek bölgede önemli bir toprak parçasının Siyonistlerce satın alınması sağlanıyordu. Böylece bazı Siyonist koloniler kurulmuştu.4 İleride nakledeceğimiz önemli bir belgede de görüleceği gibi, bir çok yerli halk ve bürokrat, bu işten para kazanma arzusuyla, bu yıllarda Filistin”in önemli bir bölümünün Yahudilere satılmasında aracılık yapmışlardı. |
Kudüs'ün sahipleri Türkiye'nin arşivlerinde saklı
Washington yönetiminin Kudüs kararı sonrasında, İsrail başkentini Kudüs'e taşımaya hazırlanıyor. Peki gerçekte Kudüs kimin? Bu sorunun yanıtı, Türkiye'nin arşivlerinde saklı. Kudüs'e ait 170 bin tapu, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nde özel kasalarda tutuluyor. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi Başkanı Zeynel Türkoğlu'na göre, bu tapu kayıtları halen geçerliliğini koruyor. Kudüs'e ait 170 bin tapu kaydı bulunuyor Osmanlı İmparatorluğu arşivinden Cumhuriyet arşivine devredilen kayıtlar, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde özel kasalar içinde saklanıyor. Tapu Kadastro Arşiv Daire Başkanı Zeynel Abidin Türkoğlu kayıtlara dair, "Şu an kudüse ait bizde 1847 ile 1917 yıllarını kapsayan 47 adet zabıt kayıt defteri var. Şahıslara ait 133 bin 367 adet tapu kaydı, vakıflara ait ise 37 bin 611 adet vakıf kaydı mevcuttur yani toplam. 170 bin tapu kaydı var." dedi. Osmanlı İmparatorluğu Kudüs'le ilgili tüm tapu kayıtlarını her bir mülkü tek tek zabıt defterlerine işledi. Tapu Kadastro Arşiv Daire Başkanı Zeynel Abidin Türkoğlu tapuların geçerliliği oyup olmadığına ilişkin açıklama yaptı. Türkoğlu şunları kaydetti; "Tapuların geçerliliği var. Hatta sadece Filistin bağlamında söylemeyelim. Biz bu kayıtları Makedonya'ya da verdik ve Yunanistan ile sınır ihtilafı, vermiş olduğumuz kayıtlar sayesinde büyük oranda çözdüler. Biz devamlı Filistinle irtibat halindeyiz. Hatta 2004 yılında Filistin devleti bu kayıtların tamamını talep etti biz de mikrofilm olarak teslim ettik. Onlar da bu kayıtlar sayesinde meydana gelmekte olan haksızlıkların önüne geçmiş oldular." dedi. Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
İsrail Doğu Kudüs işgali kapsamında arazileri tapu siciline kaydediyor
İsrail hükümeti Doğu Kudüs'teki gayrimenkul ve Filistin topraklarının İsrail ‘Tapu’ siciline kayıt sürecinin başlatıldığını duyurmuştu Cuma 20 Kasım 2020 16:01 Kudüs'teki Akbat el-Halidiye'deki bir Filistinlinin evi Yahudi yerleşimcilerin işgali için tahliye ediliyor. 2019 (WAFA) Filistinli yetkililer, İsrail işgal yetkililerinin Doğu Kudüs’teki arazileri İsrail tapu siciline kaydetmeye başlama kararına karşı çıkıyor. Yetkililer, bu kararı Müslümanlar ve Hristiyanlar için kutsal sayılan şehrin Yahudileştirilmesi ve içerisindeki ev ve toprakların üzerinde mutlak bir hakimiyet kurma yönünde bir adım olarak değerlendiriliyor. