![]() |
Uzerinde koruma taşıyan kisiden bilgi alinabilir mi?
Korumasi olan kişiye varlik göndererek alki okunabilir mi? Kisinin ozeliyle ilgili bilgi alınabilir mi.
Bir diğer sorum kisinin taktiği koruma kişiyi sabah namazına uya dırır mi. |
Alıntı:
Diğer sorun hayır onun için ayrıca terkipler var sitede 3-7 kevser suresi okumak gibi... |
Korumasi olandan cinler gelip bilgi alamaz diye biliyorum
eger koruma çalisiyorsa yaklasamazlar |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Ben sadece şunu söyleyeceğim: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki, ‘’Ben aklımda bir şey tuttum, Bilebilecek misin?’’, O da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in aklından geçeni biliyor, duman manasında ‘’duh, duh’’ diyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona bu durum karşısında bir şey söylemiyor ve ceza da uygulamıyor. |
Alıntı:
Ibn Seyyad, o bahsettigin akil okuyan nadirattan olan kisilerden degildi. Hz peygamberin aklindan geçeni okumadi, elindeki bir kagitta yazan ayetin sadece bir kelimesinin ucunu (veya aklinda tuttugu ayetten bir kelimeyi) zar zor söyleyebilirdi. O yüzden duman kelimesini dahi tam veremeden çarpildi. Okuma derken kendisiyle çalisan ve ayni zamanda kendisine musallat olan cinlerin en fazla alabildigi bilgiyi aktarabildi. Resulullah efendimiz o yüzden onun hakkinda "kafasi karismis, zihni bozulmus, ondan uzak durun" ifadelerini kullandi.. Cünki bazen saçma sapan seyler söylüyordu. Zamanimizdaki kahinler gibi. Son olarak ona ceza uygulanmamasinin sebebi daha çocuk yasta olmasi ve mensup oldugu yahudi kabilesiyle anlasma içersinde bulunmasi sebebiyledir. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Muhammed İkbal bu olayı ‘’İslam tarihindeki ilk fizyolojik gözlem’’ diye tanımlar ve bunu en iyi şekilde İbn Haldun’un yorumladığını belirtir. İbn Haldun’a göre kâhinlerin gayb aleminden bilgi almaları için cinlere ihtiyaçları yoktur. Göklerden haber almanın engellenmesi “cinler” içindir. Kahinler için böyle bir yasağın olmadığını savunur. Mütehayyile kâhinler için bir ayna görevi görür ve cüzi yata nüfuz eder. Ona göre kâhin daha yüksek gayb mertebelerine çıkmamak için seçili sözler söyleyip durur. (İbn Haldûn, Ebû Zeyd Veliyyüddîn Abdurrahmân b. Muhammed Mukaddime, I-III, çev. Zakir Kadiri Ugan, İstanbul, 1990, C. I, ss. 244-250) Bugün ise bazı alimler İbn Sayyad’ın gelişmiş bir Durugörü ve Telepati gücüne malik olduğunu söylemekteler. |
Alıntı:
Aslinda aklindan geçen ayeti bilemiyor, hadis açiklamalarindan bu ayeti okuyup bilemedigi sadece duh duh deyip tikandigi ve sonra hz peygamber tarafindan azarlandigi ve kovuldugu yaziyor. Böylece onun sahtekarligini ifsa etmis oluyor. Kendisini peygamber ilan eden ve kafasinin karisik oldugunu buyuran hz peygamber, bu meseleye açiklik getirmis oluyor. Kahinlerin hepsi cinlerle çalisirlar, biri gökten bilgi çalmayi basarsada diger cin'e bilgi aktarimini yapamadan veya yapsa bile hemen taslanip öldürülür (ayet). Digerleri bu bilgiyle kaçmaya çalisirlar.. Bilgi kahine varinca üzerine yalanlar eklenir. Onlara gidip dediklerini tasdiklemek islamda yasaklanmistir. Durugörü ve telepatileri, cinlerle irtibat çerçevesinde olmaktadir. Kahve falida bu sekilde yapilir, o yüzden baktirmak ve tasdiklemek haramdir ve tehlikelidir. Müslüman gibi takiliyorsun ama sana tavsiyem itikadini gözden geçir. Amelde eksiklik olsada inanç eksiklik kabul etmez.. |
Hocam benim sormak istediğim ben koruma takarken bir büyücü vs. Varlığıyla beynimdeki düşünceleri okuyabilir mi ne düşündüğümü yapmak istediğimi öğrenebilir mi
