![]() |
irade ve Cebr
Maturidiye göre fiili yapmayî kul ister Allah yaratır, eşaride ise irade de fiil de yaratılmıştır. Özellikle fahreddin razinin görüşü, eşariyyenin irade görüşü cebre yakın değil midir ? Maturidilerde bir şeyi biz yapmayı istedik Allahta yarattı diyorlar peki bizim istememizi Allah istemedi mi ? Yani kesb etmekte zorlama yoksa, Allah bir şeyi kesb etmemizi murad etmeden biz onu kesb mi ediyoruz ? Allah murad etmeden nasıl kesb edebiliriz ki ? Allah'ın istediğini kesb ettiğimiz halde de cüzzi irade ortadan kalkmış olmaz mı ? Bu konuyu nasıl anlamalıyız ?
|
Alıntı:
|
Alıntı:
1) Kâinatta gözle görülen, özellikle ilimler mercekleriyle gözlemlenen bir düzen (nizam) ve bir denge (mizan) var olduğu görünüyor. Bu da Allah’ın adalet ve hikmetinin varlığını ispat eder. Yani Allah, saltanatına hiçbir şeyi ortak etmemek için kader denilen evrensel bir kanun koymuştur. Ve hikmeti gereği bu kanun çerçevesinde insana bir cüz-i ihtiyari (küçük bir serbestiyet) vermiştir. O sonsuz sistemi içinde, zahiren birbirine zıt görünen, aslında birbirini tamamlayan bu iki çarkı (kader ve iradeyi) çalıştırıyor. Yoksa sistem ve gerçek böyle değilse; O’na Âdil-i Hakîm denilemez. Hâlbuki Kur’an tekrarla “Allah kullarına zulmedici değildir.” “Allah onlara zulmetmedi. Onlar kendi tercihleri ile kendilerine zulmettiler.” diyor.( Al-i İmran, 182; Fussilet, 46) 2) Kader ve iradenin varlığı, artı-eksi değerler kadar kesindir. Fakat ikisinin beraber nasıl çalıştığını bilemeyebiliriz. Bir şeyin detaylarını bilmemek, onun var olmadığına delil olamaz. 3) Allah bildiği için, insanlar iyi veya kötü şeyler yapıyor, değildir. İnsanlar, iradesiyle o işleri yapacaklarından, o işler Allah’ın ilmine yansıyor. Yani nesne yoksa bilinen de olmaz. Demek bizim yaptıklarımızın varlığı, onları algılayan bir ilmin varlığına delildir. Dolayısıyla kaderin varlığı insanın iradesinin en birinci ispatıdır. 4) Kader bir çeşit bilgidir. Bilgi de bilinene bakar. Bilinen nasıl ise bilgi öyle olur. Demek kâinatta düzeni sağlayan İlahi ilim bizi zorlamaz. Biz serbesti yetimizle o ilme ve o sisteme tesir ediyoruz. Kur’anda geçen “Allah’a düşman olmak, Allah’a yardım etmek, Allaha borç vermek” deyimlerinin manası budur.( Mümtehine, 1; Muhammed, 7; Hadid, 18.) “Malum ilme tabi değildir; ilim maluma tabidir.” Bu cevap nedensellik itibarı ile ehl-i ilmin bütün bahanelerini kesip atar. Fakat ontolojik ve yapı yönünden malum (nesne, olay) ilme tabidir. Yani her olayın, her nesnenin özünü, şeklini oluşturan, var eden gerçek bir ilim olan yazılım ve kader kanunudur. Bu kanun madde itibari ile Allah’ın kudretini kullanır, şekil ve form olarak Allah’ın ilmini kullanır. Risalelerde manevi kader denilen gelişme sürecinde de Allah’ın iradesini kullanır. Bu sonsuz üçlü yapıdan, insanın eline kudretten bir beden, ilimden bir akıl ve zekâ, iradeden bir ömür veriliyor. Bu üçlü yapıda emanet de olsa, insana verilmiş bir beden, bir akıl ve irade söz konusudur. Bütün bu sistemin ismi de kaderdir. “Küllü şeyin bi kader..” Demek kader sebep ile sonuca ve sistemdeki kanun ve iradeye bir bakar. Haliyle bu kanun ve irade birbirinden tamamıyla ayrı değiller ki; birbiriyle tezat teşkil etsin. Tam aksine birbirini tamamlayan iki çark gibidirler. Evet, bugün makine sanayisinde ufak bir