Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   ayasofyada boyut kapıları varmı? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/90602-ayasofyada-boyut-kapilari-varmi.html)

ilme talip 18.04.24 13:24

ayasofyada boyut kapıları varmı?
 
youtube da bi kanalda metafizik varlıklardan dostları olduğunu söyleyen hoca ayasofyanın altında boyut kapıları olduğunu hatta tarsus kazısında da yıldız geçiti bulunduğunu söylüyor.bişi sorulduğu zaman mübarekler şöyle söylüyor diyor.Dedikleri doğru olabilirmi? verdiğim linkte 6.dakikada hüddamlarla ilgili konuşması var

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yusufiyeli 18.04.24 15:02

Raviyan-ı ahbar rivayet etmişlerdir ki Sultan Mehmed Han Ayasofya’da kılınan o ilk cuma namazından sonra bu mabedin gayrı bir cami olduğunu âleme ilan etmiş ve Ayasofya’nın yanına bir minare ve bir medrese yapılmasını emretmiştir. Ve kendi mülkü olan bu mabet için bir vakıf kurdurtmuş ve yine Ayasofya etrafındaki dükkânların gelirlerini Ayasofya’ya harcanması için vakfetmiştir ve kıyamete değin Ayasofya’nın cami olmasını vasiyet etmiştir. Ve yine anlatırlar ki o gün namazdan sonra Sultan Mehmed Han Ayasofya’nın rahibini çağırmış ve ondan Ayasofya ile ilgili bildiklerini sormuş, öğrenmiştir. Ve rahip dahi Ayasofya’daki kutsal emanetlerin olduğu odanın anahtarını Sultan Mehmed Han’a teslim etmiş ve bildiği ne varsa söylemiştir. Ve yine Sultan Mehmed Han rahipten yapılışından o güne değin Ayasofya’da her ne olmuşsa yazılmasını ve tez vakitte kendine sunulmasını emretmiştir. Ve işte o rahip, bütün gece düşünüp Osmanlı lisanını da bilen ve bu işte ehil olan birini buluvermiştir. Anlatanlar ve rivayet edenler bu zatın Kadmus isminde aslı Müslüman olan biri olduğunu ve büyük dedesinin doğu diyarından geldiği için de kendisine “Doğulu” manasına gelen ‘’Kadmus’’ isminin verildiğini söylemişlerdir. Ve bazıları bu Kadmus nam kâtibin Müslüman olduğunu beyan etmiş ve hatta birkaç zat onun Kadmus ismi ile sırlanmış Hızır olduğunu dahi rivayet etmişlerdir.Doğrusunu elbette ki Allah bilir...

imas 18.04.24 16:18

Alıntı:

ilme talip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 605957)
youtube da bi kanalda metafizik varlıklardan dostları olduğunu söyleyen hoca ayasofyanın altında boyut kapıları olduğunu hatta tarsus kazısında da yıldız geçiti bulunduğunu söylüyor.bişi sorulduğu zaman mübarekler şöyle söylüyor diyor.Dedikleri doğru olabilirmi? verdiğim linkte 6.dakikada hüddamlarla ilgili konuşması var

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

dilin kemiği yok,konuş konusabildigin kadar, sanki ayasofyanin altini gezdi gördu,
boyut kapisi nedir, nasıl oluyor, kim açiyor bunlari biliyormu?

Yusufiyeli 18.04.24 16:29

Raviyan-ı ahbar şöyle anlatmışlardır ki Ayasofya nam bu ulu mabet, aynı mekânda yapılan üçüncü mabettir ve dahi bugüne değin âlemde ondan daha büyük ve haşmetli bir mabet yapılmamıştır. Öyledir ki görenlerin hayreti arşa dayanmış, uzak diyarlardan hangi dine inanmış olurlarsa olsunlar bu mabedin namını işitenler sırf onu görmek için şehirlerin ecesi Konstantiniyye’ye gelmiş, göremeyenler onun ismine şiirler söylemiş, hikâyeler anlatmış ve efsaneler dillendirmişlerdir. Hâsılı onu görmezden evvel âlemde ismi yayılmış ve Çin’den Hind’e, Roma’dan Asya içlerine kadar Konstantiniyye dendiği vakit akla evvel bahiste Ayasofya gelmiştir. Ayasofya’nın ilk yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte rivayet edenler söylemişlerdir ki İsa’nın doğumundan üç yüz altmış sene sonra ocak ayında Konstantiniyye’nin kurucusu Doğu Roma Kralı Konstantinos, Hz. İsa’nın dinini kabul edip de putlara tapmaktan vazgeçince memleketinin her yanında kiliseler yaptırmış ve devletinin merkezi olarak seçtiği Konstantiniyye’yi yeni Roma olarak inşa ettirip buraya büyük bir kilise bina etmeye azmetmiştir. Ve o kral zamanında başlanan kilise inşaatı, oğlu Konstantius zamanında ve otuz dört senede tamamlanmış ve “Megale Eklessia” yani Büyük Kilise ismiyle adlandırılmıştır. Hâlen dahi duvarlarındaki taşlara kazınmış bu isim okunmaktadır. Bu mabet şimdiki Ayasofya kadar büyük ve haşmetli olmamakla beraber o vaktin en büyük kiliselerinden olduğu anlatılmıştır. Zira Konstantiniyye’yi yeni Roma olarak hayal eden ve öyle inşa eden kralın Roma kiliselerine hem büyüklüğü ve hem de kutsiyeti ile rakip olsun diye cihanın dört bir yanından Hz. İsa dininin kutsal emanetlerini getirip de bu mabede sırladığı anlatılmaktadır.Lakin bu büyük mabet çok uzun yaşayamamış İsa’dan sonra dört yüz dört senesinde çıkan bir büyük ayaklanmada harap olmuş ve topyekûn yıkılmıştır. Bir vakit böyle harap kalan mabet Kral II. Theodosios zamanında dört yüz on beş senesinde yeniden o eski mabedin kalıntıları üzerine büyük kısmı ahşaptan olmak üzere yapılmış ve kutsanarak yeniden ibadete açılmıştır. Amma! Yine bu mabedin talihi yâver gitmemiş çok uzun yaşayamamıştır. Anlatanlar söylemişlerdir ki o vakitte yaşayanlar içinde İsa dinine inananlar ve puta tapanlar arasında sonu gelmez ve amansız bir düşmanlık vardır. İşte öyle hâllerden birinde Ayasofya’nın hemen karşısındaki hipodrom denen yerde bu iki grup arasında bir çatışma çıkmış ve neticesinde “Nika İsyanı” diye anlatılan bir isyan vuku bulmuştur. Öyle kanlı ve yıkıcı bir isyan olmuştur ki bir saatin içinde beş bine yakın insan öldürülmüştür. Ve bu azgın güruh gözü dönmüş hâlde Ayasofya’ya saldırmış ve o gün hem Ayasofya hem Aya İrini kiliselerini hem de kralın sarayını ateşe vermişler de kül eylemişlerdir. Sene İsa’dan sonra beş yüz otuz ikidir. Ve böylece ikinci kez inşa edilen Ayasofya dahi yanmış, yıkılmış ve kül olmuştur. O vaktin kralı Justinianus hem zorlukla bu isyanı bastırmış ve hem de bu isyancıların aman dilemelerine bakmadan ve acımadan onları cezalandırarak kendi kudretini perçinlemiştir. Bilenler ve görenler şöyle anlatmıştır ki görünürde Ayasofya’yı helak eden bu isyan esasında asıl ve büyük Ayasofya’nın inşasına vesile olmuş ve bu yangının küllerinde işte bugünkü o ulu mabet doğmuştur.İşte bu kral için derler ki o vaktin en büyük ve en kudretli kralıdır. Ve işte bugünkü ulu mabet Ayasofya o kral zamanında yapılmış ve bugüne değin bir sütun gibi ayakta kalmıştır. İmdi buraya değin yazılanlar bu ulu mabedin ilk ve ikinci yapısı hakkında daha ziyade kulaktan kulağa anlatılıp da gelenler ve söylenenlerdir.

