![]() |
melekut ve ceberut alemi nedir
melekul ve ceberut alemi nedir aciklayabilirmisinz?
|
Alıntı:
er-Rahman isminde, Mîm ve Nun Elif sayesinde “man.” diye ayrışmıştır. Çünkü Mîm, kendisini ruhun simgesi saydığımız için, melekût âleminden, kendisini cismin simgesi saydığımız için Nun, mülk âleminden, nokta ise ceberut (isim ve sıfatlar) âlemindendir. Çünkü nokta iddiayı ortadan kaldırmak için var olmuştur. Âdeta şöyle der: Ey Ruh! -ki o Mîm ’dir- Biz seni sen olman bakımından seçmedik. Fakat ilmimde senin hakkında bir inayet takdir edilmiştir (bu bakımdan seçildin). İsteseydim, senin varlığının vâsıtasıyla olmaksızın, aklın noktasına ve insanı gösteren Nûn’a muttali (haberdar/vâkıf) olabilirdim. Kendini bil! Bu seçimin, sen oluşun bakımından değil, ben oluşum bakımından sana bir tahsisim olduğunu bilmelisin. Böylelikle, seçim sahih (doğru/tam) olmuş, dolayısıyla artık başkasına tecelli yoktur. (Muhyiddin İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, s. 301.) Yani “Senin varlığın senin sen olmandan dolayı değil, benim onu takdir edişimden dolayı ortaya çıkıyor” diyor. Onun için de yapan-yaptıran yalnız Allah oluyor. |
Alıntı:
Mutasavvıflar var olan her şeyi zahir, bâtın ve ceberut olmak üzere üçe ayırmaktadırlar. Bu üç kısım da, üç çeşit âlemdir. Âlem-i şehadet, âlem-i melekût, âlem-i ceberut. Ruhların ve nefislerin makamı olan âlem. Aynı anlama gelmek üzere gayb âlemi, bâtın âlemi, emir âlemi, lâhutî âlem tabirleri de kullanılır. Melekût; mülkiyet, kudret, hükümdarlık, büyüklük anlamlarında gerçek tasarruf gücünü ifade eden, mübalağa sığasında bir kelimedir. Kelimede bulunan "vav" ve "te" harfleri zait olup, mübalağayı vurgulamak üzere kullanılmışlardır. Melekût kelimesi Kur'an-ı Kerim'in çeşitli ayetlerinde geçmektedir: "De ki: Her şeyin melekûtu elinde olan kimdir?" (el-Müminun, 23/88); "Yerin ve göklerin melekûtuna bakmıyorlar mı?"(el-Araf, 7/185; ayrıca bk. el-En'âm, 6/75; Yasin, 36/83). Âlem-i şehâdet, kevn ve fesata tabi olup, duyularımız tarafından idrak olunan, içinde yaşamakta olduğumuz şu âlemdir. Bir dereceye kadar insan tasarrufuna verilmiş bulunan bu âlem, zaman ve mekânla sınırlı olup, kevn ve fesata tabidir. Bu âlem için, halk âlemi, his âlemi ve mülk âlemi tabirleri de kullanılmıştır. İslâm filozofları bu âlem için daha çok, "ayaltı âlemi" tâbirini kullanmışlardır. Âlem-i ceberût, şehadet âlemiyle taban tabana zıt vasıflara sahip olan bir varlık mertebesini ifade etmektedir. Âlem-i şehadet ve âlem-i melekûttan tamamen münezzeh olan bu âlem, Allah'ın ezelî varlığına delâlet eder (Tehânevî, a.g.e., II/1339, 1054; Seyyid Şerif Curcânî, et-Tarifât, s. 155). |
tesekkur ederim abi
|
Alıntı:
MELEKUT ALEMİ BU 14 ÇEŞİT RUHLARLA TAMAMLANMIŞTIR. BU ALEMİN EN YÜKSEĞİNE VE EN LATİFİNE GAYB ALEMİ=LAHUT ALEMİ VEYA CEBERUT ALEMİ DENİR. BU ALEMİN ORTANCASINA RUHLAR ALEMİ=MANA ALEMİ VEYA EMİR ALEMİ ADI VERİLİR. BU ALEMİN AŞAĞISINA VE CİSİMLERE YAKIN OLANINA MÜCERRET ALEM=BERZAH ALEMİ VEYA MİSAL ALEMİ DENİR. (Kaynak: ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİ TAM MARİFETNAME TÜRKÇEYE ÇEVİREN ABDULLAH AYDIN MÜJDE YAYINLARI Sayfa: 23) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:24. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com