bilye ile birbirine zıt iki hareket tek bir harekete dönüştürülebiliyor. Bu sistemde tetikleme ve tercih, iradenindir. Yaratma ve gerçekleştirme ise, kaderindir. Dolayısıyla cinayet işleyen bir adama katil denilir. Çünkü katl bir fiil, bir eylem, bir tercihtir. Düğmeye basmak gibi bir tetiklemedir. Fakat böyle küçük bir irade ve kesbin sonuç vermesi, bütün her şeyi çalıştıran kaderin muvafakati ile olur. Dolayısıyla o caniye katil denilir. Fakat Mümit tercih, iradenindir. Yaratma ve gerçekleştirme ise, kaderindir. Dolayısıyla cinayet işleyen bir adama katil denilir. Çünkü katl bir fiil, bir eylem, bir tercihtir. Düğmeye basmak gibi bir tetiklemedir. Fakat böyle küçük bir irade ve kesbin sonuç vermesi, bütün her şeyi çalıştıran kaderin muvafakati ile olur. Dolayısıyla o caniye katil denilir. Fakat Mümit (o maktulün ölümünü yaratan) denilmez. Onun içindir ki; Canı veren Allah, ancak canı alabilir. Hüvellezi yuhyi ve yümitü.. Yaşatan ve öldüren sadece Allah’tır denilir. Yani doğmak ve yaşamak, bir çekirdekten kocaman bir ağacı çıkarmak gibi ise; ölüm bu ağaçtan milyonlarca çekirdeği yaratmak ve yaşatmak gibidir. Demek ölüm de hayat gibi sadece Allah’ın elindedir.Burada geçen masdar ve hâsıl-ı bil-masdar deyimlerinin manası şudur: Masdar, sudur ve çıkış yeri demektir. Çünkü Arapçada bütün isim ve sıfatlar, fiili ifade eden, masdar denilen kök kelimeden türetilir. Hâsıl-ı bil-masdar ise bu fiilin, bu girişimin sonucunda somut olarak ortaya çıkan şeydir. Mesela insana ziraatçı denilir. Fakat hububatı yaratan denilemez. Ona döven denilir; fakat acıyı yaratan manasında inciten denilemez. Çünkü acı ve incinme bütün İlahi sistemin kabul etmesiyle ancak somut olarak gerçekleşir; sadece insanın basit bir darbesi ile acı olmaz. 5) Cüz-i ihtiyari (insanî serbestiyet) yaratılmış bir şey mi? Yoksa başka bir varlık biçimi mi? sorusuna şöyle cevap verilmiş: a) Maturidiler, irade denilen insanî tercih yeteneği (meyelan), itibari (göreceli) bir şeydir. Yani somut gerçek bir varlık da değildir; tamamıyla madum (yok) bir kavram da değildir. Varlığa göre yok; yokluğa göre var olan bir realitedir. Dolayısıyla insan, bir şeye meylettikten sonra, ondan vazgeçebilir. “Bu meyil içimden zorunlu olarak geldi, ben de otomatik olarak o suçu işledim” diyemez. b) Eş’ariler ise iradeye (insanın meyil ve tercih yeteneğine) somut bir organ olarak bakmışlar. Fakat o organı yönlendirmek, bilinçli bir şekilde tercih yapmak itibarî (göreceli) bir hakikattir, demişler. Her iki görüşe göre de, eğer irade, meyelan ve tercih yeteneği mahlûk, somut, gerçekten var olmuş bir nesne olarak kabul edilse cebir olur; çünkü bir şey somut olarak var ise onu zorunlu olarak var eden ve altyapı olan sebepler de var olmuş demektir. Dolayısıyla eğer irade ve meyelan, bu şekilde tam tekmil sebeplere dayanan bir mahlûk ise, ona irade ve tercih denilmez. İnsan robot olarak mutlaka o suçu işler. Mutezile, gelişmeyi ve düşünceyi donduran cebir akidesini ortadan kaldırmak için, kader (cebir manasında) yoktur; insanın iradesi somut ve nesnel olarak vardır, dediler. İnsan yaptıklarının yaratanıdır, diye inandılar. Fakat farkına varmadan daha kötü bir cebir akidesi içine düştüler. Çünkü bu ontolojik anlayışa göre; insan bir şeye meyleder etmez, o şey zorunlu olarak ortaya çıkar, demektir. Böyle bir inanç ise, insanın fikrini değiştirme, tercihini başka yöne çevirme yeteneğinin olmadığı manasına gelir. (Kur'an, Hadis ve Risale-i Nurda Kader ile İrade Bahaeddin Sağlam KLMN YAYINLARI) |