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Üyesi, Kudüs İşleri Dairesi Başkanı Adnan el-Hüseyni, Filistin radyosuna yaptığı açıklamada “İçindeki her şeyin sözde devlet mülkiyetine girdiğini iddia edip Kudüs'teki topraklar ve binaları kaydederek işgale başlamak, şehir üzerinde tam kontrol sağlamak için atılan son adımdır” ifadelerini kullandı. İşgalcilerin son hareketinin işgal altındaki şehirdeki Filistin varlığını ortadan kaldırmayı amaçladığına dikkat çeken Hüseyni, bunu da uluslararası meşruiyet yasalarına aykırı olarak kayıp şahısların mülklerinin tahsisi ve topraklarına el konularak ilhak edilmesi yoluyla yapmaya çalıştığını söyledi. İsrail hükümeti Doğu Kudüs'teki gayrimenkul ve Filistin topraklarının İsrail ‘Tapu’ siciline kayıt sürecinin başlatıldığını duyurmuştu. İsrail Kudüs Bakanı Rafi Peretz, kayıt sürecini başlatma amacının ‘şehrin doğu ve batı kısımları arasındaki birliği’ pekiştirmek olduğunu söyledi. Peretz, yaptığı açıklamada, "Kudüs'ün doğu kesimindeki arazilerin çoğunun düzgün bir şekilde kayıtlı olmaması gerçeği, uzun süredir ele alınması gereken bir konudur” ifadelerini kullandı. İsrailli Bakan, “Arazi ve mülkleri kaydetmek için geliştirdiğimiz planlar, ilgili çeşitli hükümet bakanlıkları tarafından kabul edildi. Birleşik bir Kudüs bir slogan değil, batı kesiminde olduğu gibi şehrin doğu kısmına da uygulanması gereken bir vizyon” şeklinde konuştu. Uygulamada, Doğu Kudüs'teki arazilerin yalnızca yüzde 5'i Tapu Siciline kayıtlı iken geri kalan araziler resmi olarak kayıtsız bulunuyor. Tapu tescili, Filistinlilerin gelecekteki devletlerinin başkenti olduğunu iddia ettikleri şehrin doğu kesiminde İsrail'in attığı bir başka adım. Orient House Harita ve Yerleşim Dairesi Müdürü Halil et-Tefekci şunları söyledi: “Vatandaşların evleri ve topraklarını ele geçirme kararı Yahudileştirme operasyonunun son adımdır. Arazilerin tescili 1967'den beri üç aşamadan geçmiştir: Birincisi, arazi sahiplerinin daha az vergi ödemek istediği için arazilerin bir kısmı kayıt edilmedi. İkinci aşama ise üzerinde tartışmalar olan alanların resmi kayda girmemesi. Üçüncüsü ise şu anki tapu aşamasıdır” dedi. Tefekci, İşgal hükümetinin 1967'den sonra tescil ve yerleşimi durdurduğunu açıkladı. Bu durumun, söz konusu arazilerin 50 yıl sonra çoktan ölmüş olan sahiplerinin mülkiyetinde kalması ve asıl mirasçıların diğer bölgeler ya da yurtdışında kalmasına neden olduğunu ifade etti. Halil Tefekci, , Kudüs topraklarının büyük bir bölümünü, özellikle de Eski Şehri etkileyen ciddi yansımalarla yüzleşmek için alternatif bir strateji planı olması gerektiğini söyledi. Öte yandan Kudüs Ekonomik ve Sosyal Haklar Merkezi Direktörü Ziyad el-Hammuri, Kudüslülerin evlerini ve topraklarını kaydettirme ve bunları artan vergiler ve fahiş maliyetler getirme açısından işgal yetkililerinin tapu kaydı açıklamasının tehlikeli yansımaları konusunda uyardı. Bunun, mukaddes şehir, özellikle de Filistin’deki evler üzerinde tam kontrol sağlamak için işgal planının uygulanması anlamına geldiğini ifade etti. Hammuri, Kudüslülerin kuşatılması ve durumlarının kötüleşmesi de dahil olmak üzere işgal hükümetinin yaptığı çok sayıda ihlalin, Kudüs'ün özelliklerini, Kudüs kapılarının şeklini değiştirerek ve tatil günlerinde sokaklarını aydınlatarak ona yeni bir Yahudi karakteri kazandıracağını söyledi. Bu tedbirlerin, işgal hükümetinin iddia ettiği gibi Kudüs'ün İsrail'in bir parçası veya ‘Birleşik Kudüs’ sloganının peşinde olduğunu da kanıtladığını ekledi. *İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Şarku'l Avsat Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