ilme talip 18.04.24 16:38

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 605980)
Raviyan-ı ahbar rivayet etmişlerdir ki Sultan Mehmed Han Ayasofya’da kılınan o ilk cuma namazından sonra bu mabedin gayrı bir cami olduğunu âleme ilan etmiş ve Ayasofya’nın yanına bir minare ve bir medrese yapılmasını emretmiştir. Ve kendi mülkü olan bu mabet için bir vakıf kurdurtmuş ve yine Ayasofya etrafındaki dükkânların gelirlerini Ayasofya’ya harcanması için vakfetmiştir ve kıyamete değin Ayasofya’nın cami olmasını vasiyet etmiştir. Ve yine anlatırlar ki o gün namazdan sonra Sultan Mehmed Han Ayasofya’nın rahibini çağırmış ve ondan Ayasofya ile ilgili bildiklerini sormuş, öğrenmiştir. Ve rahip dahi Ayasofya’daki kutsal emanetlerin olduğu odanın anahtarını Sultan Mehmed Han’a teslim etmiş ve bildiği ne varsa söylemiştir. Ve yine Sultan Mehmed Han rahipten yapılışından o güne değin Ayasofya’da her ne olmuşsa yazılmasını ve tez vakitte kendine sunulmasını emretmiştir. Ve işte o rahip, bütün gece düşünüp Osmanlı lisanını da bilen ve bu işte ehil olan birini buluvermiştir. Anlatanlar ve rivayet edenler bu zatın Kadmus isminde aslı Müslüman olan biri olduğunu ve büyük dedesinin doğu diyarından geldiği için de kendisine “Doğulu” manasına gelen ‘’Kadmus’’ isminin verildiğini söylemişlerdir. Ve bazıları bu Kadmus nam kâtibin Müslüman olduğunu beyan etmiş ve hatta birkaç zat onun Kadmus ismi ile sırlanmış Hızır olduğunu dahi rivayet etmişlerdir.Doğrusunu elbette ki Allah bilir...

ilk defa sizden duydum ilginçmiş

ilme talip 18.04.24 16:42

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 605987)
dilin kemiği yok,konuş konusabildigin kadar, sanki ayasofyanin altini gezdi gördu,
boyut kapisi nedir, nasıl oluyor, kim açiyor bunlari biliyormu?

zaten yasaklı yerlerden geçiş ben bir seferinde yasaklı olan kapıya gittim delikten baktığımda dehlizleri gördüm tren yolu gibi ve bazı işaretler gördüm hoca zaten metafizik istihbarattan haber alıyomuş ama hadimler hüddamlar illaki müslüman olmak zorunda değil dediği bir cümleye rastladıktan sonra şüphelendim kendisinden

