Alıntı:
Fionahanim Nickli Üyeden Alıntı
(Mesaj 595393)
İşte burada sıkıntı çoktan kirlenmiş zihni vs temizleyebilip akışta kalabilmek. Bunu nasıl yapacağız? Temiz zihin zaten otomatik olarak olumlu düşünür akışta kalır.
|
En doğrusu manevi bir hayattır. Kendi hayat tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki maneviyat yolculuğuna rehbersiz tek başına çıkmak, ancak hüsran getirir. İlahi ahlak kurallarına riayet etmeden heves edilen ‘’kendin pişir kendin ye ermişliğiyle’’ bir yerlere varılamaz.
Psikomatik tıp, modern tıp bilimleri çerçevesinde nefs-beden ilişkisini inceler ve tedavi eder. Aslında nefs ve beden ayrılmaz bir bütündür. İnsanın nefsi sıkılırsa bu sıkıntı bir süre sonra midesine ya da barsakları na vurur ve ülser, kolit gibi rahatsızlıklara yol açar. Psikolojik rahatsızlıkların temelinde de bilinç ile bilinçdışı arasındaki bu uyuşmazlık yatar. İnsan, gönlünde taşıdığı bu karmaşa düğümü sebebiyle, kendi kendisine yabancılaşabilir ve ilişkileri yara alır. Nefs/beden bilinç/bilinçaltı ikilemlerinin yanı sıra insanın bir de ‘’dikey’’ düalizm/ikilem sorunu vardır. Çünkü bilinçdışı sadece alt katlardan ibaret olmayıp üst katlar potansiyeline de sahiptir. Bu manada nefs en alt katlar ile en yüksek katlar arasında çift kutuplu bir yapıdır. İnsan nefsi karanlık ve aydınlığın bir savaşı gibidir. Bu kutbun üst tarafında tasavvufta ‘’Can’’ diye tanımlanan içimizdeki insan-ı kamil potansiyeli alt konumda ise nefs-i emmare yer alır. İnsanın gönül ikliminde her ikisi arasında kıyasıya bir mücadele verilir.
‘’İnsanların bir kısmı da vardır ki, içlerinde daimi olarak savaş vardır: nefisleri ile akılları çarpışır durur. Bunlar, bir bedende yarı insan, yarı hayvan olarak ömür sürerler. Bu yüzdendir ki; bu kısımda bulunan insanların ahirleri (sonları) yani hayvani ruhları, hayvanlıkları ile ruh aleminden gelen evvelleri (önceleri) yani tertemiz olan insani ruhları, insanlıkları gece gündüz savaşmaktadır.’’ (Hz. Mevlana , Cevahir-i Mesneviyye Cilt 2 sayfa 581)
Nefsin bu hiyerarşik çok katmanlı yapısı Batı psikoloji bilimi tarafından yeterince anlaşılamamış sonsuza doğru yükselen bu muhteşem binanın alt katları olabildiğince tezyin edilerek, bireyselleşme ve kendini gerçekleştirme adı altında nefs-i emmare azdırılmış dikey gelişme potansiyeli ise tahdit edilmiştir. Sadece dikey gelişim süreci duraklamamış bir de aydınlanma hareketinin beraberinde getirdiği ‘’ahlaki rölativizm’’ ile ‘’bodrum katlara ‘’ düşüş başlamıştır. Esas trajedi buradadır, zira bu aşamada karanlık artar ‘’alan’’ daralır.
Nefs katlarında hem yükselmek hem de ‘’aşağıya’’ doğru kaymak mümkün nefsin alt katlarındaki ‘’yatay istekler’’ ne kadar şiddetliyse daha dar ve karanlık bir alt kata inme ihtimali de o kadar yüksektir. Yatay isteklerden kastedilen ‘’sadece kişiye fayda veren’’ bencil ben merkezci, narsistlik arayışlardır. Bunlar mal, mülk, güven, itibar, şan, şöhret, cinse doyum, iktidar, güç arayışları olabilir. Artan istekler paralelinde alt katlara doğru bir düşüş söz konusu olabilir. Adeta bulunduğumuz katın merkezinde bir ‘’delik’’ vardır. Eğer ‘’dikey’’ yükselme fırsatlarını değerlendiremezsek bir süre sonra tüm çabalarımıza mukabil bu delikten bir alt kata düşebiliriz. Alttaki kat bir öncekine göre daha ‘’karanlık’’ ve daha ‘’dar’’ olduğu için bu düşüş beraberinde kaygı ve korkuyu getirir. Bunu önlemenin en tesirli ve belki de yegâne çaresi ‘’dikey istekler’’ moduna geçmektir. Palyatif yüzeysel arayışlarla sadece biraz zaman kazanılır. Belki bu şekilde Kaliforniya Sendromu gibi nefs katlarında küresel çapta yaşanan ‘'aşağıya’’ doğru inişin mantığını anlayabileceğiz.