bu sayfayı da okumanızı tavsiye ederim |
Siyonistler, İttihatçıların muhalif cereyanını bütün güçleriyle desteklemiş; bilhassa ülkedeki Mason örgütler aracılığıyla açık bir iş birliğine girişmişlerdi. 31 Mart’ın sahneye konmasında en fazla çabayı, İttihatçıların “akıl hocası ve koruyucusu” olan, Selanikli (Rizorta Mason Locasının Üstad-ı Azamı) Yahudi asıllı Emanuel Karasso’ya düşmüştü. Karasso’nun yüklendiği görevle alakalı “Avcı Taburlarında Mızıkacı” olan görgü şahidi Mustafa Turan, şu müthiş bilgileri vermektedir: “Emanuel Karasso, İtalyan Bankasından aldığı 400 bin liralık altınları dört teneke içerisinde Metroviçeli (Necip Draga) isminde zengin bir adama vermiş, o da İttihat Terakki’den Eyüp Sabri Bey’e iletmişti. Bu para 31 Mart’ın tertibinde sarf edildi. Emanuel Karasso, bu hâdiseyi müteaddit defalar iftihar makamında, “Sultan Hamid’e 5 milyon altına yaptıramadığımız işi biz İttihatçılara 400 bin liraya yaptırdık,” diye övünmüştür.” C. Rifat Atilhan ise, Siyonistlerin 31 Mart’taki rolüyle ilgili şu mühim malumatı aktarmaktadır: “New York’taki Bene Brit Servisi (Siyonist kuruluş), asıl ismi Grunzenburg olan Mikael Brodin ile 45 Siyonisti, 22 Şubat’ta İstanbul’a gitmek üzere yola çıkarmıştı ki, hoca kıyafetine girerek ihtilâlde en faal grup bu olmuştur.”31 Mart Vakası sonucunda Abdülhamid’in hal’ edilmesi (tahttan indirilmesi), Siyonistlerin sanki bayramı olacaktı. Yahudiler, İttihatçıları iktidara getirmek için sarf ettikleri gayret ve desteğin semerelerini şimdi tabiî olarak devşirmek arzusundaydılar. Bu maksatla, Dünya Siyonist Teşkilatı başkanı David Wolfsohn, İstanbul’a gelerek Abdülhamid’in koyduğu Filistin’e göç yasağının kaldırılması amacıyla İttihatçılar üzerinde girişimlerde bulunacak ve Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’ya, Mayıs 1909’da göç serbestîsini kabul ettirmeyi başaracaktı. Ancak, az bir zaman sonra İttihatçı-Siyonist iş birliği nihayete erecek ve İttihatçıların, Siyonistlerin gerçek niyetlerini fark etmeleri ve devletin geleceği ve Ortadoğu’daki varlığı adına ne denli tehlikeli bir unsur olduklarını anlamalarıyla birlikte ipler kopacak ve Abdülhamid’in uyguladığı göç yasağını Ağustos 1909’da yeniden tatbikata koyacaklardı. ( Osmanlı'nın Gizli Tarihi İsmail Çolak NESİL YAYINLARI )
|
Alıntı:
|