|
Alıntı:
Mesela Arapçada (ğabeti’ş-şemsü) ifadesi ‘’güneş battı, gözden kayboldu’’ (ğabe’l-insanü ğaybeten/meğiben) ifadesi, ‘’insan/adam yolculuğa çıktı, uzaklaştı anlamında kullanılır. (Ferahidi, Kitabü’l-Ayn üçüncü cilt sayfa 296; İbn Side, el-Muhkem altıncı cilt sayfa 26) İnsanı gözlerden saklı tutmasından dolayı alçak basık yerler için de (ğayb) veya (ğayabet) tabiri kullanılır. Kocası kaybolan kadın, (imrateün muğibin/muğibetün) diye anılır. Sık ağaçlardan oluşması ve insanı gözlerden saklaması sebebiyle orman (el-ğabe) diye adlandırılır. İslami kaynaklarda ‘’ğayb’’ terimsel olarak ‘’zahiri ve batini duyularla kavranamayan, sarih delil ve emaresi bulunmayan, beşeri idrak dışında kalan varlıklar ve varlık alanları’’ diye tanımlanmıştır. Cin suresi 26-27. Ayetlerle alakalı olarak ‘’ عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَد’’ ifadesiyle irtiibatlı olarak peygamber(ler)in ve ‘’keşif/keramet’’ sahibi kimselerin ğaybı bilip bilmedikleri meselesi öteden beri tartışılmıştır. Ğayb konusuna devam edeyim. Hemen hepsi ‘’gizlilik görünmezlik’’ manasında birleşen ‘’hafa’’, ‘’sır’’, ‘’batn/butün’’, ‘’setr’’, ‘’ketm/kitman’’ gibi çok çeşitli kelime kökleriyle de anlam ilişkisi bulunan ‘’ğayb’’ lafzı tarihin geçmiş uğraklarında vuku bulmuş olaylar (enbau’l-ğayb)[Al-i İmran suresi 44. Ayet: Hud suresi 49. Ayet; Yusuf suresi 102. Ayet] ve halde vuku bulmuş olaylar için kullanıldığı gibi gelecekte vuku bulacak olaylara atıfla da kullanılır. Kehf suresi 22. Ayette geçen (recmen bi’l-ğayb) tabiri ‘’ğaybı taşlamak’’, yani herhangi bir konuda delilsiz ve mesnetsiz konuşmak, zanna dayalı olarak atıp tutmak (Cevheri, es-Sıhah, beşinci cilt sayfa 1928; İbn manzur; Lisanü’l-Arab 11.cilt sayfa 227) İbn Haldun’a göre kâhinlerin gayb aleminden bilgi almaları için cinlere ihtiyaçları yoktur. Göklerden haber almanın engellenmesi “cinler” içindir. Kahinler için böyle bir yasağın olmadığını savunur. Mütehayyile kâhinler için bir ayna görevi görür ve cüzi yata nüfuz eder. Nefsin bedenin zâhirî ile olan bağlılığını keserek, bedenin iç tarafına daldığı dönemleri olur. Bu takdirde bir an için bedenin maddî olan perdeleri kalkar, uyku gibi bütün insanlara şamil olan özelliği ya da, kehanet ve gaybdan haber veren ve sûfîlerde olduğu gibi, riyazet ve saire ile gaybı keşfedebilmek gibi, beşerin bazı sınıflarında mevcut özelliklerin tesiri maddî perdeler ortadan kalkar. Nefis bu maddî bağlarla olan ilgiyi kestikten sonra, yukarıda anlattığımız gibi, teşekkülleri itibarıyla iki arada bitişiklik bulunduğu için, nefis kendisinin üstündeki ulvî âlemlerdeki varlıklara yönelir. Ulvî âlemlerdeki bu zatlar ruhanîdir; en-nefsü'n-nâtıka kendisi de, yukarıda anlatıldığı gibi, sırf idrâkten ibarettir. Ulvî âlemdeki bu varlıklar bilfiil akıllardır, yukarıda anlattığımız gibi, varlıkların suretleri ve gerçekleri bu akıllarda mevcuttur. En-nefsü'n-nâtıka bedenle olan ilgisini keserek bu ulvî akıllarla temasa geldiğinde, bu suret ve manalardan bir şeyler insanın nefsine yansır, nefis bu akıllardan bilgi iktibas eder. İdrâk kuvvesi bu suretleri hayale ulaştırdığı zamanlarda olur. Hayal bunları mutat kalıplara sokar. Sonra nefsin idrâk ettiği bu şeyler ya somut olarak veya belirli kalıplarda duyu organlarıyla idrâk edilecek şekle dönüştürülür ve onlardan haber verilir. En-nefsü'n-nâtıkanın (insanın nefsinin) gaybî şeyleri idrâkine dair açıklamamız burada bitiyor Ona göre kâhin daha yüksek gayb mertebelerine çıkmamak için seçili sözler