“Kader hakkında fazla konuşmayın, çünkü sizden evvelkilerin çoğu ondan kaybetmiştir.” (Tirmizî, Kader, 1)
|
Alıntı:
Bizim bir şeyi kesbetmemiz kendi irademizle ise irademize Allah'ın kudreti taalluk etmiyor mu ? mesela ben birini öldürmek istediğimde, Allah öldürmemi istemeden ben bunu isteyebilir miyim ? Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz. Tekvir 29 İnsanın kaderi nasıl olurda günde 360 defa değişir ? Allah bunu ezelde biliyordu ama müdahale etmiyor muydu ? Allah'ın kudreti olmadan bizim kudretimiz nasıl olabilir ki? Eğer Allah müdahale etmiyor ama biliyor dersek biz Allah'ın izni olmadan bir şeyi isteyebiliyoruz demiş olmaz mıyıız ? Alıntı:
|
Alıntı:
Eş‛arî, kulun kudret sahibi olduğunu da benimser. İstitaat diye de adlandırdığı kudretin hayat sahibi bir cisimde ortaya çıkan hâdis bir araz olduğunu belirtir. Kulun, her ne kadar fiil halk etmeye güç yetecek bir kudreti yoksa da kesb alanına giren şeylere dönük bir kudretinin bulunduğunu, bu manada onun kâdir olduğunu belirtir. Kudret bir araz olduğu için onun baki yani kesintisiz olmadığını da söyler. Bu duruma uygun olarak kulun kudretinin, fiili esnasında fiiliyle, belki daha doğrusu kesbiyle birlikte ortaya çıktığını, yoksa fiili öncesinde ona ilgili fiili yapacak kudret verilmediğini belirtir. Yine ona verilen bir kudret ile sadece bir eylemin kesbedileceğini, her bir kudretin güç yetirilen sadece bir alanı olduğunu söyler.[ İbn Fûrek, Makâlâtü’ş-Şeyh, 110] Nitekim bu fikrine uygun olarak imana olan kudret cinsinin küfre olan kudret cinsinden farklı olduğunu, ilkinin tevfîk, ikincisinin hızlân cinsinden bulunduğunu kaydeder. Daha sonra yine genel bir ifadeyle kulun, bir kudretiyle iki alana güç yetiremeyeceğini teyit eder. [Eş‛arî, Risâle ilâ ehli’s-Seğr, 256, 262.] |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
konuşmayin kader konusunda fazla araştırıp sorusturup didiklemeyin, kader olgusu insan aklinin üstundedir, islamda kadervkonusuna gfkince orada teslimiyet baslamali ve külli iradeye teslim olunmalidir
kaderin fazla soruşturulmasi insani yoldan cikarir isyana götürür, öyle internetten arastirmayla fal nda o işin sırrına erisilmez zaten kader hakkinda konusmakta bir nevi yasaklanmistir nebi sav. şöyle buyuruyor Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah’ın sırrıdır. Allah’ın sırrını açıklamaya kalkmayın.” (Kenzü’l Ummâl, 1/132) “Kader hakkında fazla konuşmayın, çünkü sizden evvelkilerin çoğu ondan kaybetmiştir.” (Tirmizî, Kader, 1) bu bu kadar işte... |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
İnsanın istediklerini yaratan Allah’tır. Ama Allah, insanın her istediğini yaratmaz. Çünkü Allah, fâil-i muhtardır, fa’âlün limâyürîddir (dilediğini yapandır). Allah’ın, insanların her istediğini yaratmaması, bu dünyanın imtihan yeri olmasından ve insanların âciz-yaratık olduklarını anlamaları, büyüklenmemeleri içindir. Aksi takdirde insan, kendisinde bir varlık görecek, “her şeyi ben yaparım” düşüncesine kapılıp nefsini tanrılaştıracaktı. Kullukta acizliği itiraf mühim bir husustur. Allah, insanları kâfir ve