23 Şubat 1915’te, İskenderun’da temelleri atılan gönüllü “Siyon Katır Alayı” askerî eğitimi tamamladıktan sonra, İngiliz Albay John Henry Patterson komutasında 500 asker, 750 katır ve 20 subaydan oluşacak bir biçimde Gelibolu’ya hareket etmek üzere 17 Nisan 1915’te gemilere bindirilecekti. Daha çok geri hizmetlerde kullanılan alay, Nisan 1915’te Çanakkale cephesinde Osmanlı ile çarpışmış ve 6 ölü, 40-50 yaralı vermişti. Yahudilere göre Katır Alayı, İngiltere kamuoyu ve Hükümet üzerinde, Siyon amaçları yönünde olumlu bir havanın esmesine ve davalarının benimsenmesine yol açmıştı. Siyonistler bunu, müttefikler cephesinden bekledikleri “siyasî ödüllerin müjdecisi” olarak kabul ediyorlardı. Hatta İsrail’in temellerinin atıldığı 2 Kasım 1917’deki “Balfour Bildirisi”nin ilanının önünü açtığını savunuyorlardı. Jabodinsky, yıllar sonra kaleme aldığı anılarında bu gerçeği şöyle tasdik edecekti: “Eğer biz, 2 Kasım 1917’de Balfour Bildirisi ile Filistin’de yurt edinme konusunda söz aldıksa, buna ulaşan yol, Gelibolu’dan geçmiştir.” Çanakkale Harbi’nden sonra görevine son verilen alayın yerine, Kudüs ve Filistin’i Osmanlı’dan almak için Sina-Filistin cephesinde savaşmak üzere Weizman’ın emriyle yine Vlademir Jabodinsky’nin organizatörlüğünde, “Kral Askerleri” ismiyle 5000 kişilik 4 alay tesis edilecekti. Kral Askerleri’nin Sina ve Filistin’in İngilizlerce işgalinde büyük katkıları dokunmuştu. General Bartholomeo, Ürdün’ün İngilizlerin eline geçmesi ve Şam yolunun açılmasında adı geçen askerlerin kendilerine olağanüstü faydalar sağladığını; “büyük bir kahramanlık misali vererek savaştılar” sözüyle teslim etmişti. Yahudi kökenli İngiliz Tarihçi Martin Gilbert ise, aynı mevzuda şu mühim bilgiyi nakletmektedir: “Birçok Yahudi, Türkiye’nin yenilgisinin Filistin’de bir Yahudi özerkliğine yol açmasını umuyordu. Yahudiler, müttefik ordularında görev alarak Türklerin bozguna uğratılmasını önemli bir amaç haline getireceklerdi. Allenby ordusu, Kudüs’ün kuzeyine doğru hareket etmeyi beklerken, 5000 Filistinli Yahudi silah altındaydı. ”Yahudilerin harp anındaki en büyük icraatlarından biri de, Sina-Filistin-Suriye cephesinde İngilizler adına casusluk yapmalarıydı. Filistin’in her yerinde, Aleksander Aronsohn’un öncülüğünde Yahudi aydınlar tarafından kurulan “Nili Cemiyeti” İngiliz istihbarat örgütüne gönüllü olarak fevkalade ehemmiyete sahip casusluk faaliyetinde bulunuyordu. Yahudi Tarihçi Martin, buna şöyle işaret etmektedir: “Filistin Yahudi’si Aleksander Aronsohn, Türkleri Filistin’den çıkartmanın bir yolunu bulmak amacıyla İngilizlere hizmet sundu. Ailesi, Filistin’de bir casus şebekesi kurmuştu. Şebekeyi İngilizlerin hizmetine verdi. Gazze ve Birüssebi arasında çöldeki su kaynaklarını iyi biliyorlardı. Bu bilgi, İngiliz kuvvetleri ileri harekâta geçecekleri vakit, çok işe yaradı.”Görgü şahitlerinden General Cevat Rıfat (Atilhan) yakalanan çok sayıda Yahudi casusun Şam’a sevk edilip Divan-ı Harp’te yargılandığını zikretmektedir. Medine Müdafii Fahreddin Paşa da hatıralarında hâdiseden şöyle bahsetmiştir: “Lawrens, bizim nereden ve ne zaman geleceğimiz hakkında bilgiyi, geceli gündüzlü muhabere halinde bulunduğu Yahudi casuslarının merkezi halindeki İngiliz makamlarından alarak hareket ediyordu. Yahudi casuslar, Filistin’in her tarafında olduğu gibi ta Amman dolaylarına kadar sızmışlardı.” Hatta Suriye’deki 