Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Osmanlı Şeriat Devleti midir?

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 04.07.24, 11:51
 
Üyelik tarihi: 05.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 337
Forum Puanı: 851
Etiketlendiği Mesaj: 8 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Osmanlı Şeriat Devleti midir?

Geçen gün murat bardakçının ve erhan afyoncu gibi tarihcilerin şu programına denk geldim bu konuda neler düşünüyorsunuz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04.07.24, 12:09
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Geçen gün murat bardakçının ve erhan afyoncu gibi tarihcilerin şu programına denk geldim bu konuda neler düşünüyorsunuz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Osmanlı, bir dini toleransa sahipti ve kamu hayatında geniş ölçüde, özel hukuk alanında kısmen din dışı hukuk uygulamalarına da rastlıyoruz. Ama nihayetinde şeriatla yönetilen bir devletti. Çünkü toplumlar dini ayırıma göre kompartıman usulüyle, millet esası içinde yönetilirdi. Devlet toprak kaybettikçe, geriledikçe Osmanlı padişahları hilafete dört elle sarıldılar. Panislamizm 19. asırda resmî ideoloji halindeydi. Yeni devlet, dinsizliği istemiyordu ancak dini bir yönetimden yana da değildi.
Kadı, Osmanlı İmparatorluğu’nda sadece şeriatın hükümlerini değil aynı zamanda bu hükümler çerçevesinde yorumlanması istenen örf-i sultanî dediğimiz örfî kanunları da tatbik eder. Dolayısıyla kadının bir idareci olarak sorumluluğu çoktur. Bu durumun çok trajik neticeleri de olmuştur. Mesela, IV. Murad Bağdat Seferi’ne çıktığı sırada karları kürenmeyen yollarından ötürü İznik kadısını astırmıştır; onun oradaki idari görevini aksattığı düşünülmüştür. Halil İnalcık Hocanın yayınladığı 1595 tarihli adaletnamede padişahın birtakım görevlileri, “Sorumluluklarınızı yerine getirmezseniz şu şu müeyyideleri uygularım” diyerek tehdit ettiğinden bahsedilir. Aynı adaletnamede “Kadılar dahi dibekte dövülüp helak edildi” deniliyor. Tabii hiçbir kadının dibekte dövülmesi söz konusu değildir ancak burada, “Kan siyaseti tatbik edilmeyeceği için katiyen rahat olmayın zira usulsüzlüğünüz dahilinde ben sizi kanınızı akıtmadan da öldürmeyi yani idam etmeyi bilirim” denmek istenir.
Osmanlı Devleti altı asırlık hayatı boyunca tarihteki diğer İslam imparatorluklarından bu alanda önemli farklılıklar gösterir. Kadı ve kazasker çok mühimdir. 17. yüzyılda şeyhülislamlar ilmiye sınıfı içinde temayüz edene kadar (ki bu durum Kanuni Sultan Süleyman devrinde bilhassa Ebussuud Efendi’yle başlar) kadıların başındaki kadıleşker yani asker kadısı demek olan Rumeli ve Anadolu kazaskeri efendiler önemliydi. Bunlar emperyal bir karar organı olan Dîvân-ı Hümâyun’da yer alırlardı ancak şeyhülislam Dîvâna giremezdi.İmparatorluk hayatımızda çok mühim müderris ve kadı aileleri vardır. Ebuishakzadeler, Karaçelebizadeler, Köprülüzadeler, Kıblelizadeler gibi ulema hanedanları, Osmanlı kültürünü geliştiren bir zümreydi. O sebeple bu sınıfı çok iyi bilmemiz ve bilhassa İstanbul’daki büyük mezarlıklardaki ulema hanedanlarına ve kadılara ait taşları tarihî belge olarak korumakta çok titiz davranmamız gerekir.
İslam Devleti’nde hakimlik görevini ilk olarak yürüten bizzat Hz. Muhammed’in kendisi olmuştur. İlk dört halife devrinde de hakimlik halifenin görevlerinden birini teşkil etmekteydi. Az zamanda devletin sınırlarının genişlemesi ve bürokratik işlemlerin artması, yargı alanında da bir görev bölüşümünü gerektirmiştir ki, bu yargı görevinin halife tarafından niyabet usûlüyle tevcihi demektir. Halife Ömer ilk olarak Medine’ye Ebu’l-Derda’yı, Basra’ya da ashabdan Şarih’i, Kûfe kadısı olarak da Ebu Musa el-Aşar’ı tayin etti. Mısır’ın fethinden sonra ise ilk olarak bu ülkede kadıların diyarın valisi tarafından tayini prensibi uygulandı