ilme talip 18.04.24 16:58

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 605988)
Raviyan-ı ahbar şöyle anlatmışlardır ki Ayasofya nam bu ulu mabet, aynı mekânda yapılan üçüncü mabettir ve dahi bugüne değin âlemde ondan daha büyük ve haşmetli bir mabet yapılmamıştır. Öyledir ki görenlerin hayreti arşa dayanmış, uzak diyarlardan hangi dine inanmış olurlarsa olsunlar bu mabedin namını işitenler sırf onu görmek için şehirlerin ecesi Konstantiniyye’ye gelmiş, göremeyenler onun ismine şiirler söylemiş, hikâyeler anlatmış ve efsaneler dillendirmişlerdir. Hâsılı onu görmezden evvel âlemde ismi yayılmış ve Çin’den Hind’e, Roma’dan Asya içlerine kadar Konstantiniyye dendiği vakit akla evvel bahiste Ayasofya gelmiştir. Ayasofya’nın ilk yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte rivayet edenler söylemişlerdir ki İsa’nın doğumundan üç yüz altmış sene sonra ocak ayında Konstantiniyye’nin kurucusu Doğu Roma Kralı Konstantinos, Hz. İsa’nın dinini kabul edip de putlara tapmaktan vazgeçince memleketinin her yanında kiliseler yaptırmış ve devletinin merkezi olarak seçtiği Konstantiniyye’yi yeni Roma olarak inşa ettirip buraya büyük bir kilise bina etmeye azmetmiştir. Ve o kral zamanında başlanan kilise inşaatı, oğlu Konstantius zamanında ve otuz dört senede tamamlanmış ve “Megale Eklessia” yani Büyük Kilise ismiyle adlandırılmıştır. Hâlen dahi duvarlarındaki taşlara kazınmış bu isim okunmaktadır. Bu mabet şimdiki Ayasofya kadar büyük ve haşmetli olmamakla beraber o vaktin en büyük kiliselerinden olduğu anlatılmıştır. Zira Konstantiniyye’yi yeni Roma olarak hayal eden ve öyle inşa eden kralın Roma kiliselerine hem büyüklüğü ve hem de kutsiyeti ile rakip olsun diye cihanın dört bir yanından Hz. İsa dininin kutsal emanetlerini getirip de bu mabede sırladığı anlatılmaktadır.Lakin bu büyük mabet çok uzun yaşayamamış İsa’dan sonra dört yüz dört senesinde çıkan bir büyük ayaklanmada harap olmuş ve topyekûn yıkılmıştır. Bir vakit böyle harap kalan mabet Kral II. Theodosios zamanında dört yüz on beş senesinde yeniden o eski mabedin kalıntıları üzerine büyük kısmı ahşaptan olmak üzere yapılmış ve kutsanarak yeniden ibadete açılmıştır. Amma! Yine bu mabedin talihi yâver gitmemiş çok uzun yaşayamamıştır. Anlatanlar söylemişlerdir ki o vakitte yaşayanlar içinde İsa dinine inananlar ve puta tapanlar arasında sonu gelmez ve amansız bir düşmanlık vardır. İşte öyle hâllerden birinde Ayasofya’nın hemen karşısındaki hipodrom denen yerde bu iki grup arasında bir çatışma çıkmış ve neticesinde “Nika İsyanı” diye anlatılan bir isyan vuku bulmuştur. Öyle kanlı ve yıkıcı bir isyan olmuştur ki bir saatin içinde beş bine yakın insan öldürülmüştür. Ve bu azgın güruh gözü dönmüş hâlde Ayasofya’ya saldırmış ve o gün hem Ayasofya hem Aya İrini kiliselerini hem de kralın sarayını ateşe vermişler de kül eylemişlerdir. Sene İsa’dan sonra beş yüz otuz ikidir. Ve böylece ikinci kez inşa edilen Ayasofya dahi yanmış, yıkılmış ve kül olmuştur. O vaktin kralı Justinianus hem zorlukla bu isyanı bastırmış ve hem de bu isyancıların aman dilemelerine bakmadan ve acımadan onları cezalandırarak kendi kudretini perçinlemiştir. Bilenler ve görenler şöyle anlatmıştır ki görünürde Ayasofya’yı helak eden bu isyan esasında asıl ve büyük Ayasofya’nın inşasına vesile olmuş ve bu yangının küllerinde işte bugünkü o ulu mabet doğmuştur.İşte bu kral için derler ki o vaktin en büyük ve en kudretli kralıdır. Ve işte bugünkü ulu mabet Ayasofya o kral zamanında yapılmış ve bugüne değin bir sütun gibi ayakta kalmıştır. İmdi buraya değin yazılanlar bu ulu mabedin ilk ve ikinci yapısı hakkında daha ziyade kulaktan kulağa anlatılıp da gelenler ve söylenenlerdir.

demekki hristiyanların özel ilgisi burdan geliyor.Bahsettiğiniz bu yangınlar aynı şekilde kapalı çarşınında başına gelmiş ezoterik örgütler buralarda ayin yaparken büyük yangına sebep olmuşlar.bu örgütlerin kapalı çarşıda bulunan gizli biryerindeki enerjiden faydalandıkları düşünülüyor hatta cevahir bedesteninde gümüş eşyalar satan bir dükkanda sadece orda çalışanların bildiği gizli bir geçit varmış asırlardır korunan bu geçitte farklı bir zamana açılan boyut kapısı ve enerji olduğu düşünülüyormuş orada çalışanlara kur'anın üzerine el bastırıyolarmış kimselere söylememeleri için, söyliyenin cezası ise ölümmüş.

twennywann 18.04.24 17:39

Alıntı:

ilme talip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 605957)
youtube da bi kanalda metafizik varlıklardan dostları olduğunu söyleyen hoca ayasofyanın altında boyut kapıları olduğunu hatta tarsus kazısında da yıldız geçiti bulunduğunu söylüyor.bişi sorulduğu zaman mübarekler şöyle söylüyor diyor.Dedikleri doğru olabilirmi? verdiğim linkte 6.dakikada hüddamlarla ilgili konuşması var

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

HavasOkulu kanalını takip et orada sanırım Spotify’daydı olması lazım bu konu.

Diğer kimseler hakkında yorum yapamam tanımıyorum da bu abiler tanıdık en azından güven problemi yaşamazsın rahatça dinle.

Yusufiyeli 18.04.24 18:00

Bu bahiste bir efsane gibi hikâye edilir ki: Ayasofya’nın temeli kazıldığı vakit su çıkınca mimarlar ne edeceklerini ilkin bilemezler. Ve hatta ya mabedi daha küçük yapmayı ya da bir başka yere taşımayı düşünürler. İşte o vakit bir yaşlı ihtiyar gelip de onlara bir kurşun madeninin yerini gösterir ve bu kurşunların eritilip de temele doldurulmasını bu müşkülden ancak böyle kurtulacaklarını söyler. Mimarlar da bu işi, o aksakallı ihtiyarın dediği gibi yaparlar da bu sıkıntıdan halas olurlar. Kimi işte bu ihtiyarın yine o gece kralın rüyasında gördüğü ihtiyar olduğunu söylemiştir lakin hakikati bilinmez, sadece rivayettir. Ve işte bu temel kazıldığı vakit Kral Justinianus kırk arşın yere inildiğinde bir tuhaf sevdaya düşmüştür derler ki o da şudur: Kral âlemdeki en büyük ve en kıymetli mabedi yapmayı dilediğinden bu mabedin temelini altın, gümüş ve mücevherlerle doldurmaya niyetlenmiş ve hatta olur da Ayasofya tekrar harap olursa o vakit bu temelden çıkarılacak altınlarla benden sonra gelenler bu mabedi yeniden inşa etmeye güç yetirirler diye düşünmüştür. Öyle midir, değil midir bilinmez. Yalnızca rivayettir.