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa, yoğunlaşan casusluk vakalarından ötürü Yahudileri Filistin’den tehcire (zorunlu göçe) tâbi tutmak zorunda kalacaktı. Siyonistlerin de burada sözünü ettiğimiz gayretleri sonucunda, Osmanlı Cihan Harbi’nden mağlup çıkmış ve 1918’deki Mondros Ateşkesi ile fiilen dağılma sürecine girmişti. Filistin’de ise, Milletler Cemiyeti’nin kararıyla, İngiliz manda idaresi kurulmuş; başına da İngiliz vatandaşı Yahudi Siyonistlerden ve Balfour’un mimarlarından Herbert Samuel atanmıştı. William Ziff, “2 bin yıl sonra Filistin’e gelen ilk Yahudi yönetici” ifadesiyle vasıflandırdığı Samuel’in gelişini Yahudilerin “yeni bir Musa sevinci ve çılgınlığıyla karşıladıklarından” söz etmektedir. Artık İsrail’in inşası için hiçbir mâni kalmamış, her türlü şart ve zemin en elverişli kıvama getirilmişti. Yukarıdaki malûmatlara göre, Osmanlı’nın Siyonizm’e kurban gittiği gün gibi ortadadır. Sultan Abdülhamid’in şahsında Osmanlı, Filistin üzerindeki Siyonist baskıyı, yayılmacılığı yıkılma pahasına bertaraf etmeye çalışmış; bunu millî ve dinî bir dava ciddiyetinde benimseyerek tavizden şiddetle kaçınmıştı. Dün Osmanlı’nın yıkılışında başrolde olan Siyonistlerin, bugün de “Nil’den Fırat’a Büyük İsrail” hedefi doğrultusunda Türkiye’yi tehdit ettiği ise akl-ı selim sahipleri için malûm olan bir başka ürkütücü gerçektir. Dolayısıyla Türkiye’den beklenen, Yahudi’den dost olmayacağını tarihin şehadeti dâhilinde tekrar kavrayıp, “Osmanlı’nın Filistin’de sergilediği duyarlı politikanın mirasçısı” olduğunu göstermesidir.
(Ayşe Osmanoğlu, Babam Abdülhamid, İstanbul 1960, s.142; Henry F. Woods, Türkiye Anıları, Çev: F.Çoker, İstanbul 1976, s.139; S. Nafiz Tansu, Madalyonun Tersi, Madalyonun Tersi, İst.1970, s.15; Süleyman Kocabaş, Çarpıtılan Tarihimiz, İstanbul 2000, s.72-77, 98; Ali Cevat, Meşrutiyetin İlanı ve 31 Mart Hadisesi, Ankara 1960, s.62; İ.) |
Hakikaten tartışmalı bir konu.Hamas 7 ekimdeki eylemi neden yaptı misliyle karşılık alacağını biliyordu.Suan itirabiyle 30 binin üzerinde insan katledildi.Aç bırakılıyor.Bir bakıma Hamas ı da suçlayamazmıyız ? Doğrusu nedir ? Mazlum,hapse mahkum edilmiş,aç bırakılan bir kesim var burada üste söz söylemek çok yanlış olsada insanın aklından geçiyor işte bunlar maalesef.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Türkiye de halk gazze meselesine kkilitlendi üzerimize gelen tehlikeden çoğunun haberi yok...Rusya ile nato savaşın eşiğine geldi putin nükleer silahlarını sınırlara dizmeye başladı...Bizle ilgisi Türkiye de nato ya üye anlaşma imzalandı çağırırlarsa rusyaya karşı savaşağız...İkinci cephe yunanistan onlarda aynı anda bize saldırabilir...İsrailde sınırımıza dayanacak...Ermenistanda saldırabilir...Stratejistler 2025 den bahsediyor....Ülkenizi düşünün etrafımızda çıkacak olan savaşların bile amacı bizi yok etmek için...Şöyle düşünün çıkacak olan savaş ufak tefek birşey olsa Türk Devletleri birleşmezdi...Tedbirinizi alın birikiminizi yapın hayal bile edemeyeceğiniz günler gelecek...