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 04.07.24, 12:28
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,527
Forum Puanı: 10281
Etiketlendiği Mesaj: 5366 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Geçen gün murat bardakçının ve erhan afyoncu gibi tarihcilerin şu programına denk geldim bu konuda neler düşünüyorsunuz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şeriat devleti demek dogru olmaz , fakat islamin emri olan bir cok unsur devlet yönetiminde kullaniliyordu, son 200 senede islamin emri olan unsurlarun cogu yonetimden ciksarildi, terminoloji de olmayan hic bir delili olmayan konulardan biri kardeş katli idi, bu şeriatin hic bir yerinde olmayan bir uygulamaydi...

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 04.07.24, 13:04
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
şeriat devleti demek dogru olmaz , fakat islamin emri olan bir cok unsur devlet yönetiminde kullaniliyordu, son 200 senede islamin emri olan unsurlarun cogu yonetimden ciksarildi, terminoloji de olmayan hic bir delili olmayan konulardan biri kardeş katli idi, bu şeriatin hic bir yerinde olmayan bir uygulamaydi...
Değerli kardeşim Şehzade idamlarının birinci çeşidi, hanedan mensubunun hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkması ve isyan etmesi halinde tatbik edilirdi. Bu, Osmanlı Devleti’nde de cari olan İslâm hukukuna göre bir suçtu. Buna ‘bağy’ (hurûc ale’s-sultan) denirdi. Haksız yere meşru hükûmete isyan edenlerin cezası dünyanın her yerinde ve her devirde idamdı. Şehzade idamlarının ikinci çeşidinde ise ortada bir isyan yoktur. İşte şehzade idamlarının hukuka uygunluğu meselesi daha çok bu gibi durumlarda ortaya çıkmaktadır. Fitne çıkmasından korkulduğu hallerde, bunun önüne geçmek maksadıyla hanedan mensuplarının öldürüldüğü görülmektedir. Osmanlı hukukçularının ekserisi bunu ‘say bi’l-fesad’ suçu çerçevesinde değerlendirmiş ve ta’zir suçlarının içinde mütalaa etmişlerdir. Bu, henüz suç işlemeyen, ancak ileride işlemesi muhtemel ve mevhum olan kimselerin cezalandırılmasıdır. Şehzade idamlarının bu türü, say bi’l-fesad suçunun çerçevesine girer mi, girmez mi? Hukukçular bunda ihtilaf etmişlerdir. Fatih Kanunnamesinin, bunu say bi’l-fesad olarak gören hukukçuların görüşüne göre sevk edildiği anlaşılıyor. Nitekim madde metninde geçen ve ‘ekser-i ulema tecviz etmiştir’ ifadesi bunu göstermektedir. Demek ki ulemanın ekserisi buna cevaz vermiştir. Asıl soru şudur: Henüz ayaklanmamış bir kimsenin ileride ayaklanması kuvvetle muhtemeldir diye öldürülmesi meşru mudur? Son devir Osmanlı hukukçularının ileri gelenlerinden İbn Abidin (1836) ta’zir bahsinde diyor ki: “Nesefinin (1310) Ahkâmü’s-Siyâse Risâlesi’nde zikredilmiştir ki; Şeyhülislâm Hâherzâde’ye (1253), fetret zamanında fesatçıların öldürülmelerinden sorulmuş, o da, ‘Onlar yeryüzünde bozgunculukla hareket ettikleri i çin öldürülmeleri mübah olur’ diye cevap vermiştir.Kendisine, onlar fetret zamanında fesatçılığı bırakıp gizlenirler, denildiğinde, ‘Zarureten böyle yapıyorlar. ‘Geri gönderilseler bile kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir’ mealindeki âyet-i kerime (En’âm süresi, 20: 28) gereğince biz böyle görmekteyiz’ demiştir.” (İbn Abidin, III/186)Mustafa Bey de, Bayezid Bey de, diğer bazı şehzadeler de bu hükümlere göre katledildi. Bugünkü akılla anlamak zor, ancak o günkü akılla anlamamak daha bir zordur. Sonuçta herkes Allah’a hesap vermektedir. Biz sadece sebeplerini ve mantığını anlamaya çalışıyoruz.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 04.07.24, 14:28
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,527
Forum Puanı: 10281
Etiketlendiği Mesaj: 5366 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Değerli kardeşim Şehzade idamlarının birinci çeşidi, hanedan mensubunun hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkması ve isyan etmesi halinde tatbik edilirdi. Bu, Osmanlı Devleti’nde de cari olan İslâm hukukuna göre bir suçtu. Buna ‘bağy’ (hurûc ale’s-sultan) denirdi. Haksız yere meşru hükûmete isyan edenlerin cezası dünyanın her yerinde ve her devirde idamdı. Şehzade idamlarının ikinci çeşidinde ise ortada bir isyan yoktur. İşte şehzade idamlarının hukuka uygunluğu meselesi daha çok bu gibi durumlarda ortaya çıkmaktadır. Fitne çıkmasından korkulduğu hallerde, bunun önüne geçmek maksadıyla hanedan mensuplarının öldürüldüğü görülmektedir. Osmanlı hukukçularının ekserisi bunu ‘say bi’l-fesad’ suçu çerçevesinde değerlendirmiş ve ta’zir suçlarının içinde mütalaa etmişlerdir. Bu, henüz suç işlemeyen, ancak ileride işlemesi muhtemel ve mevhum olan kimselerin cezalandırılmasıdır. Şehzade idamlarının bu türü, say bi’l-fesad suçunun çerçevesine girer mi, girmez mi? Hukukçular bunda ihtilaf etmişlerdir. Fatih Kanunnamesinin, bunu say bi’l-fesad olarak gören hukukçuların görüşüne göre sevk edildiği anlaşılıyor. Nitekim madde metninde geçen ve ‘ekser-i ulema tecviz etmiştir’ ifadesi bunu göstermektedir. Demek ki ulemanın ekserisi buna cevaz vermiştir. Asıl soru şudur: Henüz ayaklanmamış bir kimsenin ileride ayaklanması kuvvetle muhtemeldir diye öldürülmesi meşru mudur? Son devir Osmanlı hukukçularının ileri gelenlerinden İbn Abidin (1836) ta’zir bahsinde diyor ki: “Nesefinin (1310) Ahkâmü’s-Siyâse Risâlesi’nde zikredilmiştir ki; Şeyhülislâm Hâherzâde’ye (1253), fetret zamanında fesatçıların öldürülmelerinden sorulmuş, o da, ‘Onlar yeryüzünde bozgunculukla hareket ettikleri i çin öldürülmeleri mübah olur’ diye cevap vermiştir.Kendisine, onlar fetret zamanında fesatçılığı bırakıp gizlenirler, denildiğinde, ‘Zarureten böyle yapıyorlar. ‘Geri gönderilseler bile kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir’ mealindeki âyet-i kerime (En’âm süresi, 20: 28) gereğince biz böyle görmekteyiz’ demiştir.” (İbn Abidin, III/186)Mustafa Bey de, Bayezid Bey de, diğer bazı şehzadeler de bu hükümlere göre katledildi. Bugünkü akılla anlamak zor, ancak o günkü akılla anlamamak daha bir zordur. Sonuçta herkes Allah’a hesap vermektedir. Biz sadece sebeplerini ve mantığını anlamaya çalışıyoruz.
600 yil sonra ibni abidinin verdiği fetva ile bunca sabii katliamini hakli cikarmaz,

