![]() |
Allah zenginliği istediğine veriyorsa neden dua ediyoruz?
Allah ilmi isteyene zenginligi istedigine veriyorsa zengin olmak için ne kadar dua edersek edelim olamaz mıyız
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
ilim gibi, malı da isteyene verir. İstemediği hâlde verdiği de olur. İki âyet-i kerime meali:
(İsteyene âhiret nimetlerini, isteyene de dünya nimetlerini veririz.) [Şura 20] (Yalnız dünya için yaşamak, eğlenmek isteyenlerin çalışmalarının karşılığını, hiçbir şey esirgemeden [sağlık, mal, para, makam, şöhret gibi] bol bol veririz. Bunlara âhirette yalnız Cehennem ateşi vardır. Emekleri boşa gider.) [Hud 15, 16] İstemek, sebebe yapışmak, yani çalışmak gerekir. Allahü teâlâ, dünya nimetlerine ve âhiret nimetlerine kavuşmak için çalışanlara, dilediklerini vereceğini vâdediyor. (Müslüman olmasa da, dünya nimetlerini çalışan herkese veririm) buyuruyor. O hâlde, ilim olsun, mal olsun, çalışan karşılığına kavuşur. Fetih sûresinin son âyet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, inanıp iyi işler yapanlara büyük mükâfat vereceğini bildiriyor. Bir kimse, bilerek istemediği hâlde, ona hidayet verebilir, mal verebilir, makam verebilir. Allahü teâlânın (Her isteyene veririm) buyurması adalettir. (İstediğime veririm) buyurması da ihsandır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
hz. ömer ra. şöyle diyor ***çalişmadan dua eden silahsız savasa giden gibidir*** önce çalışacaksın sonra dua edeceksin ve sonra tevekkul edeceksin |
Alıntı:
|
Alıntı:
baktin 30 yildir olmuyor o en büyuk düsman olan şeytan nefsine dur diyeceksin, vermiyorsa mabud neylesin sultan mahmud kıssasinda oldugu gibi... |
Alıntı:
Şeklinde bir ifadeye yer verilmiştir. (İbn Aşur, et_Tahrir ve’t-Tenvir ikinci cilt sayfa 179) Müfessirler duanın kabulü hususunda kalben Allah’a bağlanmak ve kulun O’ndan başka bir sığınağının bulunmadığına yürekten inanmak halis samimi niyet haram lokma yemekten kaçınmak, dua ve niyazdan usanmamak, aceleci olmamak, dinen meşru olmayan şeylerle ilgili istekte bulunmamak dair birtakım şartlardan söz etmişlerdir. Diğer taraftan kaynaklarda Ebu Said el-Hudri tarikiyle nakledilen bir hadiste günah söz ve istek içermeyen duaların şu üç şekilde kabul edileceği bildirilmiştir: (1) Allah kula duayla istediğini dünyada verir; (2) Kulun isteğini ahirete saklar (3) Kulun başına gelecek sıkıntı ve belayı def eder. (İbn Ebi Şeybe el-Musannef 7. Cilt sayfa 24; İbn Abdilberr, et-Temhid 5. Cilt sayfa 344) İslam alimlerinin büyük çoğunluğu ilahi takdirin değişmezliği gerekçesine dayanarak duayı reddetmek yerine duayı da takdirin bir unsuru saymanın daha makul olduğunu savunmuşlardır. Ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine dua ile hasıl olur. Kaderin olaylara göre önceliği varsa Allah'ın da kaza ve kadere önceliği vardır. Bunun aksini düşünmek, Allah'ın da kaza ve kadere mahkûm olduğunu farz etmek gibi bir sonuca götürür. Ayrıca, duadan maksat, Allah'ın bilmediği bir şeyi O'na hatırlatmak değil, kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve ihtiyacını Allah'a arz etmesidir.(Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Gayb 5.cilt sayfa 262-263) Gazali , "Allah'ın takdiri değişmeyeceğine göre duanın ne faydası vardır?" sorusuna şöyle cevap vermiştir: Olaylar önceden sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanmıştır. Mesela, kalkanın oktan korunmaya, suyun tohum ve bitkilerin filizlenip yeşermesine sebep olması gibi dua da gerek sıkıntı ve belayı defetmek gerekse Allah'ın rahmetini celbetmek için bir sebeptir. Ancak dua sonucunda meydana gelecek değişiklik, yine doğal sebep-sonuç ilişkisi içinde ortaya çıkar. Allah, "Savaş için gereken hazırlığı yapın" (Nisa suresi ayet 71) derken, silah kuşanmamak veya "Allah takdir ettiyse çıkar, etmediyse çıkmaz" diyerek tohumu saçtıktan sonra toprağı sulamamak, Allah'ın takdirine uymak değildir. Sebeplerin sonuçları doğurması, süreç içerisinde meydana gelir. İyilik veya kötülüğü takdir eden Allah, bunlar için sebep de takdir etmiştir. Dua kötülüğün savuşturulması veya iyiliğin sağlanması için bir sebeptir. (Gazali, İhyau Ulumi’d-Din cilt 1 sayfa 328-329) Bütün bu izahata rağmen, "Allah içimizdeki duygu ve düşünceleri, ihtiyaç duyduğumuz veya istediğimiz her şeyi zaten bildiğine göre biz neden dua ediyoruz?" şeklindeki bir sorunun hala cevap bulamadığı düşünülebilir? Böyle bir soruya verilecek cevap şöyle formüle edilebilir: Duadan maksat, kulun kalben Allah'a yönelişi, kendi aczini ve eksikliğini hissedip O'nun lütuf ve inayetine ihtiyaç hissedişidir. Ancak bu hissiyat da esasen rıza ve teslimiyet haliyle izhar edilir. Bir rivayete göre Hz. İbrahim ateşe atılmadan önce, Cebrail gelip, "Bir isteğin var mı? İstekte bulun?" demiş, İbrahim de, "Allah'ın halimi bilmesi, benim O'ndan istekte bulunmama ihtiyaç bırakmaz" manasına gelecek şekilde "hasbiyellah" diye karşılık vermiştir. (Gazali, İhyau Ulumi’d-Din cilt 4 sayfa 171, 244)Bu rivayet her ne kadar menkıbe tarzında olsa da, dua konusuna dair içerdiği mesaj en azından bizim için çok önemlidir. Dille duanın Allah'la irtibatı sağlamlaştırmak, dini-ahlaki bilinci canlı tutmak, manevi/ruhi arınmayı arttırmak, iç huzuru sağlamak gibi birçok işlevinin bulunduğu şüphesiz olmakla birlikte, gerçek dua rıza ve teslimiyet halinde fiili olarak edilen duadır. Daha açıkçası, insan (kul) Allah'tan bir istek ve dilekte bulunacaksa, evvel emirde bu isteğin gerçekleşmesine yönelik sebeplere tevessül babında azami gayretle fiili çaba sergilemeli ve bu süreçte Allah'tan ancak inayet, nusret ve tevfikini esirgememesi yönünde moral destek talep etmelidir. Bu anlamda dille dua ancak manevi destek ve motivasyondan ibarettir; gerçek dua ise her şeye rağmen rıza halinde fiili çaba göstermektir. |
Zengin olmak kolay değil.
