Alıntı:
Beyaz Kalkan Nickli Üyeden Alıntı
(Mesaj 658088)
Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! (Bakara Suresi 102.)
|
Alimler ve müfessirler bu kıssada birçok bakımdan ihtilafa düşmüşlerdir:İlk ihtilaf ettikleri şey, Harut ile Marut’un iki melek mi, yoksa iki insan mı olduğu konusudur. Ayet-i kerimedeki “iki melek” ifadesiyle kastedilen Harut ile Marut mudur? Ayet iki melek anlamında “melekeyn” diye mi, iki padişah anlamında “melikeyn” diye mi, yoksa her iki şekilde birden mi okunacaktır? Yine “vema ünzile ale’l-melekeyni” ayeti ile “vema yüallimani min ahadin” ayetlerindeki “ma” harfleri nafiye midir, yoksa mevsule midir?“Ma” harfleri nafiye olursa, meleklere sihir indirilmediği ve onların kimseye sihir öğretmediği anlamı çıkar; mevsule olursa, onlara sihir indirildiği ve insanlara sihir öğrettikleri anlamı çıkar.
Tebe-i tabiin alimlerinden Abdullah ibni Vehb’inrivayet ettiğine göre, bazı kimseler, tabiin alimlerinden Halid ibni Ebi İmran’ın yanında Harut ile Marut’tan bahsettiler ve onların insanlara büyü yapmayı öğrettiklerini söylediler. Bunun üzerine Halid ibni Ebi İmran: “Biz o melekleri böyle bir şey yapmaktan tenzih ederiz.” dedi. O zaman orada bulunan biri Bakara suresinin 102. ayetini okuyarak, “Harut ile Marut’a indirilen bilgilerden” söz edince, bu ünlü alim ona cevap olarak: “O meleklere böyle bir bilgi indirilmedi.” dedi. Görüldüğü üzere Halid ibni Ebi İmran’ın yanında bulunan kimseler, Harut ile Marut’un, kendilerinden sihir yapmayı öğrenmek isteyenlere büyünün küfür olduğunu söylemek ve Allah Teala’nın insanları sihir ile çetin bir imtihana tabi tuttuğunu belirtmek şartıyla isteyenlere sihir yapmayı öğretmelerine izin verildiğini söylüyorlar, Halid ibni Ebi İmran da onlara, Harut ile Marut’un kimseye sihir öğretmediğini kesin bir dille ifade ediyor. Halid ibni Ebi İmran çok büyük bir alim olarak o iki meleği büyük günah işlemekten tenzih etmişken, biz onları konuyla ilgili haber ve hikayelerde anlatıldığı şekilde küfre düşecek işler yapmaktan nasıl tenzih etmeyiz? Halid ibni Ebi İmran’ın “vema ünzile ale’l-melekeyni” ayetindeki “ma” harfini nafiye (olumsuzluk edatı) kabul ederek ayeti: “O meleklere böyle bir bilgi indirilmedi” şeklinde açıklaması Abdullah ibni Abbas radıyallahu anhümadan nakledilmektedir.
Endülüslü kıraat alimi Ebu Muhammed Mekki bin Ebi Talibde der ki: “İbni Abbas’tan nakledilen bu görüşe göre وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَۜ ayetindeki ‘ma’ harfi olumsuzluk edatı (nafiye) kabul edildiği takdirde, “Süleyman hiçbir zaman kafir olmadı.” ifadesini şöyle anlamak gerekir: Şeytanların uydurduğu, Yahudilerin de onlardan öğrenip yaptığı sihri Hz. Süleyman hiçbir zaman yapmadı ve dolayısıyla küfre girmedi. “Meleklere indirilen bilgiler” ayetinde sözü edilen melekler Cebrail ile Mikail’dir. Yahudiler sihri getiren meleklerin Cebrail ve Mikail olduğunu ileri sürmüşler, sihri hazırlayıp Hz. Süleyman’ın tahtının altına gömmüşler, sonra da onun saltanatını sihirle yürüttüğünü iddia etmişlerdir. Allah Teala ise Yahudilerin yalan söylediğini ayet-i kerime ile ortaya koymuştur.”
Bazıları ayette zikredilen Harut ile Marut’un iki melek değil, sihir öğrenen iki adam olduğunu söylemiştir. Ünlü tabiin alimi Hasan-ı Basri de “vema ünzile ale’l-melekeyni” ayetini “melikeyni” şeklinde okuyarak Harut ile Marut’un Babilli iki zalim kral olduğunu söylemiştir. Bu okuyuşa göre “ma” harfi nafiye (olumsuzluk edatı) değil mevsule olmuş olur.Ashab-ı kiramdan olan Abdurrahman ibni Ebzada “melekeyni” kelimesini “melikeyni” şeklinde okumuş ve o bu meliklerin Hz. Davud ve Süleyman olduklarını söylemiştir. Bu durumda “ma” yine nafiye (olumsuzluk edatı) olmuş olur.Tefsir alimi ve Hanefi fakihi Ebü’l-Leys es-Semerkandi’nin söylediğine göre o iki adam (o iki melik), İsrailoğulları’ndan iki kraldı ve Allah Teala onların yüzünü başka bir şekle soktu (meshetti).Kelimenin “Melekeyni” şeklinde okunması meşhur, ancak “melikeyni” şeklinde okunması kabul görmeyen (şaz) bir kıraat şeklidir. Bu ayetin, yukarıda geçtiği üzere Ebu Muhammed Mekki bin Ebi Talib’in söylediği şekilde tefsir edilmesi uygundur. Çünkü bu yorum, melekleri günah işlemekten tenzih eden, onların hiçbir kötülük yapmayacağını belirten ve onların tertemiz olduğunu ortaya koyan bir yorumdur. Nitekim Allah Teala melekleri “tertemiz”, “saygın ve itaatkar”, “hiçbir emrinde Allah’a isyan etmeyen” varlıklar diye nitelemiştir.
Aliyyü’l-Kāri şöyle özetlemiştir: Alimlerimiz;
Ayet-i kerime “melekeyn” diye okunduğunda, Harut ile Marut’un kastedildiğini söylemişlerdir (Bu durumda “ma” mevsuledir).
Ayet-i kerime “melekeyn” diye okunduğunda Cebrail ile Mikail’in kastedildiğini söylemişlerdir (Ancak bu durumda “ma” nafiyedir).
Ayet-i kerime “melikeyn” diye okunduğunda Hz. Davud ile Hz. Süleyman’ın kastedildiğini söylemişlerdir (Bu durumda da “ma” nafiyedir.) (Kaynak: Şifa-i Şerif Şerhi 3. Cilt Kadı İyaz M. Yaşar KandemirTahlil Yayınları )