ben bu konulara vakifim, isyan etmeyen kundaktaki bebelerin kabahati neydi?
misalen,isyan etmedigi halde isyan etmis gibi gosterilip bogulan sehzade mustafanin 3 tane en buyüğü 9 yasindaki ogullarinin kabahati neydi, babalarini bogdum ilerde bunlar bana isyan ederler zanniyla gaib kahinligi yapilarak bebe boğdurulur mu?

fatih sultan mehmet tahta ciktigi gün rivayet odur ki 17 yada 19 kardesini bogdurdu ve bunlarin büyuk cogunlugu süt emen sübyanlardi, bu yuzden 2. mehmeti ölene kadar halk sevmedi
bunlar devlet yuruyecek fikriyle yapılan isler değil, tahta ben kalayim fikrinin ağır bastigi fikirlerdi
oyle olmasaydı kanuni 71 yasina kadar tahta durmazdi agir hasta oldugu halde..
ayrıca kuranin ahkaminda , ayette, surede, hadiste sunnette buna cevaz veren 1 tek delil var mi?

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 04.07.24, 14:35
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
600 yil sonra ibni abidinin verdiği fetva ile bunca sabii katliamini hakli cikarmaz,

ben bu konulara vakifim, isyan etmeyen kundaktaki bebelerin kabahati neydi?
misalen,isyan etmedigi halde isyan etmis gibi gosterilip bogulan sehzade mustafanin 3 tane en buyüğü 9 yasindaki ogullarinin kabahati neydi, babalarini bogdum ilerde bunlar bana isyan ederler zanniyla gaib kahinligi yapilarak bebe boğdurulur mu?

fatih sultan mehmet tahta ciktigi gün rivayet odur ki 17 yada 19 kardesini bogdurdu ve bunlarin büyuk cogunlugu süt emen sübyanlardi, bu yuzden 2. mehmeti ölene kadar halk sevmedi
bunlar devlet yuruyecek fikriyle yapılan isler değil, tahta ben kalayim fikrinin ağır bastigi fikirlerdi
oyle olmasaydı kanuni 71 yasina kadar tahta durmazdi agir hasta oldugu halde..
ayrıca kuranin ahkaminda , ayette, surede, hadiste sunnette buna cevaz veren 1 tek delil var mi?
Fatih Sultan Mehmed Kanunnâmesi’nde, şehzade katlini düzenleyen bir hüküm vazetmiştir. “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür” mealindeki Kur’ân-ı Kerim âyeti ve gerektiğinde umumî menfaat için hususî menfaatin haleldâr edilebileceğine dair şer’î prensip, şehzade katlinin hukukî mesnedi olmuş, İslâm hukukçularının ekserisinin bu müesseseye cevaz verdikleri, mezkûr maddede sarahaten ifade edilmiştir.Böylece alınan tedbirlerle Osmanlılarda ne eski Türk devletlerinde olduğu gibi ülke parçalanmış ve ne de Avrupa veraset harplerindeki gibi sıkıntılar yaşanmıştır.Bu da, devleti altı yüz yılı aşkın bir zaman ayakta tutan âmillerden biri olmuştur.Bir-iki asır içinde Osmanlı Devleti’nde de bir veraset usülü yerleşerek, hanedanın en yaşlısı tahta çıkmaya başlamış, bundan sonra şehzade katli de hemen hemen tarihe karışmıştır.Ne yazık ki şartlanmış kafalara ve okul kitaplarına, bu sebep ve gerekçelerin hiçbiri girmemiştir. Olay öyle bir şekilde takdim edilmiştir ki, bundan padişahların sadece kendilerini düşünerek, ikballeri uğruna oğullarını yahut kardeşlerini öldürttükleri sonucu çıkmaktadır.
Oysa Yıldırım Bayezid, kardeşi Yakup Bey’in ‘tahtını tabuta’ çevirmeseydi, devlet paramparça olmaz mıydı?Fatih, kardeşini sağ bıraksaydı, kardeşi zaman içinde isyan çıkartmaz mıydı (çünkü hep böyle gelişti), bu isyan sebebiyle acaba İstanbul Fethi aksamaz mıydı?Sultan II. Bayezid, Cem Sultan’ın teklifini kabul edip devleti kardeşiyle bölüşseydi Yavuz ortaya çıkabilir, ‘halife’ olabilir miydi?Ve Yavuz, üzerlerine gelen kardeşleri Ahmed ve Korkud’u bağışlasaydı, toparlanır toparlanmaz birleşip yeniden saldırmazlar