söyleyip durur. (İbn Haldûn, Ebû Zeyd Veliyyüddîn Abdurrahmân b. Muhammed Mukaddime, I-III, çev. Zakir Kadiri Ugan, İstanbul, 1990, C. I, ss. 244-250) Ha cinlerden alınan kehanet de vardır Cinler semaya doğru yükselirler birbirlerine binerek Melek-i Alaya kadar yaklaşırlardı oradan aldıkları bilgileri aktarırlardı sen bunun ayetle yasaklandığını ifade ediyorsun. İşte İbnu Hacer, bu noktada farklı olarak şöyle devam eder: ‘2Cinlerin bu istihbaratlarından, en üsttekinin kendisine şihan (göktaşı) gelmezden önce hırsızlayıp alttakine gönderebileceği yarrım yamalak mesmuatın kahinlere ulaştırılma imkanı baki kalmıştır. Nitekim buna şu ayet işaret etmektedir: ‘’Meğerki (içlerinden) bir çalıp çarpanı olsun. Fakat onu da delip geçen bir alev takip etmiştir.’’ (Saffat suresi 10. Ayet) İbn Hacer cinlerin semaya çıkıp haber çalma gayretine düştükleri nadirattan da olsa isabetli haberler verebildikleri kanaatindedir. Tamamen ortadan kalktığı kanattinde değil, üstelik buna ayetten de delil göstermiştir. Durugörüde, çoğunlukla soluk, kısa süreli hızlı geçen, puslu görüntüler görülür. Buna eşlik eden diğer duyumsal algılar da olabilir: Tat, koku, işitsel algılar vb. Durugörü esnasında bazı kişilerde kaygı, korku, terleme, nabız yükselmesi, bulantı, yerinde duramama, benzeri huzursuzluk, neşe gibi değişik duygu halleri ortaya çıkabilir. Mesela bir durugörücü şahıs, büyük depremler öncesi acil servise kaldırılıyor ve panik atak gelişiyor kendisinde. Görüntüler ve bu hisler bazen rahatsızlık verici olabilir ve kişide psikolojik sorunlara neden olabilir. Aynı zamanda, sürekli olacak olayları önceden uyanık olarak görmeniz ve bilmeniz hiç de kolay değildir. Yakınlarınız hakkında kaygılar sürekli sizinle olur. Bir de konu hakkında bilginiz olmadığını düşünün. Toplumsal inançlara cin çarptı ya da benzeri şeylerle baş başa kalırsınız. Bu durum insanın kişiliğini çatlatabilir. Önceden olacakları bilmek her insan için pek kolay bir şey değil. Rusya 1960'larda, Amerika 1970'lerde bu işe askeri çalışmalarla girmiş ve uzun yıllar gizli olarak çalışmaları sürdürmüşlerdir. Sürekli çalışma yaptıkları şimdi anlaşıldığı halde, o dönemde ısrarla “çalışma yapmıyoruz” yanıtını vermişlerdir medyaya. Gerçekten iyi bir uzaktangörücü veya durugörücü için ulusal sır ya da gizlilik diye bir şey olamaz. Çelik kapılar ardına saklanmış “kozmik oda” bir şey ifade etmeyebilir. Hatta bir CIA ajanı çantasında tahmin edilmesi saklı eşyalarla gelmiş ve meşhur bir uzakatan durugörüre test etmek için içinde ne var, diye sormuş. O da, “Snahtar, Seven Up kutusu, haç işareti, plaka…” diye tek tek sayınca, yanıtı “kahrettin, artık hiçbir şeyin gizliliği kalmadı!” olmuş. Burada cin musallatı falan yok. Durugörü ve Telepati kesinlikle cinlerle ilgili bir konu değildir. ‘’Müslüman gibi takiliyorsun ama sana tavsiyem itikadini gözden geçir. Amelde eksiklik olsada inanç eksiklik kabul etmez..’’ Bu yazına gelince burada usulünce bilgi teatisinde bulunuyoruz haddi aşan cümleler kurma terbiye dışına çıkma Google den topladığın bilgilerle hiçbir kitap okumadan bilgiçlik taslama anladığın dilden istediğin kadar cevap yazarım. |
Alıntı:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Sorularla islamiyet sitesi degil orasi
Cinlerden bahsetmemesi normal çünki kopyala yapistir yapmis, wikipedia ile. Cevabi veren sadece dinen yasak degil özeti vermis. “anahtar, Seven Up kutusu, haç işareti, plaka…” olayi tamamen cin yardimi ile olur. Bu islerden anlayan hocaya bakim yaptirin, durugörü sahibi oldugunu iddia edenlerin hepsinde cinni varliklar çikar.. Cogu zaman bunlar cinlerin kendilerine yardim ettiklerini farketmezler. Herseyi kendilerinden zannederler. Musallatinda çesitleri var. Bazilarina kendisinin peygamber olduguna, mehdi olduguna, bazende ufolar kaçirdi diye inandirir. |