AYASOFYA’NIN TEMELİ KAZILIP da inşasına başlandığından bir vakit sonra mimarlarından biri ve yaşça daha ileri olduğundan mimarbaşı olan Anthemios ruhunu teslim etmiş ve bu iş tek başına İsidoros’a kalmıştır. Bu hâl karşısında ilkin ne yapacağını, nasıl yapacağını ve hatta böyle büyük bir mabedi nasıl inşa edeceğini kestiremeyen İsidoros; kraldan, yakınlarda bir başka arazi daha istemiş ve orada da aynı şekilde bir temel kazılmasını murat etmiştir. Kralın bunu kabulünden sonra İsidoros, Ayasofya’nın inşası için yapılacakları yapmazdan evvel bu arazi üzerinde aynısını daha küçük bir ölçekte inşa etmiş sonra o modele göre Ayasofya’yı inşaya başlamıştır. Ve hatta Ayasofya’nın hemen ardındaki bu arazide ve böyle bir maksada hizmet için yapılan bu mabet dahi kutsal bir mekân olarak bilinmiş ve Aya Sergios ismi verilmiştir. Lakin halk arasında bu mabedin ismi Ayasofya’ya benzerliğinden ve bu kıssadan mülhem Küçük Ayasofya olarak anılmıştır.İsidoros temelde büyük bir değişiklik yapmadan devam etse de yine de bazı değişiklikler hem kralın arzusuyla hem de kendi istidadınca yapılmıştır. Misal kral, yeri geldiğinde çalışanları teftiş etmek ve mabet yapıldığında kimseye görünmeden gelip gidebilmek için sarayı ile Ayasofya’yı birbirine bağlayan bir dehlizin yapılmasını emretmiştir. Ve anlatılan o ki yapılmıştır da. Kralın sarayının altından Ayasofya’nın temeline oradan da bir merdivenle üst galerilerin olduğu bölüme geçen gizli bir yol olduğu ve kralın bu dehlizden gerektiği vakit gelip işçileri gözetlediği ve işlerini hakkıyla yapıp yapmadıklarını tetkik ettiği bir efsane gibi anlatılmıştır. İşte bu hâl karşısında da işçiler kralın her vakit orada olduğunu ya da olabileceğini vehmettiklerinden işlerine gayretle sarılmışlardı. Ve hatta bazıları rivayet etmişlerdir ki Konstantiniyye’nin etrafı denizle çevrili olduğundan şehir kuşatıldığı yahut bir tehlike olduğu vakit eski binalarda yapıldığı gibi Ayasofya’nın da temeli taş ve toprak üzerine değil de büyük sütunlar üzerine oturtulmuştur. Altı dehlizler ve tünellerle su dolu bir mekâna çıkmaktadır ki orada kayıkla dolaşmanın mümkün olduğunu söylerler. Ve hatta su ihtiyacı hasıl olduğunda dahi burası bir sarnıç vazifesi görüp buradan su alırlarmış. Gözümle görmemişimdir lakin rivayettir, anlatılır.

Garip1isi 18.04.24 18:10

Alıntı:

twennywann Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606000)
HavasOkulu kanalını takip et orada sanırım Spotify’daydı olması lazım bu konu.

Diğer kimseler hakkında yorum yapamam tanımıyorum da bu abiler tanıdık en azından güven problemi yaşamazsın rahatça dinle.

Abi çok uzun anlatıyor ya keşke daha kısa olsa

twennywann 18.04.24 18:13

Alıntı:

Garip1isi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606004)
Abi çok uzun anlatıyor ya keşke daha kısa olsa

Atlaya atlaya en kötü :)

ilme talip 18.04.24 18:13

Alıntı:

twennywann Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606000)
HavasOkulu kanalını takip et orada sanırım Spotify’daydı olması lazım bu konu.

Diğer kimseler hakkında yorum yapamam tanımıyorum da bu abiler tanıdık en azından güven problemi yaşamazsın rahatça dinle.

Allah Razı Olsun sağolun

ilme talip 18.04.24 18:24

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606001)
Bu bahiste bir efsane gibi hikâye edilir ki: Ayasofya’nın temeli kazıldığı vakit su çıkınca mimarlar ne edeceklerini ilkin bilemezler. Ve hatta ya mabedi daha küçük yapmayı ya da bir başka yere taşımayı düşünürler. İşte o vakit bir yaşlı ihtiyar gelip de onlara bir kurşun madeninin yerini gösterir ve bu kurşunların eritilip de temele doldurulmasını bu müşkülden ancak böyle kurtulacaklarını söyler. Mimarlar da bu işi, o aksakallı ihtiyarın dediği gibi yaparlar da bu sıkıntıdan halas olurlar. Kimi işte bu ihtiyarın yine o gece kralın rüyasında gördüğü ihtiyar olduğunu söylemiştir lakin hakikati bilinmez, sadece rivayettir. Ve işte bu temel kazıldığı vakit Kral Justinianus kırk arşın yere inildiğinde bir tuhaf sevdaya düşmüştür derler ki o da şudur: Kral âlemdeki en büyük ve en kıymetli mabedi yapmayı dilediğinden bu mabedin temelini altın, gümüş ve mücevherlerle doldurmaya niyetlenmiş ve hatta olur da Ayasofya tekrar harap olursa o vakit bu temelden çıkarılacak altınlarla benden sonra gelenler bu mabedi yeniden inşa etmeye güç yetirirler diye düşünmüştür. Öyle midir, değil midir bilinmez. Yalnızca rivayettir.

AYASOFYA’NIN TEMELİ KAZILIP da inşasına başlandığından bir vakit sonra mimarlarından biri ve yaşça daha ileri olduğundan mimarbaşı olan Anthemios ruhunu teslim etmiş ve bu iş tek başına İsidoros’a kalmıştır. Bu hâl karşısında ilkin ne yapacağını, nasıl yapacağını ve hatta böyle büyük bir mabedi nasıl inşa edeceğini kestiremeyen İsidoros; kraldan, yakınlarda bir başka arazi daha istemiş ve orada da aynı şekilde bir temel kazılmasını murat etmiştir. Kralın bunu kabulünden sonra İsidoros, Ayasofya’nın inşası için yapılacakları yapmazdan evvel bu arazi üzerinde aynısını daha küçük bir ölçekte inşa etmiş sonra o modele göre Ayasofya’yı inşaya başlamıştır. Ve hatta Ayasofya’nın hemen ardındaki bu arazide ve böyle bir maksada hizmet için yapılan bu mabet dahi kutsal bir mekân olarak bilinmiş ve Aya Sergios ismi verilmiştir. Lakin halk arasında bu mabedin ismi Ayasofya’ya benzerliğinden ve bu kıssadan mülhem Küçük Ayasofya olarak anılmıştır.İsidoros temelde büyük bir değişiklik yapmadan devam etse de yine de bazı değişiklikler hem kralın arzusuyla hem de kendi istidadınca yapılmıştır. Misal kral, yeri geldiğinde çalışanları teftiş etmek ve mabet yapıldığında kimseye görünmeden gelip gidebilmek için sarayı ile Ayasofya’yı birbirine bağlayan bir dehlizin yapılmasını emretmiştir. Ve anlatılan o ki yapılmıştır da. Kralın sarayının altından Ayasofya’nın temeline oradan da bir merdivenle üst galerilerin olduğu bölüme geçen gizli bir yol olduğu ve kralın bu dehlizden gerektiği vakit gelip işçileri gözetlediği ve işlerini hakkıyla yapıp yapmadıklarını tetkik ettiği bir efsane gibi anlatılmıştır. İşte bu hâl karşısında da işçiler kralın her vakit orada olduğunu ya da olabileceğini vehmettiklerinden işlerine gayretle sarılmışlardı. Ve hatta bazıları rivayet etmişlerdir ki Konstantiniyye’nin etrafı denizle çevrili olduğundan şehir kuşatıldığı yahut bir tehlike olduğu vakit eski binalarda yapıldığı gibi Ayasofya’nın da temeli taş ve toprak üzerine değil de büyük sütunlar üzerine oturtulmuştur. Altı dehlizler ve tünellerle su dolu bir mekâna çıkmaktadır ki orada kayıkla dolaşmanın mümkün olduğunu söylerler. Ve hatta su ihtiyacı hasıl olduğunda dahi burası bir sarnıç vazifesi görüp buradan su alırlarmış. Gözümle görmemişimdir lakin rivayettir, anlatılır.