mıydı? Bu da Yavuz Padişah’ın en büyük ideali olan ‘ittihad-ı İslâm’ı gerçekleştirmesini engellemez miydi?Nihayet şunu sormak lazım:Cengiz Han, Timur Leng ve Hülâgü Han gibi cihangirlerin kurdukları devletler, neden acaba bir Osmanlı Devleti olamamış, yüzyıllar boyu yaşayamamıştır?Bunların üzerinde kafa yormadan, şartları hiç nazara almadan, o günlerin devlet telakkisini anlamaya çalışmadan masa başında hüküm vermek insafsızlıktır.Olayı tarih, şartlar ve insaf ölçeğinde ortaya koyduktan sonra, hâlâ ‘günah’ hükmü vermek de mümkündür. O takdirde günahların ve sevapların değerlendirileceği mahşer günü hatırlanmalı ve olay ilahî yargıya havale edilmelidir.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 04.07.24, 14:43
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,527
Forum Puanı: 10281
Etiketlendiği Mesaj: 5366 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Fatih Sultan Mehmed Kanunnâmesi’nde, şehzade katlini düzenleyen bir hüküm vazetmiştir. “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür” mealindeki Kur’ân-ı Kerim âyeti ve gerektiğinde umumî menfaat için hususî menfaatin haleldâr edilebileceğine dair şer’î prensip, şehzade katlinin hukukî mesnedi olmuş, İslâm hukukçularının ekserisinin bu müesseseye cevaz verdikleri, mezkûr maddede sarahaten ifade edilmiştir.Böylece alınan tedbirlerle Osmanlılarda ne eski Türk devletlerinde olduğu gibi ülke parçalanmış ve ne de Avrupa veraset harplerindeki gibi sıkıntılar yaşanmıştır.Bu da, devleti altı yüz yılı aşkın bir zaman ayakta tutan âmillerden biri olmuştur.Bir-iki asır içinde Osmanlı Devleti’nde de bir veraset usülü yerleşerek, hanedanın en yaşlısı tahta çıkmaya başlamış, bundan sonra şehzade katli de hemen hemen tarihe karışmıştır.Ne yazık ki şartlanmış kafalara ve okul kitaplarına, bu sebep ve gerekçelerin hiçbiri girmemiştir. Olay öyle bir şekilde takdim edilmiştir ki, bundan padişahların sadece kendilerini düşünerek, ikballeri uğruna oğullarını yahut kardeşlerini öldürttükleri sonucu çıkmaktadır.
Oysa Yıldırım Bayezid, kardeşi Yakup Bey’in ‘tahtını tabuta’ çevirmeseydi, devlet paramparça olmaz mıydı?Fatih, kardeşini sağ bıraksaydı, kardeşi zaman içinde isyan çıkartmaz mıydı (çünkü hep böyle gelişti), bu isyan sebebiyle acaba İstanbul Fethi aksamaz mıydı?Sultan II. Bayezid, Cem Sultan’ın teklifini kabul edip devleti kardeşiyle bölüşseydi Yavuz ortaya çıkabilir, ‘halife’ olabilir miydi?Ve Yavuz, üzerlerine gelen kardeşleri Ahmed ve Korkud’u bağışlasaydı, toparlanır toparlanmaz birleşip yeniden saldırmazlar mıydı? Bu da Yavuz Padişah’ın en büyük ideali olan ‘ittihad-ı İslâm’ı gerçekleştirmesini engellemez miydi?Nihayet şunu sormak lazım:Cengiz Han, Timur Leng ve Hülâgü Han gibi cihangirlerin kurdukları devletler, neden acaba bir Osmanlı Devleti olamamış, yüzyıllar boyu yaşayamamıştır?Bunların üzerinde kafa yormadan, şartları hiç nazara almadan, o günlerin devlet telakkisini anlamaya çalışmadan masa başında hüküm vermek insafsızlıktır.Olayı tarih, şartlar ve insaf ölçeğinde ortaya koyduktan sonra, hâlâ ‘günah’ hükmü vermek de mümkündür. O takdirde günahların ve sevapların değerlendirileceği mahşer günü hatırlanmalı ve olay ilahî yargıya havale edilmelidir.
ben iç savaş cikaracak olan hadiselerden bahsetmiyorum
10 tane süt emen kundak bebenin bogdurulmasinin ne fitneyle, ne ic savasla nede 600 sene hüküm sürmeyle hic bir alakası yok,
bu bir kanunname ile aciklanmaz, bunu dini bir tarifi yok...