|
Alıntı:
Neticede ifade etmeye çalıştığınız şeyde kusur payının bizde az olduğunu düşünüyorum.İnsan çatısı altında herkes Rabb'in askeri yada "tam tersi" olmaya adaydır. 30 bin can a mal oldu ama tarihe geçen 11 eylül görünümü taşıyan 7 ekim olayı. Yine de tüm bunlara ragmen şahsi kanaatim sizin belirttiğiniz yönde.Haklısınız. |
Bazı durumlar göründüğünün aksine tecelliler taşır 12 Mart günlerinde mesela 1968 ile 1973 yılları arasında Türkiye’de CIA istasyon şefliği yapan Duane Ramsdell Clarridge 1962’de Hindistan’ın Madras şehrindeki CIA istasyonunu yönetirken bir anda kendisini yeni patlayan Pekin-Moskova ihtilafı içinde bulunca, bunu değerlendirmeye karar vermişti. Kısa süre sonra dünyanın ilk “Maocu” komünist partisi, Mao’nun haberi bile olmadan Hindistan’da kurulmuştu.15 Bölünen Hint Komünist Partisi’nin seçimi kaybetmesinin ardından Moskova karşıtı “Maocu” sol hareketler Avrupa’da yayılmaya başlamıştı. 1968 olaylarıyla birlikte Türkiye’ye de (muhtemelen Fransa üzerinden giren) Maocu hareket yükselmekte olan solu da bölmüştü. Clarridge 1968’de Türkiye’deki CIA istasyonuna atanmıştı; Türkiye’nin o en ateşli dönemlerinden birinde, 1973’e kadar Türkiye’de kaldı.
|
Alıntı:
yoksa almanyadan aldiginiz yurt dısinda ve güneydoguda kullanmadi yasak yine miyadi dolmus Leopard tanklarlami? yoksa? motorunu ukraynadan satin aldigimiz yerli ve milli atak helikopteri ile mi? mubarek adam,guzel rüya iyidir ama rüyadir işte, keske her sey gördügumuz ruyalar gibi gercek olsa ama Olmuyor iste... |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
bahsettigin savaş bir gün mutlaka olacak elbette ama henuz o zamana ulasmadik |
Tesekkurler,aydinlatici bilgiler.arkadasim
|
Bana gore ilk bastan beri hamas kendi halkini satti hatta israillin bilgisi altinda saldiri yaptigini dusunuyorum hamas saldirisi israili birlestirdi yoksa icerde cok kötü bir donemdeydiler prostestolar gosteriler netanyahuya can simiti atti hamas
|
Hamas çok adi bir örgüt Filistin'e zerre kadar faydası olmamıştır aksine zarar vermiştir çünkü İsrail'in kucağına oturmuş. Örgüt içinde cihad icin Filistin için şehadete erenler de elbette vardır Allahu alem.
Düşünün son teknoloji İsrail Hamas'ın tünelleri den haberi olmayacak yapacağı baskını bilmeyecek yani gafil avlanacak buna kargalar bile güler. İsrail canı ne zaman isterse o zaman durur İngiltere dahi onları durduramaz yapılacak tek şey De facto etkisi bunu yapacak islam ülkesi var mı var ama tek başına zor... |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Organize Aptallık tamlamasının yeridir Efendim.
|
Dunya itraile karsi organize salak olarak urunlerini alarak kendilerini azgin millete yem yapti.besledi.her ulke kendi urununu alsaydi su an bu hirsizlarin katliamini dunya sadece izliyor olmazdi bana gore her ulke kendi urunlerini satsaydi herkes kendi ulkesine kazanc saglardi ve dunyanin canavari olusmazdi.ben boyle dusunuyorum
Bir de rahmetli nasrettin hocanin dedigi gibi yahu bu hirsizin hic mi sucu yok diyorum tum israili savunanlara |
Boykottan bahsederken mazideki şu gelişmeleri de kaydetmemiz lazım:
İsrail ile yaşanan krizin ardından Yahudilerin gönlünü almak için TRT’ye ‘Can Bonomo’ ricası gitmiş. Ricanın merkezi Dışişleri Bakanlığı…Dahası da var. İlk kez bir Müslüman ülkede gösterime giren Shoah belgeseli de TRT’de rica ile yayınlanmaya başladı ([Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] şirin görünmek için birileri hükümete baskı mı yaptı? Bildiğiniz gibi Mavi Marmara baskınından sonra bazıları İsrail’den yana tavır almışlardı. Siyonistlerin Türk düşmanlığı ve İslam düşmanlığı hiç bitmeyecektir. Birilerinin diline doladığı Hoşgörü masalı benim için Boşgörüdür! Son olarak bir Türk atasözü: Su uyur, düşman uyumaz! |
En azından sosyal medya hesabını karart,en azından paylaşımda bulun küçük görme hiç bir şeyi.
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:01. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com