bu anlattığınız en doğru hikaye olabilir güvenliklerin özellikle koruduğu kapılar var birkeresinde merakıma yenilip güvenliğin boş anını bekledim okadar çok kapı varki güvenlikler 2 3 dkka gecikebiliyo geri gelmeleri delikten baktığımda tren yolu gibi yol ve dehlizleri gördüm işsaretler vardı fotoğraf bile çekmiştim bulursam koyarım buraya bide ayasofyanın çıkışında çok ilgimi çeken bir bölge vadı yine korunuyordu gizlice fotoğrafını çektim güvenlik geldi endişeli birşekilde o fotoğrafı hemen sil dedi silmek zorunda kaldım yakın zaman yine gidicem inşaallah

Yusufiyeli 18.04.24 18:38

Ayasofya’nın temeline başlanıp da tek mimar olarak İsidoros’un kalmasından ve arazinin sağlamlaştırılmasından sonra kralın da ivedilikle bitmesini istediğinden binlerce işçi gece ve gündüz demeden çalışmışlardır. Mimar İsidoros, kralın isteklerini temelde uygulamakla beraber kare şeklinde kazdırdığı temelin üzerine eski kiliselerin her birinde olduğu gibi yönü doğuya bakacak şekilde bir büyük mabet olarak Ayasofya’yı planlamıştır.Temel kazılıp da ortaya çıktıktan sonra mabedin planı üzerinde çalışmalara başlanmış ve her bir mimar kendince planlar hazırlayıp da mimarbaşına sunmak için çalışmıştır. Lakin bu planların hiçbiri kral tarafından beğenilmemiş kral hepsini geri çevirmiştir. Zira kralın zihnindeki mabet âlemin görmediği büyüklükte ve Süleyman Peygamber’in cinlere yaptırdığı ve cihanın hayran kaldığı Süleyman Mabedi’nden bile daha büyük ulu ve güzel bir mabettir. Zira o bilmekte ve inanmaktadır ki böyle ulu bir mabet yaptırırsa ismi âlemde baki kalacak, kendinden sonra gelenler ne ederse etsin ismini unutturamayacaklardır.Birkaç zaman böyle sıkıntıyla geçmiştir ki hangi şekilde olursa olsun kendine getirilen planları kral, kabul etmemekte ve bu sebeple de inşaata devam edilememektedir.Rivayet edilmiştir ki öyle vakitlerden birinde kral, mabedin nasıl ve ne şekilde yapılacağı ile dertlendiği ve bu hayal ile hayallendiği bir günün gecesinde yine bir rüya görmüştür. Rüyasında yine o nur yüzlü ihtiyarı karşısında bulmuş, tanımış ve hatta bu hâlin manasını anlayamamıştır. Kral, bu nur yüzlü aksakallı ihtiyarın elinde gümüş bir levha tutar hâlde insanın hayretini arşa değdirecek kadar büyük bir binanın içinde dolaştığını görmüştür düşünde. Ve hayretle yaşlı adama bakıp burada ne yaptığını ve o elindekinin ne olduğunu sorunca, ihtiyar:“Bu levha Ayasofya’nın planıdır.” demiştir. Kral “Ayasofya dediğin de nedir?” diye sormuştur hayretle ve ihtiyar: “Ayasofya dediğim bu yerde bina olunacak mabettir. Ezelden bu mabedin adı Ayasofya diye konmuştur. Ve şekli dahi böyle olmalıdır.” diyerek elinde tuttuğu levha üzerine çizilmiş planı göstermiştir de kral o dakika uyanmıştır düşünden.Bu rüyanın tabirini düşünüp ne hâle karşılık geldiğini bulmaya gayret etmiş ve bir yol bulamayınca da uyanır uyanmaz hemen Mimarbaşı İsidoros’u yanına çağırtıp gördüğü rüyayı ve hatırladığı kadar binanın şeklini anlatmak istediğinde mimarbaşının elinde tuttuğu levhayı fark edip ne olduğunu sormuştur.Anlatılan odur ki o gece aynı rüyayı İsidoros da görmüş ve uyanır uyanmaz gördüğü bina planını bir levha üzerine hemen çizmiştir. Ve elindeki levhayı krala verip rüyasını anlattığı vakit, kral “İşte benim de rüyamda gördüğüm şekil aynen buydu.” diye icabet etmiş ve Ayasofya’nın hem ismi hem de planı böyle belirlenmiştir. İsmin manasından sual olunduktan sonra eski mabetlere bir isim vermek daha ziyade yakınlarında bulunan bir ulu kişinin mezarından mülhem o azizin ismi ile isimlendirmekle olmuştur. Lakin bunun haricinde bulunduğu mekânın ve semtin ismi ile anılan ya da bir maksadı, gayeyi anlatan isimlerle de bilinen mabetler vardır. Bu maksatla bu arazide daha evvel inşa edilen mabede Megale Eklessia yani büyük kilise ismi verilmekle beraber Justinianus bu yapılacak yeni mabede bir maksadın ve gayenin ismini vermeyi yerinde görmüş ve rüya ile ilgili bahsedilen kıssa şayet gerçekse rüyasında gördüğü gibi ‘’Ayasofya’’ diye isim vermiştir. Bundan murat, şudur ki bu mabedi her kim anarsa ne sadece bir azize ne de şehre mahdut sanmasın da bütün her yeri ve herkesi kuşatsın. Ve Ayasofya ismi dahi “Tanrının Kutsal Bilgeliği” manasındadır.Gerçi bu isim ile ilgili başkaca kıssalar anlatanlar da vardır lakin en ziyade anlatılanı budur ve sahih olup olmadığı bilmek mümkün değildir. Amma şöyle bir rivayet de vardır ki Ayasofya’nın ismi ile ilgili anlatılan onlarca rivayetten yalnızca biridir.Anlatılmıştır ki Justinianus bir gün Ayasofya’nın inşası için temel kazılan arazide gezerken kendi kendine bu mabede ne isim vereceğini düşünmektedir. O anda oradan geçmekte olan meczup kılıklı bir kişi kralın gözlerinin içine dikkatli ve uzun uzun bakar. Bir müddet sonra da “Ayasofya” der ve ortadan kaybolur. Kral dahi bu olaydan sonra mabedin isminin Ayasofya olmasına karar verir. Bundan başka onlarca rivayet olmakla beraber bu bir rivayettir, anlatılır.