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 05.07.24, 01:52
 
Üyelik tarihi: 05.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 337
Forum Puanı: 851
Etiketlendiği Mesaj: 8 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
şeriat devleti demek dogru olmaz , fakat islamin emri olan bir cok unsur devlet yönetiminde kullaniliyordu, son 200 senede islamin emri olan unsurlarun cogu yonetimden ciksarildi, terminoloji de olmayan hic bir delili olmayan konulardan biri kardeş katli idi, bu şeriatin hic bir yerinde olmayan bir uygulamaydi...
Şöyle bir girizgah yapacagım bir mantık sorusu sorayım abi sana şimdi bir devletin veya bir toplulugun şerri hükümlerle yönetiliyor oldugunu varsayalım örnegide osmanlıdan vereyim 1.padişah şeriata komple uygun bir şekilde devleti yönetiyor sonra 2.padişah geliyor şerri hükümlere pek itibar etmiyor sonra 3.padişah tekrar şerri hükümlere sarılıyor devleti aliyeyi komple şerri düzene sokuyor 4.padişah yine çok şerri hükümlere çok fazla uyum saglamıyor çıkarlarıyla hareket ediyor bu durumda osmanlıyı hangi katagoriye sokacaz 2padişah şeriatı tastamam uyguladı 2si uygulamadı ?