mü’min olarak yaratmamıştır. İnsan, sonradan kendi irade ve tercihini Îmân veya küfürde kullanmıştır. Îmân ve küfür, diğer ifade ile hidâyet ve dalâlet Allah’ın yaratmasıyla olmakla beraber insanın iradesi ve kesbiyledir. İnsan, Îmân ve küfrü hür iradesiyle seçmelidir ki bunun sorumluluğu ona ait olsun. Bu hususu şu âyet güzel bir şekilde açıklıyor: “De ki: Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen îmân etsin, dileyen kâfir olsun. Çünkü Biz zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, duvarları kendilerini kuşatmaktadır.” (Kehf suresi ayet 29) Ayette, Allah tarafından geldiği bildirilen “Hak”, İslâm ve Kur’ân’dır.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Soru yanlış. Sapan şeytan . Allah saptirmiyor. Allah sapmasina müsade ediyor. Bu ikisi çok farklı şeyler. Şeytan ayette saptırdın demiyor neden sapmama engel olmadın şeklinde anlıyorum ben. Saptırılan zaten imatihan edilemez . Çünkü irade ortadan kalkmış olur. İrade olmadan cebrin olduğu yerde imtihan olmaz.
|
Doğrusu soru şu olabilir: ALLAH ins ve cinni imtihan etmek için mi şeytanın sapmasına engel olmadı müsade etti?
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Cebbar değil mi dedik. Tabi ki cebbar .cebbar olması için saptırmasi mi gerekiyor. Saptırmazsa cebbar değil mi diyeceğiz. Cebbar ama zalim olur hikmetsiz olur. şeytan cin insan bunlar irade sahibidir. Aksi halde meleklerden olurdu. Cebren imtihan olmaz. Mukafat da olmaz ceza da olmaz. Aksı halde zulüm olur.
|
Ayette şeytan bile cebren beni sapıttın demiyor. Soruda ise sapıtan Allah şeklinde sorulmus. Bence de kurandan ayrılmayalım kafamıza gore. Anlamak istediğimiz gibi .anlamayalim. tefsir kolay değil..ben de müfessir değilim. Ama okuduğumu anlayacak bilirim. O ayetten o soru çıkmaz. Yanlış sorudan doğru cevap çıkmaz .
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Ayeti de gorusu destekler cevabınız için teşekkürler hocam insanlar Allah'ı Allah'ın kelimeleri ile değilde kendi akillariyla anlamaya calisiyorlar Alıntı:
|
Kalbin mühürlenen kulaklarına agirlik konanlar. İradeye müdahale değil. Cebir değil. İradenin sonucu. Yani cebren değil kendi iradesiyle bu sonuçlar ortaya çıkıyor. Hakikati işitmitemiyor kalpleri hakikati anlamıyor ve korkuları da bu yüzden. Yani şimdi cebren mi bunlar hakikatten uzaklaştırıldı. Bunu mu savunuyorsun. Yapıp ettikleriniz kendi ellerinizdendir mealindeki ayetleri nereye koyacağız. Allah cebbardır bunu ispatlamak için. Allah zalim oldu .adil olmadı.farkinda mısın?. Tefsir zor iş.ama ayetin mealinden çıkmayacak sonuçları çıkarmamak gerekir. Okuduğunu anlayacak kadar bilmek gerekir.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Ehli sünnet bu konuda ittifak mı. Şimdi uğraşmak.istemiyorum. Kendi görünüşümü destekleyen çok ehli sünnet alim alıntı yaparım. Ben sorulan soruda hatadan dolayı müdahil oldu. İlgili ayetin sarih manası sapıtan şeytan sapmasına müsade eden Allah. Ben anlayışım bu sekilde. Ayrıca bu imani bir mesele değil .
|
Alıntı:
|
Teferruat bir mesele. Niye ehli sünnet parmağını sallliyorsun ki. Dinden mi çıktık yanı. Bu kelam konusu . Farklı görüşler olabilir. Kelamcilar bir çok teferruat konuda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Sarih bir ayet yanda hadis getirin bu konuda ben de susayım.