ilme talip 18.04.24 20:53

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606013)
Ayasofya’nın temeline başlanıp da tek mimar olarak İsidoros’un kalmasından ve arazinin sağlamlaştırılmasından sonra kralın da ivedilikle bitmesini istediğinden binlerce işçi gece ve gündüz demeden çalışmışlardır. Mimar İsidoros, kralın isteklerini temelde uygulamakla beraber kare şeklinde kazdırdığı temelin üzerine eski kiliselerin her birinde olduğu gibi yönü doğuya bakacak şekilde bir büyük mabet olarak Ayasofya’yı planlamıştır.Temel kazılıp da ortaya çıktıktan sonra mabedin planı üzerinde çalışmalara başlanmış ve her bir mimar kendince planlar hazırlayıp da mimarbaşına sunmak için çalışmıştır. Lakin bu planların hiçbiri kral tarafından beğenilmemiş kral hepsini geri çevirmiştir. Zira kralın zihnindeki mabet âlemin görmediği büyüklükte ve Süleyman Peygamber’in cinlere yaptırdığı ve cihanın hayran kaldığı Süleyman Mabedi’nden bile daha büyük ulu ve güzel bir mabettir. Zira o bilmekte ve inanmaktadır ki böyle ulu bir mabet yaptırırsa ismi âlemde baki kalacak, kendinden sonra gelenler ne ederse etsin ismini unutturamayacaklardır.Birkaç zaman böyle sıkıntıyla geçmiştir ki hangi şekilde olursa olsun kendine getirilen planları kral, kabul etmemekte ve bu sebeple de inşaata devam edilememektedir.Rivayet edilmiştir ki öyle vakitlerden birinde kral, mabedin nasıl ve ne şekilde yapılacağı ile dertlendiği ve bu hayal ile hayallendiği bir günün gecesinde yine bir rüya görmüştür. Rüyasında yine o nur yüzlü ihtiyarı karşısında bulmuş, tanımış ve hatta bu hâlin manasını anlayamamıştır. Kral, bu nur yüzlü aksakallı ihtiyarın elinde gümüş bir levha tutar hâlde insanın hayretini arşa değdirecek kadar büyük bir binanın içinde dolaştığını görmüştür düşünde. Ve hayretle yaşlı adama bakıp burada ne yaptığını ve o elindekinin ne olduğunu sorunca, ihtiyar:“Bu levha Ayasofya’nın planıdır.” demiştir. Kral “Ayasofya dediğin de nedir?” diye sormuştur hayretle ve ihtiyar: “Ayasofya dediğim bu yerde bina olunacak mabettir. Ezelden bu mabedin adı Ayasofya diye konmuştur. Ve şekli dahi böyle olmalıdır.” diyerek elinde tuttuğu levha üzerine çizilmiş planı göstermiştir de kral o dakika uyanmıştır düşünden.Bu rüyanın tabirini düşünüp ne hâle karşılık geldiğini bulmaya gayret etmiş ve bir yol bulamayınca da uyanır uyanmaz hemen Mimarbaşı İsidoros’u yanına çağırtıp gördüğü rüyayı ve hatırladığı kadar binanın şeklini anlatmak istediğinde mimarbaşının elinde tuttuğu levhayı fark edip ne olduğunu sormuştur.Anlatılan odur ki o gece aynı rüyayı İsidoros da görmüş ve uyanır uyanmaz gördüğü bina planını bir levha üzerine hemen çizmiştir. Ve elindeki levhayı krala verip rüyasını anlattığı vakit, kral “İşte benim de rüyamda gördüğüm şekil aynen buydu.” diye icabet etmiş ve Ayasofya’nın hem ismi hem de planı böyle belirlenmiştir. İsmin manasından sual olunduktan sonra eski mabetlere bir isim vermek daha ziyade yakınlarında bulunan bir ulu kişinin mezarından mülhem o azizin ismi ile isimlendirmekle olmuştur. Lakin bunun haricinde bulunduğu mekânın ve semtin ismi ile anılan ya da bir maksadı, gayeyi anlatan isimlerle de bilinen mabetler vardır. Bu maksatla bu arazide daha evvel inşa edilen mabede Megale Eklessia yani büyük kilise ismi verilmekle beraber Justinianus bu yapılacak yeni mabede bir maksadın ve gayenin ismini vermeyi yerinde görmüş ve rüya ile ilgili bahsedilen kıssa şayet gerçekse rüyasında gördüğü gibi ‘’Ayasofya’’ diye isim vermiştir. Bundan murat, şudur ki bu mabedi her kim anarsa ne sadece bir azize ne de şehre mahdut sanmasın da bütün her yeri ve herkesi kuşatsın. Ve Ayasofya ismi dahi “Tanrının Kutsal Bilgeliği” manasındadır.Gerçi bu isim ile ilgili başkaca kıssalar anlatanlar da vardır lakin en ziyade anlatılanı budur ve sahih olup olmadığı bilmek mümkün değildir. Amma şöyle bir rivayet de vardır ki Ayasofya’nın ismi ile ilgili anlatılan onlarca rivayetten yalnızca biridir.Anlatılmıştır ki Justinianus bir gün Ayasofya’nın inşası için temel kazılan arazide gezerken kendi kendine bu mabede ne isim vereceğini düşünmektedir. O anda oradan geçmekte olan meczup kılıklı bir kişi kralın gözlerinin içine dikkatli ve uzun uzun bakar. Bir müddet sonra da “Ayasofya” der ve ortadan kaybolur. Kral dahi bu olaydan sonra mabedin isminin Ayasofya olmasına karar verir. Bundan başka onlarca rivayet olmakla beraber bu bir rivayettir, anlatılır.

o levha levhi mahfuz olablir mi?bir rivayete göre hızır as ayasofyada bulunan terleyen direği çevirerek ayasofyanın yönünü kıbleye çevirmiştir. Allah bilir hangi hikaye doğru.