çok kısa olarak, duru görü 3 çeşittir,
gerekirse uzun uzun bilgiler yazabilirim 1--- basit duru görü 2---- mekan içi duru görü 3---- zaman icinde duru görü yani geçmiş ve gelecek hakkinda bilgi sahibi olmak yani keşif acmaktir en büyük misali muhyiddin ibni arabi hz. leridir |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Daha öncede musallatli bir yahudiyi nerdeyse evliya ilan edecektin. Hadis seriflerle öyle olmadigi ortaya çikti. Durugörü meselesinde dikkat çekmek istedigim nokta, fal bakanlar veya medyumlar cinler yardimiyla bakip bir seyler söyler, bunlarda durugörü adi altinda aslinda musallat vardir. Tarotcularda durum farkli. Yoksa konumuz kalp gözü açik veya ilmi ledüne vakif Allah dostlari degil. Hindularda da riyazat var. Bununla durugörü sahibi olsalarda evliya olamazlar, medyum olurlar. Bazilarina da medyumluk aileden gelir... |
Alıntı:
Muhammed İkbal bu olayı ‘’İslam tarihindeki ilk fizyolojik gözlem’’ diye tanımlar ve bunu en iyi şekilde İbn Haldun’un yorumladığını belirtir. İbn Haldun’a göre kâhinlerin gayb aleminden bilgi almaları için cinlere ihtiyaçları yoktur. Göklerden haber almanın engellenmesi “cinler” içindir. Kahinler için böyle bir yasağın olmadığını savunur. Mütehayyile kâhinler için bir ayna görevi görür ve cüzi yata nüfuz eder. Ona göre kâhin daha yüksek gayb mertebelerine çıkmamak için seçili sözler söyleyip durur. (İbn Haldûn, Ebû Zeyd Veliyyüddîn Abdurrahmân b. Muhammed Mukaddime, I-III, çev. Zakir Kadiri Ugan, İstanbul, 1990, C. I, ss. 244-250)]Sen gaybın sadece gelecek ile ilgili olduğunu biliyorsun onu da tashih ettim. Sadece İbn Seyyad kahindir ama Mukaddimede İbn Haldun’un ifade ettiği gibi cinlerden bilgi almamaktadır demek istedim. İbn sayyad’ın musallatlı olduğuna dair bilgin kaynağın varsa aktar. Google ‘den okuyarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuşsun. Buyur kehanetle ilgili Mukaddime’den küçük bir resim. Zaten bugünkü İslam alimlerinin birçoğu Mukaddimeyi de baz alarak Durugörü hadisesinin cinlerle alakalı olmadığını 6. Hissin bir inkişafı olduğunu belirtmekteler. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Alıntı:
|
Alıntı:
Kâhinlerin yardımcıları şeytanlardır. Şeytanlar, gökyüzündeki meleklerin konuşmalarına kulak misafiri olur, aldıkları bilgileri kahinlere ulaştırırlardı. Kâhinler de bu bilgileri değişik kılık ve kalıplara sokarak insanlara aktarırlardı. “Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun (kahinin) kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.” (Müslim, Selam 123) “Kim bir Arrafa (bir nevi falcı, kâhin, gaybı bildiğini iddia eden kimseye) gidip (gerçekten ona inanarak / sözlerinin doğru olabileceklerine ihtimal vererek) bir şey sorsa kırk gece namazı kabul olmaz.” (Müslim, Selam, 125) “Kim bir kâhine gidip söylediklerini (tamamen) tasdik etse, Muhammed (asm)’e indirilen (vahiy)den beri / uzak olmuş olur.” (Ebu Davud, Tıb, 21) Dolayisiyla sezgi veya durugörü adi altinda seytanin varligi vardir. Ne kalp gözleri açiktir ne evliyadir nede ilmi ledün sahibidir. |
Alıntı:
(Kaynak: (Kaynak Kuşeyri Risalesi Yazar: Abdülkerim Kuşeyri Yayınevi: İlk Harf Yayınları ) |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:12. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com