Ben ilgili ayet ve Kur'an'ın genelinden cebren Allah'ın ne şeytani ne de insanı sapıttıgini anlayamadım |
Yahu arkadaşım mutezile nin her görüşü batıl mi. Ezbere konuşuyorsunuz. Keşsaf yazan da mutezile ehli sünnet baş üstünde tuttu. Özellikle icaz ve belegat açısından Kuran'ın mucize olduğunu en iyi ortaya koyan tefsir. Birçok ehli sünnet alim de bunu ifade ediyor.
Yeni üye olduk diye . Onu dinle bunu dinle . Şunu oku bunu oku. Tanıyor musun beni . Belki okumuşumdur. Mutezile olduk . Ehli sünnetten çıktık. Tehdit uyarı ikaz. Acaba benim kadar okudun mu mutezileyi de . Bana ikazda bulunuyor sun |
Alıntı:
bunları etrafında çok karsilasirsin farkında olmadan günümüzde bu fırkalarin görüşlerine sahip çok insan var bu yüzden uzattım bu kadar anlama kapasiten var araştırıyorsun başka kaynak bulursam aticam |
Tartışmayi sevmiyorum. Sadece şu dikkatimi çekti. İlgili ayette çıkan mananın tam tersi bir soru. Yani sanki azdıran Allah imiş gibi . Hâlbuki ayette birçok mealde azmama engel olmadın şeklinde bir mana var. Bu ikisi çok farklı şeyler. Ben müfessir değilim. Ancak okuduğumu anlarım. Ayrıca bu konu benim için teferruat.
Allah var mı var. Şeytan var mı. Var. Eeee. Yani azmiş ya da azdırılmiş. Bu fark benim imanı etkilemez. İki durumda da Allah imanım aynı. Şeytana aynı şekilde husumetim aynı olur. Acicak değiliz şeytana. Azdırılmiş garibim aslında masummuş demem yani:)) |
Alıntı:
|
Bu konuya aslında cevap yazmak istemedim bazı arkadaşlar bilmeden Mutezile’nin görüşüne kayarak akidelerinde sıkıntı çıkar diye tereddüt ettim. Mutezile’nin görüşüne şöyle cevap verilmiştir : Tut ki İblis bilerek ve isteyerek hata yaptı; peki mükerrem ve masum bir peygamber olan Nuh’un (a.s.) halkına söylemiş olduğu şu söz hakkında ne demeli : ‘’Eğer Allah sizi azdırmak (iğva) istiyorsa ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümden sizin için hiçbir fayda hasıl olmaz. O sizin rabbinizdir ve sonunda o’nun huzuruna çıkarılacaksınız.’’ (Hud suresi 34. Ayet). Bir rivayete göre Mescid-i Haram’da Tavus’un yanına kaderi reddetmekle itham edilen ve büyük fıkıhçılar arasında gösterilen bir adam gelir. Adam meclise gelip oturunca Tavus ona ‘Ayağa kalkıyor musun yoksa kaldırılıyor musun? [Yani sen yapıp ettiklerinde gerçek özne misin yoksa nesne misin?] diye sorar [ ve bu söz üzerine adam ayağa kalkar.] O sırada Tavus’a ‘Sen bu soruyu fakih bir adama mı soruyorsun? Denir. Bunun üzerine Tavus, ‘İblis bu adamdan daha fakih olduğu halde ‘Rabbim beni azdırmana karşılık’ dedi. Bu adam ise, ‘Kendimi azdıran saptıran benim’ diyor. (Kurtubi el-cami; 7.cilt sayfa 113)
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:38. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com