Benim şahid olduğum bir olayı kısaca yazayım.Yazdığım yerler şimdi varmı bilmem 20-25 senedir gitmedim. Sene 1984 İstanbul Florya tren istasyonu orda yazlık kamping yerler var hemen üstte benzinci var ordada zaten 1 adet plaj vardı.Sene 1984 Bizim uzaktan akraba işte o plaj önündeki büfeyi kiralar.O dönem tavuk döner yok tavuk dönerler 1997 lerde çıktı. İşte o büfede kıymadan döner takılırdı hafta içi abartısız 70-80 kilo hafta sonu 120-130 kilo.Ve akşama biterdi.Çeyrek ekmek yarım ekmek.Şimdi diyen olacak ondanmı zengin evet ondan zenginliğin ön ayak sesi ordan geldi.Büfede tosttan tut o kampinglere değişik arkada manav gibi yerden aklına herçeşit malzeme satılır.Paralar kasa yok bildiğin koli kutu birikir akşam orda oturulur sayılırdı.good1 2 sene orda devam etti belediye büfeyi yıktı sonra benzincini önünde büfe orayı kiraladı.Ayrıca orda dondurmacı var bilen bilir onun yanında önce lahmacun yeri açtı sonra lokantaya çevirdi.Ordan bakırköy meydanda bir büfe açtı ordanda gelsin paralar.Sonra kardeşi bir otobüs firmasında işe başladı ordan kardeşi kazık yedi onu kurtardı ona parasal karısı duymadan çaktırmadan yardım etti.Bu beriki asıl abisi yaş ilerledi çoğu yeri devretti evi var apartmanı var parasıda var.Ne kadar bilmem.Ama kardeşi boynuz kulağı geçti otobüs firması var.Yalan yazmayım 20 den fazla mercedes otobüsü var diyorlar ve turizm işinde. Bu hikayeden ne anlamak lazım.İşte bir yerden Allah yürü ya kulum dedimi ordan dinamitin fitili ateşleniyor.ve son sürat gidiyor.Ama işte mesele şu doğru zaman doğru yer doğru adımı atmak lazım.Allah CC yürü ya kulum derse olay bitti. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Dünya malı, her zaman Allah’ın razı olduğu kula verilmez; bazen imtihan için, bazen mühlet için, bazen de istidrac olarak verilir. Eğer zenginlik hak ölçüsü olsaydı, en doğru insanlar servetle en önde olurdu. Dua ise “istediğim dünyevî sonucu üretsin” diye çalışan bir düzenek değil; kulun Rabbine bağlanmasıdır.
|
Allah, dünyalığı veriyor ve bakıyor "kulum ne yapacak?"
Verilenler cennete mi cehenneme mi götürür bilinmez... Nasıl kazandığımız kadar nereye harcadığımız da önemli. Yoklukla imtihan edilmek çok kötü. Bollukla imtihan edilmek de kötü. Bollukla imtihan edilenlerin çoğu imtihan edildiklerinin farkında değil. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Parayı ilah edinip zenginliğe güvenenlerin ilahı paradır, putçudurlar. Allah’tan çok parayı severler.
Abdülkadir Geylani Hz. Çok güzel anlatmış . Bu zaman, ahir zamandır. Bu zamanda çoğu insanların mabudu, paradan ibarettir. Bu zaman insanlarının çoğu, Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar, altın buzağıyı kendilerine mabud edinmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine mabud edinmişsin, Rab edinmişsin. Paraya tapıyorsun. Senin Allah’ın para. Hükümdarlar, devlet büyükleri ve ikbal sahipleri, halktan birçoğunun nazarında birer ilâhtır. Dünyevî imkânlar, zenginlikler, sıhhat, afiyet, kuvvet ve kudret, birçok insanların nazarında birer ilâhtır. İnsanların birçoğu, bunlara ve benzeri şeylere taparlar... Dünya zorbalarına, zenginlerine, firavunlarına ve hükümdarlarına saygı gösterip Allah’ı unuttuğun ve O’na saygı göstermediğin takdirde, senin hakkındaki hüküm de, putlara tapanlar hakkındaki hüküm gibidir. Sen de putuna saygı gösterenlerden olursun. Putlara kulluk etme, onları yaratana kulluk et. İşte o zaman, putlar sana boyun eğecektir. Sen, namazda iken bile yalan söylüyorsun. Mesela namaza dururken ve gene namaz sırasında, “Allahu Ekber” (Allah her şeyden büyüktür) diyorsun. Böylece yalan söylemiş oluyorsun. Çünkü senin kalbinde, Allah’tan başka bir ilâh vardır. Kendisine güvenip bağlandığın her şey, senin ilâhındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun ve kendisine ümit beslediğin her şey, senin ilâhındır, taptığındır. Kendisinde Allah’tan başka bir şey bulunduğu müddetçe, senin kalbin için kurtuluş yoktur. Eğer sen, taşlar üzerinde Allah’a bin yıl secde etsen, değil mi ki kalbinle O’ndan başkasına yöneliyorsun, sana bu secdeler hiçbir fayda vermez. Mevlâsından başkasını sever oldukça, o kalp için iyi bir akibet yoktur. Allah’tan başka her şeyi kalbinden yoketmedikçe, saadete eremez, bahtiyar olamazsın. |
çaba yoksa hiçbirşey yoktur ayağına birr kapının gelmesi zor kovalamadıktan sonra
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:06. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com