Grewlig 18.04.24 21:29

Bu videodaki adam depremden 2 gün önce herkesi uyarmıştı

Yusufiyeli 19.04.24 06:16

Asıl olan bin iki yüz dört yılında dördüncü Haçlı Seferi sırasında oldu. Kudüs’e gideceğiz diye yola çıkan Haçlı askerlerinin yolu nasıl olduysa İstanbul’a düştü. Ve gelip İstanbul’u kuşattılar. Uzun süren kuşatma sonunda da yıktıkları bir sur gediğinden İstanbul’a girdiler. Önlerine çıkan kim olursa canice öldürdüler. Kadın, çocuk, yaşlı demeden katlettiler. Hatta bazı kaynaklar her bir yanda insan parçaları olduğunu, kanların su gibi aktığını yazarlar. Asıl hedeflerinde Ayasofya vardı. Zira rivayete göre Hristiyanlığın kutsal emanetleri Ayasofya’nın içine gizlenmişti ve Haçlıların asıl maksatları onları almak ve Roma’ya götürmekti. Ve azgın sürüler gibi Ayasofya’ya girdiler ve her yanı yağmaladılar. O vakitler Bizans çok zenginmiş derler. Her yanına serpilmiş kubbeler varmış ve gören gözler tekrar tekrar bakarmış. İşte Haçlı askerleri ne buldularsa almış,
yağmalamış, yakmış, yıkmışlardı. Ayasofya’nın içinde ettikleri rezillikleri anlatacak değilim. Ama yaklaşık altmış yıl boyunca burada kalmış ve geride bir enkaz bırakmışlardı. Ayasofya’daki tarihi yağmalayıp, buldukları her şeyi çalmışlar, insanların canlarını almışlar ve hem İstanbul’u hem de Ayasofya’yı harabeye çevirmişlerdi. Arkalarında yıkık dökük bir şehir ve mabet bırakmışlardı. Hatta Ayasofya’ya bir de utanç hatırası bıraktılar. Ayasofya’nın üst katında bir mezar taşı var üzerinde Henricus Dandolo yazıyor. İşte o Dandolo İstanbul’u ve Ayasofya’yı yağmalayan o Haçlı askerlerinin başında komutanlık eden Venedik Doçu. Yani adam o kadar rezillik ve barbarlık yapmış ama hâlâ onun ismi her yanında bütün sefillikleri yaptığı ya da yaptırdığı Ayasofya’nın içinde bir utanç nişanı gibi duruyor. Bunca zulmü gördükleri içinde Bizans halkı İstanbul’da Latin başlığı görmektense Müslüman sarığı görmeyi yeğleriz demişlerdi .

Yusufiyeli 19.04.24 06:23

Sultan Vahdettin biliyordu ki Ayasofya elden giderse ta Orta Asya’dan gönüllerindeki mefkûre ile çıkan ecdadın Nizam-ı Âlem davası çökecekti. Ayasofya’nın kubbesi o davanın kubbesiydi ve bu emanet onun omuzlarındaydı, buna müsaade edemezdi. Ve etmedi de o zaman. Yoksa çoktan karar vermişlerdi Ayasofya’yı kiliseye çevirmeye. O işgal yıllarında Katolik Kilisesi ve Patrikhane, Ayasofya’yı kiliseye çevirmek için bir karar aldılar. Ve ciddiydiler bunu yapacaklardı. Ama karşılarında aynen Binbaşı Tevfik Bey gibi birileri daha vardı: Mim Mim Teşkilatı... Hani çok bilinen Teşkilat-ı Mahsusa var ya onun yerine kurulan bir teşkilat. Asıl adı Müsellah Müdafaa-i Millîye... Ama daha çok baş harflerini kullanarak kısaltıyorlar. Yani: Mim Mim...İşte bu teşkilat Ayasofya’yı kiliseye çevirme planından haberdar olunca bir bildiri yayınlıyor. Eğer Ayasofya Camii’ne haç takmaya teşebbüs edilirse bombalayacaklarını hatta kubbesine ve dört minaresine bombaların konduğunu söylüyorlar. Ve bunu yapacak güçleri de var. Onun için de çekiniyor işgalciler ve en azından o zaman için bu sevdalarını erteliyorlar.

ilme talip 19.04.24 09:14

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606080)
Sultan Vahdettin biliyordu ki Ayasofya elden giderse ta Orta Asya’dan gönüllerindeki mefkûre ile çıkan ecdadın Nizam-ı Âlem davası çökecekti. Ayasofya’nın kubbesi o davanın kubbesiydi ve bu emanet onun omuzlarındaydı, buna müsaade edemezdi. Ve etmedi de o zaman. Yoksa çoktan karar vermişlerdi Ayasofya’yı kiliseye çevirmeye. O işgal yıllarında Katolik Kilisesi ve Patrikhane, Ayasofya’yı kiliseye çevirmek için bir karar aldılar. Ve ciddiydiler bunu yapacaklardı. Ama karşılarında aynen Binbaşı Tevfik Bey gibi birileri daha vardı: Mim Mim Teşkilatı... Hani çok bilinen Teşkilat-ı Mahsusa var ya onun yerine kurulan bir teşkilat. Asıl adı Müsellah Müdafaa-i Millîye... Ama daha çok baş harflerini kullanarak kısaltıyorlar. Yani: Mim Mim...İşte bu teşkilat Ayasofya’yı kiliseye çevirme planından haberdar olunca bir bildiri yayınlıyor. Eğer Ayasofya Camii’ne haç takmaya teşebbüs edilirse bombalayacaklarını hatta kubbesine ve dört minaresine bombaların konduğunu söylüyorlar. Ve bunu yapacak güçleri de var. Onun için de çekiniyor işgalciler ve en azından o zaman için bu sevdalarını erteliyorlar.

işgalciler böyle bişi yapmayacağımızı biliyorlarsa yani bombalamazlar herhalde bu biraz yaklaşmayın çocuğu vururum gibi olurdu.Bence günyüzüne çıkmamış akla sırra gelmeyen yöntemleri var teşkilatın,yoksa Allah muhafaza Ayasofya kaç kez klise olmuştu.