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 05.07.24, 08:33
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,527
Forum Puanı: 10281
Etiketlendiği Mesaj: 5366 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Şöyle bir girizgah yapacagım bir mantık sorusu sorayım abi sana şimdi bir devletin veya bir toplulugun şerri hükümlerle yönetiliyor oldugunu varsayalım örnegide osmanlıdan vereyim 1.padişah şeriata komple uygun bir şekilde devleti yönetiyor sonra 2.padişah geliyor şerri hükümlere pek itibar etmiyor sonra 3.padişah tekrar şerri hükümlere sarılıyor devleti aliyeyi komple şerri düzene sokuyor 4.padişah yine çok şerri hükümlere çok fazla uyum saglamıyor çıkarlarıyla hareket ediyor bu durumda osmanlıyı hangi katagoriye sokacaz 2padişah şeriatı tastamam uyguladı 2si uygulamadı ?
devinim yapan surekli ayni düzende yurumeyen bir sistem diyecegiz, iste tek adam yonetimleri böyle bir sistem, buna ister padisahlik de, ister dikdatör de ne dersen de, tek adamda olsa etrafinda onu denetleyen gerektigibdr. mudaheke eden bir gurup, bir topluluk olmayinca tek adamin biri oraya doner biri buraya doner,
kanuni 200 yil fransada valsi yadaklamiş torunu Abdülaziz valsa davet diye beste yapmiş, osmanlinin kurulusundan beri ve abdulhamit zamanindada en büyuk düsman fransa ama abdulhamitin son hanimi fransada yasiyor

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 05.07.24, 09:18
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
devinim yapan surekli ayni düzende yurumeyen bir sistem diyecegiz, iste tek adam yonetimleri böyle bir sistem, buna ister padisahlik de, ister dikdatör de ne dersen de, tek adamda olsa etrafinda onu denetleyen gerektigibdr. mudaheke eden bir gurup, bir topluluk olmayinca tek adamin biri oraya doner biri buraya doner,
kanuni 200 yil fransada valsi yadaklamiş torunu Abdülaziz valsa davet diye beste yapmiş, osmanlinin kurulusundan beri ve abdulhamit zamanindada en büyuk düsman fransa ama abdulhamitin son hanimi fransada yasiyor
Şer’i siyaset hususunda da İslami gelenek devlet başkanına, sultana ya da halifeye kendi ferdi görüşüne göre insanlara danışmadan kendi fikrini uygulaması için geniş yetkiler hatta Maverdi’nin dediğine göre baskı ile yönetme yetkisi bile vermiştir.[ Ebu’l Hasan el-Maverdi, el-Ahkamu’s Sultaniyye, Daru’l Fikr, s.100]Şura zorunlu kılınmış mıdır yoksa tavsiye mi edilmiştir? Meselesinde baskın fıkhi görüş şuranın tavsiye edildiği, zorunlu olmadığı şeklindedir. Yani âlimler yöneticinin insanlara “onların işleri aralarındaki şûrâ iledir.” [Şura suresi 38. ayet] Ve: “yönetim işinde onlarla istişareye devam et! Artık kararını verdiğin zaman da, Allah’a güven! Çünkü Allah kendisine güvenenleri sever.” [Ali İmran suresi 159. ayet] Ayeti kerimelerinin tatbiki gereği danışması gerektiğini söylemişlerdir. Fakat âlimlerin büyük bölümü yöneticinin bu istişareden sonra şuranın sonuçları hususunda hiçbir bağlayıcılığının olmadığını düşünmektedirler. Onlara göre şura sadece insanların görüşlerini bildirmeleri için yapılır ve sonra devlet başkanı kendi dilediği kararı alabilir. Âlimler Allah Resulünden sonra halifenin bazı fiillerini buna delil getirmişlerdir. Mesela Ömer’in itirazlarına rağmen Ebu Bekir’in mürtetlerle savaş hususunda ısrar etmesi buna örnek verilebilir.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
osmanlı, osmanlı şeriat, şeriat


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:10.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com