Yusufiyeli 19.04.24 12:20

Alıntı:

ilme talip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606090)
işgalciler böyle bişi yapmayacağımızı biliyorlarsa yani bombalamazlar herhalde bu biraz yaklaşmayın çocuğu vururum gibi olurdu.Bence günyüzüne çıkmamış akla sırra gelmeyen yöntemleri var teşkilatın,yoksa Allah muhafaza Ayasofya kaç kez klise olmuştu.

Ayasofya Camii’ne karşı yapılacak bir hareket ile tecavüzleri önlemek görevi Hücum Taburu Komutanı Binbaşı Yenibahçeli Şükrü Oğuz’a verilmişti Üstün kuvvetlerle hücum karşısında direniş kırılacak olursa, minarelerine çan, kubbesine haç takmalarına fırsat vermeden Ayasofya Camii, dinamitle havaya uçurulacaktı.’ Ancak işgal kuvvetleri ve bu heveste olanlar uyarının ciddi olduğunu kavradılar. Bu sayede İstanbul’un işgali sırasında Ayasofya’ya bir tecavüz meydana gelmedi. Bu eşsiz eser de günümüze kadar ayakta kalabildi. (YENİBAHÇELİ ŞÜKRÜ BEY’İN HATIRALARI Yaşar semiz, Ömer Akdağ Çizgi Yayıncılık)

ilme talip 19.04.24 12:33

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606105)
Ayasofya Camii’ne karşı yapılacak bir hareket ile tecavüzleri önlemek görevi Hücum Taburu Komutanı Binbaşı Yenibahçeli Şükrü Oğuz’a verilmişti Üstün kuvvetlerle hücum karşısında direniş kırılacak olursa, minarelerine çan, kubbesine haç takmalarına fırsat vermeden Ayasofya Camii, dinamitle havaya uçurulacaktı.’ Ancak işgal kuvvetleri ve bu heveste olanlar uyarının ciddi olduğunu kavradılar. Bu sayede İstanbul’un işgali sırasında Ayasofya’ya bir tecavüz meydana gelmedi. Bu eşsiz eser de günümüze kadar ayakta kalabildi. (YENİBAHÇELİ ŞÜKRÜ BEY’İN HATIRALARI Yaşar semiz, Ömer Akdağ Çizgi Yayıncılık)

siz kitabı okumuşmuydunuz.derin devlet ve gizli teşkilat aynı kavramlarmı?

Yusufiyeli 19.04.24 18:30

Alıntı:

ilme talip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606108)
siz kitabı okumuşmuydunuz.derin devlet ve gizli teşkilat aynı kavramlarmı?

Her devletin, kuruluş amacına göre devlet aklının odaklandığı bir merkezi vardır. Devlet aklının temsil edildiği merkez, bazen bir sermaye grubunda bazen askeri bir yapıda bazen ise dini bir merkezde kendini gösterir. Ülkemizde yıllarca derin devlet tartışmaları yapılmıştır. Bu tartışmalar bugün dahi sürmektedir… Ergenekon, Encümen-i Daniş, Ötüken, Çelik Çekirdek ve Gladio gibi derin yapılara ait isimler öne sürülmüştür. Bu yapılardan bazıları devlet içinde gerçekten var olmuş, bazılarıysa bir odak tarafından devlette tasfiye operasyonları için aracı olarak uydurulmuştur. Bu konularda yeterli bilgim ve birikimim var fakat forumun amacı dışına çıkmamak için bu kadarla yetiniyorum.
“Devlet yoktur” diyenler devleti Süleyman Demirel’e sorsun:
Demirel: Derin devlet askerdir.
“Devlet yoktur” diyenler, devleti “Türkiye’de ordu, bürokrasi ve yargıdan oluşan bir derin devlet olgusu var. Bu olgunun içine medyayı da yerleştirmek mümkün. Derin devletin üç kırmızısı var. Kemalizm, laiklik, toprak bütünlüğü diye Washington’a kripto çeken ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’a sorsun!
“Devlet yoktur” diyenler “devlet, çok ince bir teknikle AKP’yi ele geçirdi” diyen Prof. Kentel’e sorsun:
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “ERDOĞAN, 1 MART’TA DEVLETE YENİLDİ” diyen ABD Büyükelçisi’ne sorsun!
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “devletin içinde AKP’yi kabul etmeyen güçler var” diyen Mustafa Karasu’ya sorsun!
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “Efkan Ala derin devlet unsuru” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na sorsun:
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “bir imparatorluğun çöküşüne tanık olacaksınız” deyip çöken Franchoise Ricciardone’ya sorsun!

hilalsu 27.06.24 01:28

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 606154)
Her devletin, kuruluş amacına göre devlet aklının odaklandığı bir merkezi vardır. Devlet aklının temsil edildiği merkez, bazen bir sermaye grubunda bazen askeri bir yapıda bazen ise dini bir merkezde kendini gösterir. Ülkemizde yıllarca derin devlet tartışmaları yapılmıştır. Bu tartışmalar bugün dahi sürmektedir… Ergenekon, Encümen-i Daniş, Ötüken, Çelik Çekirdek ve Gladio gibi derin yapılara ait isimler öne sürülmüştür. Bu yapılardan bazıları devlet içinde gerçekten var olmuş, bazılarıysa bir odak tarafından devlette tasfiye operasyonları için aracı olarak uydurulmuştur. Bu konularda yeterli bilgim ve birikimim var fakat forumun amacı dışına çıkmamak için bu kadarla yetiniyorum.
“Devlet yoktur” diyenler devleti Süleyman Demirel’e sorsun:
Demirel: Derin devlet askerdir.
“Devlet yoktur” diyenler, devleti “Türkiye’de ordu, bürokrasi ve yargıdan oluşan bir derin devlet olgusu var. Bu olgunun içine medyayı da yerleştirmek mümkün. Derin devletin üç kırmızısı var. Kemalizm, laiklik, toprak bütünlüğü diye Washington’a kripto çeken ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’a sorsun!
“Devlet yoktur” diyenler “devlet, çok ince bir teknikle AKP’yi ele geçirdi” diyen Prof. Kentel’e sorsun:
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “ERDOĞAN, 1 MART’TA DEVLETE YENİLDİ” diyen ABD Büyükelçisi’ne sorsun!
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “devletin içinde AKP’yi kabul etmeyen güçler var” diyen Mustafa Karasu’ya sorsun!
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “Efkan Ala derin devlet unsuru” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na sorsun:
“Devlet yoktur” diyenler devleti, “bir imparatorluğun çöküşüne tanık olacaksınız” deyip çöken Franchoise Ricciardone’ya sorsun!

ayasofya'nın kapısının kemirilmesine izin veren devlet,keşke olmasaymış :D


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:15.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149